bayarsahna.sitemynet.com
KÖYÜMÜZÜN KUŞBAKIŞI GÖRÜNÜMÜ

________ ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET SÖZLÜĞÜ _______
**** A - B ****
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA.
** C - Ç **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ
* D ** E *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* F ** G *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* H - I - İ *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
* K - L *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
**M**N**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**O**Ö**P**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**S**Ş**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

** T **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**U**Ü**V**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
** Y ** Z **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**** A - B ****
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA.


** A a**

Abanmak: Birinin, bir şeyin üzerine çullanmak, altına almak, ezmeye çalışmak.
Abaşma

Alaf: Kurt, kurtçuk, tırtıl, tırtılın yoğun ve yaygın bir şekilde - afet şeklindetarım ürünlerine ya da orman örtüsüne zarar vermesi. "ortalığı alaf sardı, tüm ışam ağaçlarmı alaf sardı. " Alev, ateş alevi, alaz.

Alabula: Alalı, alaca bulaca, karışık renkli hayvan. iyi yapılmamış iş. "tarla sürmemiş de orta"ğı ala bula gomuş, başladığm işi bitir, alabula goma"

Alaz: Alev, yalaz, ateş alevi- mum değil- özellikle ev ve orman yangınlarındaki çabucak her şeyi saran alev. "Dutuşmastyla heryamm alazm sarması bir oldu. "

AIgaç: Oğlanın kızı kaçırmasından sonra her ikisi için yapılan tanımlama."Boon-bugün- otuz gündür algaçtan bir habar çıkmadı. "

Alma: Elma ağacı ve meyvesi. "eşği almanm dibinde uyuyup galmış." "Sanki bir almanm iki yansı gibi. "

Alaşafak: Şafak sökerken, ya da geç şafak vaktı. Erden" Alaşafak gakırdı un çuvalını boz eşşeğe sardığı gibi sür değirmene."

Alıta: Sayıları 10' u bulmayan, üç beşle anlatılan koyun keçi

Alvar :Ağızdan akan salya veya ağzın köpurmesinden oluşan köpüklü tükrük

Ayaydığı: Ay ıŞığı, geceyi aydınlatan ay. " Sabaha etişmek için ayaydığmda yola düştüler
. "
Aka- Ağa: Ağabey, abi, büyük erkek kardeş. "Akam öndüün evlendi. Ağam gilde geceledim. "

An: Sınır, taş duvarla belirlenmiş tarla sınırı. (buradaki n harfi nazal n' dir.) Tarlasının kendi lehine genişleten komşu için: "Domuz heki gibi habire an kaktyor. "

Apalamak: Emeklemek. Yeni emekleyen çocuklar için

Art: Zor, zoraki, tehtit, şantaj, baskı. "Sen dut arftla gızı gaçır, gönülsüz goynuna •gir- ırzına geçmek-, hindi de bubası davacı gIZIO."

Aranı: (nazal n), özellikle yağmur, kar ya da dolu' nun geçici bir süre durması, ara vermesi. "Öylen arantsmda şapıcak vanr da gel guzum."

Asbap: Düğün öncesi gelin ve damada alınan giyim kuşam ve eşyaların tümü. Esvap. "Nazife' nin düğünü yakınlaşdı. Cuma günü - Cuma günü- asbaba gidecekler. "

Aşıt: Dağın tepenin arka yüzü, görünmeyen tarafı. "Adam öyle gurnaz ki, heç bir vakit aşıda doğan salmaz. "

Avara: Avare,. işsizgüçsüz sorumsuz, boşta gezer. "Avaralamp durma ham birişin ucuna var. "

Avmak: (1) Ağmak. Tırmanmak, yokuşa dağa tepeye oğru tırmanmak. Ağacın tepesine doğru çıkmak, tırmanmak. (2) Herhangi bir sebepten ötürü çok sinirlenen ve hafif delilik gösterenler için: "Oğadek çok gızdi ki, sinirinden dağa avdı gitti." (bir süre ortamdan uzaklaşıp görünmemek)

Aymalamak: Yolmak, hırsla koparmak, parçalamak. "Güzelim çiçekleri aymalamışlar. Dövüşürken garşısındakinin saçlOl aymalayırdl."

Azzık: Yolluk için hazırlanmış tüm yiyecek, kumanya. Çoban ve yolcu yiyeceği. "Çocuk belinden azzığmı çezmiş, o sıra it gapttğt gibi azzığı yimiş, o da ağşama dek aç. "



** B b **

Bakır : Yemek yapılan tencere.

Başını bağlamak: Genç kız ya da oğlanın evlendirilmek üzere; söz kesilmesi, nişanlanması ya da evlendirilmesi.

Bayaa, bayakı: Azdan çok, çoktan az ölçü. "-Yaylada ilk yurtta bayakı oyalandılar. Öncüt aldığı para bayaa var mıydı?"

Bazlama: Küçük, hafif kalınca açık ekmek.

Bezdirme. Sıkma yapılan açık ekmek.

Beğirmek, böğürmek: Hayvanların herhangi bir nedenden dolayı olağan dışı ses çıkarması. Acıyla bağırması, melemesi, mülemesi.

Bekitmek: insanın sırtına sarılan çocuk, hayvanlara vurulan palan, ya da yün iple sıkıca sarılması, bağlanması. "-çuvalı eyi bekit ha, yoğusama yolda yıkılir."

Belek : bebelerin altını bağlamak için hazırlanan bez.

Belemek : Kundak çocuğunun altını bağlamak, bebeye bez (belek) bağlamak

Belermek: Şaşkın, aptal aptal, gözlerini iri iri açarak çevresine bakmak.
Besleme: Evlatlık.

Belinlemek: Uykudan kabus ya da herhangi bir dış etkenle korkuyla uyanmak ve ardından da kontrolsüz hareketler ve sözler sarfetmek

Bicik: Meme göğüs, özellikle hayvanlar için kullanılmaktadır. Iri memeli inekler için: "-Helke bicik .. "

Bidik: 7-8 aylık deve yavrusu.

Bireyi, bireyiden: Iyice. Yarıdan fazlaca. "-Çocuk eyice başantlaşdı, bubası bireyi bir parpıladtydı, hindi guzu gibi oluk .. "

Bezele: Hamur topağı, açık ekmek yapmak üzere hamurun ortalama yumruk büyüklüğünde toparlanması.

Biseel: Biraz, bir miktar, belirli bir süre, belirli sayıda. " -Eveşyası diye biseel çar çapıt. Arkadaş diye iki yanna biseel yovanta (kötü arkadaşlar) toplantk .. "

Bişşek: Tulukla yayık yayma işleminde, yoğurdun dövülerek yağın ve ayranın ayrışmasını sağlayan, uzunca sağlı, baş tarafı daire şeklinde geniş bir parçadan oluşan ahşap bir araç.

Bohça: Çıkın." -Gız gaçarka sade çıkıslnl aşmış çıkmış. Bütün öteberisi - Çeyizi- evde kalmış. "

Boduk: bir yaşlı deve yavrusu.

Bocut: tek kulplu- saplı- su kabı. Yaklaşık yarım litre hacimli, ekseri bakırdan su ve ayran içmeye yarayan kap. Yapısı ince belli çay bardağını andırır.

Boon: Bu gün. Şimdiki gün. "-Yayladan boon geldiler." Boon gece erden değirmene gidecek, "

Bortlacı: Gebe hayvanlar için söylenmektedir.

Bortlamak; doğurmak, yavrulamak, "-HaIgoca' tn maya dün gece bortlamış,"

Boşaçalmak: Umduğunu bulamamak, aradığını bulamamak, amacına ulaşamamak.

Boşlamak: Herhangi bir işi uğraşı, ya da alışkanlığı tamamlamadan bırakmak, terketmek. "Yamır, çamırderken baş/adığı çifti alabaşlı boşlayırdı. Yirmi ytldır alıştığı tütün içmeyi boşladi. u
Böbek: Yeni doğmuş, kundaktaki çocuk.

Buğarsak: Ineklerin çiftleşme eğilimi göstermesi, kızgınlık dönemi, boğa istemesi. u -Buğarsak ineğin kokusunu alan buğa astlmca ipini kopardı, "

Buluklamak: Doğurmak, çocuklamak, çocuk sahibi olmak, u Bizim geccük gelin ikiün sancılandı sonunda dün gece bulukladı. "

Buladan: Çınar ağacı. Kurumuş yaprağına Gazal" denmektedir.Tarladaki sebzelerin susuzluktan solmasına; "Buladan gazalı gibi gavruldı."

Bunar: Su kaynağı, küçük su kaynağı: (buradaki" n" harfi nazal n olarak seslendirilmektedir. )

Buymak: Donmak, çok üşümek. u -Dün ağşam vaktı dağda borana dutulduk, az galdı buyyoruduk. Garda yolunu şaşırmış, yorulunca ıccık çökünce gendindengeçmiş ve ossat buyup ölmüş. "

Buzalacı: Ineklerde gebelik, yüğrülmüş inek.

Böyü, Böyüsü: Örümcek. Börtü: Birisine i1enmek için; " Ya ha böyük böyüler sokasıca."

Büvet: Derelerdeki su birikintisi, küçük gölet, göbet. " -Gökbüvetfe çimerken iki çocuk boğulmuş. "

Buğuz: Eziyet, sıkıntı, işkence.

Boydak: Yüksüz dişi. Çocuksuz insan, yavrusuz hayvan. Özellikle yolculukta hiç yüksüz olarak tek başına, salt kendr gövdesini taşımak.

Buğaz: Yaşamak için yemek içmek. iştah. Buğazlı, buğazsız vb.


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın