aziyacamur.sitemynet.com
Anasayfam | Yeni Şiirlerim | Şiirlerim | Eski Şiirlerimden Seçmeler | Japon Şiirinden Esintiler | Konfüçyüsten Esintiler | Çocuklara Şiirler | Halk Şiirinin Rüzgarıyla | Öykülerim | Gülmece Öyküleri-1 | Gülmece Öyküleri-2 | Denemelerim | İncelemeler | İncelemeler-2 | Karikatürlerim ve Desenlerim | Öğrencilerimden Aforizmalar | Şiir Yazıları | Ben Kimim | Konuk Defteri | Linkler

Öykülerim


_ocuk_parkinda__ocuk_s_l_et_-_hsan_yildizli.jpg

ÇOCUK OLMAK İSTEYEN ÇOCUK!


Güneş yakıcı sıcaklığını hissettirmeye başlamıştı. Ceketler, kazaklar artık ağır geliyordu. Anamurlular, yine baharı yaşayamadan yaz çıkagelmişti. Rüzgâr her yana çiçek ve kekik kokuları yayıyordu. Denizin çırpıntısı azalmış, mavi kıvrımlar yüzme isteği uyandırıyordu. Kırlar gelinciklerle, ormanlar karabaş çiçekleriyle süslenmişti. Gökyüzünün maviliğinde ak bulutlar, ak köpüklü Akdeniz'e selâmlarını sunuyordu. Kuşların yaşama sevgisi saçan türkülü cıvıltıları her yerden duyuluyordu.

Çocuk, bir masanın başına kıstırılmıştı. Akşama dek daha çözmesi gereken bir sürü test vardı. Güneşin perde arasından odaya sızan ışınları, çiçek kokuları, kuş sesleri çocuğun dikkatini dağıtıyor, testlere odaklanmasına engel oluyordu. Dışardan içeriye taşan çocuk cıvıltıları da odaya dek uzanıyor, çocukta çözümü güç bir ikilem oluşturuyordu. Akşama dek doğanın güzelliğinden yararlanamadan odaya kapanmak, sonunda anne-babadan bir kuru aferin almak mı yoksa dışarıdaki dünyaya karışmak, çocukluğunun tadını çıkarmak mı?

Gözlerini yumdu, odasına dalan güneş ışınları onu parlak ve tatlı bir dünyaya getirdi. Tüm çocuklar el ele oyunlar oynuyorlar, şarkılar söylüyorlardı. Uzun ak saçlı yaşlı bir adam yaklaştı yanına. "Merhaba, ben Albert Einstein, fizik bilgini..." dedi. Çocuk, "Okulda çok mu çalışkandınız? Mutlaka öğretmenleriniz sizi çok seviyordu" dedi. Einstein, bir kahkaha attı: "Yok canım, matematik öğretmenim, bundan adam olmaz diye beni okuldan attırmıştı." Çocuk şaşırdı, "Yaaa!"dedi.
Başka biri yanına yaklaştı. Çocuk, "Ben sizi tanıyorum, ansiklopedimde resminizi görmüştüm. Ne kadar çok buluş yapmışsınız? Hangi kolejde üniversitede öğrenim gördünüz" Adam, "Ben Edison, dört yüzden fazla buluşun sahibiyim. Ama ben de geri zekâlı diye okuldan atılmıştım" dedi. Çocuk, "Nasıl böylesine önemli buluşlar yapan bilim adamları olabildiniz?" diye sordu. İkisi birlikte yanıtladı: "Hayatı tanıyarak, anlayarak, çevreyi ve doğayı gözlemleyerek, güçlüklerden yılmayarak..."

Bu düşler içindeyken açılan sokak kapısının gürültüsü ve annesinin ayak sesleri onu uyandırdı. Tekrar kalemi eline aldı, defteri-kitabı önüne çekti. Annesi, odasına kapıyı vurmadan girdi. Masanın üzerine bir göz gezdirdi. Bir çığlık fırlattı. "Sen sabahtan beri ancak dokuz test mi çözdün? Ne bu gevşeklik! Baban senin için dershanelere avuç avuç para ödüyor. Yediğin önünde yemediğin ardında. Sen adam olmak istemiyor musun? "

Çocuk artık daha fazla dayanamadı. Gözlerinden yaşlar boşanırken elindeki kalemi fırlattı. "Haayyyıırrr!" dedi. "Ben şimdi adam olmak değil, çocuk olmak istiyorum! Tamam mı? Çocuuuk.çooocuuukkk!"Dışarıya koştu, oyun oynayan mutlu çocukların arasına katıldı.


Ali Ziya Çamur

balik_i.jpg

RESİM : NEDRET SEKBAN

YAŞAMIN SESLERİ VE YÜZLERİ

Denizin ince kıvrımlı dalgaları, altın kumlar üzerine dantelalarını yayarken, sesleri, kıyıya kavuşup da tez ayrılmanın kırıklığını yansıtıyordu.

Biraz sonra bu sese bir balıkçı motorunun pat patları karıştı. Güneş henüz Morburun'un azıcık üstünde, bir çam dalına takılmış duruyordu. Ak şapkalı balıkçı, motorun arkasına çökmüş, bir eli dümende, gözleri dümen suyuna takılan düşlerde.

Bir sigara dumanladı, dümen suyuna paralel üfledi. Kıyı, uykudan yeni uyanmakta, dağlar çamlı sırtlarıyla körfeze doğru gerinmekte. Uzakta, kentlerde ağır ağır çalışma yaşamının senfonisi çalınmaya başlıyor: Kamyon, otomobil, klakson ve iş makinelerinin sesleri. Bir okul bahçesinde zil sesi, ardında cıvıl cıvıl, neşeli kahkahalar. Daktilo tıkırtıları. Bir demirciden yükselen tak tuk çekiç sesleri. Gırıl gırıl işleyen tornanın sesi. Arada duvar ören, sıva yapan işçilerden yükselen içli bir hasret türküsü...

Kargıtepenin üzerinde iki top bulut peyda oldu. Bu top büyüdü büyüdü... Ucundan ucundan gökyüzünü kaplamaya başladı. Balıkçı da ağırdan ağırdan telâşlanmaya başladı. Ağ yığınlarının üstünü örttü ve bastırdı.. Sepetleri ve kasaları bağladı. Motorun dümenini az ilerdeki Zeytinlik Koyuna kırdı.

Rüzgâr şiddetini giderek artırdı. Sakin ve ağır akışkan sular giderek hareketlenmeye, aralarında kırılan dalgalarda çiçeklenmeye başladı.

Motor, iki yana beşik gibi sallanıyor, içeri hafiften hafiften sular vuruyordu. Balıkçı, dümene sıkı sıkıya yapıştı. Az önceki umarsızlık ve kaygısızlıktan eser kalmamıştı. Yaşam, esen sıkı bir poyrazla, farklı ve beklenmedik yönlerini gösteriyordu. Koya az kalmıştı. Birkaç ters dalgayı alabora olmadan atlattıktan sonra koyun huzurlu sularına ulaşmayı başardı. Kayığı kumsala çıkardı. Yere atlar atlamaz derin bir "oh!" çekti. İlerdeki pınarda tuzlu suyun yaktığı yüzünü yıkadı.

Pınarın hemen üzerinde kendine 'Merhaba! ' diyen ballı incirlerden iki tane kopardı ve ağzına attı. Her fırtınadan sonra yaşamın ballı yanıyla buluşmak. "İşte hayat bu!" dedi. Islık çalarak yorgun bedenini zeytin ağaçlarının altına bırakıverdi.



ALİ ZİYA ÇAMUR

_iir_i_le-adam_bulut-a_a__ve_r_zgar-reha_bilir.jpg

BİR ADAM


Bir köpek çenilemesi duyuluyordu derinden. Bir hayırsızın attığı taşta, soyaçekimden insan cinsine duyduğu güveni yitiren bir ağıttı içten ve firaklı yükselen ses. Bir adam geçiyordu akşamın alaca karanlığında. Elleri, kolları dolu, telâşla evine ulaşmak çabasında olan bir adam. Yüreği ezildi. Hedefini ve elindekileri unuttu. Bir şeyler arandı. Bulamayınca cebinden çıkardığı çakısıyla ceketinin astarından kestiği bir parçayla köpeciğin ayacığına ilk tedaviyi ustaca yaptı. Yağmurdan ve rüzgârdan korumak için bir dam altına, oracıkta bulduğu bir mukavva kutucuğa saman doldurarak oturttu. Gökte yıldızlar çiçeklenirken gönlü ferah, evinin yolunu tuttu.

Yeni bir güne dünya merhaba derken, serçeler orkestrası eşliğinde çocuklar, yazgıları birkaç saat sonra çöpe atılmak olan çiçekleri köklerinden ve dallarından ayırmışlar, okullarına doğru yollanıyorlardı. Adam, elinde çantası, yüreğinde yaşamaktan duyduğu mutluluk, işine doğru koşuşturuyordu. Çocukları gördü, ellerindeki çiçekleri fark etti, durdu. Sordu çocuklara çiçeklerin evrendeki gizini. Görünüşü her ne kadar Sait Faik'in "Son Kuşlar" öyküsünün acımasız kahramanına benzese de Sait Faik'in kuşların öldürülüşünden ve çimenlerin sökülüşünden duyduğu hüzün vardı gözlerinde.

Çocuklar, "Çiçekleri öğretmenlerimize götüreceğiz" dediler. Üşenmedi, "Bana ne?" demedi, "Her koyun kendi bacağından asılır" demedi. Anlattı uzun uzun çocuklara güzelliklerin güzellikler doğurması gerektiğini. Yanlışlar üzerine güzellikler kurulamayacağını. Doğanın her parçasına gösterdiği engelsiz ve bitimsiz sevgiyi onlara da sunarak, onlarla kol kola devam etti yoluna.

Bir adamdı o. Ama evrenin derinliğindeki en önemli gizi çözmüş, Yunusçasına Yaratandan ötürü yaratılana âşık bir adam. Otların arasından asfalta süzülen bir yılanı yoldan geçen taşıtlar ezmesin diye yola dikilen, sevgi dağarcığına evreni sığdıran bir adamdı.

Gerek dış görünüşü, gerekse yıllar öncesinden kimilerince olumlu ya da kimilerince olumsuz çıkan adından dolayı bir çok insanın ürkekçe yaklaştığı ya da yaklaşmaktan çekindiği bir adamdı.

Enine boyuna heybetli görünümü, gür ve sarkık bıyıkları ilk bakışta dikkatleri farklı bakış açılarıyla üstüne toplasa da küçücük gözlerine dikkatle baktığınızda sert görünümün altındaki yumuşak, sevgi dolu bakışları ve yüreğinde her tür ve cinsten canlıya duyduğu sıcaklığı hissedebilirdiniz. En kızdığı şey: yanlış, ters ve olumsuz işler yapan insanların hayvanlara benzetilmesiydi.

"Merhaba!" dediği her canlıya yüreğini açan, kaya sertliğindeki görünüşün ardında renk renk, biçim biçim dağ çiçekleri saçan, girdiği yere gülüşüyle, her sözüne bolca kattığı -cik'li, -ceğiz'li, sıfatlarla sevecenlik ve barışıklık rüzgârı estiren bir adamdı o.

Şimdilerde, kendisine takılan, adından önce tanınan lakabını unutturacak işler başarıyor. Sapanla vurulan kırlangıçcıkların, taşla başları ezilen yılancağızların, dallarından koparılan çiçeciklerin ağzından çocuklara, yavrucuklarına mektuplar yazıyor.

Diyor ki, "Hayvanları ve bitkileri sevmeyen, insanları da sevmez."

madenc__ve_da_lar.jpg

FOTOĞRAFLAR: DURSUN ALİ SARIKOÇ

MUTLULUKLARI TÜKETİR HASRET


Dal kırıldı, ormanın uzak derinliklerinde yansıdı sesi. Rüzgâr, gecenin koynunda tararken çamların saçlarını, ay çıktı...

Bir adam, yıllarca, binlerce adımın biçim ve yön verdiği kıvrım kıvrım bir patikada hüznünü sigarasına katık ederek, acıların yoldaşlığında ilerliyordu.

Yaşanan ve yaşatılan acıların ezgisi türkülenirken dilinde, varılacak hedefi olmayan bir mermi yalnızlığında ağır adımlarla ormanı aştı.

Bir derenin büklümünde taştan taşa ulaştı karşıya. Tepelerin sırtını yalayan ufuk çizgileri gümüşlenirken, kavak hışırtıları, ocaklardan kıvrılan dumanlar ve taze demli çay kokusu muştuladı köyü.

Durdu... Üç yüz altmış derecelik bir açıyla köyün dört bir yanını taradı gözleri. Aradığını bulmuş olmanın dinginliğinde, köye uzanan yoldan tepeye vuran bir keçi yoluna saptı.

Gurbetin paslı, kara, insanlıktan yana fukara labirentlerinde tükenen kırk yılını adımlarına yoldaş ederken mutluluğu bir uçurtma gibi sigara dumanıyla savurdu köyün üstüne.

Selâm verecek tek tanıdığı yoktu. Bir zamanlar kendisine sevgi fenerinden ışıklar sunanlar bu tepenin önündeki mezarlığın sessiz ve kimsesiz konuklarıydı artık. Ama köyün dağı, taşı, bin bir çeşit ağacı çocukluğunun sessiz tanıklarıydı.

"İşte bayramım bu! " dedi adam. Bir fidanken çıktığı köye; "belki gelen yıla!" umutlarıyla onu geçim sıkıntısının prangasına vuran kentten ancak yaşlı ve dalları kırık bir çınar olarak dönebilmişti. Nice bayramlar çağrılara yanıt verememiş, kendi çağrıları da yanıtsız kalmıştı. İşte ancak bu bayram, yılların hasretini adım adım eriterek, ormanlardan, derelerden, tepelerden yürüyerek vuslatına ermişti.

"Bir insan, köklerinden uzak düştü mü mutluluktan da uzaklaşıyor. Mutluluk ise basit, kolay ama bazen çok pahalı! " diye düşündü, köyün içine yürüdü...


ALİ ZİYA ÇAMUR

aziyacamur@mynet.com

(c) Sitede yer alan tüm şiir ve yazıların her türlü telif hakkı Ali Ziya Çamur'a aittir.