bahcelikkoyu.sitemynet.com
BAHÇELİK KÖYÜ TARİHİ ÇİFTLİK KADASTRO MAHKEMESİNDE KÖYDEN HABERLER HEMŞEHRİ SİTELER YERALTI ZENGİNLİKLERİ MEKTUPLARINIZ VE CEVAPLARI ADINI SEN KOY... FOTORAFLAR ESKİYEN FOTOĞRAFLAR DEYiMLERiMİZ MASAL VE FIKRALAR

ADINI SEN KOY...

hiddetin ne güzelmiş..
öfken, haykırman..
karşı koyuşlarına tavım gülüm.
birde şiirlerine..
hah işte o sensin;
içi içine sığmayan,
kabını taşıran şerbet gibi...
içsem seni yudum yudum..
bilgeliğe ver cahilliğimi,
ak sular seller gibi..
yatağın değiş be gülüm..
çorak tarlalara ak..
yüreğim yeşersin.
name name dökül kelimelere,
deryada bir damla ol,
buhar ol, yağmur ol,
...ve ıslat beni bir akşam üstü.
sırıl sıklam aşık et.
aptal ıslatanlara kat beni,
meltemlerinle yoğur,
şiirlerinle uyut beni,
ninnilerinle besle beni..
sen sen ol gülüm...
güneş ol, yüreğimi ısıt..

hakan

BİZDEN ADAM OLUNCA..

Cevdet, halk oyunları konusunda uzman bir müzisyendir. Zurna, kaval ve ney gibi yöresel enstrümanları iyi çalar.
Cevdet Coloşhane;li İskender amcanın oğullarından en yaramazıdır. Çocukluğu her Coloşhaneli çocuk gibi, sığır çobanlığı, ormandan kışlık yakacak, ekin, ot taşıma gibi meşgalelerle geçti. Kışları ise her çocuk karın getirdiklerinden kendine göre yararlanırken Cevdet ayaklarına taktığı 2 metre uzunluğundaki 2 sopayla kaymaya başlamıştı. Ardındad ceviz ve fındık kabuğundan köy icadı zemberekten düdüğe heves sardı. Bir iki delikli düdük derken zurna çalmaya başladı. Kaval zaten her coloşhaneli çocuğun milli düdüğüdür.
O yıllarde ben de bir hayli hayırsızdım.
Büyüklerim bana hep adam olmaz derlerdi.
Ben büyüdüm ama, adam oldummu orası belli değil.
50-60 tane yazılmış kitabım, bir o kadarda çekilmiş belgeselim ve yaklaşık 30 yıllık ta gazetecilik yaşamım olmuş.Varın gerisine siz karar verin.
Cevdet e gelince, o da İskender amcanın dediği gibi değil amma sonunda zurnacı adam olduBizim köyde belki mesleki bakımdan okuyup pek adam olan olmaz o manada, ama adam gibi adam olur coloşanalı okumasa da
Bakın şöyle köy nüfusunun önemli bir kısmı adam olmak için dünyayı solaşır. Almanya, Fransa velhasıl tüm Avrupa
Bir kısmı ise adam olmak için ihtiyaç duymaz onca düvele, ona yeterde artar bile macanın daşı, Sabah kaveye, akşam eve, eh arada birde ya geven pazarına yada ardasaya
Ama bizim köyde öyle adam gibi adamlarda yad edilir yeri geldiğince

TEMELLERİN NAMI DİĞER İSMAİL AMCASI..

İsmail amcayı biz hep amca gözüyle görürdük. Aslında babamlar la da süt kardeşlerdir. Onun abisi rahmetli Osman Nuri, İbrahim Çubukçu, Hakkı, hepsi yerli yerinde, kendilerine münhasır amcalarımdı benim.
Hatırlarım Onların yatalak bir nineleri vardı Hakkı amcanın evinde yatan. Zavallı kadın felçliydi, ama adeta yaşama takılı kalmıştı. Öldüğünü hatırlıyorum hayal meyal, sanırım 105 yaşındaydı.
Hakkı amcayı da, İbrahim Çubukçuyu da ardından kaybettik, Ama asıl acı olanı Enver Çubukçu;nun geçirdiği elim kaza. Oda yatağa bağlanmış genç yaşında. Armuttan mı elmadan mı düştü diye haberi gelmişti. Acıdık, üzüldük ama ne çare;
O sülalenin en amcalar dizesinden yaşayan İsmail amca.. Ömrü uzun olsun da gerisi önemli değil..

Coloşhanenin bugün yaşayan en yaşlısı Mehmet amcamdır. Nerden baksan 100;e merdiven dayamış. Daha geçtiğimiz yıllar ziyaretlerine gidip te bu görüntüleri almıştım.Züftü amcamı, Hanımcık yengemi ve gelinleri bir arada bulmuştum. Hamza;ya söz yok;
Ama gün rahmetli hava yengem ile Naciye yengemde o karenin içindeydi. Bugün ise tarih oldular memleket sayfalarında;

Aslında elimde o denli fazla şey varki köyümle ilgili. Video görüntüleri, arşiv belgeleri, fotoğraflar.. Hepsini sizlerle paylaşmak istiyorum şüphesiz..
Ama bu zamanla olur belki;
Tadını ala ala, yaşaya yaşaya yaşamalıyız memleketimizin güzelliklerini;.
______________________________________________________

ŞİİRLERİNİZİ GÖNDERİN
ŞİİR KÖŞESİ;.İNDE YAYINLAYALIM
Yazma adresi:
bahcelikkoyu@mynet.com
___________________________________

158.jpg

DEDÜL EMMİ

1.HİKAYE

Bu bizim köyün 1920 ila 40 yılları arasında doğan kuşak bir alemdir..
Kurtuluş savaşını görmeselerde, kıtlık yıllarının çocuklarıdır onlar.
Çarık ve kart lastik ayakkabıların üzerine boyca çekilmiş fistanlıklarla yetişe bildiler askerlik çağlarına. Onlar 3 yada 4 yıl askerlik yaptılar. Hem askerlikten önce hemde sonra, yaşamlarının bir parçasıydı gurbetçilik. Durum böyle olunca hem ustalıkları kıyak olurdu hemde amelikleri..
TAbi gurbet hayatında ustalık kadar amelelikte önemlidir.
Ama illaki gurbet anıları yazılır zihinlere daha sonraki yıllarda anlatılsın diye..
İşte o anılardan birisi:
Rahmetli DEDÜL Amca vardır bizim Altokkanın Haytalarından.
O gurbette hep amelelik yapanlardandı.
Çok iyi niyetlidir.
Ama bu iyi niyeti yüzünden başına gelmeyende kalmaz.
Birgün Erzurumda bir şantiyede arkadaşlarıyla çalışır. O günün akşamı Dedül emmi, arkadaşlarından gizli olarak sinamaya gelen bir filmi izlemeye gider.
Arkadaşları yemek yapar yer ve yatarlar.
Aradan saatler geçer.
Dedül emice yattıkları barakanın tahta kapısını aralayarak yavaşça içeri süzülür ve öyle bir kenarda duran tenceredeki yemeği çala kaşık yer ve yine sessizce yatağına uzanır.
Bir süre sonra şiddetli bir karın ağrısı ile uyanır.
Neder eder karın ağrısını geçiremez ve arkadaşlarını kaldırmak zorunda kalır.
Arkadaşları ilk önce karın ağrısının nedeni,ni araştırırlar. Ona ne yediğini sorarlar.
O da kendisi için tencereye a<yırdıkları yemeği yeyip yattığını ve bir süre sonra bu sancıya düştüğünü söyler.
Arkadaşları karnının niçin ağrıdığını anlarlar.
Yaa dedül o yediğin yemek değidi derler. Biz yemek bulaşıklarının yumuşaması için o tencereye su dökmüştük sende gelip onu içtin derler ve gülüşürler..
Anlatan A.Ç.

