baha88888.sitemynet.com
neon_sign.jpg

Anasayfam
İlginç bilgiler
Bebekler
İLGİNÇ SAYILAR
Alper'in fıkraları
GÜZEL SÖZLER
kalori cetveli
Peygamber efendimizin(s.a.v) hayatı
ANNE-BABA
Üyeler
Düşündüren hikayeler
Fıkralar
Onlar, hep yanımızdaydı...
ANKET
Kişisel Sayfam
Foto Albüm
Kadavra(ÖLÜ) resimleri
Balıklar
Linkler Sayfam

Peygamber efendimizin(s.a.v) hayatı


yazi2.gif

Başlık Buraya Gelecek

1 - GİRİŞ


Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O'nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan'ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır.

İslâmiyet'ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına "Şeyh" deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif'ti. Mekke'de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler.

Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında (Muharrem, Recep, Zilka'de ve Zilhicce aylarında) harbetmezlerdi. Bu aylara "eşhür-i hurum"(1) (savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir. Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke'nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı.(2)

Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı. Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, iffetsiz kadınlar, şâirler, hatipler, kâhinler ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif'le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe'nin duvarlarına asılırdı. Bu şekilde Kâbe duvarında asılmış olan yedi ünlü kasideye "el-Muallekatü's-seb'a" (Yedi Askı) denilmiştir.

Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva', Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke'de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu.

Arabistan'da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî (ateşe tapan) ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı. Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz. İbrahim'in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan "Hanîf"ler vardı. Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı.

İslâmiyetten önce Arap Yarımadasının kuzeyinde (Sûriye'de) "Nebtî", güneyinde (Yemen'de) "Himyerî", Irak'ta ise "Süryânî" yazıları kullanılıyordu. Hicaz Arapları Sûriye ve Irak'a ticâret için yaptıkları seyâhatlarda Arapça'yı Nebtî ve Süryânî yazıları ile yazmayı öğrendiler. Daha sonraki asırlarda, Nebtî yazısından "Nesih"; Süryânî yazısından da "Kûfî" denilen yazı sitilleri doğmuştur. Ancak, Araplar arasında okuyup yazma bilenlerin sayısı son derece azdı. Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düşmanları bile olsa kendilerine sığınanları himâye, cesâret.. gibi bazı iyi hasletleri yanında, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düşkünlüğü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardı. Hele köle ve kadınlara insan değeri vermezlerdi. Kadınlar, ölen kocasından, babasından ve diğer yakınlarından mirâs alamadıkları gibi, kendileri mirâs malları arasında, mirâscılara kalırdı. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi. Fuhuş âdeta meslek hâline gelmişti. Bu yüzden bazı kimseler kız çocuklarını diri diri kumlara gömecek derecede vahşet göstermişlerdi.(3)

İslâmiyetin doğuşu sırasında yalnız Araplar ve Arabistan değil, bütün dünya, zulüm, sefâhet ve cehâletin karanlığı içindeydi. Maddî ve rûhî sıkıntılar içinde bunalmış olan insanlık, bir mürşit, bir kurtarıcı beklemekteydi.
Kur'ân-ı Kerîm "Câhiliyet Devri" denilen bu karanlık dönemi, "İnsanların kendi elleriyle işledikleri kötülükler yüzünden, fesat (her tarafı kapladı) karada ve denizde yayıldı."(4) ifâdesiyle en vecîz bir şekilde anlatmaktadır.

"Aralarında birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman, içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Şimdi onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hüküm veriyorlar." (en-Nahl Sûresi, 58-59. Ayrıca bkz. ez-Zuhruf Sûresi, 17; et-Tekvîr Sûresi,8-9)



2—MEKKE VE KÂBE

Yeryüzünde Allah'a ibâdet için yapılan ilk binâ, bütün namazlarda kıblegâh olarak yönelmekte olduğumuz Kâbe'dir.(5) Allah'ın emriyle Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmâil tarafından(6) Milattan 2000 yıl kadar önce Mekke'de yapılmıştır.(7) Tavâfa başlama yerinin işâreti olmak üzere, Kâbe'nin güney-doğu köşesi (Rükn-i Hacer-i Esved) nde bulunan "Hacer-i Esved" denilen siyah taşı Hz. İbrâhim, Ebu Kubeys dağından getirerek hâlen bulunduğu köşeye koymuştur. İnşaatın tamamlanmasından sonra Hz. İbrâhim ilk tavâfı oğlu Hz. İsmâil'le beraber yapmış, bütün insanları hacca, Kâbe'yi ziyârete dâvet etmiştir.(8)

Mekke şehri, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in büyük dedelerinden Kusayy tarafından, Kâbe'nin inşâsından çok sonra kurulmuştur. Allah'a ibadet için yapılmış olan Kâbe, zamanla "Tevhid İnancı"nın unutulmasıyla, putlarla doldurulmuş; Mekke puperestliğin merkezi hâline gelmiştir.



a) Mekke ve Kâbe ile İlgili Özel Vazifeler

Mekke şehrini kuran Kusayy, şehrin idâresi, Kâbe'nin bakımı ve Kâbe'yi ziyârete gelenlere hizmetle ilgili bazı görevler ihdâs etti. Bu hizmetler Hz. İsmâil'in neslinden olan kimseler tarafından yerine getiriliyordu. Bu hizmet ve görevlerden bir kısmı şunlardır:

1- Hicâbe: Kâbe'nin perdedarlığı ve anahtarlarını taşıma görevidir.

2- Sikâye: Kâbeyi ziyârete gelenlerin suyunu temin etme ve Zemzem kuyusuna bakma görevidir.

3- Rifâde: Kâbeyi ziyâret için Mekke'ye gelenleri ağırlama, barındırma ve muhtaçlara yardımcı olma hizmetidir.

4- Nedve: Kusayy tarafından yapılan "Dâru'n-Nedve" adlı istişâre meclisi binâsında yapılan toplantılara başkanlık etme görevidir. Savaş, sulh ve memleketin diğer bütün önemli işlerinin kararı, burada yapılan toplantılarda verilirdi. Kırk yaşından küçük olanlar, bu meclise alınmazlardı.

5- Livâ: Savaş zamanında ve askerin toplanmasında sancağı taşıma görevidir.

6- Kıyâde: Savaşta askere komuta etme görevidir.

7- Sefâre: Aynı toplum içindeki fertler veya kabîleler arasında meydana gelen çekişmelerde hakem olarak arabulma hizmetidir.

8- Hazine-i emvâl: Savaş için hazırlanan silâh, mal ve âletleri muhâfaza etme görevidir.

9- Ezlâm: Oklar ile fal bakma işidir.

Kâbe'nin üzerine konulmuş olan Hubel adlı putun yanında üç fal oku vardı. Birinde: "emeranî rabbî" (Rabbım bana emretti); diğerinde "nehânî rabbî" (Rabbım bana yasak kıldı), yazılıydı. Üçünçüsü ise boştu.

Yapacağı iş konusunda karar veremeyen kişi, ezlâm işiyle görevli kimse aracılığı ile bu oklardan birini çekerdi. Birinci ok çıkarsa, tasarladığı işi yapar, ikincisi çıkarsa o işten vazgeçerdi. Üçüncüsü çıkarsa, o işi bir yıl erteler, ertesi sene falı yenilerdi.

10- Nezâre: Bir yerden başka bir yere nakledilecek eşyayı kontrol ve muâyene ettikten sonra "taşıma ruhsatı" verme görevidir.

Araplar arasında her biri büyük bir şeref sayılan bu hizmet ve görevlerin hepsi Kusayy'ın elinde toplanmışken daha sonra Kureyş arasında dağılmıştır.



b) Zemzem Suyu

Hz. İbrâhim, Milâttan yaklaşık 2000 yıl kadar önce, Irak'ta Sümer şehirlerinden "Ur" sitesinde dünyaya geldi. Peygamber olduktan sonra, halkı tek Allah'a imâna dâvet ettiği için, Bâbil Hükümdârı Nemrut tarafından ateşe atıldı. Fakat Allah'ın emri ile ateş onu yakmadı.(9) Kendisine imân eden İbrâni'lerle Filistin'e göçtü. Birara Mısır'a gitti, orada da kendisine imân eden kimse bulamadığı için, tekrar Filistin'e döndü.

Hz. İbrâhim, karısı Hâcer ile henüz annesini emmekte olan oğlu Hz. İsmâil'i Allah'ın emri ile Filistin'den alıp, Mekke'ye, Kâbe'nin bulunduğu yere götürdü. Onlara bir dağarcık hurma ve bir kırba su bırakarak yanlarından ayrılıp Filistin'e döndü. O esnâda, henüz Kâbe yapılmamış, Mekke şehri kurulmamıştı. Etrâfta ne insan, ne su, ne de hayat işâreti vardı.

Hz. İbrâhim, eşi ve çocuğundan ayrılıp onları göremeyecek kadar uzaklaştıktan sonra, Kâbe'nin bulunduğu yere yönelerek:

"Rabbımız, zürriyetimden bir kısmını senin kutsal evinin yanında, ekin bitmez (çorak), bir vâdi içinde yerleştirdim. Rabbımız, (beyt'inde) namaz kılmaları için, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları meyvelerle rızıklandır..."(10) diye duâ etti ve uzaklaşıp gitti.

Yanlarındaki hurma ve su bittikten sonra, Hâcer çocuğunu olduğu yerde bırakıp, bir can yoldaşı görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek ümidiyle Safâ ile Merve tepeleri arasında gidip geldiği esnâda bir melek, ökçesiyle Zemzem suyunu ortaya çıkarmıştı. Hâcer bu sudan kana kana içti, çocuğunu emzirdi ve Allah'a hamdetti.



c) Mekke Şehrinin Kurulması

Hz. İsmâil, daha sonra bu bölgeye yerleşen "Cürhümîler" den bir kızla evlendi. Kendisi İbrânî, Cürhümîler Yemenli Âribe (halis) Arablarındandı. Bu sebeple İsmâiloğullarına "müsta'rabe (arablaşmış) arabları" denilir.

Yemen'de "Seylü'l-arim"(11) denilen sel felâketinden sonra bu bölgeye gelen Huzâa Kabîlesi, İsmâiloğullarının da yardımı ile, Cürhümîleri Mekke'den sürüp çıkardılar. Cürhümîler, Kâbe'ye hediye edilmiş olan altın geyik heykelleri ile diğer kıymetli eşyayı Zemzem kuyusuna atıp, üzerini toprakla doldurduktan sonra, kuyuyu belirsiz hâle getirerek Mekke'den kaçtılar. Bu yüzden Zemzem kuyusu uzun müddet kapalı kaldı.

Mekke bölgesinin hâkimiyeti ve Kâbe muhafızlığı üç asır kadar Huzâalılarda kaldıktan sonra Kilâb (Hâkim)' in oğlu Kusayy, milâdî 5 inci asırda Kâbe muhafızlığını ele geçirdi. Kureyş'in başına geçerek, Huzâalıları bu bölgeden çıkardı. Kâbe'nin etrâfında bugünkü Mekke şehrini kurdu. Ölümünden sonra kabîle başkanlığı ve Kâbe muhâfızlığı oğlu Abdimenâfa, ondan da oğlu Hâşim'e kaldı. Haşim ticâret için gittiği Şam seferinde Gazze'de ölünce, rifâde (ziyâretçileri ağırlama ve barındırma) ve sikaye (ziyâretçilere su temin etme) vazifelerini küçük kardeşi Muttalib üzerine aldı.



d) Şeybe'nin adı Abdülmuttalib kaldı

Hâşim, Medine'de Hazrec kabîlesinin Neccâr oğulları kolundan Amr kızı Selmâ ile evlenmiş, "Şeybe" adında bir oğlu olmuştu. Selmâ Medine'den ayrılmadığından, Şeybe de Medine'de dayılarının yanında büyümüştü. Hâşim'in vefâtından sonra, amcası Muttalib O'nu Mekke'ye getirdi. Mekkeliler Muttalibin yanında tanımadıkları bir çocuk görünce, Şeybeyi Muttalib'in kölesi sanarak, Ona "Abdülmuttalib" dediler. Bu yüzden Şeybe, Abdülmuttalib adıyla anıldı.




e) İki Kurbanlığın Oğlu

Abdülmuttalib, 10 oğlu olduğu takdirde, bunlardan birini Allah için kurban etmeyi adamıştı.(12) Bu eski âdet, bize Hz. İbrâhim'in gördüğü bir rüyâ üzerine oğlu Hz.İsmâil'i kurban etmek istemesini(13) hatırlatmaktadır.

Abdülmuttalib, çeşitli zevcelerinden 10 oğlu olunca aralarında kur'a çekerek adağını yerine getirmek istedi. Kur'a sonucuna göre, ileride Rasûlullah (s.a.s.)'in babası olacak olan Abdullah'ın kurban edilmesi gerekiyordu. Bir arrafe (kadın kâhin)nin tavsiyesine uyularak, belirli sayıda deve ile Abdullah arasında kur'a çekildi. Kur'a Abdullah'a düştükçe, develerin sayısı onar onar arttırılarak, yeniden çekildi. 10 deve ile başlayan kur'a çekimi, develerin sayısı 100 olunca nihâyet develere isâbet etti.(14) Böylece Abdullah'ın yerine 100 deve kurban edildi. Bu olaya ve neslinden geldiği Hz. İsmail'in kurban edilmesi teşebbüsüne işâretle Rasûlulllah (s.a.s.) Efendimizin:

"Ben iki kurbanlığın oğluyum" (15) buyurduğu nakledilmiştir. O zamana kadar 10 deve olan diyet (öldürülen bir kimsenin kan bedeli) de, bu olaydan sonra, 100 deveye yükselmiştir.(16) İslâm Hukuku'nda kan bedelinin 100 deve olması, zamanla örf hâline gelen bu olaya dayanmaktadır.



f) Zemzem Kuyusunun Temizlenmesi

Muttalib'in ölümünden sonra, kabîle başkanlığı ile Rifâde ve Sikâye hizmetleri Abdülmuttalib'e verilmişti. Abdülmuttalib, Zemzem'in yerini bulup yeniden kazdırdı. Cürhümîlerin Mekke'den kaçarken kuyuya attıkları altın geyik heykelleri, kılıç ve zırhlar çıkarılarak kuyu temizlendi. Zemzem kuyusunun idâresi, Abdülmüttaliboğullarında kaldı.



3- FİL VAK'ASI (Ebrehe'nin Kâbe'ye Saldırması) (571 M.)

Habeşistan Kırallığı'nın Yemen Vâlisi Ebrehe, Hristiyanlığı Arabistan'da yaymak ve Arapları Kâbe ziyâretinden vazgeçirmek için, San'a'da muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Fakat, Araplardan bu kiliseye ilgi gösteren olmadı. Üstelik, Kinâne Kabîlesi'nden bir Arap, bir gece gizlice kilise içine pisledi. Ebrehe bunu bahâne ederek büyük bir ordu ile Kâbe'yi yıkmak üzere Mekke üzerine yürüdü. Arapların bu orduya karşı koyabilecek güçleri yoktu. Mekkeliler şehri boşaltarak etraftaki dağlara çekildiler.

Ebrehe, Mekke yakınlarında karargâhını kurdu. Kureyş Kabîlesinin reisi olan Abdülmuttalib'e elçi göndererek, kan dökmek üzere değil, sâdece Kâbe'yi yıkmak için geldiğini bildirdi. Bu esnâda Ebrehe'nin öncü kuvvetleri Mekkelilerin sürülerini yağmalayıp ordugâha götürmüşlerdi. Bunlar arasında Abdülmuttalib'in de yüz devesi vardı. Abdülmuttalib, Ebrehe'ye giderek yağmalanan sürülerin geri verilmesini istedi. Ebrehe:


-"Ben, Kâbe'yi yıkmamam için ricâya geldiğini sanmıştım. Görüyorum ki sen, develerinin derdindesin, bunu sana yakıştıramadım..." deyince, Abdülmuttalib büyük bir vakarla:

-" Ben, develerin sâhibiyim, onları istiyorum. Kâbe'nin de sâhibi var. O'nu sâhibi koruyacaktır" diye cevap vermişti. Bu cevap karşısında Ebrehe, Abdülmuttalib'in develerini ve Mekkelilerin yağmalanan bütün mallarını geri verdi.



Kur'an-ı Kerîm'de de açıklandığı üzere, Ebrehe amacına ulaşamadı. Kâbe'yi yıkmak üzere hücûma geçileceği sırada, Ebrehe'nin her seferinde berâberinde bulundurduğu Mamut adlı büyük fil ile diğer filler her türlü çabaya rağmen, diz çöküp oldukları yerde kaldılar; Kâbe cihetine yürümediler. Bu esnâda gök yüzünde beliren sürü sürü kuşlar, ağızlarında ve pençelerinde taşıdıkları küçük taşları Kâbe'ye hücûma hazırlanan askerlerin üzerine bıraktılar. Ebrehe'nin büyük ordusu bir anda perişan oldu.(17) Büyük bir kısmı orada telef oldu. Kaçıp kurtulabilen askerlerin bir kısmı ile Ebrehe San'a'ya döndü ise de, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak çok geçmeden öldü.

Ordu'nun önünde yürüyen filler sebebiyle, tarihte bu hâdiseye "Fil Vak'ası", bu olayın meydana geldiği seneye de "Fil Yılı" denilmiştir.


"Kâbe'yi yıkmağa gelen fil sâhiplerine, Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların kötü plânlarını (hile ve düzenlerini) boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine sert taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Sonunda onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yapıverdi". (Fil Sûresi, 1-5)



Rasûlllah (s.a.s.) Efendimiz, Fil Vak'ası'ndan 52 gün kadar sonra dünyaya geldiği için bu olayı görmemişti. Fakat bu Sûre indiği esnâda bu olay o kadar iyi biliniyordu ki, hayatta olanlardan, olayı görmemiş olanlar da sanki görenler kadar olaydan haberdardı. Bu sebeple Hz. Muhammed (s.a.s.) olay sırasında henüz dünyaya gelmemiş olduğu halde "görmedin mi?" buyrulmaktadır. Burada görmek , "bilmek ve duymak" anlamında kullanılmıştır.



HADİSLER

Sükûtu tefekkür, bakisi ibret olan kimseler ile sahifesinde çok istifar bulunan kisi, felaha kavusmuslardir... ( Hadis )


Müminlerin ruhlari cennet agaçlarinda ikamet eden ve meyvelerinden yiyen yesil kuslarin kursaginda olur... Kiyamet günü Allah, onlari cesetlerine iade edinceye kadar (bu böyle) devam eder... ( Hadis )



Allah bir kuluna nimet etti mi mutlaka insanlari ona muhtaç kilar, eger o, onlarin ihtiyacini karsilamazsa, kendisine verilen nimete zeval hasil olur, yani nimeti elinden kaçrir. (Hadis)



Allah bir seyi yaratti mi mutlaka onu maglup edecek bir sey daha yaratir. Rahmetini gazabin yenmek için yaratmistir. (Hadis)



Allah yeryüzünde akildan daha az bir sey yaratmadi, yeryüzünde akl kibrit-i ahmerden daha azdir. (Hadis)



Allah'tan yardim mihnet oraninda gelir, sabir da bela oraninda.(Hadis







Namaz kildiginiz zaman, benim için Allahtan vesile dileyiniz. Vesile nedir? diye sordular; söyle buyurdu: Vesile, Allah katinda öylesine yüksek bir derecedir ki, ona ancak tek bir insan nail olacak. te o insanin ben olmasini umuyorum. (Hadis)



Gögün gürledigini duyarsaniz tesbih getirin, tekbir getirmeyin. (Hadis)

Gök gürültüsü duyarsaniz Allah zikredin. Çünkü (yildirim) zikir edene isabet etmez. (Hadis)

Yangin gördügünüz zaman tekbir getirin, çünkü tekbir onu söndürür. (Hadis)



Bir âlimin devamli olarak bir sultanla düsüp kalktigini görürsen, bil ki o bir hirsizdir. (Hadis)



Mescitte birini bir sey satarken yahut satin alirken görürsen ona; Allah, ticaretinde sana kazanç vermesin de; birini de yitigini ararken görürsen; Allah, onu sana buldurmasin de. (Hadis)





Kalem üç kisiden kaldirilmistir: Uyanincaya kadar uyuyandan, ihtilâm oluncaya kadar çocuktan, akli erinceye kadar mecnundan. (Hadis)



Âdemoglu ihtiyarladikça onda iki sey gençlesir: Mala karsi hirs ve hayata karsi hirs. (Hadis)



Allah indinde kisinin yuttugu en sevapli yudum, Allah'in rizasini düsünerek kendini tutup, yuttugu öfke yudumudur. (Hadis)



Allah Teâla hazretleri ferman etti: "izzetim ve celalim hakki için, magfiret etmek istedigim hiç kimseyi, bedenine bir hastalik, rizkina bir darlik vererek boynundaki günahlarindan temizlemeden dünyadan çikarmayacagim. (Hadis)



Kim bir kimse için sefaatçi olur, o da bu mefaatine karsi bir hediyede bulunursa hediyeyi kabul ettigi taktirde, riba kapilarindan büyük bir kapya girmis olur. (Hadis)



Ecelini altmis yasina kadar uzattigi kimselerden Cenab- Hakk, her çesit özür ve bahâneyi kaldirmistir. (Hadis)



Abdest imanin yarisidir. Elhamdülilllah mizan doldurur; sübhanallah velhamdulillah arz ve sema arasini doldurur; namaz nurdur; sadaka bürhandir; sabir ziyadir; Kur'ân ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarir, kimisi de helâk eder. (Hadis)



Allah için sefer yapanlar üçtür: Gâzi, haci, umreci. (Hadis)

Cum'a, en hayirli günlerinizden biridir. Hz. Adem aleyhisselam(in topragi) o gün yaratildi, o gün kabzedildi. (Kiyamette Sûr'a) o gün üflenecek, sayha da o günde olacak. Öyleyse o gün bana salâvati çok okuyun. Zira salâvatlariniz bana arzedilir!"
Orada bulunanlar:
"Salavatlarimiz size nasil arzedilir? Siz çürümüs olacaksiniz!" dediler. Aleyhissalatu vesselam:
"Allah Teala Hazretleri, Arz'a peygamberlerin cesetlerini yemeyi haram kildi! buyurdular. (Hadis)





Allah Teâla Hazretleri hastaliga da ilac da indirmistir. Ve her hastaliga bir ilaç vermistir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan seyle tedavi olmayin.

Hastalarinizi yeyip içmeye zorlamayin. Zira Allah Teâla hazretleri onlara yedirir içirir.

Benim tiryak içmem, temime (muska) takinmam, içimden gelen siiri okumam aldirmazlik olur.

Ölüm disinda hiçbir hastalik yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasin.



Muhakkak ki, Allah bu ümmet için, her yüz senenin banda, kendisine dini tecdîd edecek kimse(ler) gönderecektir.



Sadaka Rabbin öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder.



Biriniz güneste olunca gölge ondan kalkar da, yarisi gölgede yarisi günete kalacak olursa oradan kalksin.


Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine sefkatte mü'minlerin misali, bir bedenin misalidir. Ondan bir uzuv rahatsz olsa, diger uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona itirak ederler.



içerisinde tesehhüd bulunmayan bir dua, kesilmis el gibidir.



Kur'ân- Kerîm'den tek harfi okuyana bile bir sevab vardir. Her hasene on misliyle (kayde geçer). Elif-Lâm-Mim bir harftir demiyorum. Aksine elif bir harf, lâm bir harf ve mim de bir harftir



Allah kiskançtir, mü'min de kiskançtir. Allah'in kiskanmasi, mü'minin Allah'in haram ettigi eyi yapmasidir. (Hadis)

Kulla küfür arasinda namazin terki vardir. (Hadis)



Kisiyle sirk arasinda namazin terki vardir. (Hadis)



Küfürle iman arasinda namazin terki vardir. (Hadis)



Namazin ilk vaktinde Allah'in rizasi vardir; son vaktinde de aff vardir. (Hadis)



Deve agillarinda namaz kilmayin, çünkü onlar seytandandir.
Koyun agillarindan soruldu:
Oralarda kilin, çünkü onlar berekettir. (Hadis)



imanin tadini; Rabb olarak Allahi', din olarak islami', peygamber olarak Muhammed'i seçip razi olanlar duyar. (Hadis)





Öyle devir gelecek ki, insanoglu, aldigi seyin helalden mi, haramdan mi olduguna hiç aldrmayacak. (Hadis)



Kiyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktr. (Hadis)



Zaman yakinlamadikça Kiyamet kopmaz. Bu yakinlasma öyle olur ki, bir yil bir ay gibi, ay bir hafta gibi, haftada bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çira tutusmasi gibi (kisa) olur. (Hadis)



Çocuk sagini solundan ayirmasini bildi mi ona namaz emredin. (Hadis)



Hiç biriniz, günesin dogmasi ve batmasi esnasinda namaz kilmaya kalkmasin. (Hadis)










Surasi muhakkak ki, oruçlunun iftarini açtigi zaman reddedilmeyen makbul bir duasi vardir.



Sükreden oruçsuz kimseye, sabreden oruçlunun sevabinin misli verilir.



Allah bir kisim farzlar koymustur, siz bunlar daraltmayin. Bir kisim da sinirlar (yasaklar) koydu. Bunlara tecavüz etmeyin. Bazi seyleri de haram kildi, onlara yaklasmayin. Bazi seyleri de (farz, sinir, haram diye tavsif etmeden mutlak) birakmistir. Bunlar, unutarak birakmis degildir. Öyle ise onlari (farz mi, haram mi.. vs. diye didikleyip) arastirmayin. (Hadis)



Allah örtülüdür. Örtünmeyi ve utanmayi sever. içinizden biri yikanacagi zaman örtünsün. (GUNYET-ÜT TALBN/S.81)












Kim, kendisini babasindan baskasina nisbet ederse (yani onun oglu oldugunu söylerse) veya mevlasindan baska birini mevla (efendi) edinirse, Allah'in, meleklerin ve bütün insanlarin laneti üzerine olsun. (Hadis)


Kim sabah namazina giderse, iman bayragiyla gitmis olur. Kim de çarsiya giderse, o da iblis bayragiyla gitmis olur. (Hadis)



Kim çocuguyla annesi arasini ayririsa kiyamet günü Allah (celle celâluhu) sevdikleriyle onun arasini ayirir. (Hadis)



Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan zâta yemin ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudi olsun, Hristiyan olsun- beni isitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa, mutlaka cehennem ehlinden olacaktr. (Hadis)



Kim Allah için sever, Allah için bugzeder, Allah için verir, Allah için vermezse imanini kemâle erdirmistir. (Hadis)



Bana bir mü'min selam verdi mi, kendisine mukabele etmem için Allah ruhumu bedenime iade eder. Ben de mutlaka selama mukabele ederim. (Hadis)



Her bir dinin kendine has bir ahlâki vardir. islam'in ahlâki hayadir. (Hadis)



Muhakkak ki sende Allah'in sevdigi iki haslet var: Hilm (acele etmemek) ve haya. (Hadis)



Haya imandandir. iman (sahibi) ise cennettedir. Hayasizlik (ve bundan kaynaklanan kabaliklar, çirkin ve kirici sözler) cefa (eziyet, zulüm, haksizlik)dan bir parçadir. Cefa (eden de) cehennemdedir. (Hadis)





Sizden biri, rükü ve secdelerde belini (tam olarak) dogrultmadikça namazi yeterli olmaz. (Hadis)



AIIah temizlik olmayan namazi kabul etmez, hiyânetle kazanilan paradan verilen sadakayi da kabul etmez. (Hadis)



Abdesti olmayanin namazi da yoktur. Üzerine besmele çekmeyenin abdesti yoktur. (Hadis)



Kim, kiblesi ile kendi arasina bir baskasinin girmemesine muktedir olursa, bunu saglasin. (Hadis)



Allah, kula namazda saga sola iltifat etmedikçe rahmetiyle yaklasmaya devam eder. ltifat etti mi ondan yüz çevirir. (Hadis)



Sizin en hayiriliniz, namazda omuzlari en yumusak olanidir. (Hadis)



(Mûtad olarak) geceleyin namaz kilan bir kimse, uykunun gâlebe çalmisiyla (bir gece uyuya kalsa ve namazini kilamasa) Allah'u Teâlâ hazretleri onun namazinin sevabini yine de yazar, onun uykusu (Allah'in ona yaptigi bir ikram) bir sadaka olur. (Hadis)



Size geceleyin kalkmayi tavsiye ederim. Çünkü o, sizden önce yasayan salihlerin âdetidir; Rabbinize yakinlik (vesîlesi)dir; günahlardan koruyucudur; kötülüklere kefarettir, bedenden hastaligi kovucudur. (Hadis)






Herseyin bir zekati (temizlenme vasitasi) vardir, cesedin zekat oruçtur. Oruç, sabrin yarisidir.



Ramazan ayinda, hasta veya ruhsat sahibi olmakisizin kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.



Nice oruçlular vardir ki, tuttugu oruçtan yanina sadece çektigi açlik kâr kalir. Nice gece namaz kilanlar vardir ki, onlarin da kâr gece uykusuz kalmaktan ibarettir.



Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bagirip çagirmasin. Birisi kendisine yakisiksiz laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulasmasin).'



Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ates arasina, genisligi sema ile arz arasini tutan bir hendek kilar.



Kim oruçlu oldugu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasin. Çünkü ona Allah yedirip içirmistir.



Gece u taraftan (dogudan) gelince, gündüz de u taraftan (batidan) gidince, güne de batinca oruçlu orucunu açmistir.




Kim bir sey hususunda yemin eder, sonra da hilafini daha hayrli görürse, derhal kefâret vererek yemininden vazgeçsin ve yemin ettigi husustan daha hayrli olani yapsin.ki bütün alemlerin Rabbisin.
Allah-u Teala buyuracak:
Sizin mümin kardesleriniz aç idi. Onlara yemek verseydiniz, aynen bana yemek vermis olurdunuz. ( Kudsi Hadis )



aLLAH bir kuluna nimet etti mi mutlaka insanlari ona muhtaç kilar, eger o, onlarin ihtiyacn karsilamazsa, kendisine verilen nimete zeval hasil olur, yani nimeti elinden kaçirir. (Hadis)





istihare eden eli bos dönmez, istiare eden pisman olmaz, iktisad eden muhtaç olmaz. (Hadis)




Gördünüz ya; ondan yüz çevirmedim. Çünkü iki melek gördüm cennet meyvalarindan (ehid olarak ölenin) agzina veriyorlardi, onun aç olarak öldügünü bundan fark ettim. (Hadis)

Ahir zamanda dünyada, bela ve fitne devamlidir. Birinizin ameli kaba benzer; üstü iyi olursa alti da iyi olur; üstü çirkin olursa alti da çirkin olur. (Hadis

Ben istek ve korku namaz kildim. Ümmetim için Allah Azze ve Celleden üç ey istedim. kisini verdi, birini geri çevirdi. Onlara kendilerinden baska bir düsmanin musallat olmamasini diledim, verdi. Onlarin bogularak ölmemelerini istedim, bunu da verdi. Kendi aralarinda sikinti (tefrika ayrilik) olmamasin diledim, bunu geri çevirdi. (Hadis)

Eger sen bizi seviyorsan, fakirlige karsi kendine bir siper edin! Çünkü fakirlik bizi sevene, dagin tepesinden asagiya hücum eden selden daha süratli gelir. (Hadis)

imamlarnizin arkasinda namaz kildiginiz zaman abdestinizi dikkâtli alin; çünkü arkasnida namaz kilan adamin iyi abdestli olmamasi yüzünden imam, okumakta bocalayabilir. (Hadis)

Aksiran bir kimseye hamd ile baslamasini talep edin. (Hadis)







Kuvvetli kimse, (güreste hasmini yenen) pehlivan degildir. Hakiki kuvvetli, öfkelendigi zaman nefsini yenen kimsedir. (Hadis)

Kim haksiz oldugu bir münakasayi terk ederse kendisine cennetin kenarinda bir ev kurulur. Hakli oldugu bir münâkasayi terk edene de cennetin ortasinda bir ev kurulur. (Hadis)



En sâdik rüya seher vakitlerinde görülen rüyadir. (Hadis)



Rü'ya üç kisimdir: Biri Allah'tan bir müjdedir. Biri nefsin konusmasidir. Biri de seytanin korkutmasidir. Biriniz hosuna giden bir rü'ya görecek olursa, dilerse onu anlatsin. Eger hosuna gitmeyen bir sey görürse onu kimseye anlatmasin, kalkip namaz kilsin. (Hadis)



insanlarin serlileri, ulemaya (birsey ögrenmek için degil), onlar yaniltmak için zararli meselelerden soru soranlardr. (Hadis)



Kim korkarsa aksam karanliginda yol alir. Kim aksam karanliginda yol alirsa hedefine varir. Haberiniz olsun Allah in mali pahalidir, haberiniz olsun Allah'in mali cennettir. (Hadis)



Süphesiz, her derede, âdemoglunun kalbinden bir parça bulunur (yani kalp her seye karsi bir ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vadide helak olacagina hiç aldirmaz. Kim de Allah'a tevekkül ederse, kalbinin her seye (ilgi kurarak dalmasini önlemek için) Allah ona yeter. (Hadis)





Kâfirin diyeti, mü'minin diyetinin yarisidir. (Hadis)



iki sey vardir, asla reddedilmezler: Ezan esnasinda yapilan dua ile, insanlar birbirine girisdikleri savas sirasinda yapilan dua. (Hadis)





ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın