|
ŞİİR VE İNSAN
Şiir, insanoğlunun düşsel kökenlerinde kendisini bulduğu, kendi kişiliğini oluşturduğu yazınsal yaratıların en özgünü ve seçkinidir.
Kökeni insanlığın zihinsel gelişiminin başlangıcına dek uzayan, her geçen çağda büyüsünden hiçbir şey yitirmeden çekiciliğini arttırarak sürdüren şiire aşina olmayan, yakınlık duymayan bir insan düşünebilir misiniz?
Nedir şiiri bunca albenili kılan? Nedendir şiirin çekiciliği? Tüm bu soruların temelinde insanın üstün bir güzelliği özlemesi yatar. Geçmişten günümüze dek güzelin ve güzelliğin peşinde koşan insanoğlunu , zaman içinde doğadaki güzellikler tatmin etmeyince kendi güzelini aramaya başlamış, kendi güzelliğini yaratma çabasına girişmiştir. İlkin doğadaki malzemeleri kullanmış; dilin önem ve değerini kavrayınca şiir ortaya çıkmıştır.
Önceleri "tanrısal söz", "kanatlı söz" olarak nitelenen şiir, daha sonraları yer yüzüne indirilmiş, insanın duygu, düşünüş ve düş dünyasını zenginleştiren bir sanat ürünü olarak yüreğimizdeki yerini almıştır. Ama bir yanıyla da olağanüstülüğünü hep korumuştur. Çünkü şiir denen o güzeli yakalamak, ona sahip olmak herkese kısmet olmamıştır.
İnsanlar, her çağda, her dönemde yaşantılarını şiirle güzelleştirmek, renklendirmek istemişlerdir. Metin ELOĞLU'nın şu dizelerinde vurguladığı gibi : "Ölüm acıkadursun/Çiğ bir yaşam/Şiir közünde pişer."
Şiir, insanın özündeki gizde yoğunlaşan duyguların dile gelişidir. Adına şiir denen bu gizemli yolculukta, ozanlar kimi zaman doğayı, kimi zaman toplumlarını, kimi zaman da kendilerini yansıtmışlarıdır. Doğayı ve toplumu yansıtırken de ozan, hep kendinden, kendi özünde gizli, yoğunlaşan ve genleşen duygulardan yola çıkmıştır.
Kısacası şiir, duyguyla yüklenmiş bir dildir.
Ali Ziya ÇAMUR
ŞİİRDE ANLAYIŞLAR VE İMGE
Şiir, dil adı verilen gücün yalnız insana özgü ve erkini insandan alan bir imgesel gizler labirentidir. Ama bu labirentin uçları açıktır, açık olmalıdır. Bugün, bu konuda üç farklı anlayış ön plana çıkmaktadır.
1. anlayış: açık, anlaşılır ve popüler şiirden yanadır. Şiiri sanatsal ve estetik özünden soyutlamakta, şarkı sözüne, fal ve niyet manisine dönüştürmektedir.
2. anlayış: Şiiri kapalı gizemli, anlaşılmaz bir biçime sokmayı ve onu fildişi kuleye hapsetmeyi amaçlamaktadır.
3. anlayış: şiiri bir anlam ve ses bütünselliği içinde değerlendirmekte, sözcüklerin çağrışımsal niteliklerine ağırlık vererek, anlatılmak istenen görüntü ya da durumu anlama ve algılama uçlarını açık bırakarak şaire ve şiire özgü bir dille anlatmayı amaçlamaktadır.
1. anlayış, şiirden ve şiirsellikten çok uzaktır. Düz yazıyla daha yetkince söylenebilecek şeylerin ölçü ve uyağın dar hücresine sıkıştırmaktır.
2. ve 3. anlayışın çeliştiği nokta "imge" kavramında düğümlenmektedir.
Şiiri şiir yapan, onun özünü oluşturan öğelerden en önemlisidir imge. A. POTEBNYA'ya göre "İmgesiz sanat olmaz; şiir ise hiç olmaz." İmge, duyu yoluyla edinilen deneyimlerin dil kafesi içinde sunulmasıdır. İmge, doğada görülenlerin, şair tarafından yeniden kurgulanmasıdır. İmgenin temel görevi, taşıdığı anlamın görüntüsünü yakalamaktır.
Emin ÖZDEMİR'e göre imge, "şiirin ana yapı taşıdır. Çünkü duyulanla algıladığımız varlıkların , durumların zihnimizdeki görüntüleri , bunların şiire yansımış biçimleridir."
2. anlayış, anlamsızlıkla sırlanmış imgelerin lahdine gömmekte şiirde anlamı. 3. anlayış, şiirde anlamı duygu ve zekâya dayalı imgelerin atlas örtüsüyle sarmalamakta, bir el aramakta onu çıkarıp bulmak için.
ALİ ZİYA ÇAMUR
|
|
|
|
|
|
|
ŞİİRDE KUTUPLAŞMA
Günümüz şiirinde ayrışma hızlanıyor, kutuplar giderek daha çok belirginleşmeye başladı.
Önce, şöyle genel görünüme bakacak olursak, bir yanda şiirdeki anlamı uçurarak, sözcükleri eğip bükme, kırma, kesme, parçalama ve en akıl almayacak biçimde yapıştırma yoluyla sesi yücelterek öz şiire ulaşmak isteyen gerçeküstücüleri; bir yanda anlamı yadsımayan ama açıkça sunma yerine imgelerle sezdirmeyi, çağrışım yaptırmayı amaçlayanları, öbür yanda şiirde iletiyi önemseyen, şiire misyon yükleyen toplumcu-gerçekçileri ya da insancı gerçekçileri görürüz.