RAHMETLİ HASANAGA

O yaşarken ölmüştü!.. Altı ahır evlerinin hemen girişinde yatar, sabahın ilk ışıklarıyla havyanaya oduna giderdi. Kışı-yazı olmazdı rahmetlinin.Hayatı hep işle güçle mücadeleyle geçti.
Hatırlarım, bir hanımı vardı, hatce nine diye. O çok severdi hatce neneyi.
Başı dara düşse, ona ihtiyaç duysa taa uzaklardan biz duyardık onun sevgi dolu o ;haniye hatceee; Diyen nidasını.
Oda rahmetli oldu; Aslında hatce ninede yaşarken ölen kullardandı..
Nedenine gelince;
Aslında onlar dünyaya belki tam zamanında geldilerde bizim kuşak biraz zamansız geldi..
Zira rahmetlinin gözü kadar koruduğu armut ağacına hep biz musallat olurduk, oda bize..
Hatce nineye gelince, o her yıl hıyar ekerdi bostanına, bizde her yıl o hıyarları çalardık.
Yani sizin anlayacağınız, benim kuşağımda kiler hem rahmetli hasanaganın küfürlerinden, hemde eşi hatce nenenin betdualaraından bol bol nasibini almıştır.
Allah onların mekanlarını cennet etsin;
___________________________________________________________

COLAŞHANELİ KADİR KILIÇ'TAN BİR DESTAN...
TRAFİK ŞEHİTLERİMİZİN ANISINA

Gümüşhane'den yola çıktı, arabası dolu,
Dönecekti köyüne İkisu-Şiran yolu
Birde ne görsün kamyon üzerlerinde 20 ton kömür dolu
Feryadı figan başladı, kiminin bacağı koptu, kiminin kolu.

Bir anda orası oldu kan gölü
Radyolar anons ediyor 6 yaralı 8 ölü
Kimi anam diyor, kimi kardeş tomurcuk gülü
Görmek istemiyorum Allah'ım o zalim çölü.

Bütün arabalar yaktı dörtlüleri sisleri
İkisu inliyor ambulans-siren sesleri
14 kişiden kimse konuşmuyor, tutuldu hep dilleri
Herkes feryad ediyor,ovalıyor elleri.

Hastene dolup taşıyor
Herkes birbirine soruyor; Kim öldü kim yaşıyor?
Kimi ağlıyor-sızlıyor, kimiside bu iş nasıl oldu diye şaşıyor.
Herkes haber bekliyor hastane önünde,kimi acıkıyor,kimi üşüyor.

Özlemişti gideyim dedi köyüme
Herkesi gezdi dolaştı sevine sevine
Azraille konuştu kendi kendine
Allah'ım rahmetini ikram et kulun Cengizine.

Duman bile tütmüyor küstü bacaya
Çok rica ettik hakime ,savcıya
İsimlerini birer birer verdiler hocaya
Allah'ım rahmet et Şöhret anaya, Zihniye bacıya.

Bir gün önce düğün-dernek-kına,
Bir gün sonra üç tabut yan yana,
Biri dede,biri baba,biri ana,
Allah'ım sabır versin Enser kardeş sana.

Kimsenin kalbini kırmadın,
Ellere derman oldun, kendi yaranı sarmadın.
Hep iyinin yanında oldun, kötünün yanında durmadın,
Mekanın cennet olsun Nizamettin Kaptan.

Dağ taş demez aşardın,
Herkesin derdine koşardın,
Bazen tok,bazen aç yatardın,
Sana taş atana sen ekmek atardın,
Hesabın kolay olsun Nizamettin Kaptan.

Hiç değer vermezdi o paraya,
Bakmazdı ne köşke, ne saraya.
Nasıl dayandın o kadar yaraya,
Allah'ım rahmet eyle Salim Kaya'ya.

Yok oldu bir gün önceki o neşe,
Haber salındı akrabaya dosta eşe.
Arabalar dizildi Sahtaras'tan harmana peş peşe,
Allah sağlık versin Fatih,Efe,Niyazi kardeşe.

Kimi henüz gençti muradına ermedi,
Kimi emekliliğinin sefasını sürmedi.
Kimi ne hevesle gelin etti, bir bardak suyunu içmedi,
Coloşana Coloşana olalı böyle bir acı görmedi.

Kimi neşe verirdi davuluyla,zurnasıyla
Kimi sevindirirdi düdüğüyle,kornasıyla
Kimi güldrürdü espirisiyle, şakasıyla
Binmişlerdi arabaya kimi oğlu kimi babasıyla
Allah'ım cennetine götür onları peygamber takasıyla.

Sakın bu yazılarımı çizmeyin,
Bu kadar acı yazdım diye kızmayın,
Siz siz olun kimsenin kalbini kırmayın,
Yetimi görürseniz onu okşayın sakın vurmayın,
Bu yazıları yazan KADİR KILIÇ kardeşinizede sakın kızmayın.....
KADİR KILIÇ

***10,09,2007 tarihinde İkisu-Şiran yolunda
meydana gelen trafik kazasının anısına yazılmıştır***

CEVDETİN MACERALARI:

cevdet__el_k.jpg

1. HİKAYE

Köye ilk uçak böylece indi:
Cevded bir gün Ambavliya kaybolan davarlarını aramaya gider. Ambavlinin tam tepesinde Zermutlu bir çocuk çobanlık yapar. Dağın tepesindeki gevenliklere doğru yayılan koyunlarının ardında iride bir köpeği vardır, çobanın.
Köpek Cevdeti yaklaştırmaz, sağından koşar solundan koşar, havlayıp durur.
Cevdet de ısırılmamak için elindeki sopayla karşı koymaya çalışır.
Bakar ki köpek aman vermiyor, sahibine seslenerek köpeğine sahip çıkmasını ister.
Çocuk bir koşu köpeğin tasmasından tutar ve Cevdet'in gelmesine müsaade eder.
Ama Cevdet bu, hiç Munzurluk yapmadan durur mu.
Yerden koparttığı kuru bir keveni, çocuğun sıkıca tasmasından tuttuğu köpeğin kuyruğuna bağlar ve ardından kibriti çakar.
Köpek can havliyle çocuğun elinden fıladığı gibi Ateşten kurtulmak için ambavliden Coloşhane yönüne doğru bir hışım gibi uluyarak fırlamaya başladı.
Zavallı köpek bir süre sonra küçükdere de soluğu aldığına kuyruğunun tüvleri tamamen yanmıştı..
Sesi duyup ta soranlara ise Cevdet, ;ya bizim köye uçak indi, onun sesiydi ; der..


BU YAZI YAZILDIKTAN SONRA HAYATINI KAYBEDEN CEVDET ÇELİK İN ANISINA YAYININA DEVAM EDİLMEKTEDİR.

____________________________________________________

2. HİKAYE

Mehmet amca birgün gurbetten eve gelir. Tabi o tarihlerde köyün yolu henüz daha patikadır. O nedenle aşağı ana yola kadar merkepler gurbetten gelecekleri karşılamaya giderdi.
İşte öyle bir karşılamadır bu hikaye.
Mehmet emmi grang tuvalet, bindiği boz eşeğin yanlarından bacaklarını sallaya sallaya, hamdilerin derede karşılaşır atıyla eve giden cevdetle. Tabi bu bizim muzur rahmetli cevdettir.Hiç rahat dururmu. Eğilir atın bacaklarının arasından bir avuç at sineği alarak memet emmiye yavaşça yaklaşır ve bindiği merkebin bacaklarının altına salıverir.
Memet emmi cevdetin bir muzurluk yapacağını anlar ama yapacak birşeyide yoktur.
Merkep atsineklerinin verdiği rahatsızlıkla gökten aşağı gelir. Memet emmi ise tepesi üstü çamura serilir..
...............

NOT: KÖYLE İLGİLİ ANI VE YAŞANMIŞ HİKAYELERİNİZİ GÖNDERİN YAYINLAYALIM

____________________________________

ALTI OKKA BİR DİREM

Bizim köyde bir mahalle vardır ALTI OKKA diye. Şimdi diyeceksiniz ki, olsun, bunda ne var!...
Aslında hiç bir şey yok.
Olan bu altı okka ismiyle ilgilidir. Zaten konuyu buraya taşımamızda bundan.
Zamanın birinde, bir aşiret gelir Rumların çevrelediği bugünkü altokkalı mahallesine yerleşir. Aşiret ağasının üç beş tane kız çocuğu vardır, ancak bir türlü oğlan çocuğu olmaz..
Gel zaman git zaman sonra, ağanın eşi hamile kalır ve nur topu gibi bir oğul meydana getirir.
Komşuları, çocuğu çok çelimsiz ve zayıf bulur. Bunun üzerine bebek kantara çekilir ve tamı tamına 6 OKKA 1 DİREM geldiği görülür.
İşte o tarihten sonra hem o sülaleye hem de ulundukları mahalleye de ALTIOKKALI denmeye başladı;

Altıokkalı sülalesi aslında Coloşhane;nin en eski Müslüman teşekküllerinden birisidir. Kafkas Türklerindendir geldisi. Hemen üst kesiminde bulunan Musalar mahalleside, adından anlaşılacağı gibi, ünlü türk aşireti musacalu nun bir bölüntüsüdür.
Altıokkalıda ki haytalar kabilesinin geldisi ise diğerlerinden biraz daha farklıdır.
Bu bölüntü, Kadirli köyünün hemen üst kesimindeki ilk yerleşimi olan Zaimli öreninden bu yöreye gelmiştir. O yöreden ilk gelen Deli İbrahim Ağadır. Bugünkü toramana gelip yerleşmiştir. Ardından nesli Mezireye yayılmış ve kurtuluş savaşından hemen sonra, yunan türk mübadelesinde Coloşhanenin tapusunu alarak daha sonra halka dağılmasını sağlayan bu boydan Hasan Ağa olmuştur.

______________________________________________________

MERA SAVAŞLARINDA ÇOK CANLAR YANDI

1930 lardan 1980 lere kadar yörede hayvancılık yaygın olarak yapıldığı için, meraların (otlakların) da ayrı bir önemi vardı. O nedenle Zermut (bugünkü Altınpınar Beldesi) ile sürekli sınır sorunları yaşanırdı. Hatta öyle günler gelmiştir ki, bu sınır sorunları karşılıklı silahlı çatışmalara bile dönüşmüştür.
İşte bu çatışmalardan birinde, Musaların kadir ayağından yaralanarak sakat kalmıştır.

_____________________________________________________________

ŞİİİİR

O YILLARIN BİR BEREKETİ VARDI

Eskiler neyidi öyle.
Hem oturmanın, kalkmanın bir şanı vardı..
Yolda yürümenin, sohbet edenin,
Ezanın okuyanı, namazın kılanı vardı.
Kara Ahmet bekçiydi günün birinde,
İmam olurdu cemal emmi evinde.
Rebiyelerde şükrü yekti yerinde,
Büyüye itibar, hem saygı vardı..
Davutluların hafızdı İbrahim amca,
Çete ekerdi sarbaya yonca,
Muhtar nazım kambur olunca,
Evrakta mührün boyası vardı..
Hastalarımız salla,salla giderdi,
Araba nerede kolla giderdi,
Bildiğin azaplı yolla giderdi,
O yolda ölümün nefesi vardı..
Derki ozan, hakkı olunca kekeç,
Canan pahalıdır, canımız beleş,
Yolda izde, kalınca İskender kardeş,
Hem kışın hem yazın mezarı vardır.


Yazma adresi:
bahcelikkoyu@mynet.com
___________________________________________________

ŞİİR Nuray Güneş/Gümüşhane/Şiran sarıca köyünden/Ankara'da yaşıyor..
_____________________________________________

OKUYUCULARDAN GELEN MESAJLARI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN