bahcelikkoyu.sitemynet.com
BAHÇELİK KÖYÜ TARİHİ ÇİFTLİK KADASTRO MAHKEMESİNDE KÖYDEN HABERLER HEMŞEHRİ SİTELER YERALTI ZENGİNLİKLERİ MEKTUPLARINIZ VE CEVAPLARI ADINI SEN KOY... FOTORAFLAR ESKİYEN FOTOĞRAFLAR DEYiMLERiMİZ MASAL VE FIKRALAR

MASAL VE FIKRALAR

header.jpg



Nasrettin Hoca göle maya çalarken o sırada ordan geçmekte olan Temel hocayı görmüş;
- Hocam napayisun?
- Göle maya çalıyorum! ..
- İyi de hoca, o kadar yoğurdu n'apacan daa?
*
*
*
*
*
*
Amerikalı bilim adamları yıllar süren uğraşlar sonucu bir gorile konuşmasını öğretirler... Çeşitli cisimleri tanıyıp isimlerini söyleyebilecek duruma getirdikleri gorilin ameliyat aracılığıyla beynini aldıktan sonra cisimlere vereceği tepkiyi tespit etmek için ameliyat etmek isterler... Gorili ameliyat masasına yatırmadan son kez konuşturmak için önüne bir muz koyarlar... Goril muzu görünce heyecanlanarak 'banana... banana...' diye sevinç çığlıkları atar... Bilim adamları, gorili alkışlayarak muzu gorile verirler ödül olarak... Bir gün sonra ameliyat masasına yatırılan gorilin beyninin yarısını aldıktan sonra gorilin önüne tekrar bir muz koyarlar... Goril biraz afallamış bir şekilde muza bakarak 'banaaaa-naa banaaaa-naa...' diye mırıldar... Beyninin yarısı alınmış olmasına rağmen goril muza tepki verebildiği için daha çok sevinen bilimadamları ödül olarak tekrar muzu gorile verirler... Diğer gün son bir ameliyatla gorilin tüm beynini alırlar ve yine önüne bir muz koyarlar... Goril iyice afallamış, muza uzuncana boş boş baktıktan sonra ancak 'baaa... baaaaa...' diyebilmiştir... Hiç beyni olmamasına rağmen cisime tepki verdiği için bilim adamları iyice sevinçten coşarlar ve ödül olarak gorilin önüne yine bir tane muz koymuşlar... Ancak goril bu sefer sinirlenerek avazı çıktığı kadar 'baaaaaaa! ! baaaaa! ! ' diye bağırmıştır... Telaşa kapılan bilim adamları hemen 1 düzine muz bulup gorilin önüne koyunca goril avazı çıktığı kadar bağırır: 'Baaaaaaaa hamsii cetiruunnn! .. Baaaaaa hamsii cetirunnn! ..'
*
*
*
*
*
*
*
Karı koca birlikte alışverişe çıkmışlar. Kadın demiş ki:
- Kocacığım, yarın annemin doğumgünü.. Ona bi’ şey almak lazım... Elektrikli ev aletlerinden aklına gelen bi’ şey var mı ona uyabilecek?
- Sandalyeye ne dersin?
*
*
*
*
*
*
Adam maça gitmiş. Aldığı bilet tribünün en uzak köşesinde. Yerine oturmuş, birinci devreyi güç bela seyretmiş. O arada ön tarafta tam ortada bir koltuğun boş olduğunu farketmiş. Devre arasında sıralar arasından geçip o boş yere ulaşmış. Yan koltuktaki adama sormuş:
- Burası boş mu?
- Boş...
- Nasıl oluyor bu tıklım dolu stadda boş yer kalmış?
- Orası eşimin... Aylar önce bu maç için almıştık. Ama eşim vefat etti...
- Çok üzüldüm! .. Ama dost ve akrabalarınızdan birine neden vermediniz bileti?
- Onların hepsi şu anda cenazede! ..
*
*
*
*
*
*
Adam işten evine gelmiş ve karısına:
- Hayatım, işyerinden en sevdiğim arkadaşımı bu akşam yemeğe çağırdım.
- Nee! Sen delirdin mi! Ortalığı görmüyor musun? Ev darmadağın. Nerminler bendeydi bugün. Vır, vır, vır.... Üstelik yemek de yapmadım. Zaten alışverişe de çıkmamıştım. Geçen akşamdan kalan bulaşıkları bile yıkamadım henüz. Dır, dır, dır... Üstelik bugün muayyen günüm; sinirli ve yorgunum. En sevdiğim pembe dizi olan “şebekler de ağlar” var bugün televizyonda, onu izlemek istiyordum. Lak, lak, lak.. Hem bu akşam Nalan’la telefonla konuşma günüm; biliyorsun çarşamba akşamları 23.00’dan sonra %70 indirim var...
- Biliyorum canım, biliyorum...
- Biliyorsan arkadaşını neden çağırdın o zaman?
- O salak da bu aralar ‘evlenmek istiyorum’ diye tutturdu da...gelip tüm bunları görmesi için……
*
*
*
*
*
*

Yaşlı bir koca ve karısı ev yaşantılarında birçok küçük unutkanlığın başladığının farkına varırlar. Bunun tehlikeli olabileceğinden korkarlar. Örneğin ocağı kapatmayı unutmaları yangın çıkmasına neden olabilir. Bu yüzden yardım almak için bir psikoloğa gitmeye karar verirler. Psikolog onların yaşındaki insanların pek çoğunun küçük hatırlatıcı notlar alarak bu sorunu azalttığını anlatır. Yaşlı çift bu öneriyi çok hoş bulur ve psikoloğun ofisinden ayrılır, eve dönerler.
- Hayatım, mutfaktan bana bir tabak dondurma getirir misin? Unutmaman için istersen not al.
- Saçma, bir tabak dondurmayı hatırlayabilirim.
- Peki, üzerine biraz da çilek istiyorum. İstersen not al.
- Gerek yok! Bir tabak dondurma, üzerine çilek. Hatırlayabilirim.
- Tatlım, yalnız üzerine biraz da krema istiyorum. Şimdi yazsan iyi olur. Unutacaksın.
- Şimdi geliyorum. Hafızam o kadar da kötü değil.
Adam mutfağın kapısını kapatır. Kadın biraz sonra adamın dolaptan çıkardığı tencere, tava seslerini duyar. Kocası onbeş dakika sonra ortaya çıkar. Karısına doğru yürür ve bir tabakta pişmiş et ve yumurtayı karısına uzatır. Kadın önce tabağa, sonra kocasına bakar:
- Hey! .. Tostlar nerede? ”

*

*

*

*

Çok havalı ve zengin bir avukat, yeni aldığı lüks spor arabasını ofisinin önüne park eder. Ofisteki arkadaşlarına nasıl gösteriş yapacağını düşünerek arabasından inerken, yoldan hızla geçen bir kamyon sürücü tarafındaki kapıyı kopartır atar. Avukat derhal cep telefonunu açar ve polisi arar. Kısa süre içinde polis olay yerine gelir. Fakat daha tek bir soru sormasına fırsat bırakmadan avukat isterik bir şekilde haykırmaya başlar; “Daha geçen gün aldığı arabası mahvolmuştur ve kaportacı ne kadar ince iş görse gene de eskisi gibi olmayacaktır. O kamyonun sürücüsü derhal bulunmalı ve yaptığı hasar ona mutlaka ödettirilmelidir! ” Avukat öfkeli şikayetini nihayet bitirdiğinde, polis bıkkın ve inanamaz bir şekilde başını sallar;
- Siz avukatların bu kadar malcanlı olmalarını bir türlü anlayamıyorum... Sahip olduğunuz şeylere öyle bağlanıyorsunuz ki, başka bir şeyi gözünüz görmüyor...
- Nasıl söylersin böyle bir şeyi?
- Sol kolun dirseğinin altından kopmuş.. Görmüyor musun? Kamyon sana çarptığı sırada olmuş olmalı ve sen bana kaportacıdan bahsediyorsun...
- Aman tanrım! .. Rolex’im de gitmiş! ..


*
*
*
*
*
*
*
Avukat hırsızlıkla suçlanan müvekkilini yaratıcı bir savunma ile hapisten kurtarmak istemektedir. Avukat yargıca hitaben “Müvekkilim, arabanın camından içeri sadece kolunu sokup çantayı almıştır. Müvekkilimin kolu, müvekkilimin bizzat kendisi değildir. Sadece bir kol tarafından işlenen bir suç için niye bütün bir kişiyi cezalandırıyorsunuz? ” der. Yargıç, gülümseyerek “Peki o zaman aynı mantıkla gidiyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahkum ediyorum. Müvekkiliniz isterse ona eşlik edebilir.” der. Müvekkil gülümser. Avukatın yardımıyla takma kolunu çıkartırlar ve dönüp giderler.
*
*
*
*
*
*
*
Ünlü avukatın yazıhanesine bir müşteri geldi ve;
- Size bazı hususlarda akıl danışmak istiyorum.
- Soracağınız iki soru için 10 milyon TL alırım.
- İki soru için 10 milyon TL çok değil mi?
- Olabilir dostum. Şimdi ikinci sorunuzu bekliyorum.
*
*
*
*
*
*
*
Vatandaş, bir avukatın yazıhanesine gelir. Duvarda büyük harflerle şu uyarı yer almaktadır; 'Danışmadan ücret alınmaz.' Vatandaş, buna güvenerek sorununu avukata açar, avukat da gerekli bilgiyi vatandaşa verir. Ona çay ısmarlar, tüm bu teşrifattan çok memnun olan vatandaş, avukata teşekkür ederek kapıya yönelir. Tam çıkmak üzereyken avukatın uyarısıyla yerinde durakalır; 'Danışma ücretini vermediniz! ' Vatandaş şaşırmıştır; 'Aman avukat bey, şuradaki yazıda danışmadan ücret alınmadığı yazmıyor mu? ' Avukat, 'Eeee, tamam yazıyor, danışmadan ücret almıyoruz. Ama, danışınca ücret alıyoruz. Sen de danıştın, ücreti öde bakalım. danışmasaydın böyle bir şey talep etmeyecektim! ..'
*
*
*
*
*
*
Bir Amerikan avukat esprisi: Bir yıl kış o kadar soğuk geçmiş ki, avukatlar ellerini kendi ceplerine sokmak zorunda kalmışlar.
*
*
*
*
*
*
*
İki avukat birlikte bir lokantaya gitmişler. Çantalarından birer sandviç çıkarıp yemeye başlamışlar. Masalarına yaklaşan garson; 'Burada kendi yiyeceklerinizi yiyemezsiniz! ' demiş. Avukatlar 'Afedersiniz, bilmiyorduk...' demişler ve sandviçlerini değiş tokuş etmişler.
*
*
*
*
*
*
*
*

Teknik direktör ilk yarı sonrası soyunma odasında oyuncusuna sordu; “Neden kendi kalene gol attın? ” Oyuncu cevap verdi; “Lanet olası kaleler birbirine o kadar çok benziyor ki! ..”
*
*
*
*
Giriş çıkışlar
Temel hapisanede gardiyanmış. Bir gün bir suçlu kaçmış. Başgardiyan hemen Temel`i yanına çağırmış ve; “Hemen tüm çıkışların tutulmasını sağla” demiş. Ancak buna rağmen suçlu hapisaneden kaçmayı başarmış. Başgardiyan Temel`i tekrar yanına çağırtmış ve “Ben sana bütün çıkışları tutulmasını sağla demedim mi? ” Temel; “Efendim, biz tüm çıkışları tuttuk, ancak o uyanık girişlerin birinden kaçtı sanırım...”

*

*

*

*

*

Bunu ilk defa duyuyoruz
Bir grup arkadaş oturmuşlar birbirlerine bildikleri güzel fıkraları anlatıyorlarmış. Bu böylece uzun bir süre devam etmiş. Ama sonunda bakmışlarki bu çok uzun süre sürüyor ve hep bildikleri fıkraları birbirlerine anlatıyorlar. İçlerinden birisi, “Bundan sonra bildiğimiz fıkralara numara verelim. Anlatmak isteyince bu numarayı söyler, hep beraber güleriz. Böylece anlatma zahmetinden kurtulmuş oluruz.” demiş. Hep beraber bunu uygulamaya başlamışlar. Gerçekten de çok eğlenceli geçiyormuş. Günün birinde ortama dışarıdan bir arkadaşları gelmiş. Hemen atlamışlar, “Bir numara söyle de hepimiz gülelim.” diye. Durumdan haberdar olmayan arkadaşları isteklerini kırmayıp “138” demiş. Bir anda ortalık kopmuş, bütün arkadaşları delicesine kahkahalar atarak yerlerde yuvarlanmaya başlamışlar. Uzun süren bir bir gülme krizinden sonra kendine gelen birisi, hayretle ne olduğunu anlamaya çalışan arkadaşına dönerek. “Allah senin iyiliğini versin! Bu fıkrayı ilk kez duyuyoruz. Ner’den bulursun böyle fıkraları? ..”
*
*
*
*
*
*
Alman fıkrası
İki komşu bahçelerinde konuşuyorlarmış.
- Jürgen yeni aldığın elektrikli araba hakkaten süper ama 250.000 euro biraz fazla değil mi?
- Değil Andreas... Aslında arabanın değeri 15.000 euro, gerisi kablo parası! ..
*
*
*
*
*
*
Dağıstanlılar
Dağıstanlılar kavga etmeyi çok severlermiş. Bir gün Rus’un biri Dağıstanlı’nın arabasına çarpar. İçinden 3 Dağıstanlı çıkar ve adama:
- Kavga edeceğiz!
- Abi affet özür diliyorum!
- Yok biz kavga edeceğiz!
- Abi polis çağıralım... Hata kiminse ödesin!
- Yok biz illaki de kavga edeceğiz!
- Tamam abi ben sizin hasarı ödeyeyim, kavga etmeyelim!
- Yok baba, kaçarı yok, biz kavga edeceğiz!
- Abi ben sizin hasarı ödeyeyim, alın araba da sizin olsun!
- Mümkünatsız... Biz kavga edeceğiz! ! !
- Abi tamam ama böyle kavga olur mu? 3’e 1 olmaz valla!
Dağıstanlı lideri yanındaki arkadaşına döner ve:
-Geç lan sen karşıya, kavga edeceğiz..
*
*
*
*
*
*
Kürdan
Diyarbakır’da et lokantasında yemek yiyen vatandaş masada kürdan göremeyince hesap öderken patrona sitem eder;
- Kardeşim burası et lokantası neden masalarda kürdan bırakmıyorsunuz?
- Vallahi bırakıyoruz ama dişini temizleyen atıyor, kimse yerine bırakmıyor ki!
*
*
*
*
*

adamın biri yolda o kadar sıkışmış o kadar sıkışmış ki.sağına soluna bakmış,şehrin göbeği.tenha bir yer bulamayacak.wc aramış,etrafta yok.işin kötüsü büyük tuvaleti gelmiş. dayanacak hali yok. “Nereye yapayım? ” diye etrafına bakmış ama durum ümitsiz. Yolun karşısında bir eczane görmüş. Hemen içeri dalmış. Artık hiç tutacak hali kalmamış. Eczacıya “Sizde Zeki Müren’in kaseti var mı? ” demiş. Eczacı da haliyle “Yok! ” deyince adam “Ben Zeki Müren kaseti olmayan dükkanın içine ederim! ..” deyip işini görmüş.


*
*
*
*
*
*
Adam meyhanede kafayı çekmiş, ortalığı birbirine katmış. Karakola götürüldüğünde de camı çerçeveyi indirmiş. Tutup hakimin karşısına çıkarmışlar. Adam hakimden özür dilemiş ve “Avukatım gelmedi” demiş. Hakim duruşmayı sonlara bırakmış. Son duruşma saati geldiğinde avukat hala ortalıkta yok. Hakim dosyayı incelemiş ve “Sen hem karakolda, hem savcılıkta, hem de mahkemede suçunu itiraf etmişsin... Tanıklar da var... Avukatın gelip ne söyleyecek? ” adam boynunu bükmüş “Valla benim 100 milyonumu aldı... Ben de onun gelip ne söyleyeceğini merak ediyorum! .






*

*

*

*

Adamın biri üzerinde çok hoş bir gömlekle bardan içeri girmiş. Barmen “Oooo... Gömleğiniz çok güzel, ner’den aldınız? ” Adam cevap vermiş: “David Jones’tan...” Derken bir adam daha bara gelmiş, onun da pantalonu çok şık görünüyormuş. Barmen sormuş: “Pantalonunuz çok şık, ner’den aldınız? ” Adam; “David Jones’tan...” Derken üçüncü bir adam bara gelmiş, üzerinde de çok havalı bir ceket. Barmen ona da sormuş: “Ceketiniz ne kadar güzel... Ner’den aldınız? ” Adam; “David Jones’tan aldım.” Biraz sonra bara bir adam girmiş, hem de çırılçıplak vaziyette. Barmen adamı durdurmuş: “Hey, bir dakika ahbap, bu kılıkta nereye gidiyorsun sen? Sen kim olduğunu sanıyorsun! ” Adam fısıldamış; “David Jones! ..”
*
*
*
*
*
*
*


Küçük Johnny, anne ve babasıyla birlikte akşam yemeği için büyükannesinin evine gitmiş. Herkes sofraya oturmuş, yemekler tabaklara konar konmaz bizim afacan hemen yemeye başlamış. Bunu gören annesi “Johnny, beklesene...” demiş, “...daha duamızı etmedik! ” Ama küçük yaramaz hiç oralı olmamış: “Duaya gerek yok ki! ..” Annesi iyice sinirlenmiş: “Ne demek gerek yok? Kendi evimizde her akşam yemeğe başlamadan önce dua etmiyor muyuz? ” Bunun üzerine Johnny cevap vermiş: “Ama burası büyükannemin evi ve o yemek yapmasını biliyor! ..”
*
*
*
*
*
*

İki yaşlı arkadaş konuşuyorlar:
- Yeni bi işitme cihazı aldım... 4.000 $ para verdim ama inan ki değdi.. Kesinlikle işimi görüyor.
- Ciddi misin? Markası ne?
- 4’ü çeyrek geçiyor!
*
*
*
*
*
*
*

Adamın biri uzun ve yorucu bir iş gününün ardından bi kadeh içip rahatlamak istemiş. Yakınlardaki barın kapısına geldiğinde bir bakmış, kapının önünde bir rahibe oturuyor, elinde de bir teneke kutu. Adam kutuya birkaç bozuk para atmış, tam bara girecekken, rahibe ona içkinin zararlarından bahsetmeye başlamış; ‘içkinin dünyadaki bütün kötülüklerin tek sorumlusu olduğunu, şeytanın ta kendisi olduğunu’ söylemiş. Adam bunun üzerine sinirlenmiş: “İyi ama ben bütün gün stres altında deli gibi çalışıyorum. Mesai bittikten sonra bir kadeh birşey içmek beni kötü biri yapmaz ki? Evliyim, karıma ve çocuklarıma tapıyorum, çevremdeki herkesle iyi geçiniyorum, bazı yardım kuruluşlarında gönüllü çalışıyorum, her pazar kiliseye mutlaka gidiyorum. Şimdi ben 1 kadeh Scotch içeceğim diye şeytan mı oldum? ” Rahibe ısrarla “Seni anlıyorum oğlum, bunları seni kızdırmak icin söylemedim...” demiş, “... ama içki öyle sinsi bir şeytandır ki onu içen herkes büyülenir, lanetlenir.” Adam; “İyi de, sen nasıl bu kadar emin konuşuyorsun? Hayatında bir yudum alkol aldın mı? ” Rahibe; “Hayır, asla! Alkol denen şeytan benim dudaklarıma asla dokunmadı.” Adam; “Peki sence bir yudum içki senin gibi inançlı bir rahibeyi lanetli bir şeytana çevirebilir mi? ” Rahibe; “Eee, bilmiyorum.” Adam “Bak ne diyeceğim. Şimdi birlikte bara girelim. Sana bir içki ısmarlıyacağım. Sadece 1 kadeh ve ondan sonra göreceksin ki, şeytan bardağın değil, insanın içindedir.” demiş. Bunu duyan rahibe “Ben bu şeytan yuvasına asla girmem! ..” demiş, “... ama şeytanın bardakta değil, içimizde olduğunu söylemen ilgimi çekti. İtiraf etmeliyim ki meraklandım! ” Adam; “Tamam o halde, gel benimle içeri.” Rahibe; “Hayır oğlum ben oraya giremem. Ama bak aklıma bir fikir geldi, sen benim şu teneke kutumu al, içeri gir ve o Scotch dediğin şeyi buna doldur, sonra da bana getir.” Adam “Tamam...” demiş, içeri girmiş. Barmene yaklaşmış: “Selam, 2 scotch istiyorum. Yalnız birini şu teneke kutuya doldurur musun? ” Barmen adama ters ters bakmış: “O Allahın cezası şimdi de bizim kapıda mı duruyor? ..”

*

*

*

*

Zeki bir iş adamı olan Jack, oğlu ile konuşmaktadır:

Jack: Benim seçtiğim bir kızla evlenmeni istiyorum.
Oğlu: Hayır, evleneceğim kızı kendim seçerim!
Jack: Ama kız Bill Gates'in kızı!
Oğlu: O zaman durum farklı tabii...

Daha sonra Jack, Bill Gates'e gider:

Jack: Kızınız için bir eş adayı var.
Bill Gates: Ama benim kızımın yaşı evlenmek için çok küçük!
Jack: Ama bahsettiğim genç adam Dünya Bankasının başkan yardımcısı
BillGates: O zaman durum farklı tabii...

Son olarak Jack, Dünya Bankasının başkanını görmeye gider:

Jack: Başkan yardımcısı olarak size tavsiye edeceğim bir genç adam var
Başkan: Ama zaten ihtiyacım olandan fazla başkan yardımcımız var.
Jack: Ama bahsettiğim genç adam Bill Gates'in damadı.
Başkan: O zaman durum farklı tabii...

*
*
*
*
*
İşe adam almak üzere görüşme yapan patron müracaat eden adaya dönerek; “Biz bu iş için sorumluluk sahibi birisini arıyoruz.” Aday hemen yanıtladı; “Aradığınız kişi benim o halde. Eski iş yerinde ters giden bütün işlerde sorumlu kişinin ben olduğumu söylerlerdi.”
*
*
*
*
*
*
*

Tiyatroda bir seyirci yanındakine sorar: “Deminden beri sahneye devamlı domates atıyordunuz. Şimdi de perde kapanınca alkışlamaya başladınız. Perdenin tekrar mı açılmasını istiyorsunuz? ” Adam “Evet, atamadığım iki domatesim daha kaldı da! ..”
*
*
*
*
*
*


İki araba birbirlerine yaklaşıyolardı. Birinin içinde bir adam, diğerinde bir kadın. Tam yanyana geldiklerinde adam camı açıp kadına: “Domuz! ” diye bağırdı. Ve konusmaşına devam edecekken kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama: “Hayvan! ” diye cevap verdi. Ve arabalar yollarına devam ettiler. Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir domuza çarptı. Bu hikayeden çıkarılacak sonuç: “Kadınlar dinlemeyi, erkekler de konuşmayı bir öğrenebilseler! ..”






