|
Bu yazıyı yazmamda bana yardımlarından dolayı Prof.Dr.Özhan Yalçın'a sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
Taktı mı takanların hastalığı: Takıntı
OBSESİF-KOMPÜLSİF BOZUKLUK
Uzmanlar, 'takıntı'ların ailede genetik geçiş gösterdiğine dikkat çekiyor. En sık görülen takıntı hastalığımız 'sık sık el yıkama'. Hastalığın sebebi ise beyinde mutluluk kimyasallarından biri olan serotonin seviyesinin azalması.
Toplumda örnek olarak nitelendirilen, temiz, düzenli ve başarılı kişilerde, bu özelliklerinin giderek takıntı haline gelebiliyor ve bu davranışlar kişide psikolojik sorunlara yol açabiliyor. İlk önce kişilik özelliği gibi ortaya çıkan hastalığa, toplumda örnek olarak nitelendirilen, temiz, düzenli ve başarılı kişilerde daha sık rastlanıyor. Günümüzde takıntı hastalığı yüz kişiden 2 ya da 3 kişide görüldüğünü söyleyen Dr. Oğuz Tan, hastalık hakkında şu bilgiyi veriyor: "Başlangıç yaşı ortalama 20 yaş civarındadır. Hastaların yaklaşık üçte ikisi 25 yaşın altında hastalığa yakalanırken, yüzde on beş kadarı da 35 yaş sonrasında hastalığa yakalanmaktadır. Erkeklerde görülme yaşı kadınlara göre daha küçüktür. Erkeklerde 6- 15 yaş arası sıklıkla görülürken, kadınlarda 20- 29 yaş arasında daha sık görülmektedir."
Bekarlarda daha fazla
Sosyokültürel faktörlerden de etkilenebilen saplantı hastalığının bekarlarda evlilerden daha fazla görüldüğünü anlatan Dr. Tan, birinci derece akrabası hasta olanlarda görülme riskinin daha yüksek olduğunu sözlerine ekliyor. Hastalığın tanımını ise Dr. Tan şöyle yapıyor: "Saplantılı ve takıntılı insanın aklına istenmeden, elinde olmadan gelen rahatsız edici düşünceler gelir. Bu düşünceler geldiği zaman kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için bazı uygunsuz, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ve saçma bulduğu yineleyici hareketler yapmaya başlar. Bu hareketlere de kompülsiyon yani zorlantı adı verilir. Mesela kirlilik düşünceleri olan kişilerin sık sık ellerini yıkaması kompülsiyona bir örnektir. Bu düşünceler ve eylemlerin zamanla şiddeti artar ve kişinin günlük hayatının büyük bir kısmını işgal etmeye başlar. Sonuçta kişinin işlevselliği önemli ölçüde etkilenir ve bu durum tedavisi şart olan bir hastalık haline gelir."
Hastalığın sebebi mutluluk kimyasalının azalması
Yapılan çalışmalarda insan beyninde mutluluk kimyasallarından biri olan serotonin maddesinin seviyesinin ve etkinliğinin azaldığını dile getiren Dr. Tan, hastalığın tedavisi hakkında ise şunları anlatıyor: "İyi ve doğru bir ilaç tedavisiyle hastaların yaklaşık yüzde 60'ı tedavi edilebilmektedir. Ancak tedavi sürecinde hastaların dikkat etmesi gereken husus tedavi etkinliğinin geç başlaması hususudur. Etkinin başlaması ve olgunlaşması için 2-3 aylık bir süre gerekmektedir. O yüzden bu sürenin göz önünde bulunulması ve sabırla tedaviye devam edilmesi çok önemlidir. İlaç tedavisi tek başına yeterli olmazsa ilaveten elektroşok ve Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMU) tedavisi de devreye sokulur. Son yıllarda yapılan uygulamalara göre ilaç-elektroşok-manyetik uyarım tedavisine bilişsel ve davranışçı terapi yöntemleri ilave edildiğinde tedavi şansı yüzde 70-80'e çıkabiliyor. Davranışçı tedavilerde de üzerine gitme, dikkati başka yöne çekme, stresle mücadeleyi öğrenme ve 'bio-feedback' gibi yöntemler uygulanmaktadır. Tedavide kişinin kararlılığı da ayrıca çok önemlidir."
Zihinleri kuşku kemirir
Hastalığın kişiden kişiye seyrinin değiştiğini söyleyen Dr. Oğuz Tan, bazılarında hastalığın kuşku olarak baş gösterdiğini belirterek, "Bu kişiler sürekli bir şeyleri yapıp yapmadığı ile ilgili kuşkular taşırlar. Bu kuşkular büyük sıkıntı yaratır ve kişide aşırı bir kontrol etme davranışı oluşur. Acaba ocağı kapattım mı, kapıyı kilitledim mi gibi kuşkuların sonucunda emin olmak için defalarca tüpü, kapıyı, ışığı kontrol eder." diyor. Hastalığın bir başka boyutunun da zihne yerleşen saplantılı düşünceler olduğunu ifade eden Dr. Tan şunları söylüyor: "Zihni cinsel ve saldırgan bir hareketle ilgili düşünceler meşgul eder. Kişiler bu durumdan dolayı kendilerini sürekli kınar ama düşüncelerine engel olamazlar. Diğer durum da kişide zorlama olmaksızın beliren saplantılı düşüncelerdir. Bunlar da özellikle saldırgan hareketler ve cinsel dürtülerle ilgili düşüncelerdir ve kişi başka şey düşünemez."
İnançta saplantıya düşerler
Ayrıca: Tanrı var mıdır? varsa Tanrıyı kim yaratmıştır? gibi uçsuz bucaksız sorularla giden 'metafizik obsesyonlar' ya da dini obsesyonlar dediğimiz saplantı çeşitleri de vardır. Kişinin aklına istemeden ve elinde olmadan Allah'ın olmadığı gibi düşünceler gelir. Hatta bazı zamanlar Allah'a küfür şeklinde düşünceler oluşabilir. Kişi bunun neticesinde, hele hele inançlı bir kişi ise aşırı sıkıntı ve suçluluk, günahkarlık duygusuna kapılır. Bu sıkıntıyı ve suçluluk duygusunu bertaraf etmek için de sesli veya içinden "tövbe tövbe", "estağfirullah" gibi sözler sarfeder. Bu düşünceler öyle artar ki kişi günlük işlerini yapmaz ve hatta ibadet edemez hale gelir.
'
Ya hasta olursam' korkusu
Kanser, AİDS gibi hastalıklara yakalandığı şeklinde düşüncelerin geldiği hastalık obsesyonları (takıntı) bir diğer saplantı çeşitidir. Kişi bu yüzden tetkikler yaptırır ancak bir sonuç çıkmadığı halde elinde olmadan hasta olduğu düşüncesini zihninden atamaz. Hastalık düşüncesinin yarattığı sıkıntıyı gidermek için sürekli hastahaneye gidip tetkik yaptırır, tetkiklerden bir sonuç çıkmaz, o an için rahatlar ancak düşünce zihninden gitmez. Bu kısır döngü şeklinde hep bu şekilde devam eder. Otomobil plakalarını ve evlerin numaralarını okuma, apartmanların kaç kat olduğunu sayma gibi 'sayma obsesyonları' da görülen diğer saplantı çeşitleridir.
Temizlik değil hastalık
Değişik şekillerde görülebilen hastalığını en sık görülen örneği ev ve vücut temizliği hastalığıdır. Kişide eline olmadan kirlenmeyle ve hastalık bulaşmasıyla ilgili bir tehdit algısı oluşur. Kendisinin toplumun diğer bireylerinden daha çok mikrop, pislik ve kirle karşılaşma tehlikesinde olduğuna inanmaya başlar. Bu düşüncenin etkisiyle de gereksiz tedbirler almaya başlar. Bulaşma korkusuyla el sıkışmaktan, umumi tuvaletleri kullanmaktan, para ve kapı tokmaklarını tutmaktan kaçınır. Bu işlerden birini yaptığı zaman da kendilerine mikrop, toz, feçes ya da idrar bulaştığını düşünüp ellerini yıkarlar. Günde 3-4 saat elini yıkayan, her yıkamada en az yarım saat ayıran, dışarı çıkıp eve geldikten sonra hemen elbiselerini çıkarıp yıkamaya atan kendisi de banyoya koşan, her banyoda ve tuvalete girmede 2-3 saat harcayan bir kişide temizlik saplantısının olduğu düşünülür. Saplantı hastalarının yüzde 25-50'sinde bulaşma saplantıları görülür. Bazı hastalarda ise vi temizleme hastalığı vardır. Hatta özellikle evhanımlarından gününün büyük bir bölümünü temizlikle geçiren hastalar vardır.
Her şey eksiksiz olsun, takıntısı
'Simetrik' veya 'eksiksiz olma' saplantıları da sık görülen saplantı çeşitlerindendir. Kişi yaptığı işin eksiksiz olmasına, evdeki veya masasındaki eşyaların düzgün ve simetrik olmasına hastalık derecesinde dikkat eder. Öyle ki saatlerce bu simetriyi sağlamak için uğraşabilir. Eğer bu simetriyi ve düzenliliği yerine getiremezlerse aşırı sıkıntı duyarlar ve sıkıntılarını gidermek için saatlerce uğraşırlar. Bu yüzden işlevsellikleri önemli ölçüde etkilenir. Bir davet, randevu, iş gibi etkinliklerine yetişememe, işleri yetiştirememe gibi sorunlarla çok sık karşılaşırlar.
Takıntı nedir?
Takıntılar ya da tıbbi literatürde daha yaygın kullanım şekliyle obsesyonlar, kişiyi rahatsız eden, tekrarlayıcı ve zorlayıcı düşünceler, duygu veya dürtülerdir. Kişi çoğunlukla obsesyonunun mantıksız olduğunun farkındadır ancak yine de zihninden atmakta zorlanır. Çoğunlukla takıntılara kompülsiyon(zorlantı) dediğimiz bazı davranışlar eşlik eder. Kompülsiyonlar , kişinin takıntısından kaynaklanan sıkıntıyı gidermek için ona istinaden yaptığı veya yapmak zorunda hissettiği tekrarlayan davranışlar veya düşünceleredir. Bu nedenle hastalık psikiyatride obsessif-kompülsif bozukluk olarak tanınır.
En çok hangi türde takıntılar olur?
En çok rastlanan obsesyon bulaşma( herhangi bir hastalık veya tiksinilen bir nesneye temas vb) ve buna mukabil ortaya çıkan temizlenme kompülsiyonudur. Aşırı el yıkama bazen derinin tamamen tahrip olmasına dahi yol açabilir; kişi günün büyük bir kısmını yıkanarak veya bulaşma korkusuyla dışarı çıkmayıp kendini izole ederek evde geçirebilir. Sıklıkla rastlanılan bir diğer takıntı şüphe ( soba açık mı?, kapı kilitli mi?, her şey yerli yerinde mi? hata yaptım mı?) dir. Bu şüpheler ise kontrol kompülsiyonuyla beraberdir. Örneğin kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek için defalarca eve geri dönülebilir, ışığın açık kalıp kalmadığını kontrol için defalarca yataktan kalkılabilir veya verilen bir işi hatasız yapıp yapmadığından emin olmak adına aynı yazı yüzlerce kez kontrol edilebilir, bazı sözlerin söylendiğinden emin olana kadar defalarca tekrar edilebilir. Bunların dışında birçok obsesyon olabilir, örneğin cinsel, dini takıntılar (günahkar mıyım, değil miyim?), kötülük veya kötü birşey yapacağından korkma takıntısı, kontrolü kaybedebileceğinden korkma, herşeyin yerli yerinde ve düzgün(simetrik) olması takıntıları da klinikte sık görülen takıntılardandır.
Bir takıntı ne zaman hastalık haline dönüşür?
Şunu mutlaka söylemek gerekir ki her takıntı hastalık değildir. Günlük hayatında ’masumane’ takıntıları olan, ve bunları senelerdir sürdüren birçok insan vardır. Ayrıca titizlik, tertiplilik, kontrolcülük, kuralcılık gibi bir takım kişilik özellikleri birçok zaman insana faydalı olabilen ve hayatını daha kaliteli ve başarılı yaşamasına neden olan özelliklerdir. Ancak kişi takıntıları nedeniyle günlük hayatında, işyerinde ve sosyal çevresinde birtakım sorunlar yaşamaya başlıyorsa, bu takıntılar hayatının önemli bir kısmında karşısına zorluk olarak çıkıyor ve önemli zamanını almaya başlıyorsa o zaman psikiyatrik tedaviyi gerektirir bir durum var denilebilir. Örneğin takıntılı kişi kapıyı kontrol edeyim derken her sabah işyeri servisini kaçırmaya başladıysa veya temizlik için banyoda geçirdiği vakit normal sınırların ötesine geçtiyse (örneğin her seferinde yarım saatten fazla banyoda kalıyorsa…) veya hayatını bu takıntıların gereklerini yerine getirmek üzere düzenlemeye başladıysa (örneğin kapı kollarını tutmak için eldiven taşımak,başkasının otuduğu koltuğa oturmamak için şilte bulundurmak vb..) hastalık aşamasına gelmiş demektir ve psikiyatristin tedavisi gerekir.
Obsesif kompulsif bozukluğun nedeni nedir?
Özellikle son on yılda ortaya çıkan bilimsel veriler, hastalığın kökeninin beynin bazı bölgeleri arasındaki bozulmuş iletiden kaynaklandığını göstermiştir. Beynimizin ön bölgesinde yer alan orbitofrontal korteks denilen bir bölge ile beyinciğin üzerinde yer alan bir bölge olan kaudat çekirdek arasında artmış bir iletimden bahsedilebilir. Bu aktivite artışı nedeniyel herkeste var olan takıntılar devamlı zihne gelir ve bastırılabilmesi mümkün olmaz. Hastalığın nedeni biyolojik olmakla birlikte herkeste ne tür takıntıların ortaya çıkacağını belirleyen şey her bireyin kişilik özellikleridir. Hasta olmadan önce de titiz olan bir kişide olasılıkla temizlik ve aşırı el yıkama şeklinde ortaya çıkan hastalık, günlük hayatında güvensiz ve evhamlı olan bir başkasında şüohecilik ve kontrol etme şeklinde görülebilir. Mükemmeliyetçi bir kişide de simetri obsesyonu ortaya çıkabilir.
Sıklığı nedir, hangi yaşlarda en sık görülür?
Günlük hayatta insanların büyük kısmının rahatsız edici olmayanbelirli takıntıları vardır, ancak bu insanlar sağlıklı kişilerdir. Yukarıda bahsettiğimiz hastalık düzeyinde takıntı yani obsesif kompülsif bozukluğun toplumda yaklaşık olarak %2-3 oranında gözüktüğü bilinmektedir. Bir başka deyişle her yüz kişinin 2 veya 3'ü tedavi göremesi gerekecek düzeyde takıntılıdır. Hastalık en çok 20'li yaşlarda ortaya çıkar. Erken başlangıçlı olanlarda erkeklerde, daha geç başlangıçlı olanlarda ise kadınlarda daha sıktır.
Tedavisi mümkün müdür ve nasıldır, hastaların ne kadarı iyileşir?
Tedavisi mümkündür. Tedavi belirli bazı ilaçlar ile birlikte davranışçı psikoterapi denilen özel bir tekniğin uygulanmasından ibarettir.
Prof.Dr.Barış Ç. Tosun-Prof.Dr.Özhan Yalçın
PARAZİTLER
BAĞIRSAK PARAZİTLERİ
Hijyen şartlarının yeterli düzeyde sağlanamadığı toplumlarda sıklıkla görülen bağırsak parazitleri, özellikle çocukların mental ve fiziki gelişimlerini oldukça olumsuz etkileyebiliyor. Bağırsakta yaşayan bu asalaklar kişinin besinlerine ortak olup beslenme bozukluklarına da neden olabiliyorlar.
Barsak parazitleri kurtçuk halinde ya da yumurta şeklinde ağızdan ya da derimizden vücudumuza girerek bağırsaklarımıza yerleşiyorlar. Bağırsaklarımıza yerleşmelerinin nedeni, bağırsak ortamının nemli ve besinler açısından zengin olmasından kaynaklanıyor.
Doğada birçok parazit türü bulunuyor.
Parazitlerin en bilinen ortak belirtileri; kilo alamama, gece ağız salyasında artış, makat bölgesinde özellikle geceleri artan kaşıntı, karın ağrısı, ishal, bazı durumlarda kabızlık gibi rahatsızlıklar oluşturmalarıdır.
En çok görülen parazit türleri; Oksiyürler, Askarisler, Tenyalar, Çengelli Kurtlar ve Kedi-Köpek parazitleridir.
Oksiyürler: Bu parazitler bir iplik gibi ince yapıları ve 2 mm ile 1 cm arasında değişen boyları ile küçük parazitler arasındadır. Halk arasında kıl kurdu olarak da bilinirler. Parazitler ağız yolu ile bağırsaklara kadar ilerler ve buralarda yerleşirler. Yumurtlayarak çoğalırlar ve yumurtaları makat çevresine bıraktıkları için makat kaşıntısı en tipik belirtilerinden biridir. Sarımtırak bir renktedir. İlaç tedavisi ile bağırsaklar tamamen temizlenebilir. Dikkatli bakıldığında hasta kişinin dışkısında parazitler görülebilir. Kız çocuklarda parazitler genital organlara kaçabilir bu nedenle bu organlarda akıntılar görülebilir. Parazitle mücadelede bütün ailenin tedavi altına alınması hastalıktan tamamen kurtulmak açısından bazen önem kazanabilir. Kıl Kurdu tedavisinde bütün aileye ilaç tedavisi reçete edilir. Tırnakların kısa kesilmesi, el yıkama alışkanlığının kazandırılması ve iç çamaşırların yüksek ısılarda yıkanması sonrasında ütülenmesi ya da çamaşırların arada sırada kaynatılması hastalıktan korunma açısından önemlidir.
Askarisler: Askarislerin görüntüsü oldukça kötüdür. Boyları 15-45 cm arasında değişebilir. Görünümleri ile solucanlara benzerler ve bu nedenle halk arasında bağırsak solucanı olarak isimlendirilir. Tarımda insan gübresi kullanıldığında hasta kişilerin dışkılarından sebze ve meyvelere bulaşır ve bu nedenle o sebzeler iyi yıkanmadığı zaman kolaylıkla sağlıklı kişilere de geçer. Askarisler tehlikeli parazitlerdendir. Larvaları kana karışarak farklı organlara hastalığı yayabilir. Akciğerlere ulaşarak bu bölgede iltihaplara, safraya ulaşarak genel sarılığa neden olabilirler. Sebzeler asla yıkanmadan yenilmemeli, besinlerin yıkanmasında oldukça dikkatli davranılmalı, tırnaklar kısa kesilmeli, özelikle tuvaletten sonra el yıkama alışkanlığı çocuklara kazandırılmalı, eller bol sabunlu su ile ovuşturarak yıkanmalıdır.
Tenyalar: Askarislerden daha uzun boyludurlar. Dışarıdan bakıldığı zaman halka halka birbirine eklenmiş zincir gibi görünürler. Boyları oldukça uzundur. O kadar uzun olabilirler ki 10 metreyi bulan tenyalar görülmüştür. Tenyalar etlerden insana bulaşırlar. İnsanlar dışkıları ile tenya larvalarını atarlar ve bu dışkıları yiyen hayvanların etlerinde larvalar halinde yaşarlar. Çiğ et ya da az pişmiş etler ile insan vücuduna girerler ve bağırsaklara doğru ilerlerler. Etlerin iyi pişmiş olmasına dikkat etmek, asla çiğ et yememek, hayvanların otlandığı yerlere dikkat etmek tenyalardan korunmamıza yardımcı olabilir. Tenya ile yaşayan biri sürekli açlık hisseder, karın ağrısına ek olarak tenya, kusmaya da neden olabilir. Tenyalar ilaç tedavisi ile bağırsaklardan düşürülebilir. Kişi tenyadan kurtulduktan hemen sonra bağırsaklarındaki rahatlama nedeniyle açlık hissi duyabilir.
Çengelli Kurt: Çengelli kurt yumurtaları hijyen kurallarına dikkat edilmeyen bölgelerdeki pis sularda yaşarlar. Sokakta oynayan çocuklar ve bu suyu kullanan ailelerde çengelli kurt hastalığı daha fazla görülür. 8mm ile 1.5 metre arasında uzayabilirler. Kan emerek bağırsaklarda yaşarlar bu nedenle hastalıkta en sık kansızlık görülür. İçme suyumuzun temiz olması ve kişisel hijyenimizin sağlam olması hastalıktan kurtulmamıza yardımcı olabilir.
Kedi köpek paraziti: Kedi, köpek ve tavşanların bağırsaklarında üreyen parazitlerin doğurgan olanları dışkılarına yumurtalar bırakırlar, bu yumurtalar insanlara genellikle köpeğin tüyleri ile bulaşır. Eğer kedi köpek besleyenlerin el yıkama alışkanlığı güçlü değilse, bu parazitler sindirim sistemine yerleşir ve burada kedi-köpek türü parazit oluşmaya başlar. Bu parazitler genellikle bağırsaklarda gelişmez bağırsak duvarını delerek kan yolu ile diğer organlara geçerler. Tedavi edilmediği takdirde yerleştiği diğer organlarda özellikle karaciğer, akciğer, beyin, göz gibi organlarda kalıcı kistler oluştururlar. Bu kistlerden kurtulmak için ameliyat şarttır. Evde hayvan besleyenler dönem dönem bu parazitlerden korunmak için hayvanlarını ilaçlamalı ve zamanında aşılarını yaptırmalılar. Ayrıca hayvanın dışkı bıraktığı yerin evden dışarıda olması ve her tuvaletten sonra hayvanın kişisel bakımının da yapılması gerekmektedir. Hayvana bakan kişinin de elleri sıklıkla yıkanmalıdır.
Kanser nedir?
Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birisi. Sık görülmesi ve öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle de bir halk sağlığı sorunu.
Anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve yayılması olarak tanımlanan kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri...
Ülkemizde 1970'li yıllarda sebebi bilinen ölümler arasında 4. sırada yer alan kanser, son yıllarda kardiyovasküler sistem hastalıklarından sonra 2. sıraya yükseldi.
Kanserin sebebi nedir?
Çevresel ve içsel nedenler olarak ikiye ayrılabilir. Çevresel nedenler (kimyasal, radyasyon, viruslar gibi) ve içsel nedenler (hormonal, bağışıklık bozuklukları, kalıtsal mutasyonlar ve diğer genetik nedenler gibi) birlikte veya ardışık olarak hücreleri etkileyerek uzun yıllar içinde kansere yol açabilirler.
Hangi organlarda kanser olur?
Kanser tek bir hastalık olmayıp, vücuttaki tüm doku ve organlarda kanser gelişebilir.
İyi huylu ve kötü huylu tümör ne demektir?
İyi huylu tümörler kanser değildir. Başka bölgelere yayılmazlar. Tamamen çıkartıldığı zaman genellikle tekrarlamazlar. Kötü huylu tümörler ya da kanser ise komşu organ ve dokulara yayıldığı gibi, lenf ve kan yoluyla uzak organlara da yayılır. Uzak organlardaki yayılımına metastaz (yayılma) denir.
AIDS NEDİR? NASIL BİR HASTALIKTIR?
AIDS bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Mikrobu HIV adı verilen virüstür.
HIV girdiği vücudun, mikroplara karşı koyma yeteneğini sağlayan bağışıklık sistemini etkileyip yok eder. Direnci azalan vücutta, HIV'in etkisi yanında, çeşitli mikroplar (bakteri mantar,virüs, prozoton) deri,solunum,sindirim ve merkez sinir sistemi gibi muhtelif doku ve organlara yerleşip hastalıklara neden olurlar. Ayrıca vücutta bazı kanserler oluşabilir. HIV bulaştıktan sonra, kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre, AIDS hastalığı belirtileri 3-12 yıl, hatta daha uzun süre sonra ortaya çıkar. AIDS'in tedavisi için yeni ilaçlar bulunmuş ve kullanılmaya başlanmıştır. Üç ilacın birlikte kullanımı ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Ancak ilaçlar çok pahalıdır.
HIV pozitif denilen HIV taşıyıcısı kişiye virüsün tekrar tekrar bulaşması AIDS'in daha süratli gelişmesine neden olabildiğinden, yeni bulaşmalar önlenmelidir. Taşıyıcılarda,düzenli bir yaşam,iyi beslenme,stresten uzak durma, devamlı tıbbi bakım, AIDS hastalığı belirtilerini yıllarca geciktirebilir.
HIV NASIL BULAŞIR?
Kan, cinsel ilişki ve anneden bebeğe olmak üzere üç yolla bulaşır.
KAN İLE BULAŞIR
AIDS hastasının ve taşıyıcısının kanında HIV bulunur. HIV'li kanla bulaşma çeşitli şekillerde olur;
*Kontrolsüz kan nakli ile bulaşma olur.
*Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş; şırınga,iğne,cerrahi aletler,diş hekimliği aletleri,dövme aletleri,akupunktur iğneleri,jilet,makas gibi tüm kesici ve delici aletler ile bulaşma olabilmektedir.
*HIV'li erkek ve kadının cinsel organlarındaki kanamalarının ve adet kanının penise, vajinaya ve ağıza teması ile de bulaşma olabilir.
*Damar içi uyuşturucu kullananların paylaştıkları iğne, enjektör ve uyuşturucu madde eritilen kaşıklar ile bulaşma olmaktadır.
*HIV'li organ,doku ve sperm nakli ile ile de bulaşma olasılığı vardır.
CİNSEL İLİŞKİ İLE BULAŞIR
HIV kanda bulunduğu gibi erkeğin sperm sıvısında, kadının vajina salgısında da bulunur. Cinsel ilişki sırasında; Vajina,penis,anüs mukozasından veya ağızdaki zedelenmiş doku veya çatlaklardan vücuda girerek;erkekten kadına; kadından erkeğe; erkekten erkeğe veya kadından kadına bulaşabilir.
AIDS'ten başka cinsel ilişki ile bulaşan önemli hastalıklar bel soğukluğu (gonore), frengi (sifiliz),ve Viral hapatittir (bulaşıcı sarılık).
ANNEDEN BEBEĞE BULAŞIR
HIV,hasta veya taşıyıcı anneden bebeğine gebelik,doğum veya emzirme sırasında bulaşabilir.
HIV pozitif kadının doğuracağı çocuğa HIV'in geçme oranı %30 kadardır. Sütle geçebilme oranı fazla olmamakla birlikte infekte annelere emzirme önerilmez. Gebelik ve HIV ile ilgili bilgiler için AIDS Danışma Merkezine başvurunuz.
|