|
ŞİİRLERDE HALK SEVGİSİ VE ÖĞRETMEN
ALİ ZİYA ÇAMUR
Öğretmenler her zaman halkın içinde, halkla birlikte soluk almış, halkın sorunlarını kendi sorunlarından soyutlamamışlardır. Halkı aydınlatma ülküsüyle Anadolu'ya yayılan öğretmenler, halkın yaşadığı sorunları benimsemişler, bazen büyük bedeller ödeyerek de olsa yüreklerinde ülküselleştirilmiş derin halk sevgisiyle halk için çalışmışlar, halk için yaşamışlar; bu uğurda ağır bedeller ödemekten çekinmemişlerdir.
Öğretmenler, her zaman iğneyle kuyu kazar gibi yarınları yaratan şafağın dostları olmuşlar; umut düşmanlarının beslediği karanlıklardan yılmadan, halkla ışıklanan bir şafağa varmak için yaşamı gün ışığı sütüyle emzirmişlerdir. Bu bilinç içinde yaşamla ölümü, acıyla sevinci kişiliklerinde eriterek yüzyıllardır kurutulmak istenen, ateşlere verilen gül bahçelerini sulamışlar; sevinçleri, baharda uç veren her yeşil dalda, çocukların gözyaşlarının silindiği yerde doğmuş ve batmışlardır.
Öğretmenlerle ilgili şiirlerde pembe umutlar yüklü gencecik yüreklerin ak köpüklü mavi sulardan yeşil ağaçlı doruklara rüzgâr gibi esişi, ırmaklar gibi akışı vardır. Yüreğinde emek ve halk sevgisini filizlendiren, özlemi umuda sabırla eken , onurun türküsünü dirençle ezgileyen, acılara ve hüzne meydan okuyan bilinçli bir ses duyulur bu şiirlerde. Güneşli ovalarda, karlı buzlu dağ yollarında zulüm ve kırımla karartılamayan ayak izleri vardır öğretmenlerin.
Bu yönüyle ateşi yüreğinde taşıyanların türküsüdür, yürek dalına çekilen umut bayrağıdır öğretmen şiirleri. Acı yüklü yılları nefretsiz içen, karanlığın demir kapılarını parçalayarak geçen, kaç onuncu köyden halkın bağrındaki sonsuzluğa göçen öğretmenlerin destanını yansıtır öğretmen şiirleri. Tükenmez bir tutkuyla bağlıdır halkına öğretmen; yüreğinde cereyan, ayaklarında kan patlarken de olsa ateşin benzine değişi gibi yaldızlar, durur karanlıkları.
Öğretmen şiirlerinde mum gibi eriyen, sönen değil, orman yangınları gibi yana parlaya dönen, çıngılarını karanlığın kalbine batıran öğretmenlerin destansı yaşamları vardır. Bu şiirlerde ıslak bir rüzgârla öğüt kurutup, sigara dumanı gibi üfleyenlerin, ateş çemberinden geçmeyenlerin, yaşamını ve onurunu korkuya satanların, büyük bir ilikte küçücük bir düğme olabilenlerin, yüreklerini kırağı çalanların adları geçmez. Bir sözcüğün özgürlüğü uğruna bir ömrün özgürlüğün verenlerin, her biri vazgeçilmez cihan parçası insanların günlüğü kayıtlıdır bu şiirlerde.
Ceyhun Atuf KANSU'nun "Dünyanın Bütün Çiçekleri", öğretmenlerdeki halk sevgisini en iyi yansıtan şiirlerdendir. Taşıdığı sorumluluk ve yüreğindeki halk sevgisiyle tahsisat, mevzuat beklemeden okulun duvarını onarırken, yıkılan duvarın altında kalan Öğretmen Şefik Sınık'ın dudaklarından dökülen son sözlerinden yola çıkar ozan. İçinde taşıdığı engin lirizm, duyarlıklarımızı zenginleştiren imgeler, Anadolu'yu ve Anadolu halkının yalnız bırakılmışlığını, ezilmişliğini çağrıştıran yer ve çiçek adları şiire destansı bir söylem kazandırmakta; öğretmeni efsaneleştirmiştir: "Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,/kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,/kaderleri bana benzeyen,/yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,/yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri/hepinizi, hepinizi istiyorum,gelin görün beni,/Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni." (1)
Şiirlerde yer alan çiçek adlarıyla ozan, öğretmenin halkçı yönü somutluyor:"Afyon ovasında açan haşhaş çiçekleri/Bacımın suladığı fesleğenleri/Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,/avluların pembe entarili hatmisini,/çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,/Aman Isparta güllerini de unutmayın/.../" Şiirde geçen yer adları doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle tüm Anadolu'yu kucaklar: "Baharda Polatlı kırlarında açan,/Güz geldi mi Kopdağı'na göçen,/Yörükler yaylasında, Toroslarda eğleşen,/Muş ovasından, Ağrı eteğinden,/Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden/../" Ozan, öğretmenin tek ve en büyük amacını son bölümde vurgular. Halk için, halkı uyarmak ve aydınlatmak: "Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,/Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım;/Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir./.../"
Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmenler, özellikle Köy Enstitülerinden yetişen öğretmenler,"kırk bin köyü ışıtmak" ve bu köylerde yaşayan halkın sorunlarını ve çilelerini kendi çileleri olarak kabul etmek bilinciyle hareket etmişlerdir. Bu nedenle öğretmen şiirlerinde köy ve köy öğretmenleri imgesi büyük ağırlık taşımıştır. Talip APAYDIN, "Köy Okulları" şiirinde bir öğretmenin köy yaşamındaki duygu ve izlenimlerini, özlemlerini, köy ve köylülerle ilgili düşüncelerini, dileklerini aktarır: "Leveke köyünde akşam/Bakarsın dağlardan ansızın iner/Okulun paydos vaktidir/Kalpleri ile, kafaları ile öğrenciler/Okulun aydınlık dershanelerinden boşalır/Karanlık toprak evlere dönerler/Yarıda kalır gündüzki neşe/O kutsal çalışma biter/Şarkılar susar, okul susar//Öğretmen Sabri kapının önünde/Gezinir, kulaklarındaki uğultuyu dinler,/Ah Leveke köyünde akşamdır/İşte asıl yalnızlık başlar/ Boğazım ağrımıştır konuşmaktan/Sonu böyle mi olsun,/Köy karanlıklara batıp kalsın?//Bir gün gelsin bir gün/Geceler böyle başlamasın/Bu köyün üstünde/Karanlıklar böylesine boğucu/Böylesine sessiz olmasın" Tüm öğretmenlerin köye yönelik dilekleri Öğretmen Sabri'nin düşüncelerinde simgeleştirilmiştir.(2)
Mehmet Güner DEMİRAY, "Öğretmen" şiirinde öğretmenin köydeki halk için, halk yararına değiştirici ve dönüştürücü yönü üzerinde durur: "Bir ak yapı keklikli yamaçlarda,Cıvıl cıvıl çiğdem kokan yamaçlar,/Kimi güneş yanığı, kimi harman kavlağı;/Bir böcek, sakin adımlarında zaman yürüyor./Okul kapısında Hüseyin Öğretmen,/Şakıyan yapraklarda sabah güneşi,/Hey elleri öpülesi yurt arıları,/Toprağın yüreği köy öğretmenleri" (3)
Berran EROL, köy öğretmenlerinin yaşadıkları sıkıntılarından yola çıkarak, köye ve köylüye karşı özverili, halkçı tutumlarını dile getirir: "Florans lambalı şehirden/Uzun mektuplar yazmışsın, aldım/Gürültü içinde geçiyormuş günler/İnsanlar geçim sıkıntısı içindeymiş/Ekmeğin tanesi yetmiş kuruşa yükselmiş//Ben bir köy öğretmeniyim biliyorsun/Zamanın kozasını öreceğim bu yolda/Bu yolda saçlarıma ak düşecek/Aydınlık caddeleri, büyük evleri anlatma bana/Bana söyleme sinemaları, vitrinleri gelemem/Keman konçertolarının yerini/Davul sesleri aldı//Dinleyemem..." Öğretmenler çalıştıkları köyü ve köylüleri öylesine benimserler ki kentin olanakları, onları bu kararlılıklarından caydıramaz.(4)
Turgut ÖCAL, "Köy Öğretmeni" şiirinde öğretmenlerin köye bakışlarını, hedeflerini ve kararlı tutumlarını vurgular: "Köye can vermek için köyde can vereceğiz/Yüzde beşyüz ülküye biz köyden ereceğiz" (5)
Mesut TARCAN, "Öğretmen" şiirinde bir öğretmenin gönlünde yer eden halk sevgisini yurt ve insan sevgisiyle birleştirir. Dağ çocuklarının sabırlı yüreklerine, kökleri derinde büyüyen, acılarla kabuğunu çatlatan sevgi tohumlarını saçar öğretmen: "Toprak damlı köylerin serin buğusuna kattım/Çiçek düşünen ellerimi/Kişiyi özgürlüğe kardeşliğe götürür o gemi/Size hiç görmediğiniz şafaklar bıraktım/Bakarım köylüler iner dağ yollarından / Üç köylü görünür üçü de birbirinden yüce/Onlar kilimdeki türküye sevgiyle varan/Onlar ırmaklar gibi akan gönlümce" (6)
Zinifer GÜNEY, "Aranıza Geliyorum" adlı şiirinde halkçı bir öğretmenin istek, tutku ve amaçlarını derin bir içtenlikle dile getirir: "Artık ağlama Kezban/Uzatma ellerini sonsuzluğa/Ben geliyorum köyünüze/Seni ve senin gibileri kurtaracağım//Kaderinizi kaderime bağlayacağım/Kurtaracağım sizi karanlıklardan/Kuruyan filizleri alınterimle sulayacağım" (7)
M. Fethi SAVAŞÇI, "Tüm Köy Öğretmenlerine" adlı şiirinde onlara, inanılması güç çabalarına ve başarılarına duyduğu hayranlığı anlatır: "Bir türkü tutturdunuz hep birden/"Dağ başını duman" almaz gayrı/Siz memleket rüzgârlarısınız. dağıtırsınız./.../Bir avuç kişisiniz/Milyonla dertlere karşı fakir Anadolu'da/Dünyalar durdukça yaşayasınız." (8)
Kentte görev yapan öğretmenler de öğrencilerine değişen dünyanın halkçı sorumluluğunu yükler. Abdülkadir BULUT, "Üç Yıldır Alibeyköy'deyim" şiirinde kentten köye atanan bir öğretmen olarak işçi ve köylü çocuklarının halkçı öğretmenlerin düşünsel doğrultusunda yaşadıkları toplumsal değişiminin şaşkınlığını yansıtır "Üç yıldır Alibeyköy'deyim/Gözlerimle görmesem inanamam/İşçi ve köylü çocuklarının/Kalem tutuşlarına bakarak/Değişiyor dünya" (9)
Rıfat ILGAZ , "Çocuklarım" şiirinde bir kent öğretmeninin gözüyle, halkçı bir tutumla yoksul öğrencilerin başarısızlıklarının altındaki etkenleri ve eğitim sistemimizi sorgular: "Sizi ben yoklama defterlerinden öğrenmedim/Haylaz çocuklarım/Sınıfın en devamsızını/Bir sinema dönüşü tanıdım/Koltuğunda satılmamış gazeteler/Dumanlı bir salonda /Kendime göre karşılarken akşamı/Nane şekeri uzattı em tembeliniz/Götürmek istedi küfesinde/Elimdeki ıspanak demetini/En dalgını sınıfın/.../Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı/Tereyağındaki vitamini/Kalorisini taze yumurtanın Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta/Çevresini ölçtük dünyanın/Hesapladık yıldızların uzaklığını/Orta Asya'dan konuştuk lâf kıtlığında/Birlikte neler düşünmedik/ Burnumuzun dibindekini görmeden" (10)
Öğretmenlik mesleği, halkını seven, bu bilinci yüreğinden ve beyninden eksik etmeyen öğretmenler için bir tutkudur. Öylesine bir tutku ki -gerek doğadan, gerekse karanlığın cephesinden gelen- hiçbir güçlük, onları yıldıramaz. Bu uğurda pek çok öğretmen, nice acıların, çilelerin yanı sıra ölümü de göğüslemiştir. Cemal TÜRKMEN, karlı buzlu yollarda Çorum'un Kargı ilçesinden köylerine giderken can veren iki öğretmenin ardından yaktığı ağıtta bu gerçeği dile getirir: "Az ücretle çok vazife üstlendin/Halkına güvendin, halka yaslandın/Kar yüzüne vurdu vurdu ıslandın//Uyan hocam uyan üşümez misin/Karanlığa ışık taşımaz mısın///Bu nasıl duygudur cana kıyası/Memlekette tanıdıklar duyası/Ne bir tören be şehitlik payesi//Uyan hocam uyan yollarda kış var/Sen bize gereksin sende çok iş var."(11) Öğretmenleri izlek alan yazınsal yapıtlarda bu tür yaşanmış acı olaylara çok rastlanmaktadır. Bekir KOÇAK'ın "Neden Erken Battı Güneş" şiirinde (12)de maaşını almaya giderken yolda fırtınaya tutulup donarak ölen İsmail BAKCAN'ı anlatır. Yıllar sonra 14.12.2001 günü çağ atlamak ve atlatmakla öğündüğümüz ülkemizde aynı dram yeniden yaşanmış, gencecik bir vekil olan Şener Öğretmen, yüreğindeki halk sevgisi, görev ve sorumluluk duygusuyla okuluna koşarken donarak can vermiştir. Fakir Baykurt da "Şıhlıgöz Yolunda" adlı öyküsünde (13) bu ürkünç sonu yaşayan Ziya ÖNER öğretmeni konu alır.
Aydınlığın öncüleri olan, halk ve insan sevgisiyle donatılmış öğretmenler, yalnızca doğanın acımasız koşullarıyla baş başa bırakılarak ölüme terk edilmemiştir. Onların aydınlık düşüncelerinden ve halk sevgisinden ürken karanlık ellerden çıkan kurşunlar da çoğunlukla öğretmenleri hedef seçmiştir. Zekai HAZIR da "Gözlerimin Dileği" şiirini bir temmuz akşamında TÖB-DER'in bahçesinde kurşunlanan öğretmene adamıştır. "Çeşme gibi akıyorsa
|
|
ŞİİRLERDE ÖĞRETMEN VE AYDINLANMA
ALİ ZİYA ÇAMUR
İnsanlık tarihi, durağanlığı savunanlar, yeniliğe karşı tepki duyanlar ile ilerici ve aydınlanmacılar arasındaki kavganın da tarihidir. Eğer karanlığı savunanlar -dönem dönem iktidara gelip, çoğu kez iktidara çöküp çağları karartmayı başarsalar da-dünyanın her zaman aydınlığa koştuğu noktada etkili olamamışlarsa bunun bedelini ödeyenler vardır da ondan. Bu bedeli kanlarıyla, canlarıyla, tüm varlıklarıyla ödeyenlerin başında hiç kuşkusuz, öğretmenler gelir. Ne kadar kösteklenmeye, yok edilmeye çalışılmışsa da aydınlanma ve ilerleme, öğretmenlerin bitimsiz çabalarıyla her şafakta halkı uyaran güneş olmuştur.
18. yüzyıl Batı Avrupası'nda başlayan aydınlanma hareketinin temeli KANT'ın deyişiyle öğrenme hakkının tüm insanlara verilmesiyle başlar. Öğrenen insan özgürleşecek, özgürleşen insan seçme hakkını elde edebilecekti. Bu da bilgi edinme hakkını kazanabilmeye bağlıydı. İşte o zaman insanın gücü ortaya çıkacak, insan köle olmaktan kurtulacaktı; toplumun, insanlığın geleceğini etkileyecek gücü ele geçirecekti. İşte öğretmenin ezilenler için, halk için gerekliliği ve öğretmene karşı kin ve düşmanlık, bu aşamadan sonra ortaya çıktı. Öğretmen, bir bilgiyi kişiliğine sindiren ve onu başkalarına aktarmak gereksinmesi duyan bir insan, bir aydınlatıcı olarak hep toplumun önünde yer aldı. Bu nedenle de geriliğin ve bağnazlığın ilk hedefi oldu.
Bu açıdan öğretmen şiirlerinde, onların bu öncü, çığır açıcı, aydınlatıcı yönleri; üzerinde en çok durulan imgeler olmuştur. Bu şiirlerde öğretmenler, karanlığın ve buzun içinde aydınlık bir kapı açarlar önümüze. Dünyaya yediveren izler bırakarak, elleriyle tan ağartılarını örgütlerler. Dillerinde türkü tomurcukları açar, sözcüklerinde özgürlük rüzgârları eser. Özgürlüğü, barışı ve aydınlığı bir belik örer gibi örerler çocuklarımızın yüreğine. Ulusumuzun ertelenmez isteklerini güneşin sofrasına dizerler. Gün ışığından süzdükleri yaşam gerçeklerini dostça bölüştürürler öğrencilerine. Boranlara, fırtınalara karşı aydınlık ve
özgürlük tutkusunun ışıklı simgeleri olurlar .
Hiç akşam olmayacak bir gün doğumu için çaresizliği, bocalamayı, olmayanda eriyip gitmeyi yasaklarlar savaşçı kişiliklerine. Güneşten gerçeği, emekten aydınlığı, barıştan özgürlüğü sağarlar. Zamanın örgüsünü dişleyen gece kuşları, uykunun kanını emen vampirler,
güzelliğe kezzap döken karanlık, sevinci tutsak eden korsanlar, dağılıp dökülürler öğretmenlerin emek ve çabalarında. Onların kanatlarının her yerde izleri vardır. Işıklı düşünceleri ve duyarlıkları yurdun her yanına saçılmıştır. Yorgunluklarının sonu geldiğinde, kendi küllerinden doğan anka kuşu gibi emeklerinden yeni aydınlıklar mayalarlar yarınlarına yurdun.
Öğretmenler, bu nitelikleriyle her zaman güneşi tanrılardan çalıp insanlara armağan eden efsanevî kahraman Prometheus’la özdeşleştirilir. Mehmet AYDIN, "Işığı Kafasında Taşıyan Promete" şiirinde tüm kapıları aydınlıklara açan öğretmenlerin tarihin ıssızlığını bozan seslerini yansıtır: "Bir öğretmen olacağım adı ve sanı duyulmamış/Karanlıkların ardarda üstesinden gelen/Öğrencilerim yetişecek boy boy/Kötülük ve haksızlıklara direnen/Dağılıp bozkıra yıldızlar gibi/Kör inançları bir bir kazıyacaklar/Halkımın alnına çakılı kara yazısını/Dileklerince yeniden yazacaklar"
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA, "Öğretmen" şiirinde okulun ve öğretmenin uyarıcı işlevini halkın ağzından anlatır. Yoksul ve ezgin Anadolu halkının bilincine kazınan öğretmen imgesini döker dizelerine: "-Hey hey, bırakılmış bir dağ köyü kurda kuşa / bırakılmış, göğün kıyısına bırakılmış/83 toprak ev, 83 acı duman,/Çoluğuyla çocuğuyla 415 karanlık./Kurtulacağız, el ayak, kurtulacağız/Bir okul yapıla, bir gele öğretmen.-/.../Bir ışık bir ışık daha/Gecelerin içindeki ejderle dövüşür/Nice istemeseler de, nice önleseler de/Uyandırır toplumunu/İyiye, doğruya, güzele öğretmen."
Ceyhun Atuf KANSU, "Öğretmenler Yürüyüşü" şiirinde; öğretmenlerin Mustafa Necati, Tonguç, Yücel gibi cumhuriyet eğitiminin halkçı öncüleriyle birlikte, onların birikimine dayanarak halkı uyandırmaya gidişleri, adım adım halkçı Cumhuriyeti dokumaları anlatılmaktadır. "Yürüyor devrim karargâhı/Mustafa Necati Bey, Nafi Atuf,/Yakmışlar seher yıldızlarını dağ başlarından/Halkını uyandırmaya öğretmenler.///Yürüyor omuz omuza çocuklarıyle/Muş, Bursa, Bayburt, Ardeşen/Hümanizmanın güneşli çimenlerinde/Aydınlıklar ustası Yücel.///Ve o adı bilinmedik köylerden/Yanık bulgur kokan eğitmenler/Yürüyor büyük savaşın çavuşları/Yürüyor yuvası kutsal Tonguç Baba./Yürüyor adım adım halkçı Cumhuriyet,/Öğretmenlerin dokuduğu bayraklarla,/Örtük pınarlarına çocuk gözlerinin,/Anadolu güneşinin şavkını vurarak" Bu şiirde ozan, "devrim karargâhı Mustafa Necati Bey, Nafi Atuf", "Aydınlıklar ustası Yücel", "yuvası kutsal Tonguç Baba" sözleriyle halkçı öğretmenlerini mayalandıkları kaynakları imlemektedir.
Cahit KÜLEBİ, "Köy Öğretmenleri II" şiirinde halkçı öğretmenlere sorumluluklarını ve gidecekleri yönü anımsatır. Ülke aydınlığının bireylerin sorumluluk ve bilinciyle eş orantılı olduğunu söyler: "Çemişgezek’te, Patnos’ta, Malazgirt’te doğanlar!/Malazgirt’e, Çemişgezek’e, Patnos’a gitmezseniz/Çocuklarını öksüz kalır, yetim kalır/Köylere ışık iletmezseniz.///...///Çemişgezek’te, Patnos’ta, Malazgirt’te doğanlar/Bütün bunları düşünmelisiniz./Yüce ırmaklar gibi sessiz, sürekli/Kağnılarla, arabalarla, kamyonlarla/Akıp köylere gitmelisiniz!///Yurdumuza ışık iletmelisiniz." Onlardan beklentilerini ise şiirin birinci bölümünde vurgular: "Siz kara göklerin yıldızları/Işıtın yurdumuzu sabaha kadar"
Gülten AKIN, "Öğretmen Türküsü" şiirinde öğretmenlerin aydınlanmacı yönlerine dikkat çekerek, onlara duyduğu inancı, güveni ve sevgisini dile getirir: "Dağlarda tek tek yanan çoban ateşleridir/Öğretmen geçmişlerden gününe alaz verir/Çoğalır çocuklarda bilgi ve beceriyle/Onlar ışığımız, onlar yarınımız, onlardır canımız."
Osman BOLULU, "Yurt Boyu Sevişmek" şiirinde öğretmenlerin yurdu aydınlatma çabalarına dikilen engelleri belirtirken, onların gelecek için önemlerini ve toplum içindeki seçkin yerlerini vurgular: "Dulda kesmek için ışığına/Dolaştırsalar da kova kova/Senindir bu coğrafyada en ince köşe/Hasan Hüseyin Fatma Ali Ayşe/Özenle sularsın öğrenci çiçeklerini/Dünyayı dokursun gelecekçe oya oya/İnce parmaklarınla örülür bilincin haritası"
Rahim TOPRAK, "Anadolu Işıklarına" şiirinde Nazım Hikmet'in "Kerem Gibi" şiirine değindirme yaparak, kendilerinin yanmaları pahasına öğretmenlerin halkı aydınlatma çabalarına dikkat çeker. "Siz Anadolu'nun dört bucağına dağılmış/ Sönük kalmış gönülleri aydınlatan ışıklar,/ Karanlıklar hükmederdi buralara/ Koyu, kopkoyu karanlıklar/ Sizler buralarda yanmasa...."
Mehmet Âdem SOLAK, "Köy Öğretmenine Mektup" şiirinde köy yollarında, sevgiyi ve inancı kuşanarak ortaçağ karanlığının çöktüğü köylere güneşi götüren öğretmene sevgi ve hayranlık vardır. Onları, Anadolu'nun kara yazgısını yenecek öncüler olarak görür: "Seni köy yolunda gördüm toza çamura vurmuş/Sevgiyi inancı kuşanmış yürüyordun/İçinde yazılmamış bir şiir/Belleklere güneş izi götürüyordun/Biliyordun orada ırak köylerde/Yüzyıllardır kalakalmış Ortaçağlı geceler/Boz benizli Ahmet, Ayşe İbrahim/Işımak uyanmak ister/Biliyordun orada ırak köylerde/Hep ağlamaklıydı türküler/Ağrılar, sızılar, dertler/Yenilmek ister"
|
|
|
RESİM: Aydın AYAN
|
|
kanım/Yaz akşamında düşmüşse başım/Saniye önce sorunlar içindeyken/Saniye sonra uyuyorsam/Ve şimdi ölüme yenilmişsem/Olanların bütünü yaşama sevincimden.../.../İşte uzandım başım kollarımda/Akan kanım yeri yıkıyor/Karanfiller ekilecek az sonra/.../Neyi isterim bilir misiniz?/Hep aynı yere dönsün yapraklar/Dalına konanlar dost olsun/Yeşil ki ayırt edilmesin;/Kol kola girilsin altında/Soluklansın gelecekler" (14)
Kimi zaman öğretmenlere kalkan ellere derin öfke birikir de yine bir öğretmenin kaleminden fırlar bir tokat gibi haramzadenin kara yüzüne. Mehmet AYDIN, "Doruktaki Öğretmen Kıyımcısına" şiirinde bu öfkeyi anlatır: "Bir ülkü uğruna benliğini adayan/ Öğretmene haram ettiniz bir lokma ekmeğini /.../ Zaman her şeyi örtüp unutturmaz bunu bil/kimsenin yanına kalmaz kötülükleri/yetkiler iğreti güçler bozuk düzen yılgıları/kayar bir gün elden sen gene tatar ağası/bilmem ki hangi ana verdi senin karışık sütünü/bir öğretmen olarak andım olsun/taşlama çukuru yapacağım gömütünü." (15)
Ayhan GÜLSOY, "Öğretmen" şiirinde bir öğretmen çocuğunun gözüyle, onların özverili yaşamını döker dizelere: "Düşerken ekimde/Buğday yere/Suladın sevgi çeşmesinden/
Uzanıp aldığın dalı//Öptün kokladın // Bilmezken anası babası/Büyüdü boy saldı/Çiçek açtı dalın//Taşlasa da kapını /Bir haylaz öğrenci/Öpüp yanağını usulca/Sevgiyi öğrettin//İçinde dar bir tünelin/Kaldın kimi zaman/Yapayalnız zifiri karanlıkta/Cesareti öğrettin//İki kere iki
Ne ki / Hayatı öğrettin" (16)
Ali YÜCE, "Anıt" şiirinde öğrenci gözüyle öğretmenleri anıtlaştırır. Onlardaki inancın, halk sevgisinin ve sevgiden dolayı yaşadıkları sorunların kaynağını sorgular: "Mendilinle ağız silerdin/ Acılarımızı silerdin/Yüzlerimizden/Senin hiç mi acın yoktu /Öğretmenim //Sen bize güldüğün zaman /Nerden gelirdi gözlerin/Sen bize küstüğün zaman/ Yüzün nere giderdi / Öğretmenim // Sen bize görme öğretirken/ Kediler niçin ışığı tırmalardı/Niçin havlardı karanlık/Öğretmenim" (17) "Sözleşme" şiirinde de halkçı bir öğretmenin kimliğini saptar: "Ben öğretmenim/Işık sürerim ekmeğime/ Sevgi sürerim/Pis bir aferin için/Mesleğime boynuz takamam/Sonra nasıl bakarım çocukların yüzüne" (18)
Osman BOLULU, "Öğretmenlerimiz" şiirinde yüreği derin bir halk sevgisiyle dolu bir öğretmenin duruşunu yansıtır: "Yürüyorsa geleceğin zinciri halka halka/Ayak basmadığınız topraklara serpmişim tohumunu/Eğer direnç suyu verilmişse bu halka/İnanın ki benim ellerim örmüştür bunu//Geleceğin kitaplarında tek satır/ Adımızdan söz edilmeyeceğini biliriz/-Tarih ancak bayrağı dikenleri anlatır-/ama biz ipek böceği sessizliğinde yarınları öreriz." (19)
İsa Özgür DENİZ, "Öğretmence Değişim" şiirinde yaşadıklarından ve çağından sorumluluk duyan bir öğretmenin çizgilerini çizer, biçimlendirir: "Atatürk düşüncesinde, özeği/Bir kuşak yetiştiriyoruz; çember çember açılan/İlkesi sevgice... yaşama; bir türküde evren./.../Bir tuba ağacına değişmez;/Anadolu ağacının bir yaprağını,/Kâbe'den daha kutsal bilir/Anadolu'nun taşını toprağını." Yürekli ve derinlemesine işleyen imgelerdir bu şiirden belleğimize süzülenler.(20)
Özü insan sevgisiyle donatılmış, halkın sorunlarını yüreğinde duyumsayan öğretmenler, her zaman bir öncü ve kurtarıcı olarak aranan, özlenen insanlar olmuşlardır. Aytekin GÜRLER de "Bir Öğretmen Aranıyor" şiirinde ülkenin böyle bir öğretmene duyduğu gereksinimi yansıtır: "Bir öğretmen aranıyor dostlar/Dağların ardından kopup gelecek/Ak ak /Akacak/Çağlayacak/Bir sel gibi / Anadolu'nun dört bucağına/Yayılacak yayılacak yayılacak/Cümle kötülüklere karşı/Bir öğretmen aranıyor dostlar/Bir öğretmen aranıyor cesur inançlı/Kalemi kırıldıkça yazacak/Dudakları kilitlense de konuşacak/ Yasaklar susacak önünde/ Aldırmayacak gecenin baykuşlarına/Tuttuğu kapıyı açacak/Bu çok sesliliğinde ninnilerin/Bu perdelerin ışık geçirmezliğinde/Tutup sarsacak sarsacak/Bir öğretmen aranıyor dostlar /Anadolu'mu uyandıracak." (21)
Ama her zaman bu tür özverili, halkçı öğretmenlerle kesişmez yolumuz. Önümüzü tıkayan, geleceği körlenmiş, köşe dönücülük akımıyla ruhunu karartmış, kendinden sonrakilerin geleceğini körletenler de vardır aramızda. Çok az olduklarını düşünsek de... İşte İdris SARAÇ da Aytekin GÜRLER'in şiirine bir yanıt gibi yazdığı "Bir Öğretmen Bulundu" şiirinde, içimizdeki olumsuz örneklerin ökse otları gibi öğretmenliğe nasıl sarıldıklarını, karanlığın ve halk düşmanlığının düdüğünü çaldıklarını acı bir gülmece kıvamında anlatıyor: "Bir öğretmen bulundu dostum/Akıntı önünde yuvarlanan/Tutunmak için dal/Oturmak için set arayan/Dalından kopmuş yaprak misali,/Yoksun ve perişan./Bir öğretmen bulundu dostum/Dışı ile seni/İçi ile beni yakıp büyüleyen,/ asırlı el öpmemişsen /Sen kardeşini tanımayan/Tanımak istemiyen/Gerçeği görmemek için,/Gerçeği görmemek için tepeden bakan,/Bir öğretmen bulundu dostum/Sırtına binilmiş ağzına düdük/Aslını haykırıyor avaz avaz/Saldırıyor sütun sütun/Gözlerini yummuş/Kulakları tıkanmış gerçeğe/Bilinçsiz gidiyor/Bilinçsiz itiliyor karanlığa." (22)
Makedon ozan Risto LAZAROV, "Öğretmenim" şiirinde özverili bir meslek yaşamından sonra emekli öğretmenlerin duygularını, yaşadıkları hüzün kırıntılarını aktarır: "Alnında kocaman bir kırığı var/cebinde küçücük bir emeklilik// dımlarında büyük bir iyimserlik/ayaklarında çok eski ayakkabılar//Gözlerinde parlak güneşler var/bakışlarında gizli bir hüzün//Boğazında şiddetli bir ağrı/göğsünde büyük bir yürek//Bütün sevgilerimizin alfabesini/o çoktan ayrı ayrı belledi//Tedirginlik ile acılarımızın/çarpım tablosunu da iyi bilir" (23)
Necdet TEZCAN da "Yaşlı Çiçekler" şiirinde aynı izlek üzerinde durur. Ama onun şiirinde hüzün ve acıdan çok onur, kıvanç ve umut ağır basar: "Ben, kanatları ışıklı kuşlar uçurdum/ Ellerimden yurduma/Şimdi gördüğüm çağdaş ışıklar/Umut katar umuduma." (24)
Hüseyin ERKAN'ın yazdığı "Öğretmen Okulları Marşı" şiirinde, öğretmen okullarından başlayan bir halk sevgisinin ve kararlılığın kesinleşmiş anlatımı vardır: "Halktan geldik yolumuz işte yine halk yolu/Bilinçlendirdin bizi ilköğretmen okulu/Önderimiz ATATÜRK, yürekler sevgi dolu//Oldukça; yenilecek , karanlık yenilecek/Yurdumuza "ileri, çağdaş ülke" denecek.//Ülkücü öğretmenin varsın güç olsun işi/Ölür gider ölümü göze almayan kişi/Yıllardır süregelen bozuk-düzen gidişi/Halkçı bir anlayışla, bilimsel bir yöntemle/BİZ DEĞİŞTİRECEĞİZ, BİZ DEĞİŞTİRECEĞİZ." (25)
Tohumdan buğday yeşerten, kıvılcımdan güneş yaratan, yaşama insanlık aşılayan öğretmenlerin yüreğidir buharlaşan bu şiirlerde. Yaz yağmuruyla topraktan tüten buğudur öğretmenlerimiz; halkın kanayan yüreğine sokulmuş karanfillerdir, acının kimliğini çıkaran, dört nala geçen yaralı bir ömrün öncü süvarileridir, içinden gökkuşağı geçen çoban yıldızlarıdır.
Nice çemberler içinde kabuklu gölgelere sığınanlar, kardeşlikle öpüşen kan sıcaklığını duyamayanlar, yürek koltukta yıldırımlara meydan okuyamayanlar, dallarına baharın taze öz suyunu yürütemeyenler, tüm antenlerini gererek derin karanlıklara kol uzatamayanlar, kokmuş düzenin arsız kılıflarına sığınanlar, kafalarıyla yellenen mutsuzlar anlayamaz öğretmen şiirlerinden süzülen halk sevgisini, coşkuyu, onuru... Bu şiirleri; Anadolu"nun insanları sarmaşıklar örneği sarılsın diye birbirlerine, günün her değdiği yere sevgi tohumu ekenler, yurdumuzun dört bir yanında bükülen her boyunla yüreği burkulanlar, dudağında Iraklı'nın kurumuş gülüşünü, Filistin halkının suskun ezikliğini duyumsayanlar, sevgi seli yürekleriyle denizlere sığamazken damlaların kininde boğulup gidenler bilir ancak. Öğretmenliğin destanında hep onların adı olacak!
_____________________________
1) Ceyhun Atuf KANSU,Yanık Hava,Varlık Yayınları,İstanbul,1951,S.33,34,35
2) Zeki SARIHAN, Dünyanın Bütün Çiçekleri,Öğretmen Yayınları,Ankara,1984,s.14
3) Zeki SARIHAN,agy,s.34
4) Zeki SARIHAN,agy,s.35
5) Zeki SARIHAN,agy,s.61
6) Zeki SARIHAN,agy,s.70
7) İsmail YILMAZ, Şiirimizde Öğretmen ,Sunucu Yayınları,Ankara,1968,s.78
8) Zeki SARIHAN,agy,s.67
9) Abdülkadir BULUT,Acılar Yurdumdur,Yazko Yayınları,İstanbul,1982,s.28
10) Rıfat ILGAZ, Uzak Değil,May Yayınları,İstanbul,1971 ,s.45
11) Zeki SARIHAN,agy,s.78
12) İsmail YILMAZ /agy,s.74
13) Örneklerle Edebiyatımız, Muammer YÜZBAŞIOĞLU, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1982,s.443
14) Zekai HAZIR, Anadolu Şairleri,Asu Yayınları,İstanbul,1979,s.295
15) Mehmet AYDIN,Işığın Kavgası,Öncü Kitabevi,İstanbul,1979,s.10
16) Ay6han GÜLSOY, Yarım Söz,Yazın Yayınları,Kayseri,1980,s.38
17) Zeki SARIHAN,agy,s.88
18) Ali YÜCE,Şiir Sıcağı,Ankara,s.70
19) Osman BOLULU, Yurt Boyu Sevişmek,Doğru Yayınları,Ankara,1994,s.54,56
20) İsmail YILMAZ ,agy,s.60
21) İsmail YILMAZ /agy,s.53
22) İsmail YILMAZ /agy,s.56-57
23) Risto LAZAROV,Çağdaş Makedon Şiirleri Antolojisi,Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,1993,s.95
24) Zeki SARIHAN,agy,s.76
25) İsmail YILMAZ /agy,s.58
"Şiirde Aydınlanma Ve Öğretmen"in Devamı:
Caner YİĞİT'in "Ellerin Öğretmenim" şiirinde bir öğrencinin yüreğinden vuran sıcaklık ve öğretmenlerin aydınlığına duyulan gereksinim vardır: "Ellerin sıcacık öğretmenim,/ Ellerin umut yüklü, inanç yüklü/En akçıl çiçeklerini açtı/Aydınlığında öğretmenim..."
Yahya AKENGİN , "Öğretmen Olmak" şiirinde "öğretmen" kimliğini sorgular, öğretmenlerin dağlar eriten yaşama sevdasını, öğretmen olmanın ağırlığını ve sıcaklığını duyumsatır dizelerinde: "Buzullardan sıcak iklimlere varan,/Dünyamızı anlatırken coğrafya;/Sesinde,nefesinde bakışında parlayan,/Kıvılcımlarla yaklaşır gibi sılaya,/Eritmek buzların yüreklerin;/Ve ayazda kalmış duygulara,/Bir bahar gibi sokulmak;/Öğretmen olmak..."
Hazım ZEYREK, "Öğretmenler Marşı" şiirinde "aydın" ve "aydınlık öncüsü" niteliklerini anıtlaştırır öğretmenleri. "Köyde mezarı olan tek umut tek aydınsın" dizeleriyle artık günümüzde yiten, eriyen bir kavrama dikkatleri çeker. "Karanlıklara ışık, ışık ve aydınlıksın/Köyde mezarı olan tek umut tek aydınsın/Değişen çağımızın değişmez anıtısın///Sevgi ile uğraşı, sanat bilen öğretmen/Yurt için yüreklere erdem eken öğretmen"
Aytekin GÜRLER, "Bir Öğretmen Aranıyor" şiirinde öğretmenlerin aydınlatma odaklarını genişletir. Onların salt çocukları değil, halkı da aydınlatmalarını diler. Ozan, elini sürdüğü dalı filizlendirecek, perdelerin kalınlığını yırtacak, girdiği yere ışık olup dolacak, kendini ulusuna adayacak bir öğretmen arayışı içindedir: "Bir öğretmen aranıyor dostlar/Sadece kara tahta başında değil/Köyde kentte/Tarlada kahvede/Işık olacak halkına/Ben kafesteki bir kuş değilim diyecek/Unutulmuşluğunu çarpacak suratlarına/Aldatılmışlığını uyuşturulmuşluğunu/Aldırmayacak dikenliymiş taşlıymış yol/Yürüyecek/Yürüyecek vakur emin...."
M. Güner DEMİRAY, "Ben Öğretmenim" şiirinde öğretmenlerin destansal görevlerini ve sorumluluklarını açıklarken Aytekin GÜRLER'e yanıt veriyor gibidir: "Ben öğretmenim!/Kürsüde bilimin sesi oldum,/Bilginin kozasını ördüm beyinlere/Ak tebeşirle karatahtada/Ak günleri muştuladım/.../Ben öğretmenim!/Karanlıkların sabah yıldızı/Kahramanlar doğurdum ışığımdan/Çağlar açan zekâlar yarattım,/Biçim aldı ellerimde/Bu yurdun oğlu kızı,/Ben öğretmenim!"
İslâm ÇANKAYA, gülmecenin ince iğneleriyle nakşettiği "Öğretmen" adlı kısa ve vurucu şiirinde, öğretmeni karanlığın karşıt kavramı olarak gösterir: "Öğretmen içeri / Karanlık dışarı / Haydi bakalım / herkes yerli yerine / Marş marş..."
Öğretmen şiirleri, onların aydınlatıcılıklarını ve halk sevgilerini anlatan bir bozlak, bir hoyrattır uzayıp giden. Her birinde, özverili ve aydın öğretmen simgesinin farklı bir yönüne izdüşümler vardır:
Ayten UYAN, "Durma koş/Seni bekliyor/Karanlıklarda Anadolu" diyerek ışıtmaya çağırır Anadolu’yu. Hüseyin ERKAN, "Gönlümüze öyle bir kor koydun ki, yandıkça:/Ne değin güçlü olsa yenilecek karanlık/Ülkemizde bir daha geceye yer yok artık" Öğretmenin karanlığı yenecek gücüne selâm durur. Abdülkadir BULUT, "İşte ağarıyor sular/Geldiğim yollar, bulutlar, acılar/Gökyüzü ışıyor dağlarda iz bırakarak/Bekle yurdum tutkulu bir bakışla/Bekle sabahı ufukları tutuşturan" dizelerinde bir öğretmen olarak yurda ve halka aydınlığı muştular. İlhan GEÇER , öğretmenlerin, memleketin alın yazısını yazan, kopkoyu karanlıkları dağıtan ellerini baharla özdeşleştirir. Onların ileri ve aydın ufuklara bakan gözlerini ışığında yobazlıkları boğan mutlu yarınların muştusu olarak görür. Adnan ARDAĞI , yıldızlar gibi uzakta parlayan öğretmenlerden muştulu sabahlar bekler; imgeleminde, onların yolunu kendi gönlünden geçirir. Halim YAĞCIOĞLU ise, öğretmenleri Anadolu'ya serpilmiş aydınlık tohumları olarak görür; onlara, ulusu büyük cahillerin elinden kurtarma görevi verir.
Öğretmen şiirleri, karanlığın bağrında ateş tutuşturanların, büyük ve sonsuz barışa, umudun özgürlüğüne şafak olanların şiirleridir. Bu şiirlere yansıyan kavgalarıyla öğretmenler, yüreklerinde katıksız güvenleri, yalın yüzlerinde haklı öfkeleri, dimdik ve apaydınlık duruşlarıyla yeni Erzurumlarda, yeni Sivaslarda aydınlığın kurultaylarını topladılar. Kötülerin Ali Galip gibi kuyulandığı sularda onlar yepyeni bir Kuvayımilliyenin şafakları oldular. Korkuları paylaştılar, hiçleştirdiler. Açlığı paylaştılar, şölenleştirdiler. Umudu paylaştılar, bayramlaştırdılar. Bir sis çanı oldular gecenin içinde çalan. Sisleri ötelediler, buzulları erittiler. Ellerinin ulaştığı her yeri bilinçle yeşerttiler. Irmaklar kadar berrak, sarp kayalıklar kadar kararlı adımlarıyla karanlığın kara göğsünü yumrukladılar. Yurdumuza çökertilen karanlığın derin dehlizlerinde inançlarını ve bilinçlerini birer ateş gibi tutuşturdular.
Köy Enstitülü Cesarettin ATEŞ'in "Yeter" şiirinde vurguladığı gibi gericiliğe ve sömürüye karşı yeni bir düzen talebinde bulundular:"Yüzyıllarca çektin, bitmedi derdin/Gitmedi alnında çamurlaşan ter/Sesin duyulmadı, göğsünü gerdin/Yeter artık bugün çektiğin yeter!/.../Her sabah yol aldın türkü dilinde/tırpan omuzunda,orak belinde/ektin, biçti, nasır kaldı elinde/Yeter eller için ektiğin yeter."
Binlerce saka oldular, aklın ve bilimin öz suyunu kıraç topraklara akıtan. Binlerce çocuk, onların açtığı akaçta ince ince didiklediler dünyayı. Şafaktan imbiklediler güneşin yedi boğumlu ışığını, halk denizine döktüler. Mertliği; umutta, amaçta direnmeyi afişlediler halk ormanında.Yurdumuzun üç yüz altmış yönünde sevinçten ve acıdan boyutlarıyla dalga dalga ışıdılar. Halkın yüreğine vurulan kara mührü kazıdılar. Kafa değil, halay çektiler.
Evrenin yiğit bahçıvanları, durmadan yenilenen yaşamın aydınlık hücrelerini çoğalttılar. Uzayı devşirdiler avuçlarında. İnsanlık onurunun şah damarında sevgi pınarını fışkırttılar. Onlarla birlikte, ırmaklar yatağını, ağaçlar köklerini zorladı. Yasaklı gecelere ışıldaklar oldular. Onardılar karanlığın yıktıklarını, bilincin ve sevginin dört nala atlarında güneşi uyandırdılar. Yılmadılar, yorulmadılar, durmadılar.
Sonra, karanlık çekildi tüneğine. Ağardı vatanın çileli yüzü. Çığlık çığlık kördüğümler çözülmeye yüz tuttu. Çağların uğultusu sökün etti uykudan. Bezirgân mumları söndürüldü, köstebekler deliğine çekildi, yarasalar kaçıştılar karanlık inlerine.Yıkıldı saltanatı karanlık maskelerin, dürüldü bayrakları feodal yüzyılların.
Tarih boyunca süren ileri-geri, ezen-ezilen kavgasının nirengi noktalarında hep öğretmenler var oldu. Bu nedenle de destanlaşan yaşamlarıyla şiirlerin, salt şiirlerin mi romanların, oyunların değişmez imgeleri oldular, geriliğe karşı aydınlığın, zalime karşı mazlumun.
Ali Ziya Çamur
KAYNAKLAR:
Zeki SARIHAN, Dünyanın Bütün Çiçekleri,Öğretmen Yayınları,Ankara,l984,s.22
Cahit KÜLEBİ, Bütün Şiirleri,Adam Yayınları,İstanbul,1997,s.186-187
Osman BOLULU, Yurt Boyu Sevişmek,Doğru Yayınları,Ankara,1994,s.52
Yahya AKENGİN, www.aruz.com/Öğretmen Şiirleri
M. Güner DEMİRAY, Sonsuz Yaşamak, Sam Yayınları, Ankara,1994,s.44
İslâm ÇANKAYA, Ayçiçeklerim, Ankara, 1986, s. 104
İsmail YILMAZ, Şiirimizde Öğretmen ,Sunucu Yayınları,Ankara,1968,s.29
Abdülkadir BULUT,Yurdumun Şiir Atlası,Can Yayınları,İstanbul,1982,s.
İlhan GEÇER, Yeşil Çağ, Kültür Bakanlığı Yayınları,Ankara/1976,s.6
Öğretmen Dünyası, 124. sayı, s. 15
|
|