*

*

*

*

* Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar. Okulların açıldığı gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak gürültü yaparlar. Bu gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir. Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve ”Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 dolar vereceğim.” der. Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, ”Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı. Bundan böyle size sadece 50 sent verebilirim.” Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları. ”Bakın..” der, ”... henüz maaşımı alamadım, bu yüzden size günde ancak 25 sent verebilirim, tamam mı? ” İçlerinden biri ”Olanaksız bayım...” der, ”... günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz.”
*
*
*
*
*
*
*

İngiliz lordu gezmek için Afrika’ya gitmiş. Niyeti en otantik, en bakir yerleri gezip dolaşmak, kara kıtayı bir turist gibi değil, bir serüven adamı gibi keşfetmek. Lordu tutup, ilkel kabilelerin yaşadığı medeniyetten uzak bir yere götürmüşler. Adam rehberi ve bir kaç muhafız ile yerli köylerini dolaşmaya başlamış. Saz kulübelerden oluşan bir köye rastlamış. Köyü dolaşmış, insanlara bakmış. Köyün öbür ucunda, açık araziye bakan bir yerde çıplak bir zenciyi kütükten bir tamtamın başında görmüş. Bakmış ki adam elindeki ağaçtan tokmağı biteviye kütüğe vuruyor. Dikilmiş başına, “Neden tamtam çalıyorsun? ” diye sormuş. Yerli kütüğe vurmayı kesmeden cevap vermiş, “Köyümüz susuz kaldı. Onun için çalıyorum.” İngiliz elindeki pipoyu ağzına götürüp bir nefes çekerken, bilgiç bilgiç gülümsemiş, “Yani mevsim kurak geçti, nehirler kurudu. Su kalmadı. Sen de tamtam çalıp ruhları yardıma çağırıyorsun. Aklın sıra dua ile yağmur yağdıracaksın öyle mi? ” Yerli tamtamını çalmayı sürdürürken, bilgiçlik taslayan İngiliz’e şöyle bir yan bakış fırlatmış, “Hiç alakası yok! ” demiş. “Ben yandaki köyden tesisatçıyı çağırıyorum! ..”
*
*
*
*
*
*
*

Bir bilgeye kadında önemli olanın ne olduğu sorulur. Bilgenin yanıtı şöyledir: “Kadında önemli olan ruh güzelliğidir. İyi bir ruhun sahip olması gereken vücut ölçüleri ise 90-60-90 olmalıdır! ..”
*
*
*
*
*
*
*
*


Şehre yeni gelmiş bir turist arka sokaklarda gezinirken, ayaklarında bir tek ayakkabı bulunan gariban bir çocuk görmüş. Hemen yanına giderek konuşmaya başlamış; “Ne oldu, ayakkabının tekini kaybetmişsin galiba, gidip beraber arayalım istersen.” Çocuk; “Hayır, ayakkabımın tekini kaybetmedim. Sadece tek bir ayakkabı buldum.”
*
*
*
*
*
*
*
Ölen zengin birinin vasiyetnamesine varisleri itiraz eder. Çünkü kendilerine az pay bırakmıştır. İddia ederler ki, rahmetli vasiyetnameyi düzenlerken, ruhsal yeteneklerine sahip değildi. Merhumun avukatı karşı koyar: “Tamamıyla sahipti. Çünkü mirasçılarına, ‘Ey leş kargaları‘ diye hitap ediyordu! ..”
*
*
*
*
*
*
*

Kadının biri bir çöpçatanlık bürosuna başvurmuş. Görevliye “Ben bir eş arıyorum” demiş. Görevli sormuş: “Aradığınız özellikler nedir? ” Kadın; “İyi görünümlü, eğlenceli, sportif, bilgili, müzik ve dansa ilgi duyan, beni gün boyu eğlendirebilecek, ihtiyacım olduğunda bana değişik hikayeler anlatabilecek ve biraz sessizlik huzur istediğimde sessiz olabilecek biri.” Görevli “Anlaşıldı, kayıtlarımızda size uygun biri var. Bu akşam saat tam 20’de kapınızda olacak.” Kadın hayatından memnun evine dönmüş. Randevusu için süslenmiş, püslenmiş ve saat tam 20’de kapı çalmış. Kadın yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açmış... Ve karşısında... Tam aradığı özelliklere uygun... Bir televizyon! ..
*
*
*
*
*
*
Adam; “Bu sabah kalktığımda kendimi o kadar kötü hissediyordum ki, 100 tane aspirin yutup, intihar etmeye karar verdim.” Arkadaşı; “Ne diyorsun? Sonra ne yaptın? Anlaşıldığı kadarı ile vazgeçmişsin! ” Adam; “Hayır, vazgeçmedim ama ikinci aspirinden sonra kendimi daha iyi hissettim! ..”
*
*
*
*
*
*
Büyükannenin çiftliğine tatile giden minik yavruya büyükanne kuyudan bir kovaya su doldurma görevi vermiş. Küçük çocuk kovayı alıp, kuyunun başına gitmiş. Tam kovayı kuyuya indirmiş ki, kuyudan yukarı doğru bakan iki iri göz görmüş. Bir anda kovayı yere atarak, eve kaçmış. Büyükanne çocuğu kovasız görünce sormuş;
- Ne oldu, kova nerede?
- O kuyudan ben su dolduramam, büyükanne. Kuyuda büyük, yaşlı bir timsah var!
- Aman yavrum, niye korkuyorsun. O timsah uzun senelerdir orada yaşar, çok uysaldır, kimseye zararı dokunmadı. Sen öyle korkunca, o senden daha fazla korkmuştur muhakkak. Hadi, git de su doldur gel.
- Eğer o da aynen benim kadar korktuysa, o kuyudaki suyu bir daha hiç kullanamayacağız demektir!

*

*

*

SSCB ve Demirperde Ülkeleri fıkraları

Adamın devlet dairesinde çok önemli bir işi varmış. Hava sıcak, memurlar güçlük çıkartmışlar, öğle tatili olmuş. Adam sıkıntıdan başlamış küfretmeye. Toparlayıp önce karakola, sonra da mahkemeye götürmüşler. Yargıç kime küfrettiğini sormuş. Adam “Ben Macar hükümetine sövdüm” deyince, yargıç komisere dönmüş “Rus hükümeti adı geçti mi, komiser? ” komiser “Hayır, geçmedi ama, ben 25 yıllık komiserim, hangi hükümete sövüleceğini iyi bilirim! ..”
*
*
*
*
*
*
*

Rusya’da seçim yapılıyordu. Adamın biri eline verilen zarfı açmaya kalkışınca, secim görevlisi atıldı “Hey, ne yapıyorsun sen? ” Adam “Bir şey yaptığım yok... Yalnızca kimi seçtiğimi bilmek istedim de...” Görevli “Olmaz öyle şey! .. Seçimin gizli olduğunu bilmiyor musun? ..”
*
*
*
*
*
*
Çok zengin Amerikalı Moskova’ya gitmeye karar vermiş. Daha önce Moskova’yı gören arkadaşları, orada mutlaka yapması gereken 3 şeyi sıralamışlar: “Kürk alınacak, Bolşoy’da bale izlenecek ve Lenin’in Mozolesi ziyaret edilecek...” Ancak, uyarmayı da ihmal etmemiş arkadaşlar: “Hepsinde kuyruk olabilir, öne geçmek için rüşvet vermek gerekir...” Dolar milyoneri Amerikalı gitmiş Moskova’ya... Bakmış ki, her 3 yerde de kuyruk var. Dönmüş oteline. Kürk mağazasını aramış “... otelinde kalıyorum ve 10 tane kürk istiyorum. Dokuz tanesi sizde kalsın, birini hemen bana gönderin.” 10 dakika geçmeden kürk paketi odasına gelmiş. Bu kez bolşoy’u aramış “... otelinde kalıyorum ve bu akşamki gösteriye 100 bilet istiyorum. Doksandokuz tanesi sizde kalsın, birini hemen bana gönderin.” 5 dakika sonra bileti gelmiş. Gösteri öncesi Lenin’in Mozolesi’ne yollanmış. Nöbetçilerden birine yaklaşmış ve eline 100 $ sıkıştırmış. Göz kırparak “Lenin’i görmek istiyorum” demiş. Nöbetçi, Amerikalı’nın kulağına yaklaşmış ve “Siz mi içeri girersiniz, Lenin’i mi buraya getireyim? ..”
*
*
*
*
*
*
*

Macaristan’da öğretmen çocuğa soruyordu: “Karşında Kennedy ile Kruşçef’in durduğunu farzet. Elinde dolu bir tabanca var. İkisinden hangisine ateş edersin? ” Çocuk bir süre duraksar, ardından: “Şey efendim, siz olsanız hangisine ateş edersiniz? ” Öğretmen; “Elbetteki Kennedy’ye! ” Öğrenci; “Öyleyse... Bana seçme şansı kalmıyor. Ben de Kruşçef’e! ..”
*
*
*
*
*
*
2. Dünya savaşı sırasında Rus orduları geri çekiliyor. Rus generali durumu kurtarmak için askerleri teşvik etmeye karar vermiş. Getirilen her ölü Nazi için 10 Ruble vaad etmiş. Askerlerden kimi 1 kimi 3 ceset getiriyorlar ve paralarını alıyorlar. Bu ara bir yahudi asker bir vagonu sürükleyerek getirir. Vagon ceset doludur. General bunu görünce askeri kenara çekerek söyle der; “Asker, anlarsin ya bütçemiz zayıf, ben sana ceset başına 7.5 ruble vereyim...” Asker “Olmaz! .. Zaten bana geliş fiyatı 8.3 ruble! ..“
*

*

*

*

*

Azrail Lenin’in canını almakla görevlendirilince
Tanrı Azrail’i Lenin’in canını alması için dünyada gönderir. 3-4 gün geçer, Azrail’den haber yok. Sonunda birkaç melek görevlendirir, melekler Azrail’i yaka-paça tanrının huzuruna getirirler. Tanrı bunca süre ne yaptığının hesabını sorar. Azrail diklenir
“Dettt! , ben faşistlerle konuşmuyorum! ..”
*
*
*
*
*



Brejnev Pakistan’ı ziyareti sırasında sokaklarda işeyen çok sayıda adam görür. Nedenini sorunca Ziya-ül Hak “Pakistan özgür bir ülkedir, isteyen istediği yere işer” der. Bir süre sonra Brejnev gece vakti Moskova sokaklarında işeyen bir adam görür ve “Öldürün şunu” diye emreder. Ertesi günkü Pravda’da bir haber yer alır “Pakistan büyükelçisi dün gece ölü bulundu! ..”
*
*
*
*
*


KGB karargahındaki telefon çalmış... 'Alo... Komşum Solomon bir devlet düşmanı... Odunluğunda deklere edilmemiş elmaslar saklıyor...' KGB görevlisi 'Not edildi, merak etmeyin.' Aynı gece KGB Solomon'un evini basmış; odunluğa dalmışlar. Tüm odunları kırmışlar, içlerine bakmışlar. Bir tek elmas bile bulamamışlar. Solomon'a sövmüşler gitmişler. Akşam üzeri Solomon'un telefonu çalmış... Arayan komşusu Moşe’ymiş...
- KGB geldi mi? ..
- Geldi...
- Kışlık odunları kırdılar mı? ..
- Kırdılar...
- O zaman telefon etme sırası sende.. Tarlamın ekim için çapalanması gerek! ..
*
*
*
*
*
*
*

Çocuğun biri KGB’nin telefon numarasını bulmuş, hemen çevirmiş.
- Alo, orası KGB mi?
- Evet, KGB...
Telefonu kapatmış çocuk. Sonra tekrar çevirmiş numarayı;
- Alo, orası KGB mi?
- Evet, KGB...
Tekrar kapatmış telefonu. Üçüncü kez çevirmiş;
- Alo, orası KGB mi?
Arkasından omuzuna bir el dokunmuş;
- Evet, KGB! ..
*
*
*
*
*
*
*





Rusya’da yumurta kuyruğu
Mağaza müdürü yumurta kuyruğundakilere gelecek yumurtaların yetmeyeceğini, bu nedenle parti üyesi olmayanların beklememelerini söylemiş. Az sonra “Kalanınıza da yetmez, yahudiler de ayrılsın” demiş. Yahudiler de ayrılıp gitmişler. Müdür “Yoldaşlar biz bize kaldığımıza göre itiraf edebilirim, yumurta mumurta yok! ..”
*
*
*
*
*
*
*
*



Rusya’da bir vatandaş mağazanın kapısını açıp seslenmiş “Pardon... Et yok mu? ” Görevli kaşlarını çatmış “Yoldaş... Yanlış gelmişsiniz... Burası ‘balık yok’ dükkanı! ..”
*
*
*
*
*
*
Bir Amerikalı bir Rus’a kullandığı arabalardan övgüyle söz eder: “Keyfim yerinde olduğu zamanlar açık renkli arabamı kullanırım. Kendimi kötü hissettiğim anlarda ise koyu renkli olanı. Yurtdışında tatildeyken de parlak renkli olanı kullanmak bambaşka bir keyif.“ Rus “Rusya’da işler çok daha kolay... Keyfin yerindeyse, seni sarı üzerine mavi bantlı arabaya (polis arabası) bindiriyorlar. Kendini kötü hissettiğinde de beyaz üzerine kırmızı bantlı (cankurtaran) olana. Ben yurtdışına sadece bir defa çıktım. Orada da tank kullanmıştım.”
*
*
*
*
*
*
*
Rusya’da, yargıcın biri kahkahalarla gülerek duruşmadan çıkar. Meslektaşı niçin güldüğünü sorduğunda “Duruşmada bir fıkra anlattılar da, ona gülüyorum.” Arkadaşı “Bana da anlatsana.” Yargıç “Olmaz! .. Anlattığı fıkra yüzünden, adama tam onbeş yıl hapis cezası verdim! ..”

*

*

*

*

* hocanın biri bi gün caminin kahvesindeki insanları uyarıyormuş:
- karılarınıza kızlarınıza mini etek giydirmeyin, başı açık dolaştırmayın çok günah diye.....

derken kahvenin önünden kızı geçmiş altında mini etekle. yakası açık bi badiyle... kahvedekiler sormuş ee hocam sen bize diyosun bunları bunları yaptırmayın diye, senin bu kızın hali ne....
Hoca bi kahvedekilere bakmış ve:
- yakışıyo ama be benim kerataya, demiş
*
*
*
*
*
Karı koca yemek yemektedirler. O sırada masaya yaklaşan heykel gibi güzel bir esmer, adamı selamlayıp geçer. Adamın karısı sinirle sorar:
- Kim bu afet?
- Eğer mutlaka bilmek istiyorsan söyleyeyim, metresim, der adam.
- Bir de bu kadar pervasızca söylüyorsun. Boşanıyorum senden!
- Yani Etiler'deki apartmanı, Kandilli'deki yalıyı, Göcek'teki tekneyi ve Nice'deki villayı bırakıyorsun...
Uzun bir sessizlik olur. Çift yemeğini çatallarken kadın birden sorar:
- Şu arkada oturan Fuat değil mi? Yanındaki kadın kim?
- Fuat'ın metresi.
- Ay bizimki çok daha güzel!
*
*
*
*
Memur işine geç kalmış.müdürü onu fırçalamaya başlamış
-nerdesin sen? saatten haberin yok galiba… memur bükmüş boynunu
-efendim eşimin doğumu vardı..onun için geç kaldım…
Müdür vicdan azabı çekmiş…
-öyle mi? özür dilerim..hayırlı uğurlu olsun..allah analı babalı büyütsün…. Demiş..
Ertesi gün memur yine geç kalmış..müdür yine başlamış esip gürlemeye
-nerdesin be adam? bu saatte işe gelinir mi? ...memur bükmüş yine boynunu
-efendim özür dilerim.dün gece eşim doğum yaptı da o yüzden uykusuz kaldım ve geç kaldım…
Müdür şaşırmış..biraz düşünmüş…pek bir anlam verememiş ama,belki böyle bir şey mümkündür diye düşünerek
-iyi tamam..gözün aydın..hayırlı olsun..gülegüle büyüt…hadi geç işinin başına…. Demiş..
Ertesi gün memur bu kez tam iki saat geç gelmiş işine…müdür çok sinirlenmiş
-sen utanmıyor musun işine 2 saat geç gelmeye? bu ne rezilliktir böyle?
Memur yine bükmüş boynunu
-efendim vallahi dün gece eşimin doğumu vardı…
-yeter ulan yeter…böyle hergün hergün doğum olur mu? dalga mı geçiyorsun sen benimle?
Memur boynu bükük cevap verniş..
-olur tabi efendim..benim eşim ebedir…….

*

*

*

*

Huzurevinde arka arkaya gelen ölümlerden moralleri bozuk üç arkadaş aralarında dertleşiyorlarmış. Biri 'Azrail'i kandırmak lazım..' demiş.. Öbürleri nasıl, diye sorunca tezini açıklamış.. 'Bu Azrail can almaya geliyor ya! Onunla göz göze geldiğimizde bebek taklidi yapalım.. Bunların yaşı küçük, bir yanlışlık olmalı der, çekip gider..' Yaşlılığa ikinci çocukluk demeleri boşuna değil. Bu çocukça fikir diğerlerinin de aklına yatmış.. Başlarına kötüsü geldiğinde ne yapacaklarını birbirlerine belletmişler.. Aradan zaman geçmiş.. Bir gece Azrail, aynı odayı paylaşan üç kafadarı gece yarısı ziyaret edivermiş.. Orağını yere tak tak tak diye vurduğunda kafadarların üçünün birden gözleri açılmış.. Bakmışlar ki Azrail hazır.. Birinden birini, belki de üçünü götürecek.. Hemen belirledikleri A plânını uygulamaya geçmişler.. Üçü birden bebek taklidi yapmaya başlamış.. Biri 'Aguuu..' sesleri çıkarırken öbürü parmak emiyor, üçüncüsü de 'Mama.. Mama..' sesi çıkarıyor.. Azrail bir süre seyretmiş hallerini.. Sonra elini gülerek başına vurmaya başlamış: 'hai canım hadi Attaaa'

*
*
*
*
*
*
*
*
Dursun yurtdışında birçok limana uğrayarak dolaşan gemiye taffa olarak giriyor.İlk seferi olduğu için yanına kusmaya karşı ilaç ve prezervatif almasını tembihliyorlar.Eczaneden birer kutu alıyorlar.
-Üç aylık yolculuk,yirmi liman,birer kutu yetmez on kutu al,diyorlar.Tekrar eczneye gidiyor,onar kutu istiyor.Eczacı Temel:
-Uyy,madem ki bu işten bu kadar tiksineysun,niye yapaysun uşağum?
*
*
*
*
*
*
*
Hirsizin biri gece is basina konuldu. Gozune kestirdigi bir adami koseye cekti ve:
- Ya paran ya hayatin?
Adam:
- Benim hic param yok.
Hirsiz:
- Nasil yani? Ne is yapiyon?
Adam:
- Memurum
Hirsiz:
- O zaman yuru git. Memursan hayatin bile yoktur.
*
*
*
*
*
*
*
-Efendim,bugün çok hastayım,başım ağrıyor,midem bulanıyor,vücudumun her yeri sanki dayak yemiş gibi.Korkarım işe gelemeyeceğim...
Durumu dinleyen patron
-Ahmet Bey,biliyorsun bugün çok önemli müşteriler geliyor ve sana mutlaka ihtiyacımız var.Böyle durumlarda ben karıma bir masaj yaptırır,bir de seks yaparım.Kesinlikle kendime gelirim.
Lütfen sen de dene ve hemen işe gel.
Aradan iki saat geçer ve Kerim bey patronu tekrar arar.
-Efendim dediğinizi yaptım.Gerçekten iyi geliyormuş.Sanırım kısa bir süre sonra işte olurum...
-Haa bu arada evinizin manzarası inanılmaz güzelmiş...
*
*
*
*
*
*
*
Satış Müdürü, Teknik Müdür'e:
- Sana istediğin kadar yardımcı eleman vericem, yeni yazılım projesini 2 hafta sonra masamda istiyorum.
Teknik Müdür, Satış Müdürü'ne:
- Peki ama ben size 9 kadın versem 1 ay sonra benim kucağıma bir bebek verebilir misiniz?
*
*
*
*
*
*
*
Yüzbaşının çok sevdiği ve güvendiği Onbaşı Mehmet`in cezalandırdığı er, yüzbaşının karşısında:
-Komutanım benim bir şikayatim var.
-Söyle.
-Mehmet onbaşı beni döğdi.
-Git, ben onun cezasını veririm.
-Ama yüzbaşım; hem döğdi, hem söğdi.
-Anladım, git cezasını veririm.
-Anama babama laf etti.
-Git cezasını veririz dedik ya.
-Benim anam da yohtur, babam da yohtur.
-Allah rahmet eylesin.Benim de öyle.Sen git anladım.
-Ama yüzbaşım, Mehmet onbaşı benim anama da laf etti, babama da laf etti.Anam da yohtur, babam da yohtur.Anam da sensin, babam da sensin.
Yüzbaşı:
-Derhal koş; çağır Mehmet Onbaşı`yı buraya! dedi.
*
*
*
*
*
*
*
Temel İle Cemal kahvede tartışıyorlarmış.
Temel
- Akıllı adam her konuda şüphecidir. Ancak aptallar her konu hakkında emin olurlar
demiş.
Cemal
- Sen bu söylediklerinden emin misin?
diye sormuş.
Temel
- Evet,
demiş.
- Hem de yüzde yüz eminim

*
*
*
*
*
*
*

Bir gün Rizede imam ezanı vaktinden 5 dk. önce okumuş. Bunun üzerine Rize müftüsü televizyona çıkıp tüm rizeliler bir günlük kaza orucu tutacak demiş canlı yayında. Almanyadan da bir adam canlı yayını arayıp Ben de Rizeliyim benimde bir günlük kaza orucu tutmam gerekiyor mu diye sormuş




Bu bölüme, kendi belirlediginiz konuyla ilgili bir yazı girin.

bahcelikkoyu@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın