ballisite.sitemynet.com
bayrak15.gif

Anasayfam
Makaleler
Siirler
Foto Albüm
Aktualite
İletişim

Anasayfam


sen-yokken1.gif

Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü , kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "DOĞUŞTAN KÖR" yazılıymış.

Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir REKLAMCI bunu görmüş. Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.

Ne olduysa olmuş.. Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya, habire para atmaya.

Bir cümle yetmiş onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup tasmasına

GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM

ikon2.jpg

balli_tilki.gif

MARANGOZ

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve eşi,
büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek tasarısından söz etti.
Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı.
ne var ki. Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü.
Ve ondan,kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve ise girişti,
ne var ki gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı.
Kendini adamın olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..
işini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi.
Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi, "sana benden hediye".
Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı!
Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar miydi!
Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatimizi kurarız. Çoğu zamanda,
yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da,şoka girerek,
kendi kurdu»umuz evde yaşayacağımızı anlarız.
Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.
Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz.
"Hayat bir kendin yap tasarımıdır" demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve secimler, yarin yaşayacağınız evi kurar.
Öyle ise onu akıllıca kurun.
Unutmayın...
Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi calisin.
Hiç incinmemişsiniz gibi sevin.
Kimse izlemiyormuş gibi dans edin.

ikon2.jpg

balli_ikizkuleler.gif

Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine..

Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış.. Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve.. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış.

İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış...

Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş... Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş..

İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.."

Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi?

Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın.. 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp,masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş..

Hikayeden alacağımız ders:Her birimizin kendine has kusurları vardır. Hepimiz birer çatlak testiyiz.. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır.Hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren..Etrafınızdaki her kişiyi,oldukları gibi kabullenin..

Dışlarındaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün.......

ikon2.jpg

balli_ayi.gif

Küçük Almanlar - Fransizlar ve Osmanli



19.yüzyilda Almanya'nin Mülhaym sehrindeki Ren nehrinin bir yakasinda Almanlar, öbür yakasinda da Fransizlar oturuyordu.

Fransizlar, her sene nehrin Almanlardaki kismina geçip mahsulün tümünü toplayip götürüyorlardi. O siralar, birligini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çikaramiyorlardi tabi.

Her sene böyle olunca çareyi Osmanli Sultanina durumu yazip, imdat istemekte bulurlar. Mektupta söyle demektedir:"Fransizlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden aliyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dagitan bir imparatorlugun sultani, Islamiyetin de halifesisiniz. Bizi bu zulümden kurtarin.Asker gönderin.Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkani saglayin."

Çöküs faslina girildigi bir zamana denk gelen yardim istegini inceleyen padisah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnizca asker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanir.

Saskina dönen Almanlar, çuvali alip mektubu okurlar: "Fransizlar korkak adamlardir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur.Yeniçerimizin kiyafetini görmeleri kafidir. Çuval içindeki Osmanli askerinin elbiselerini adamlariniza giydirin. Mahsul zamani, nehrin görülecek yerlerinde dolastirin. Karsidan gören Fransizlar için bu kafidir."
Bag bahçe sahipleri hemen Osmanli askerinin kiyafetini kapisirlar.Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kiyafetinde, nehirkiyisinda dolasmaya baslarlar. Ertesi gün, karsidan gelen haber,Almanlarin sevinç çigliklari atmalarina sebep olur:"Osmanlilardan imdat geldigini düsünen Fransizlar, korkudan köylerini de terkederek iç kisimlara dogru kaçmaktalar.Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermistir."

Bu olay,Mülhaymlilarin gönüllerinde taht kurmustur.Giydikleri yeniçeri kiyafetlerini, daha sonra Mülhaym'a bagli Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar. Sehrin en yüksek binasina da Osmanli bayragi asarlar.Ayrica,halen olayin yildönümünde de sehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.

Bu olay Osmanli'nin sadece bir yeniçeri kiyafetiyle Almanlari Fransizlarin elinden ve talanindan nasil kurtardigini gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadir...

Bir de simdi ki Türkiye ye bakin, bizi ne hale getirmisler,


ikon2.jpg

balli_kurbaat.gif

EN İYİ NASİHAT GÜZEL ÖRNEK OLMAKTIR

_______www.mehmetballi.com__________

a_layankalp.gif

KArga..

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı.
Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.
O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.
Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.'
Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'....
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu.
Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'
Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:
'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne oldu»unu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?'

Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu.
Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.
'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu.
23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'

'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti.
Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.' (isra, 23)

anmatcat_1_.gif

Şâir öyle diyordu:
"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler."

Yüreği insan sevgisiyle dolu olanlar, değerlerimize sahip çıkmak isteyenler selam olsun sizler. Okuduğumda çok etkilendiğim Saffet Solak ın bir hatırasını yazıyorum bugün. Ben müthiş etkilendim bakalım sizler ne diyeceksiniz. Sözü Saffet Solak a bırakıyorum.

Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer.

İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de
diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacı anneye
sıkılarak: "Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.

Hacı anne:"Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi. Merak ettim, tekrar sordum: "Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?"

Hacı anne: "Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, " ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."

Konya Ovası'nda, yada bir başka yerinde Türkiye'nin, trenden inen yabancılar için "Işığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur? Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı? Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler? Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler. Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.

Şâir öyle diyordu: "Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler." Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler? Ey güzel köyümün güzel insanları! Neredesiniz?

ikon2.jpg

tavuklar.gif

KUL HAKKI-HESAP VEREBİLMEK
____________________________________________
Bir şehrin en zengini öldüğünde, tellallar sokaklara dökülüp;

"Ey ahali", diye bağırmışlar. "Biliyorsunuz Veli Efendi öldü. Bir vasiyeti var.Ahiret hayatına alışabilmek için, kendisine bir günlük yardımcı arıyor.

Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber girerse, Veli Efendiye ait servetin yarışı kendisine verilecektir. Ey ahali,duyduk duymadık demeyin....

Tellalların bütün çabasına rağmen kimse bu parlak, fakat Korkulu vasiyete kulak vermemiş. Ama sonunda, şehrin en fakir sırt hamallarından birisi çıkmış ortaya. Adamcağız bakmış ki, hayatta zaten sırtındaki küfesinden ve ipinden başka bir şey yok. O halde "hamal olarak yatıp, ertesi sabah zengin olarak kalkarım" diyerek razı olmuş...Genişçe bir mezara,iyice kefenlenen zengini ve yanına hamalı yatırmışlar.Az sonra sual melekleri gelmiş "İkisi de bize emanet" diye konuşmuşlar. "Zengin nasıl olsa kalacak, şu hamaldan başlayalım."

Sormuşlar
- "Dünyada malin mülkün var mıydı?"
- "Alay etmeyin" demiş, hamal. "Sırtımdaki küfeden ve ipten başka hiçbir şeyim olmadığını siz de bilirsiniz."
- "Peki diye eklemiş melekler, "o ipi ne karşılığında aldın? Sonra küfeyi ne is gördün de nasıl elde ettin?"

Anlatmış hamalcağız.
- "Beş kişinin malını 10 kurusa taşıdım. İkisini yedim, Sekizini sakladım. Ertesi gün de ayni isleri yaptım. Yemedim içmedim, ucuza taşıdım Ve bunları aldım."

Melekler
- *Çık demişler, çık... Olmadı.... Hasan Efendiden aldığın para, hak ettiğinden çok düşük. Biz ondan bunun hesabini soracağız.
Mehmet Efendiyle de ucuza anlaşmış ve ucuza taşımışsın...."
- İyi ama diye cevaplamış hamal, hak ettigim parayı isteseydim, Bana taşıttırmazdı. Taşıttırmayınca da aç kalırdım....."
- "O bizim isimiz" demiş melekler, "nasıl olsa buraya o da gelecek.Biz senin adına ona sorarız."

Melekler, hamal'ı sıkıştırmaya devam etmiş.
- "Söyle bakalım, aldığın paranın kaçını yedin, kaçını sakladın?"
- "On kuruş aldı isem, yarısını sakladım... iki kuruş aldı isem, bir kurusunu biriktirdim..."
- "Çık" demiş melekler... "Yine olmadı, hem ucuza taşımışsın, hem de gıdandan kesmişsin... Yani sen, kendi nefsine zulmetmişsin... Nefsine zulmetmek de günahtır, bilmez misin?..."
- hamalcağız ne cevap vereceğini düşünüp ecel terleri dökerken, sabah olmuş. Açılan mezardan yukarıya bir bakmış ki, bütün millet orada...

Kadı Efendi ve şehrin mehter takimi da kendisini bekliyor. Bir kıyamet ki sormayın."Kutlu olsun" demişler... "Bu gece kimsenin yapamayacağı bir isi başardın ama bak artik zengin oldun."

- "Yooo", diye bağırmış hamal. "İstemem , sizin olsun... Ben , Bir iple küfenin hesabini sabaha kadar veremedim, Ya o kadar Servetim olsaydı,ne yapardım?"

ikon2.jpg

_elale1.gif

Sen Allah 'a Gitmezsen
Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal tıraşı olmak için berbere gitti.Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar.Değişik konular üzerine konuştular.Birden Alah ile ilgili konu açıldı...
Berber:'Bak adamım,ben senin söylediğin gibi Allah'a inanmıyorum.'
Adam:'Peki neden böyle diyorsun?'
Berber:'Bunu açıklamak çok kolay.Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın.lütfen bana söylermisin,eğer Allah var olsaydı,bu kadar çok sorunlu,sıkıntılı,hasta insan olur muydu,terk edilmiş çoçuklar olurmuydu?Alah olsaydı kimseye acı çektirmez,birbirini üzmezdi.Allah olsaydı,bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum...'
Adam bir an durdu ve düşündü,ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi.Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı.Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü.Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki traş olmayalı uzun süre geçmişti.Adam berberin dükkanına geri döndü.
Adam:'Biliyor musun bence berber diye birşey yok'
Berber:'Bu nasıl olabilir ki?Ben buradayım ve berberim.'
Adam:'Hayır yok çünkü olsaydı,caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.'
Berber:'Hımmm...Berber diye birşey var ama o insanlar bana gelmiyorsa,ben ne yapabilirim ki?'
Adam:'Kesinlikle doğru! Püf noktası bu! Allah var ve insanlar ona gitmiyorsa bu gitmeyenlerin tercihi.İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!'

ikon2.jpg


bah_e.gif

© Copyright 2003 -Web Dizayn Mballi - Tüm Hakları Saklıdır