|
*** D ***
Dabaz: Nerji, vücudun herhangi bir etkiyle kabarması, kızarması. "-işam' daki alata değmiş, her yanı glpgtrmfZl şişti. Et yidiydi, yaramamış dabaz duttu. "
Dalamak: Köpeklerin birbirleriyle ya da Canavarla kapışması, kavga etmesi. Yırtıcı bir hayvanın birine, başkasına verd!ği zarar, yaralama. "çocuğu köye giderken yolda yörüklerin iti dalamış, her yanı yara bere içinde. "
Dalap: Ekseri tek tırnaklı hayvanların dişisinin çiftleşme eğilimi, kızgınlık göstermesi, erkek istemesi. (2) Yoldan çıkan, bozukayaklı kadınlar için; " söylenir. dalap oluk"
Dakım: Düğünde oğlan tarafının geline aldığı, taktığı altın avça,takıların tümü" -Gelinin havası - hevesi- oLmadığmdan, dakımLarmı heç dakmıyar, sandıkta durur öyle. "
Dayfalmak: Bayılmak, kendinden geçmek. Hafif şok geçirmek. "-Kötü habar alınca yüree dayanmadı, dayfalırdı ossaat. "
DEVLEK: Düğün, Nişan Kına gibi torenlerde kadınların oynamak için çaldğı alet "Def"
Devlikesiün: Ertesi gün, ardından gelen gün. Ekseri herhangi bir olayı takip eden gün .. " -Düğünün devlikesiün gız bubasnım evine geri gelmiş .. "
Devmek, Devinmek: Kaşımak, kaşınmak. "-Tosun boynunu ağacm gövdesine sürte sürte deviyar. Bisinin gıdığmı devince çok hoş/andı. Arkamı ıcık deviir guzum. "
Devişik, Değişik: Inek, koyun ve keçi sütünün komşular arasında münavebeli şekilde kullanımı ... Süt alıp vermeler. Kaplarda çöplerle kertilen (ölçülemek çöpe çentik atılarak) sütün bir süre komşunun birine verilmesi. Sonra verilen miktarda sütün yine çöplerle ölçülerek geri alınması. "-Sütler eyice azaldı, gonşulara devişiğe viriyoruz .. " v,ğ harfleri böreye göre kullanılmaktadır.
Dığrak: Erkenci, turfanda. Emsallerine göre erken olgunlaşan, yetişen ürünler. .. "-Dığrak arpa .. " (2) Yaşıtlarına daha yetişkin kızlara" -Dıyrak çıktı. Erken verimlenme. "
Dıkılmak: Içeri girmek, özellikle kapalı bir yere girmek. Kapıdan içeri girmek ... "-Ağşam öküzleri ahtra dıktı. Heç beklemediğimiz bir anda içeri dıklltrdı" .
Dımakyakan: Hafif sulu bulgur pilavı. Domates ya da salça, soğanla yapılan sulu bulgur pilavi. "-Ağşam öğünü olarak yanmda ayramla dıma yakan yiyorlandı. "
Diğdirmek: Erkekleri ayakta işemeleri, çöğdürmek.
Diğren: iki parmaklı, uzunca saplı, metal yadaahşaptan, sap'saman toplama gereci .. ekseri piynar ve pelitten yapılanı çok dayanıklıdır. "-Diğreni yiyen sıpa bir daha gelir mi sapa .. "
Dişindirik: Azgın ve huysuz at, eşek ve katırları daha kolay zaptedebilmek için ağızlarına vurulan zincir ilmek. "-Dağlarda eyice tavlaşan gölüğün, ağızlarına dişindirik vurdum da öyle zaptedebildim."
DODU : Suda ıslanarak sırılsıklam olan kimse
DODU OYNAMA : Kuraklık çekilen yıllarda yağmur yağması için yapılan bir tür oyun.
Doş: Tarladaki taş yığını. .. "-Gayit yanaşlaymca doşlarm iki yamm gazmayla ekdim. Avı yiyecen diye garaböcü doşlan süsmüş."
Doşan: Az kullanılmış, hafifce eskimiş. Ekseri giysiler için söylenmektedir.
(2) Dul kadınların yeniden evlenmesi söz konusu olunca, şaka yollu; ( .
doşan." ) denmektedir. (Buradaki" n" harfi yine genizden çıkarJlan sesledir.)
Domaçma: Domates, banadura bitkisi ve meyvesi. ..
Donuşmak: insan; herhangi bir etkenden ötürü (korku, soğuk vb büzüşmek. Bitki; bir türlü normal gelişmesini gösterememek.
Dorum: Bir yaşlı deve yavrusu.
Dölek: Düzgün, düzlük yer, küçük ovacık, düzeltilmiş arazi parçası (2) Yük hayvanları ile taşıma yapılırken, bozuk yolda hayvan uyarılır; "-Gölük dölek bas ... "
Dulda: Bir tepeciğin, taşın irice bir ağacın ya da evin, özellikle fırtınalı havada, kuytuda kalan bölümü, rüzgar ve yağıştan etkilenmeyen bölümü, tarafı ... " -Furfunada daın duldasında barındılar."
Dulun: Yanak. Çevre dolay dolanım, yakın temas halindeki çevre. "Damm dulununu hindi savıştı." (2) Kanlı canlı insanların yanakları için; "Eyice şişmanlayık, dulunundan gan damlayacak sankii." (Buradaki şişmanlama; form tutma anlammda kullamlmaktadır. Öte yandan yine bu tümcede geçen dulun sözcüğündeki" n" harfi genizden çıkarilan sesledir.)
Dulukmak: Tutunmak, yuva rı anan ya da kayan bir nesnenin herhangi bir engeie takılması. Tesadüfen takılmak, "-Ağacm depesinden aşşa düşüyordu, daIm çotunda dulukdu da yere çakilmadı. "
Dura: Ekseri köyevlerinin balkon gibi çıkıntısı, örtme ya da köşk, taht da denmektedir. Ayrıca evlerden bağımsız olarak da yapılabilinmektedir. Yerden yüksekçe, yanları kapalı, korkuluklu, açık üstü kapalı ya da açık olabilmektedir.
Duş: DıŞ, yakın çevre, dolay. Mekanlarda ve yapılarda duvarın dış kısmı..
"- m gördüm, köyün duşunu savışıp gidiyordu " - "Ne o, selam sabah yok, mezerlik duşu savışır gibi geçip giden hoy.."
Düve: Doğurmamış, bir iki yaş arası genç sığır. (2) Çalışkan güzelce, hamarat güçlü kuvvetli genç kızfar için; " -Düve gibi gız."
Düven, Döven: Harmanda hububat saplarını eriterek malaba (saman la karışık buğday taneleri) haline getiren, 50x120 cm. boyutunda iki parçalı düz kesilmiş ahşap gövdenin alt yüzeyine çakmak taşı çakılarak yapılan ve önünde koşum takımları ile hayvanların boyunlarına bağlanarak çekilen harman aygıtı. Bazı yörelerde döğen de denilmektedir.
Düde-Tükde-Tüdğde: ense kökü. Başta beyinciğin bulunduğu bölge. (2) Keser, nacak, kazma gibi kimi takım tarım gereçlerinin ağzını ters tarafı, arka kısmı.
|