aziyacamur.sitemynet.com
Anasayfam | Yeni Şiirlerim | Şiirlerim | Eski Şiirlerimden Seçmeler | Japon Şiirinden Esintiler | Konfüçyüsten Esintiler | Çocuklara Şiirler | Halk Şiirinin Rüzgarıyla | Öykülerim | Gülmece Öyküleri-1 | Gülmece Öyküleri-2 | Denemelerim | İncelemeler | İncelemeler-2 | Karikatürlerim ve Desenlerim | Öğrencilerimden Aforizmalar | Şiir Yazıları | Ben Kimim | Konuk Defteri | Linkler

Gülmece Öyküleri-2


YAKALA CO

Arkadaşlarla beraber geçende bayramı kutlayalım diyerekten bir lokantada dostlarla buluşup yedik, içtik. Daha saat on sularına gelmemişti ki aramızdan en kalantoru Ahmet Ağabey, "Atlayın benim sarı mersedese haydi'n Alanya'ya!" demez mi? "Olmaz, gitmeyelim" dediysek de para etmedi.

Atladık gittik Alanya'ya . Orada da başka bir lokanta da devam ettik yemeye, içmeye. Neyse tam kalkıp hesabı ödeyeceğimiz zaman Kemal Dayı demesin mi "Lan oğlum benim palto vestiyerde yok!" Arandı, tarandı Kemal Dayı'nın kürk yakalı deri paltosu bulunamadı. Lokanta sahipleri bir yanda telâşlı ve üzgün; biz öbür yanda Anamur'a, eve gecikeceğiz kaygısındayız. Kemal Dayı tutturdu da tutturdu. "İlle de paltomu bulun! Polisi çağırın!" Lokanta sahipleri zararı ödemeye kalktılarsa da Kemal Dayı'yı ikna etmek mümkün olmadı. Neyse polis ekibi geldi. Hırsızlık masasından bir de dedektif polis köpeği getirildi. Köpeğe Kemal Dayı'nın ceketi, pantolonu koklatıldı. "Yakala Co!" komutu verildi. Sen misin diyen, Co fırladığı gibi yüz-iki yüz metre ilerde şık giyimli bir adamın paçasını yakaladı. "Dur!" dedi yok, "Yapma!" dedi yok. Sonunda yere çökmek zorunda kaldı. Polis, "Paltoyu ne yaptın?" diye sorunca, "Valla paltoyu bilmem ama itiraf ediyorum, çantamda yurt dışına kaçırmaya çalıştığım tarihi eserler var, biraz sonra da uyuşturucu pazarlamak için yabancılarla görüşme yapacaktım. Hepsini söyledim ben suçluyum. N'olur bu köpekten beni kurtarın!"

Neyse adam ekip otosuyla merkeze gönderildi. Görevli memur, bir "Yakala Co!" komutu daha verdi. Co yine şimşek gibi fırladı. Bu sefer başka bir adamı kolundan yakaladığı gibi yere yatırdı. Memur sordu: "Palto nerede?" Adam, köpeğin polis köpeği olduğunu anlayınca "N'olur beni kurtarın. Paltoyu bilmiyorum ama falanca bankayı ben hortumladım, bütün parayı üstüme geçirdim. Kendime ve tanıdıklarıma verdiğim usülsüz kredilerle bankaları ben batırdım. Suçluyum, beni bu köpekten kurtarın."

SEÇİM-GEÇİM-DEVRİ DAİM

ALİ ZİYA ÇAMUR

Osman, benim ta okul yıllarından arkadaşım olur. Babası da kendi hâlinde, ne uzayan, ne kısalan bir berberdi. Çoğu zaman okulda Osman'la simitlerimizi bölüşür yerdik. Çünkü ikimizin de birer simit almaya yetecek kadar harçlığı olmazdı. Askere gitti, geldi. Ailesi, onu helâl süt emmiş bir kızla biraz da dayatarak baş göz ettiler. Çünkü Osman, bir baltaya sap olamamış; her dala tünemiş ama hiçbirine sürekli konamamıştı.

Epey bir zaman, medarı maişet motorunu yüzdürme telâşından Osman'la görüşemedik. Ne yaptığından, ne ettiğinden haberim olmadı. Bir aralık siyasete bulaştığını, bir partinin önemli elemanları arasına karıştığını duyar gibi de oluyordum. Ama Osman'ın da benim gibi kesesi deliklerden olduğunu bildiğimden, "Yemlenmeye çalışıyor herhâlde" diye düşünmüştüm.

Kasabamızda seçim davulları vurulmaya başlamıştı. Birer birer adaylar arzı endam ediyor, kahve kahve, ev ev dolaşıyorlardı. Geçende bir kahveye uğrayayım dedim. Kahve tıklım tıklım olmasına rağmen ne okey şakırtısı, ne de kâğıt hışırtısı vardı. Biraz sonra, kahvenin içindekilerden bazıları telâşla dışarı koşuştular. "Adayımız geliyooor!" nidaları yükseldi. Dışarda son model siyah bir otomobil durdu. İçinden gayet şık, lacivert bir takım giymiş birisi indi. Önce, her önüne gelenle kucaklaştı, öpüştü. Sonra kahvede, ona ayrılmış bulunan baş masaya oturdu.

Ben hep geçim sıkıntısı içinde olduğumdan seçim o kadar da kaygım, tasam değildi. Arkalara, bir yere çekildim. Kahvenin içinde sigara dumanından göz gözü görmüyordu. Önde oturan aday, ayağa kalkıp "Merhaba Arkadaşlar!" diye konuşmasına başladı. Yüzünü iyice seçemiyordum ama sesi biraz tanıdık geliyordu. Nutka başladı. Ooofff, neler savurmuyordu ki.. Eşiktekinden beşiktekine, yataktakinden ayaktakine esti savurdu. Arada bir susuyor, peşinden goygoycuları "Yaşşşaaa, varollll!" diye bağırıp alkışlıyorlardı. Sesi çok tanıdık gelmişti. Ama Osman hiç aklımda yoktu. Biraz yaklaştım, bir de baktım ki bizim züğürt Osman.

Neyse bizim Osman epey savurdu, salladı. Hepimize birer çay ısmarladı. Sonra omuzlarda arabasının başına kadar uğurlandı. Bir aralık, öpen, kucaklayanlardan fırsat bulup ben de Osman'ı kucakladım Dedim "Yahu bu ne iştir! Nerden geliyor bu değirmenin suyu!" Bana bir işmar çaktı. "Şimdi sus, yarın bir ara benim seçim büroma uğra da seninle konuşalım. Erken gelirsen kimse olmaz, uzun uzun konuşuruz." dedi, arabaya binip uzaklaştı.

Ertesi sabah, işe gitmeden önce Osman'ın seçim bürosuna uğradım. Ocakçı çayı yeni demlemişti. Tek tük birkaç kişi vardı. Osman beni camlı özel odasına çekti.

Dedim, "Yahu Osman, sen de benim gibi gün bulup gün yiyen züğürdün biriydin. Ne oldu böyle, son model arabalarla dolaşıyorsun, grantuvalet giyiniyorsun. Sağına soluna para saçıyorsun. O kadar zengin oldun da şurada bir arkadaşım var deyip neden sormazsın, aramazsın."

Dışardakilere baktı. "Yavaş konuş, kimse duymasın. Ama sana hepsini anlatacağım. Sen benim kadim dostum sayılırsın." dedi. Başladı anlatmaya:

"Sen de bilirsin ki girip çıkmadığım iş kalmadı. Ama hiçbirinde tutunamadım. Babam öldükten sonra da epey sıkıntı çektim. Giriştiğim işlerin hepsinin sonu fos çıktı. Bende mi bir uğursuzluk vardı.

Anlayamamıştım. Bir gün düşündüm, taşındım. Aklıma müthiş bir fikir geldi. O sıralarda televizyonlar "Saadet Zinciri" kurup köşe dönen adamları anlatıyordu. Ben de o olaydan ilham aldım. Önce babadan kalma dükkânı eşyalarıyla sattım. Evdeki birkaç döküntüyü eskicilere okuttum. Birkaç ay buradan uzaklaştım. İstanbul'da, çeşitli işlerde çalıştım. Epey sıkıntı çektim, burada kalan çocuklara para yolladım.

ornabda_atlimagritte31.jpg

Neyse o da ekip otosuyla merkeze yollandı. Kemal Dayı'nın ceketi, pantolonu bir daha koklatıldı, bir "Yakala Co!" komutu daha verildi. Co yine şimşek gibi fırladı, biraz ötede bir başkasını yakalayıp yıktı yere. Adam başladı yardım istemeye. Memur "Paltoyu ne yaptın?" diye sorunca, "Valla paltoyu bilmem ama devlet batıran rüşvetleri ben aldım, ihalelere el koyup havadan hisse aldım, dış şirketlere bol kârlı ihaleler kazandırıp ülke hazinesini soydurdum ben de kâr payımı aldım.Suçluyum, itiraf ediyorum ama beni bu köpekten kurtarın!"
O da merkeze postalandı.

Kemal Dayı'nın elbiseleri yine Co'ya koklatıldı. Tekrar "Yakala Co!" komutu verildi. Co roket gibi fırladı, Az ötede yine birini yere devirdi. Adam feryât figân ediyor. Memur tepesine dikilerek sordu:"Palto nerede?" Adam, "Vallah paltoyu bilmiyorum ama bu köpeği tepemden alırsanız yaptığım her şeyi itiraf ederim, Yakıtta, unda, şekerde, çimentoda, demirde karaborsa vurgununu ben vurdum, borsada dolar- yuro üzerine yaptığım hileli alış-satışlarla devleti zarara uğratırken ben servetimi katrilyonlara katladım.İtiraf ediyorum." O da merkeze yollandı. Devleti soyanlar bir bir yakalandı ama palto ortada yok.

Bu sırada Kemal Dayı, paltosunun bulunmasından vaz geçtiğini, şikâyetini geri aldığını söyledi. "Neden?" diye sorduğumuzda, "Yahu arkadaş, köpek değil, mübarek sanki şerlok holmes... Gördünüz mü milleti-devleti soyanları nasıl da ortaya döktü tek tek.. Ama kardaşım benim de Ahmet'in de var az buçuk hileli dolaplı işlerimiz! Şimdi sıra bize gelecek diye korkmaya başladım da davamı çektim" deyiverdi. Ama Kemal Dayı'nın çalınan paltosu sayesinde dümenciler-dolapçılar yakayı ele verdi.

Biz birkaç hafta sonra Co'yu merak ettik. Sorduk ve öğrendik ki Co bir gecede yaptığı fazla mesai nedeniyle devlet kadrosunda yeterli hizmet süresini doldurduğu için re'sen emekliye sevk edilmiş.

Ali Ziya Çamur

bot-ayak-r.magr_tte.jpg

RESİM: Rene MAİGRETTE

Ama o sattıklarımdan kazandıklarımı hiç harcamadım. Birkaç ay sonra kılık kıyafetime de bir çekidüzen vererek kasabaya geldim. Mahallede babamın eski dostlarından Veli Ağa vardı. Tuttum beş yüz milyon lira borç istedim. Bu zamanda bu parayı istemek zor ama yüzümü kızartıp bir ay sonra geri vereceğime söz vererek biraz da babamın hatırına binaen adamdan parayı aldım. Ama paraya hiç dokunmadım. Otuz gün dolunca saati saatine gidip aynı paraları kendisine verdim.
Amacım moruğun itimadını kazanmak. On - on beş gün sonra bu sefer bir milyar istedim. Artık itimadını kazandığım için kaygısız verdi. Hatta ihtiyacım olursa sağdan- soldan kredi bile bulabileceğini söyledi. Ben de Veli Ağa'dan aldığımı Ali Efendi'ye; Ali Efendi'en aldığımı Tüccar Hamza'ya, Tüccar Hamza'dan aldığımı tekrar Veli Ağa'ya devretmeye başladım. Bir devri daim başladı ki değme gitsin.

Ben de artık Ali'nin Külâhını Veli'ye; Veli'ninkini Ali'ye giydirmenin tam ustası olmuştum. Ve şimdi kardeşim bu şekilde işimi yürütüyorum. Hele başkanlığı kazanayım, işte o zaman işim iş olacak. Şimdi Başkan Adayı olduğumdan, benden menfaat umanlar, daha çok vermeye başladılar. Nasıl olsa beni sağlam kazık belliyorlar. Başkanlığı kazanayım, işte o zaman paçayı kurtarmış olacağım Bütün hesabım bu itimat çemberinin üstüne. Hele bir seçileyim, seni de görürüm o zaman, alırım özel kalemime. Aman ser ver bu sırrı verme. Haaa, seçimde kazanamazsan ne olacak dersen, seçimde bütün varımı yoğumu harcadım, sıfırı tükettim; bundan sonra sizin himmetinizle tekrar kendimi toplayana kadar yardımınıza ihtiyacım var deyip yine döndürmeye başlayacam itimat çemberini. Benden güvenilir kimi bulacaklar. Alıştırdım onlar saat dedi mi trrriinnkkk ödemeye."

Kendisine başarılar dileyip yanından ayrıldım Giderken de derin derin düşünüyordum. Kimin ne demeye hakkı var Osman'a . Bugün herkes de Ali'ninkini Veli'ye giydirip geçinmiyor mu? Koca koca devletimiz bile vatandaşa borçlanıyor; dışarıya borcunu ödüyor. Sonra tekrar dışarıya borçlanıp kendi vatandaşına olan borcunu ödüyor. Helâl olsun Osman'a. Bu zamanda gemisini kurtaran kaptan." deyip iş yerine doğru yürüdüm.

(Bu öykü Akdeniz Postası (Anamur) Gazetesinde "Erdoğan Tezgiden" takma adıyla yayınlanmıştır.)

ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın