|
MUSTAFA ŞENTÜRK'E AĞIT
-3 Ağustos 2008'de kaza mı komplo mu bilinmez bir kazada yitirdiğim canım kardeşim Mustafa'ya -
Atmalıdan çıktı Antep'e doğru
Antep'te dört gözle bekliyor yavru
Eli apaçıktı, gönlü dupduru
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Yolun bir tarafı taşlık kayalık
Gönlü aydınlıktı kafası ışık
Düşmanına dimdik dostuna sadık
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Ah bir yıldız kaydı İslâhiye'den
Arenayla yol açtı düzden inceden
Gelişi çileli gidişi erken
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Fidanlar erişti meyveye durdu
Bir gazete kurdu kimi kudurdu
Feleğin sillesi hep seni vurdu
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Dostuna kaleydi düşmanına ok
Yazıları dillerde okunacak çok
Ölümü bizlere oldu acı şok
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Emmilerin koştu uçakla geldi
Teyzelerin yaşı aktı göl oldu
Dayıların geldi kalktı oturdu
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Bir vatanseverdin zalime çattın
Kara taşları bir bir kımıldattın
Ne bir haram yedin ne vatan sattın
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Emek verdin yeşerttin kuru yeri
Arena'ya dizdin döktüğün teri
Sendin Celikan'ın baş eğmez eri
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Seni çekemeyen kınayı yaksın
Oynasın Katrancı keyfine baksın
Rüzgâroğlu yaşın sel olup aksın
Mustafam Mustafam Öksüz Mustafam
Hazar'ın da kaldı Yetim Mustafam
Ali Ziya Çamur
Not: Bu ağıt henüz bitmedi.... İlk acıyla dökülmüştür kalemimin ucundan....
ÇALDIK ATEŞLERİ GÖK TARLASINDAN
Aştık boydan boya aşk denizini,
Gönül yangınında kavrulduk, yandık.
Yıldızların bulduk yerde izini,
Bir nevruz sabahı közde uyandık.
Diktik soframıza aklın gülünü,
Kırdık sazımızın en son telini,
Azat eyledik biz gönül selini,
Feleğin çarkında çırpınan candık.
Açtık kapısını güzelliklerin,
Yıktık köprüsünü gamın, kederin,
Yunduk ışığında gizli fenerin,
Mutluluklar yüklü donuk bir andık.
Çaldık ateşleri gök tarlasından,
Umuda don biçtik dil makasından,
Bulduk mutluluğu söz atlasından,
En yüce dağlara böyle tırmandık.
Kaygılardan ördük gam kesesini,
Hasretten vuslata duyduk sesini,
Kırdık gecelerin yoz öksesini,
Aydınlık sabaha içten inandık.
RÜZGÂROĞLU'Mm söze bir ilmek attık,
Kuruyan yarayı gene kanattık,
Dostu arkaladık, zalime çattık,
Şafağın sütüne daldık aklandık.!
ŞAFAK GECEDEN ÖTE
Bir dağdan satın aldım hazır ayrılıkları
Rüzgârın elediği günün son ışığında
Acılarla taraklarken sayrılıkları
Yaşadım geceleri hüzün sarmaşığında
Isıttım yüreğinin ılık nefeslerinde
Mevsimsiz kederlerin türküsüz yazlarını
Eriyen hoyratların tükenmez seslerinde
Savurdum yüreğimin kırık yalazlarını
Yaktım göz yaşlarımı kesen kirpiklerimi
Yaşadığım her aşkı imbikledim ateşten
Yüreğin kilimine attım ilmiklerimi
Dokudum her çözgüde umudumu güneşten
Kurulurken saat başı yaşamın paslı yayı
Yıldızların aktığı gölgesiz bir gecede
Aşılan her yamaca vurduğumuz noktayı
Yaydım hasretlerime her dönencede
Zemheri üşütemez çölde yanan yüreği
Bahtsızlığın çarkında susasa da değirmen
Gözlerimde kurulur sevginin zembereği
Ayaklarım yörüktür, yolum yoluna göçmen.
Yıldızların göğsünde üfleyelim mumları
Çiçek bahçelerinde vazoları kıralım
Altın izinde günü içerken yudum yudum
RÜZGÂROĞLU şafağa hep el ele varalım.
|