Tartışmayı alevlendiren, "E" dergisinin kasım-aralık 2001 sayısında Osman ÇAKMAKÇI'nın "SENTETİK ŞİİR-ORGANİK şiir" yazıları oldu:
O. ÇAKMAKÇI, 12 eylül mahşerinin parlayan dört atlısı olarak gördüğü Hilmi Yavuz'a, İlhan BERK'e, Enis BATUR'a ve İsmet ÖZEL'e yüklenirken, onları SENTETİK şiirin kaleleri olarak değerlendiriyor. Bu biçeme muhalif şiirleri ise ORGANİK şiir olarak niteliyerek ikisini şöyle karşılaştırıyor:
SENTETİK ŞİİR, sese önem verir; ORGANİK şiir, ritme.
SENTETİK şiir, şiirin temel öğesi olarak kelimeyi görür, yapıya tapınır; ORGANİK şiir, duyarlık zeminine bağlanır, yapıyı infilâk ettirir.
SENTETİK şiirin geleneği Divan'dır; ORGANİK şiirin geleneği ise hakir görülen Halk Şiiri.
SENTETİK şiir, akılla yapar; ORGANİK şiir, sezgiyle.
SENTETİK şiir, başka şiirleri kendine zemin alır; ORGANİK şiir, yaşantıların rastlantılarına dayanır.
SENTETİK şiir, kapalıdır; ORGANİK şiir, anlamın su gibi yayılmasını ister.
Görülüyor ki Divan Edebiyatı'nın yok oluşundan ders çıkaramayanlar, kendilerini anlamsızlığın küflü kafesine kapatmağa kararlılar.
ALİ ZİYA ÇAMUR
ŞİİRDE YAPI VE NİTELİK
Hiç düşündünüz mü? Acaba şiirsiz bir yaşam nasıl olurdu? Türküsüz, manisiz, ninnisiz, şiirsiz bir dünyanın ne tadı kalırdı geriye?
Homeros, "Şiir, sözün kanatlı olanıdır." diyor. Bu nedenle olsa gerek, şairler de yüzyıllar boyu toplumlar tarafından tanrısal bir nitelik kazanmışlar. İlkel çağlarda şairler, büyücü ve tanrının kutsadığı kişilerdir.
Doğal olarak günümüzde şiir, mucizevî niteliklerinden sıyrılmışsa da büyüsel özelliklerini korumaktadır. Boşuna değildir şiirin bu büyüsü. Yüzyıllar boyu hükmedeni de baş kaldıranı da; varsılı da yoksulu da; delisi de velisi de şiirin bu büyüsünün farkına vararak şiir kuşunu yakalamaya çabalamışlardır.
Günümüzde de farklı amaç ve niyetlerle şiir avcıları bu kuşun peşindedirler. Kimileri, onu tüllerle ve mücevherlerle bezeli parlak örtüler arkasına hapsetmeyi tasarlamakta; kimileri sözcükleri eğip bükerek kendi gecekondu düşlerine teyel atmakta; kimileri onu özlemlerinin, düşlerinin ve düşüncelerinin tanıtım aracı olarak kullanmakta. Kimileri ise, doğanın çıplak ve tek renkli gerçeğinin içinden çok renkli ve insana özgü, insanın yaratıcı gücünün imzasını taşıyan yapıtlarla okuyanlara ve dinleyenlere yeni duyarlıklar kazandırmayı amaçlamaktadır.
Şiir, duyguyla yüklenmiş bir dildir. Şiiri yaratan, duygu, düşünce ve ezginin bireşimidir.Bu konuda Jean WAHL, "Şiir daha çok bir dil yaratma, bir müzik yaratma, müzik olan bir dil yaratma işidir." derken bu gerçeği dile getirmektedir.
Kimilerine göre şiir biçimdir. Ahmet Hamdi TANPINAR, "Şiir bir biçim sorunudur. Biçim her şeyden önce dilin ölçü ve uyakla yoğrulmasıdır." tanımı yapar. Ama bu tanımın bir yanı çürüktür. "Şiir dil içinde bir dildir." Diyen Paul VALERY, en önemli gerçeği dile getirmektedir.
Öyleyse gerçek şiirin farkı nerededir? Şiiri diğer yazılardan ayıran nitelikler nelerdir? Bu sorular BREMOND, şöyle yanıtlıyor:"Usa vurma, mantık, güzel söz, tutarlılık, çözümleme, benzetme, eğretileme ve tüm benzer nitelikler, tan aydınlığı gibi her dokunduğuna gül pembeliğini veren şiirin büyüleyici etkisiyle değişip başkalaşmadıkça öğeleri arasına katıldıkları tümceler, bayağı düzyazıdan başka bir şey değildir."
Bu konuya son noktayı yetmiş sekiz kuşağı ozanlarından Yusuf ALPER'in sözleriyle koyalım: "Şiir, sözcüklerin bir kuyumcu olması gereken ozan tarafından estetik bir yapı oluşturmak üzere biçimlendirilmesidir."
Şiirin aydınlığında buluşabilmek dileğiyle.
Ali Ziya ÇAMUR
|
|