|
****Y****
Yoyulmak: Zarar ziyana uğramak. (2) Evliliği iyi olmayan, isabetli olmayan kız için, kaçırılıp ırzına geçilen kız için; "Gızı yaymuş pis kemat."
Yular: Yük hayvanlarının başına geçirilen yün ya da kıldan, yoraktan koşum gereci.
Yunak-Yumak: Çamaşır yıkamak. Yunaklıklarda ya da su kenarında çamaşır yıkamak.
Yama: Alaycı, dalgacı, mukallit, şakacı. (Buradaki" n" nazal n dir.)
Yasıımak: Herhangi bir şekilde (sancı, acı, ağrı vb.) eğilmek, iki büklüm olmak.
Yayıımak: hayvanların- sürülerin- otlaklarda, dağda bayırda atlaması.
Yunaklık: Çamaşır yıkamak üzere düzenlenmiş mekan. Kazanlarda su ısıtmak için ocaklar, kazanlar, kevkiler, helkeler, çamaşırı dövmek için tokuçlar, çamaşırları üzerine koyacak yassı taşlar. Ekseri küçük kapılı ve tek pencerelidirler. Bundan maksat içerisinin ısısının kaybolmamasıdır.
içel'de Torosların eteklerinde zirvelerinde bir süre gezgin yaşayan Türkmenler, yer yer yerleşik düzene (köy kurmaya) geçtiler. Yaklaşık 1518 yıl kadar önce köy çeşmesi ya da akarsu kenarlarına umumun yararlanabileceği yunaklar yaptılar. Burada yakacak oduna herkes katkıda bulunur, biraz zengince olan aileler kazan ve helkelerini getirirlerdi. Isınan sudan herkes yararlanırdı. Sabun bulunmazdı. (sonraları bulunur oldu.) yıkama suyuna, meşe külü karıştırılır, defne dalı ya da kekik atılarak güzel kokması sağlanırdı. Kül suyun kirecini çökeittiği için saf su hem vücuda hem de çamaşırın kirinin çıkmasına iyi gelirdi. Burada gerek yakacak, gerekse ısıtılan suyun müşterekçe kullanılması kollektif bir yaşamın daha kolay ve tasarruflu olmasını Sağlamaktaydı.
Böyle bir yunaklık çok yakın bir tarihe dek - 20 yıl önceye dek Mersin' in Doğusandal köyünde hizmet vermekteydi. Şimdilerde ise bu yapının yıkılan binasından sadece yan duvarlarının temele yakın bölümleri ile yeraltı kısımlarından bazı bölümleri görülebilir. Yine bu yunaklığın 15 m uzağında tarihi bilinmeyen bir çeşme ile yaşının tam olarak saptanamadığı tarihi bir Çınar (Buladan ağacı) mevcuttur.
"-Çok kirli iç çamaşm yunaklikta yunmaz. "
Yumuş: iş, hizmet. iş görmek, hizmet vermek. "- Tembele yumuş buyur, ,'1/(/1 öğren."
Yurt-Yurtlak: Çadır çatma kurulan, yayalara göçülürken belirli süre kOllilkianılan ve çatma çadır kurulan yerler, yöreler. Yıkılan çadır ve çatma V(~ılı)ri. "-Güz gelip de abalar seyile göçünce yurt/ar Inlik çınlik olur."
Yüğrülmek: Dişi hayvanların çiftleşerek gebe kalmaları." -Bu yil deli
Yaba: Harmanda samanla karışık hububatın (tınaz) savrulması ve daneyle samanın ayrılmasında kullanılan en az 4 ve ya daha fazla parmaklı 30-35 cm geniş yüzeyli uzunca saplı, ahşap harman gereci.
Yağlık: Havlu, peşkir, el dokuması (çulfalıkta). Uçları (hübükleri) nakışiı ya da nakışsız, püsküllü el yüz peşkiri.
Yal: Un kepeği, tuz ve suyla yapılan karışımın ateşte ısıtılarak hafifçe pişirilmesiyle elde edilen ve ılık olarak köpeklere yedirilen bir yiyecek. (2) Nankör insanlar için; " -Bizim gapıda yalfanlYoru, başka gapıda havlıyoru."
Yannık: Küçük tuluk, terbiye edilmiş mazılanmış oğlak ya da kuzu derisi.
Ayran ve yoğurt muhafazasında kullanılmaktadır.
|
|
|
|
|
***Y - Z ***
Yanıç: Yengeç, özellikle büyük tatlı su yengeci.
Yaygünü: Çok sıcak ve bunaitıcı yaz günleri. "-Yaygününün ısıcağını yiyince havaladılar. "
Yayan- Yapıldak: Yaya olarak yapılan ulaşım. Hayvansız ve araçsız olarak yapılan yolculuklar. Ulaşımın zor yapıldığını anlatan bir tanımlama.
Yaykantı: Herhangi bir madde ile bulaşık kabın su ile çalkalanması sonucu kirlenen su. Bulaşık suyu; "-Çingilin dibinde ıcık yoğurt buLaşığı vardı, üstüne su dökmüş, yaykantıstyla bir ekmek yimiş. Çay diye virdiğni tant, esas yaygantı."
Yazı: ıssız yerler, ıssız, ağaçsız ve genişçe arazi, bölge. "- Gece yazının yüzünde tem tek galınca canavar yimiş." (2) Başıboş, aylak gezip hırsızlığa alışan kimseler için; "-Yazlnı yovantasl."
Yazmış: Bir yaşlı, doğurmamış genç keçi.
Yeve-Yeğe-Yova: Yovanta hayvanın çevreye zarar verir hale gelmesi.
Yovantalık. Hırsızlık.
Yorak: Terbiye edilmişi - tabaklanmış- ayakkabı ve çeşitli amaçlar için kullanılan hayvan derisi.
Yovanta: Başıboş hayvan. Denetimsiz evcil hayvan. (2) Köyarasın biraz hovarda erkeklere; " Yovantalaştı. "
Yüklü: Gebe, hamile. "-Gelin ilk uşaana yüklü. Harap almanm daIma ağmı ören gocaman bir yüklü böyü var."
Yüklük: Köyevlerinde odanın bir tarafında boydan boya, yerden 1,5 m yükseklikte buğdayambarı. Bu ambarın üst bölümü tavana dek yorgan yatak (yük) yığılan, kapalı ya da kapaksız ahşap kaplı bölme.
Yürülme : İneklerin boğa ile çiftleşmesi, koyun keçi gibi hayvanların çiftlesmesi.
Düve yüğrüldü, bahara buzalar, süde yoğurda yokluk çekmezler."
Yekçeşmek: Oturduğu yerden kalkmadan birine, bir şeye, bir yere yaklaşmak.
Zaar: Sanırım, belki de, umarım. Zahir. "-Alaşafak değirmene gittiydi,
zaar hindiye vankdır."
Zaroş: Sarhoş, kafayı bulmuş, sarhoş olmuş.
Zahra-Zavra: Zahire, hububat, harmanlarda hububat yığını. çeç. Zıbarmak: Ölmek. Kötü ölüm. Hayvanların ölümü. Leşin şişmesi.
Zıvlak-Zıvlan-Cıvlan: Kaygan, akışkan, özellikle elle tutulması güç olan
nesne. "-Duffuğu balik elinden zıvlaYlVlrdl. "
Zöğle-Zövle: Karabasanla çift sürenken çifte koşulan hayvanların boynuna vurulan boyunduruğu hayvanın boynunda tutmaya yarayan 35-40 cm uzunluğunda ekseri ahşaptan, uçlarında boyna alttan geçen ipleri bulunan boyunduruk parçası.
Zöbere: Iri yarı, kaba saba kimselere denmektedir.
Zumzuk: Yumruk. " -Zumzuğu boynuna yiyince dikileaa/dı." Zığlım: Yağmur, yağmurla karışık dolu yağışının anid~n başlaması, ya
da aniden şiddetlenmesi.
Zıvarmak: Terbiyesizce karşı gelmek. inatlaşıp sırpaşmak
|
|
|
|