bahadingenclik.sitemynet.com
BAHADIN ANASAYFA *FOTOĞRAFLAR 1 *FOTOĞRAFLAR 2 *FOTOĞRAFLAR 3 *FOTOĞRAFLAR 4 BAHADIN GENÇLiK MANİFESTOSU BAHADIN TÜM KÖY-SEN HABERLER VE DUYURULAR DÜŞÜNCELER VE ELEŞTRİLER BAHADIN BELEDİYESİ BASINDA BAHADIN DEĞERLERİMİZ ULAŞIM ANKETLER FORUM LİNKLER

DEĞERLERİMİZ

www.bahadingenclik.com.tc

http://bahadinanket.sitemynet.com/

AŞIK İBRAHİM

Yozgat'ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın kasabasından olan Aşık İbrahim, XVII. yüzyılda yaşadığını bildiğimiz bir kaç Yozgatlı şairden biridir. Hayatı ve edebi şahsiyeti hakkındaki bilgilerimiz, Bahadın'lı araştırıcı Arif Baş'ın sözlü gelenekten derlediği rivayet ve şiirlerden ibarettir. Bunun dışında yazılı kaynaklarda kayda değer bir bilgi bulunmamaktadır.

Arif Baş'ın derlediği rivayetlerde, XVIII. yüzyılda yaşadığı belirtilen Aşık İbrahim'in bir dörtlüğü de onun yaşadığı yüzyılı ortaya koyan bir delil olarak gösterilmektedir:

Bin yüz yetmiş beşe konunca sene (M.1761)
Kül oldum aşkınla ben yana yana
Elestü'den ervah geldi bu cana
İbrahim'i hak sevdaya salan yar

Doğumu da dahil olmak üzere Aşık İbrahim'in hayatında önemli bir olaya işaret eden bu tarih, onun XVIII. yüzyılda yaşadığını göstermektedir.

Bugün de Alevi inancına mensup Türkmenlerce meskun olan Bahadın köyünde doğan Aşık İbrahim de Alevi-Bektaşi tarikatına mensuptur. Şiirlerinde tarikatını gösteren mısralarla karşılaşmaktayız. Arif Baş'ın bildirdiğine göre Aşk İbrahim'in soyu Bahadın'da bugün "Aşıkgil" sülalesi olarak anılmaktadır. Kendisinin de Aşık İbrahim'in soyundan geldiğini ifade eden yazarın verdiği bilgileri ihtiyatla karşılamakla beraber doğru olarak da kabul etmek durumundayız.

Bade içen, atışma yapan dolayısıyla irticali şiirler söyleyen Aşık İbrahim'in bu özellikleriyle aşıklık geleneği içerisinde yetişen, Alevi-Bektaşi şairlerinin etkisi altında şiirler söyleyen, elinde sazı ile at sırtında diyar diyar dolaşarak sanatını icra eden diğer Yozgatlı şairlerin aksine olarak "aşıklık" özelliklerine sahip olduğunu ortaya koyan bir şair olduğunu belirtmeliyiz. Nitekim hakkında anlatılan rivayetlere göre Mısır Valisinin aşığı yanında götürerek üç yıl alıkoyduğunu ve atışmalar yaptırdığını göz önüne alırsak, yaşadığı dönemin güçlü şairlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz.

Ele geçen şiirlerinin çoğu hece, kafiye ve ifade bakımından kusurludur. Bu şiirlerin sözlü gelenekten derlenmesi. iki yüzyıl içerisinde meydana gelebilecek muhtemel değişmeleri göz önüne almamızı gerektirmektedir. Eldeki şiirlerinde Alevi-Bektaşi şairleri tarafından sıkça işlenen tarikat ile ilgili konuların yanında gurbet, hasret, yoksulluk gibi konular da bulunmaktadır. Elimizde bulunan on beş civarındaki şiirinden hareketle Aşık İbrahim'in edebi şahsiyeti hakkında isabetli değerlendirmeler yapmamız oldukça güçtür. Ancak yapılan derlemeler, rivayetler ve şiirlerden hareketle, onun XVIII. yüzyılda yaşamış, aşıklığın temel prensiplerine bağlı, Alevi-Bektaşi tarikatına mensup bir şair olduğunu kabul edecek ve değerlendirmemizi bu kabul çerçevesinde yapacağız.



Dr. M. Öcal Oğuz
Yozgat'ta halk şairliğinin dünü ve bugünü
Kültür Bakanlığı yayınları-1994


1
Dost bize ikrarlık verdi
Gelmez üç gündür üç gündür
Dilime ezberi girdi
Gelmez üç gündür üç gündür

Gelirim diye and içti
Bilmem ne diyara düştü
Ay dolandı yıllar geçti
Gelmez üç gündür üç gündür

Büyük bir efkara düştüm
Sinem türlü yara düştüm
Bülbül gibi zara düştüm
Gelmez üç gündür üç gündür

Bilmezem mahbubum n'oldu
Sarardı gül benzim soldu
On sekiz yıl tamam oldu
Gelmez üç gündür üç gündür

İbrahim candır cananım
Kalp evinde errahmanim
Alemin şah-ı Sultanım
Gelmez üç gündür üç gündür

2
İcazet vaktidir benim efendim
Teferrüc edelim illerimizi
Derya-yı muhipten bağlandı bendim
Kime arz edelim hallerimizi

Vilayet perişan yeğin gamım var
Düşmüşüm efkara leyli ve nehar
Nice ahbaplarım eder intizar
Anar menciliste dillerimizi

Bir melek misali soyun soylasam
Nazlı yarin zikrin dilde söylesem
Mevlam izin verse insem boylasam
Ragıptan tenhadan göllerimizi

Kişi efendisin meth eder her gün
Velinimetimsin kılamam terkin
Ne kadar eğlensek git olur bir gün
Akıttın didemden sellerimizi

Kulun niyaz eder ol desti payi
Budur aşıkların erkanı huyu
Gitti de gelmedi İbrahim deyi
Belki bekler vardır yollarımızı

4
Cemalini gördüm gönlüm şad oldu
Gönül eğlencesi cemal merhaba
Aktı çeşmim yaşı çaylar sel oldu
Çaylar eğlencesi mihman merhaba

Pirim çıkmış Sul'hüyük'te oturur
Horasan'dan kösasini getirir
Zemheride yanıl elma yetirir
Hem dalma hem budağına merhaba

Yürüyen duvara dur dedi durdu
Nişan olsun diye sırtını verdi
Kara taşı hamur etti yuğurdu
İşareti belli Bektaş Merhaba

Kırlangıcın neresinde temaşa
Anda biter nergizinen menevşe
Bizden selam söylen Sultan Bektaş'a
Orda yatan gazilere merhaba

Eydür İbrahim'im dilim dolaşık
Pirini sevmeyen olur mu aşık
Dün ü günü yüz sürdügüm gök eşik
Ab-ı zemzem Çilehane merhaba
5
Dağları gördüm de gönlüm şen oldu
Gönlüm eğlencesi dağlar merhaba
Çeşmim yaşı ormanlara sel oldu
Çeşmim eğlencesi çaylar merhaba

Dedem gelmiş Kara Öyük'te oturur
Gerçek erenlere gülbeng yetirir
Horasan'dan Köseği'sin getirir
Hem dalına budağına merhaba

Yürüyen duvara dur dedi durdu
Nişan olsun diye sırtını verdi
Karataş'ı hamur etti yuğurdu
İşareti belli Bektaş merhaba

Kırlangıç'ın neresinde temaşa
Orda biter mor sümbüllü menevşe
Bizden selam söylen Sultan Bektaş'a
Orda yatan erenlere merhaba

İbrahim eydür dilim dolaşık
Pirini görmeye ar m''eder aşık
Dünü günü yüz sürdüğüm Gök Eşik
Ab-ı Zemzem çilehane merhaba

6
Cemalini gördüm gönlüm şad oldu
Gönül eğlencesi cemal merhaba
Aktı çeşmim yaşı çaylar sel oldu
Çaylar eğlencesi mihman merhaba

Pirim çıkmış Sul'hüyük'te oturur
Horasan'dan kösasini getirir
Zemheride yanıl elma yetirir
Hem dalma hem budağına merhaba

Yürüyen duvara dur dedi durdu
Nişan olsun diye sırtını verdi
Kara taşı hamur etti yuğurdu
İşareti belli Bektaş Merhaba

Kırlangıcın neresinde temaşa
Anda biter nergizinen menevşe
Bizden selam söylen Sultan Bektaş'a
Orda yatan gazilere merhaba

Eydür İbrahim'im dilim dolaşık
Pirini sevmeyen olur mu aşık
Dün ü günü yüz sürdügüm gök eşik
Ab-ı zemzem Çilehane merhaba

7
Gam yiyip gam çekme divane gönül
İnşallah kurtarır imanım vardır
Her olur olmaza sırrın söyleme
Baş dostun kalmadık güvenim vardır

Şanına mı düşer kula cevretmek
Kul kusursuz olmaz yabana atmak
Darılıp kulunu bir pula satmak
Basma mürüvvetin amanım vardır

Güzel tumam sulağından indi mi
Yoksa ağyar ikrarından döndü mü
Sarhoşmuyıim bilemiyom kendimi
Irılmaz serimde dumanım vardır

İbrahim günahkarım günahım çoktur
Haset deryasında umudum Haktır
Errahmanirrahim şeriki yoktur
Amentü billahi imanım vardır



YUSUF ZİYA BAHADINLI

1927 yilinda Bahadin/Yozgat'ta dogan Yusuf Ziya ilkokulu orada okudu. 9 Eylül olarak kayda geçmis olan dogum günü de ilkokula yazilirken nüfus cüzdani çikartmak gerekince nüfus memurunca uygun görülmüstü.
Bahadinli, pantalonu, cekedi, ayakkabiyi ortaouklda giydi. 35 kisinin yasadigi bir evde üstelik köyün en zengininin çocugu olarak yasadi.
Belli sürelerle Yozgat Ortaokulu, Pazarören Köy Enstitüsü, Yüksek Köy Enstitüsü, Balikesir Egitim Enstitüsü, Ankara Gazi Egitim Enstitüsü'nde (Edebiyat Bölümü) okuyan Bahadinli, ögretmenlerinin ve arkadaslarinin "Kizilbas Çocugu" satasmalari arasinda geçirdi ortaokul yillarini.
ispir'de ögretmenlik yaptigi yil "ÇALISKAN" olan soyadini "BAHADINLI" olarak degistirdi.
6 ay kadar Ankara'da Türk Hava Yollari'nda çalisan Bahadinli bir havalimaninda Müdürlük görevini kabül etmeyerek buradan ayrildi. Bu is ona göre degildi. 1958 yilinda bir yayinevi kurma istegi onda önlenemez hale gelmisken istanbul'a geldi.
Kadiköy'de kitabevi olsun istegiyle açtigi dükkanini bakkaliyeye dönüstürmek zorunda kaldi.
Para kazandi. Kazandigi parayla bir yayinevi açti!
16 yil süren Hür Yayinevi'ni, 12 Mart sonrasinda Yeni Dünya Yayinevi olarak sürdürdü. 6 Sayi çikan Yeni Dünya dergisini çikardi.
Bundan önce de "ilke" dergisini çikartmisti. Ortaklarina birakarak ayrildigi bu dergiyi babadan kalma tarlalari satarak yürütmeye çalisiyordu. O yayinladikça polis topluyordu!
Bu dergi yüzünden onunla çok ugrastilar. Kanser tanisi konan karisina yurt disina çikabilmesi için pasaport verilmedi!
Kurulusundan kisa bir süre sonra üye oldugu TiP'in Yozgat örgütlenmesini yapti. Örgütlenme barajini asmak için kurulusu yapilan bu ilde tek bir sosyalist yoktu. Bahadinli Yozgat'ta TiP'i örgütledi ve 1965 yilinda Milletvekili seçildi!
Hazirladigi "Türkçe Deyimler Sözlügü", "Türkçe Deyimler ve Kaynaklari" gibi çalismalar okullara sokulmamaya baslaninca Atasözleri Sözlügü'nü Aydin Su adiyla çikardi.
Ankar''da çikan Emek dergisindeki bir yazisi yüzünden yargilandi.
12 Eylül darbesi nedeniyle, 1979 Mart'inda bir yil için gittigi Avrupa'da 12 yil zorunlu olarak kaldi.
1991'de 141 - 142'nin kaldirilmasindan sonra Türkiye'ye döndü.
Yapıtları:
itin Olayim Agam - Hikayeler
Haçça Büyüdü Hatis Oldu - Hikayeler
Geçenegin Karanliginda - Hikayeler
Tavandaki Kirmizi - Hikayelerinden Seçmeler
Güllüceli Kâzim - Roman
Güllüce'yi Sel Aldi - Roman
Gemileri Yakmak - Roman
Açilin Kapilar - Roman
Devekusu Rosa - Roman
Lidya - Gözleri Yaprak Yetili - Roman
Öyle Bir Ask - Ani Yazilari
Türkiye'de Egitim Sorunu ve Sosyalizm - inceleme
Dört Sosyalist Ülke - Gezi
Türkçe Deyimler ve Kaynagi - Arastirma
Türkçe Deyimler Sözlügü - Sözlük
Atasözleri Sözlügü (Aydin Su adiyla) - Sözlük

İBRAHİM EROĞLU

Özgeçmişi: İbrahim Eroğlu, 1963 yılında Yozgat ın Bahadın kasabasında doğdu. 1980 yılından beri Hollanda da yaşıyor. Rotterdam Eğitim Bilimleri Akademisi Türkçe Bölümü nü bitirdi. Lahey de bir ilköğretim okulunda öğretmen olarak çalışıyor. Şiir ve yazıları yurtiçi ve yurtdışın da yayınlanan çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı.

Hollanda´da; biri uluslararası iki şiir yarışmasında, Türkiye de de; Bartın Kitap Fuarı 4. Hasan Bayrı Şiir Yarışması nda 3.lük ödülünü kazandı. Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

Yapıtları:
-Sevgimi Siper Yaptım Gül Kıyımlarına, Şiirler, Gerçek Sanat Yayınları, İstanbul, 1989.
-Kırık Zeytindalı Ülkem, Şiirler, Gerçek Sanat Yayınları, İstanbul, 1991.
-Bulut Ağlaması, Çocuk Şiirleri, Bahadın Kültür Derneği Yayınları, Ankara, 1998.
-Deprem Fıkraları, Fıkralar, R.S.A. Yayınları, Den Haag, 2001.

Ayrıca;

Ufkunda Ceylanları Kovalanmış Kırların Tedirginliği (şiirler), Bahadın Fıkraları (Fıkralar), Çobanaldatan Çete Fıkraları (Fıkralar) ve Gülbahar'ın Güncesi (Çocuk Romanı) gibi yayına hazır dosyaları bulunmaktadır.

MASAL*

Çiçek, kendi suretinde yaratırmış tomurcuğunu
Koparsan kırmızı kanarmış renklere
Aslında vazolar, alet edilme duygusu taşırmış
Vakitsiz devşirilen bütün çiçeklere

Ağaç, kendi suretinde yaratırmış dalını
Acemiliğini sonbaharda çıkarır
Geriye kalan üç mevsimde keyfini sürermiş doğanın
-Meyvesi için taşlanmak,
Münferit bir vakasıymış tarihinin-

Kuş, kendi suretinde yaratırmış yavrusunu
"Cik, cik" ler provası olurmuş
Uçacağı mavi gökyüzünün
Kerhen kanat bırakarak protesto etmese gökyüzünü

Koyun, kendi suretinde yaratırmış kuzusunu,
Kuzu kuzu dinlermiş efendime söyleyeyim büyüyüp koyun olduğunda.
Önce "kendi bacaklarından" başlarmış asılma faslı
Sonra "kasap et / koyun can" oyunu kapalı gişe oynarmış mezbahalarda

İnsan, kendi suretinde yaratırmış tanrısını
Yaranmak için yarattığı tanrısına
Alırmış eline ateşi
Önce kıyarmış en has ozanına,
Sonra "zil takıp oynarmış" hem de ´insan´, ´insana.´


İbrahim EROĞLU
/ Lahey

(*) Bartın Kitap Fuarı 4. Hasan Bayrı Şiir Yarışması Üçüncülük Ödülü


UFKUNDA CEYLANLARI KOVALANMIŞ KIRLARIN TEDİRGİNLİĞİ(*)

İbrahim EROĞLU

a)

Hırçın sularıma eşlik eden martılar da gidince,
"Yağmalanan bir limana demirledim" yüreğimi.
Sığınacağım bir esmerliğim bile yok artık;
Yeni sözcükler aramalıyım iletsin diye yeminimi.

b)

Çocuk bahçeleri de terk edince düşlerimi;
Çok özledim, gündüzleri güneşi betimleyin.
Ozanların tabutlarına serdim ateşlerden derlediğim gülleri.
Bari bu görüntüleri milada saklayın.

c)

Hüzünlerime de pike yapınca kara kuşlar,
Kuş olup kanat bıraktım bir siftah bile edemeden bahara.
Bir kara yılan gibi 's' ler çizerek ırayan dumanlarda;
Geri getirin hançer biçiminde beliren Ay';
Yoksun kaldım yurdumun akşamlarından!

ç)

"Ülkesiz bir bayrak gibi" çırpınınca umutlarım,
Yarıya indirilen anlamı oldum barışın.
Dalını kıran bir ağaç, ağacını kıran bir orman oldum.
Soludum havasını ceylanları kovalanmış kırların.

d)

Ad/alet rumuzlu Lahey'e özetleyince çığlığımı;
Rehin bıraktım gözlerimi, bakılan bütün aynalara.
Türkiye kadar bir hüzünle
Döndüm baharını ihmal eden bir yeşile, yeşilini ihmal eden bir bahara.

e)

Hızır Paşalar, Hazır Maşalar kılığında kırınca sazlarımı;
Eylülden de beter bir ayda, geleceğime salladılar ters çevrilmiş bir 'p' biçimiyle urganı.
Unutma yurdum; ufkunda ceylanları kovalanmış kırların tedirginliğinde kundaklandığımı;
Unutma, Yağlı Sakallara Gömülü Suratlar Cumhuriyeti'nin çektirdiği bu aile fotoğrafını!

(*)Bartın Kitap Fuarı Hasan Bayrı Şiir Yarışması İkincilik Ödülü


ALEXİA, HAYDİ KIZ! (*)

a)

İçimizde, kutsal bir yapının kapısını aralıyoruz yakarmayı kısık bir sese ihale ederken
Haydi kız, işe kurşunların ninnisinde büyüyen çocukların uykusundan başlayalım
Başlayalım da, herkese inanacağı kadar tanrı kampanyasıyla
Aşkından kısan bir ülkenin baharına boşuna abanmayalım

b)

İçimizde, fazla abartılmış bir uygarlık avuç içi kadar bir ülke kılığında kol geziyor
Haydi kız, işe mavi artığı gökyüzünden başlayalım
Başlayalım da, yanlışlıkla ‘c’ sinin altına nokta konan can seslerini
Dinini ihmal eden bir tanrıda sınava sokalım

c)

İçimizde, hâlâ bileklere kılıç sallatıyor o toplama işaretine benzeyen şey
Haydi kız, işe bütün seferleri iptal ederek başlayalım
Başlayalım da, rüzgârı ayartan bir yele olalım dörtnala giden bir atın boynunda
Kıtlık - kıran olup bir kez de Afrikalı çocukların düşlerinde unutulalım

ç)

İçimizde, kanlı tarihler kara bir kuğu gibi kaldırıyor başını daldırdığı sudan
Haydi kız, işe serin sulara indirilen bir tekne olarak başlayalım
Başlayalım da, bir kez de Erasmus’un olurunu alalım sıvazlarken sırtımızı
Bir tek hoşgörüyü kıblemiz kılalım

d)

İçimizde, tarih ve tacir bahsinde, öfkeyi ak dişlere, pembe dudaklara havale eden zenciler konuşuyor
Haydi kız, işe kendi misakımillimiz içinde nefretin defterini dürerek başlayalım
Başlayalım da, bir ak güvercin donunda
Dalı Anadolu'dan getirilen bir zeytin aşkına barışın sözcüsü olalım

e)

İçimizde, adı gitti aleti kaldı Lahey'in
Haydi kız, işe -asıl şimdi- tüm dillerde "incinsen de incitme" diyerek başlayalım
Başlayalım da, kundaklanan mayıs sabahları inadına geciktirirken yaz’ı
Bundan böyle boynumuzu bir tek oyuncakçı dükkanları önlerinde bükelim


f)

İçimizde kasten bastırılan kardeşlikler kucaklaşmayı bekliyor
Haydi kız, işe balkonlardaki pörsüyen fesleğenlere ıslıkla su vererek başlayalım
Başlayalım da, Carina(*) olup Pir Sultan uğruna ecelsiz ölenler silsilesine katılan ilk ecnebi olalım
İnleyen bir sazın eşliğinde gidip yabancıları temsilen Asım Amca ile birlikte yanalım!

(*) Alexia, Hollandalı Veliaht Prens Willem Alexander ile Arjantinli eşi Maxima'nın 26 Haziran 2005 tarihinde doğan ikinci kızlarının adı.

(*) Carina Thuijs, Madımak Oteli'nde yakılan Hollandalı.

Bartın Kitap Fuarı Hasan Bayrı Şiir Yarışması İkincilik Ödülü


AMALİA(*), HAYDİ KIZ!

a)

İçimizde "sekerken vurulan bir ceylan" inliyor
Haydi kız, merhem olup sürül yaramıza
Sürül de, aşkın karargâhından hükmedelim
Ufkunu turuncuya boyayan şu üvey yurdumuza

b)

İçimizde başını doğrultacağı güneşini arıyor günebakanlar
Haydi kız, Van Gogh kestirmeden diğer kulağını da gözlerine
Ne de olsa hafifletici bir nedenden sayılır
Hazır bulunduralım işlemeli bütün vazoları

c)

İçimizde "Patatesyiyenler" tablosundaki açlar doyurulmayı bekliyor
Haydi kız, Anne Frank'ın güncesine düştüğü bir cümle olalım
Olalım da, bir karşılığımız olsun gündemine sevgiyi almayan şu hayatta
Yetim duygularımıza lalerle çıkartma yapalım

ç)

İçimizde azarlanmış bir çocuk büyüyor
Haydi kız, gökkuşağının bütün renklerine aynı ayrıcalığı tanıyalım
Tanıyalım da, ipinden ikmale kalan uçurtmalarla
Şu mavi artığı gökyüzünü ihlal edelim

d)

İçimizdeki fırtına dindirilmeyi bekliyor
Haydi kız, kendi miladımıza eselim
Eselim de, ağırımıza gidereken ayını gökyüzünü paylaşmak olur olmaz adamlarla
Barışın anlamını hayatımızın karşısına yine de koyu harflerle italik dizelim

e)

İçimizde "içlerinde aşkların yaşandığı evlerin tarihi" kemiriyor belleğimizi
Haydi kız, kabarık da olsa sicili; deden yine de dedelerden bir dededir(*)
Önce birlikte dinleyelim anlatacağı "masalları"
Sonra Plazo de Mayo(*) oğlunu yitiren bir ananın çığlığı olalım

f)

İçimizde yedek yurttaşlığına ayaklanıyor yabancılığımız
Haydi kız, "kıyısını arayan bir su olalım bu denizde"
Birlikte ihlak edelim ömrümüzdeki üvey ülkeyi
Yüreğimizi Kerwin Duinmeyer'in (*) anıtına siyah bir çelenk gibi bir kez daha koyalım!


Aykırısanat Dergisi Şiir Özel Ödülü



(*)Amelia, (Hollandalı) Prens Willem Alexander ile (Arjantinli eşi) Prenses Maxima'nın 7 Aralık 2003 günü doğan kızları. Amelia'ya, Hollanda'da prenses ünvanı verildi.

(*)Zorregiuetta , Maxima'nın babası. Arjantin'de otuz bin insanın kaybolmasından sorumlu tutulan Videla Juntası'nda Tarım Bakanı olarak görev aldı. Bu görevinden dolayı soylu kraliyet ailesinin Hollanda'da yaptığı düğüne katılması yasaklandı.

(*)Plazo de Mayo, Arjantin'in başkentinde çocukları kaybolan annelerin her cumartesi günü toplanıp gösteri yaptığı alanın adı.

(*)Kerwin Duinmeyer, on yedi yaşındaydı. Hollanda'da ırkçı saldırıların ilk kurbanı oldu. Amsterdam'daki ünlü Vondelpark'a anıtı dikildi.