bayarsahna.sitemynet.com
KÖYÜMÜZÜN KUŞBAKIŞI GÖRÜNÜMÜ

________ ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET SÖZLÜĞÜ _______
**** A - B ****
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA.
** C - Ç **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ
* D ** E *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* F ** G *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* H - I - İ *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
* K - L *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
**M**N**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**O**Ö**P**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**S**Ş**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

** T **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**U**Ü**V**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
** Y ** Z **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* F ** G *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA


*** F ***G***
Fara: Fare, sıçan. Ekseri büyük fare için söylenmektedir. (1) Herhangi bir konuda işin esasını öğrenip anlamadan, hinoğlu hinliğine kaçanlar için; " -Fa ra olmadan çuval dibi delme. "

Fanaz: Bir ucu ateşle tutuşturulmuş ateşli çıra ya da ucuna bez paçavra sarılarak gazyağına batırılarak tutuşturulmuş ve özellikle gece yapılan bir işte ya da kısa gece yolculuklarında aydınlanma gereksinimi karşılayan nesne. "-Buzalacı inek ağşam eve dönemeyince fanazın şavkına saba dek aradılar. Garşı mahalle na'dek - ne kadar- yer sanki, fanazın şavkma vanrsın. "

Ferik: 7-8 aylık dişi tavuk, genç tavuk.

Feyim: Dikkat, dikkat etmek, iyi gözetmek, dikkatini vermek. Her an göz önünd~ bulundurmak. " -Eyi feyim it de inekle tana emişmesin bakayın. Feyimli olda tavıkları dilki gapmasın. "

Fıcıtmak: Atmak, savurmak. Uzağa fırlatmak. "-Sürünün bir ucu ziyana giriyoru, bir iki daş fıcıt, haylaYIJr da obanln ekinine girmesin."

Fıştırmak: Atmak, çok uzağa değil de yakın yere atmak. Elin, kolun ters tarafıyla, dış tarafıyla, fazlaca güç harcamadan atmak. "-Hale ne elinde dutup durun o soykayı fıştir gitsin. "

Fırdolayı: Çepeçevre, bir nesnenin çevresi. Genellikle dairesel çevre, daireselolarak çevirmek. Bir nesnenin çevresinde daireselolarak dönmek, dolaşmak.

FIRILDAK : Topaç Heryöne dönen kıvıran kişi anlamında da kullanılır

Fıyyık: Tek ya da iki parmak ve dil yardımıyla çıkarılan ses. Islıktan daha güçlü bir ses. Çobanları sürüyü yönlendirmede ya da birbirleriyle haberleşmelerinde, birbirlerini uyarmada kullandıkları haberleşme biçimi.

Fıyyıklamak: Islık çalarak haberleşme

Fisirdemek: Başkasının duyamayacağı şekilde birinin kulağına bir şeyler söylemek. Sessizce konuşmak. Fısıldaşmak.

Furtana: Poyraz, sert esinti. Fırtına. "-Dağdan sürüyü endirirkene bir furtanaya dutulduk ki sorma, nerdeyse uçuyorudu herşiyi."

Furun-Hurun: Fırın, ocak, evlerin bölümlerinden ya da bağımsız olarak taş ve çamurdan yapılmış ekmek pişirilen yer. "-Hurundan bir somun aldı; açık ekmeğini dışma sadlda onu gatık niyetine yidi. "

*** G ***
Gabaat: Suç, kusur, hata, kabahat. "Gendin ittin, gabaatı başkasma bu/ma. Sen gabaatınl bilin. (Burada kullamlan "n" harfi naza/ n dir.)
Gabık : Kabuk, Ağaç ve meyvelerin kabuğu için kullanılır.

Gabıklı: Yeşil kabuğu ile kırılarak kurutulmuş ülübü- fasulye- kabuklu. (2) Kabuklu, sünnetsiz, gayrimüslim. "-Her gün gabık/ı yiye yiye, gabıklıdan da asandık. Denizden gıyıya vuran mevte gabıklJymlş, dimekki Müslüman dee/."

Galaklamak: Sendelemek, tenktelemek. Yürüyen bir insan ya da yük hayvanının ayağının herhangi bir engele takılarak sendelemesi. (2) Iyice yaşlanıp da kendi başına yürüyemeyen insanlar için de; "-Goca iyice galakladı, tenkteleyoru gayn. "

Galıç: Ot ve hububat biçmede kullanılan sapı ahşap eğri ağızlı metal keski, küçük orak.

Galtak: Kaltak, eyerden ağırca at koşumu. (2) Ortayaş kadınlarının yoldan çıkmış, kaşarlanmışlarına, -hacana- da; "- ..... mı, o ne' ga/takdlr."

Gamaz: Anafor, hortum, deli esinti. "-Belende sürüyü yatlrdJğlmız yerde gece bir gamaza dutulduk, daşı dorpaa havaya çekip yuttu, nerdeyse bizde uçuyorduk. "
Ganayaklı: Genç kadın, daha çok kadın narin ve güçsüzlüğünü anlatır. Gapız: Dar vadi, kanyon. Derin su yatağı. "-Çocuklar gapızda gayboldu gitti. "

GAMMAZ :İspiyon etme, arkadan vurma Gammazladı, gammazlandı
dendiğinde birilerinin ispiyon edildiği veya ispiyon ettiği anlaşılır. "Sana güvenilmez sen herkesi gammazlarsın"
Gapsa: Avluların ya da ev bahçelerinin ilk giriş kapısı. Kapıdan daha çok bir iki çavın karşılıklı iki dikme arasına gerdirilmesiyle yapılan engel." _ Ağşam gapsayı açık unutmuşlar abanı sığm sabaha dek yüm sebzeyi mafitmiş."

Garaböcü: Domuz, yaban domuzu. Genelolarak kullanılmaktadır. Garankı-Garanı-Garankılık: Gece, gece karanlığı, karanlık yer. Ayın garankısı; ay ışığının olmadığı gece karanlığı. Ayın gökyüzünde gündüzleri görünüp gece kaybolduğu vakıtlar. "-Aş çöküp gider, gel gayn garankıda heç birşiy yapaman." (Buradaki" n" harfleri nazal n dir.)

Gasafan: Palavra, yalan, abartılı sözler. içinde çok palavra bulunan
sözcükler, tümceler, konuşmalar. Yalancı kimse. "- mu? Gasafanın,
gasafacının teki. Bilmeyen bunu baya adam sanır, gasafacının bir oysa."

Gavara: içi boş bal peteği. (2) Iretimsiz, verimsiz kimseler için; "-Boş gavaranm biri. "

Gavcak: (Kav(Mantar) kesesi içine kav, çakmak taşı ve küçüküçgen şeklinde çelik metal ve kıyıimış deli tütün konan tiryaki kesesi. Bez ya da deriden yapılmış ağzı büzgülü küçük kese, torba.

Gavlak: Baharda ağaçlara su yürüdüğü zaman kabuğun odundan kolayca ayrılması. Gavlaması. Hasat zamanında cevizin yeşil kabuğunun kolayca ayrılmasına bakılarak hasada karar verilmektedir. "-Cevizler gavlaklaşmış çırpmanm tam vaktıdir. "

Gandak: Düz yüzeyı i kayaların (say) üzerinde oluşmuş doğaloluklar.
Su - yağmur suyu- biriken kaya olukları, doğal su teknesi.

Gavırka: Hububat, mısır ve nohutun yağsız tafa (tava) da kavrulmuşu. " -Küncü - susam- gavJrkasml severin." (2) Yağsız ve susuz kalarak iyice kuruyup çatlayan toprak için; " Gavırka gibi kuruyuk. "


Gavıt: Gavırkanın havanda, el dübeğinde (dibek) dövülerek un haline getirilmiş şekli. Gavıda tat vermek için ayrıca harnıp - keçiboynuzu-da dövülerek karıştı rılmaktadır.

Gavız: Kavuz. içsiz evinsiz hububat, bakliyat. Hububat da kabuk bakliyatta gapçık oluşur fakat içinde çekirdek, tohum - evin- oluşmazsa; gavız denmektedir. (2) Dölsüz - kısır- erkekler için de bu sözcük kullanılmaktadır. " -Oğlan meğerime gavıaımış. "

Gayıt: Ucunda çoğu zaman ok ucu şeklinde genişce bir demir parça bulunan karabasan. Tarla sürülen tarım gereci. Parçalrı; Ökçesi, uç demiri, oku ve bağlantılı kazığı (Kılıç,çöltek)

Gazal: Kurumuş, kahverengi bir hal almış yaprak. "-Buladan gazalı gibioluk." (2) yüksek ateşli hasta için; "-Gazal gibi gavJr gaVJr yamyoru."
Gelince: Gelin cice, gelin abla. Yenge. Kardeş, dayı ve amcanın hanımları için söylenmektedir. " -Güccük gelincem beni çok sever."

Gen: Sürülmemiş toprak, çayırlık. Tarlada doşların gayıt yanaşmayan çevresinde sürülemeyen yerler. Işlenen tarlada çizgiler arasında, dönüşlerde gayıtın yırtmadığı toprak parçası. "-Oğlan acemi olduğundan; sürdüğü tarla ala bula, yansım gen gomuş, tekrar sürmek ilazım. "

Gılaa: Bıçak ve diğer kesici aletlerin keskin ağzını hafif körlenmesi.

Gılalamak: eyelenmek, taşlamak zaruretiyle keskinleştirmek.

Gıllanmak: Yılan gibi kıvrılmak, yılanın sürünürken yaptığı vücut hareketler.
Buna benzer davranışta bulunmak. (buradaki" n" nazal n dir.)
GINCIRLAK : Tahtaravalli. Ardıç ağacının düzgün ve uzun olanından kalın kısmına yakın kısmının yedi sekiz santimetre genişliğinde ve on oniki santimetre derinliğinde oyulup, yapılan oyuğa göre ayarlanmış söbek denen yerere çakılı bir metre civarında yüksek kazığa geçirilerek elde edelen alet. "çobanlar malı dinlendirirken kendileride gıncırlak çuvdu".

Gıncıvırlı: Cilveli, oynak, hafifmeşrep kadın, kız." mı, ne gıncıvırlıklıdır

Gındırık: Yarı açık, aralıklı. Kapı pencere, herhangi bir şeyin kapağını yarı açık bırakmak. "-GapJYI gece gmdlf/k gomuş, bisi de gelip sada yağı yimiş. Bakınn gapağını acık gındırık gomada öyün daşmasın."

GlĞlŞ: Kaba çöplü saman, çineterin üstünde kalan hububat ve bakliyatın çöp ve sapları.

Gırgı: Küçük odun ve dal parçaları, yakacak çalı çırpı. Herhangi bir kesici alet gerektirmeden kırılarak sağlanan dal ve odun parçaeıkiarı





*** G ** g ***

Gırık: Dost. Kadınların yasalolmayan, evlilik dışı ilişkilerinde erkeğe verilen ad. "-Şarmıta geceleri gizli gizli gırığını içeri alırmış, bir gün basıldı. Gırık sevmiş. "

Gırık dölü: Evlilik dışı, zinadan doğma çocuk. Gırıktan peydahıanan çocuk. "Gırık dölüne meces devmez-miras düşmez. "

Gırklık: Koyun ve keçilerin yünlerini kırpmada kullanılan, uzunca eski n ağızlı, tek parça çapraz bükümlü gereç. Bir tür makas.

Gıyıklık: Iştahsızlık. Herhangi bir sebeple midede meydana gelen bir rahatsızlıktan ötürü düzenli yiyip içememekten kaynaklanan aşırı zayıflama, iştahsızlık, zaman zaman da kan kusmak - mide kanaması- "Madası (mide) vurulmuş, gıyıklığa dutuluk aylardır heç bir şiy yiyemeyoru, öndün gene gustuydu, dün ağşam da öldü. "

Gilik: Çekirdek, tohum. Daha çok bakliyat ve meşe türü bitki ve ağaçların çekirdeği, tohumu için söylenmektedir. "-lIübü giliği, piynar giliği, pelit giliği. "

Goğuşmak: Yüğrükmek, hayvanların döllenerek gebe kalması. Döllenme eylemi. "-Bu yıl san düve goğuştu, yaza buzalar, süt yoğurt bololur. "

Golan: Yük ve binek hayvanlarınınpalan, eyer, semer havıt gibi koşum gereçlerini hayvanın sırtına bağlamada kullanılan, kıl ya da kıl-yün, kıl-tırlık karışımı ipten elde örme ya da ıstarda dokunan yaklaşık 3,5-4 m uzunluğunda, 8-10 cm eninde kuşak, çarpana. (2) Büyük kıl ya da keçe çadırları uçlarında çivi yada kazıklarla yere bağlanmasında kullanılan aynı ölçülerde ip, kuşak, kolan. (Buradaki" n" harfi nazal n dir.)

Gorç: Tortu, çökelti. Yağ pekmez gibi sıvı maddelerin, kabın tabanında biriken tortusu. " - Zeytin yağının gorcu. Bekmezin gorcu."

Gov: Dedikodu, birinin ardından yapılan asılsız sözler, iftira ve karalama. " -..... mu, öyle govcu gadm ki o, şeymetinden gorkulur."

Goyak: Küçük vadi. Arazide daha çok iki tepeciğin arasında kalan çukurca yer.

Gozzak: Kozalak. Kimi iğne yapraklı ağaçların tohumlarını içinde saklayan meyveleri, üreme organları. "-işam gozalağı, tümek giliği, ardıç giliği."

Göde: Göbekli, karnı şişkin. Gebeliğin ilerki dönemlerinde karnı şişen insan ve hayvanları tanımlanmasında kullanılmaktadır.

Gödermek: şişmek. " -Anasmı evinde gızm garnı gödermiş."

Göcen: Yeni doğmuş tavşan yavrusu.

Gölük: At, daha çok sürüdeki atlar için söylenmektedir. "-Örüde (başıboş sürü) iki dene gölük var bizim."

Görpe: Yeni doğmuş keçi yavrusu, görpe guzu; yeni doğmuş koyun yavrusu'. (2) ÇOk küçük yaşta yitirilen, ya da yetim kalan çocuklar için yakınma, acınmasözcüğü olarak; "- Vah benim görpe guzularım, öksüzlerim, etimlerim." (3) Bazı yörelerde; taze kesilmiş et ya da yumuşak et için: "-görpecik et."

Göt : Anüs, insan ve hayvanların dışkıların çıkardıkları organları.
Herhangi bir nesnenin eşyanın arka tarafı. "Eşşeğin götüne yanaşma depiği yirsin".
"Damın götünde odun var al gelde ataş yakalım".

Göv: Uzunca etekli iç çamaşırı. EI dokuması ak bezden tüm ya da yarı kollu yakası oyma ve ön kısmı hafif yirik- yırtık- iç çamaşırı.
Göynümek: Ateşte yanma noktasına gelmek, tutuşma noktasına dek kahrerıdine dönüşmek. (2) çekilen ağır sevdadan ötürü yanmak, kavrulmak.

Göze : Samanlıklar saman dökmek içi damın uygun bir yerinden veya odalardan alt odaya açılan büyük delik. Saman dökülen yer. Saman dökülüp samanlık dolduğu zaman göze yine toprakla veya tahta kapakla kapatılır

Gözeek: Göz bağı. Kovanlardan bal bozarken arıların saldırısına karşı . korunmalık alarak başa geçirilen ince gözlü tül., ya da tel kafesten başlık.

Gubuş: 5- yaşlarında çocukların büyüklerince sevgiyle, sevecenlikle sesleniş biçimi.
"Gubuşum garın aç mı? al gubuş gavırka yi.

Gubarmak: Şişinme, övünme, kendini beğenme. "-Goddoşlanıp, gubarlantp durma hurda. "

Gukumav: Baykuş, puğu kuşu, bulubulu kuşu, çon guşu. Ekseri sakin köşeleri, virane, yıkıntı ve terkedilmiş ev ve yağııarı mekan seçtiği için bazı yörelerde uğursuz sayılmaktadır. Oysa çok keskin gözleri sayesinde özellikle gece hareketlenen zararlı böcekleri görüp avlayarak tarımda haşere mücadelesine çok önemli bir katkı yapmaktadır. (2) Bazı yörelerde hayırsız, kem gözlü kötü niyetli kimseler çin; " -Çan guşu geldi, heç bir şiyin hayrı gelmez gayrı. "

Gulasma, Gulakasma: Önemseme, aldırma. Değer verme. Değersiz. Geçersiz. Tek yanlı bir karar ya da söze aldırma, kulak asma.

Gulun: Yeni doğmuş at yavrusu. Yeni doğmuş katır. Yavru katır. "-Gatır gunnarsa gıyamet gopar. " Katır doğurursa kıyamet kopacak. Bazı yörelerde böyle bir inanç vardır.

Gurk: Kuluçka. Kanatlı hayvanların yumurtalarının üzerine çökerek, belirli günden sonra yumurtaların çatlayarak civcivlerin çıkmasına sebep olması. Bu süre tavuklarda 21 gündür. Bu sürede dişi-anaç- tavuk gurk çöker.

Gunnacı-Gunnarnak: Hayvanlarda gebelik. Ardından doğum yapmak.
Yumurtlayan tavuk için" -Gunnacı tavık."

Guskun: Yük hayvanlarının sırtlarına vurulan kuyruk altından geçen bağlantısı. Ekseri kıl, kıl-yü n ve keçeden 8-10 cm eninde parça. (2) Soğuk kanlı, ağır canlı hantal insanlar için; "-Dünya yansa bir guskunluk keçesi yanmaz. Emanet alınan eşeğin guskun gırık 'olur. " ,"emanetin guskun gevşek olur".

Guyruölü: Akrep. Zehir kesesi ve iğne kuyruğunda bulunan zehirli böcek.
Çok slklŞtığl zaman kendi kendi sokabilecek haşere. (2) Bazı kıskanç ve hasis insanlar için; "-Guyruölü gibi. "

Guytu: Kısmen saklı, bazı durumlarda az aydınlık, fazla yağış ve rüzgar almayan, dulda yerler.

Gücük: kısa boylu, küçük, minyon yapılı. (2) Işlik, köylü mintanı. "Cumaya -Camiye- giderken alalJ gücüğünü geydi. "

Güleş: Güreş, güreş tutmak. Insanların deve ve boğaların güçlerini yarıştı rmaları.

Gündüzleme: Gündüz peydahıanan - uğursuz- çocuk. Fırlarna. Güpmek-Tüpmak: Ağır yük altında hayvanın çömesi. Hastalık, yaşlılık ve üzüntü çeken kimsenin düşkünleşmesi, yıkılması. "-Daha düne dek daş gibiydi, başma bu hal gelince bir gece gübürdü. "

Güpürtü: Daha çok görünmeyen yakında bir yerden gelen ayak sesleri. ıst kattan, yan odadan duyulan hafif boğukça bir ses, gürültü patırtı.

Gürdük: Kaşıntı. Alerjik kaşıntı. Parazit ya da başka etkenlerden kaynaklanan kaşıntı.

Güre: Çiftleşmeye hazır, kızgınlık gösteren tek tırnaklı hayvanların dişileri için kullanılmaktadır. (2) Cinselliği hep ön planda, civelek, oynak kadınlar için; KT "-Eyice güreleşik, arantyor, sürtünüyor."

Güvlek: Hububat ölçüsü. 20 havay - 20 teneke, 40 şinik. "-Bu yıl eyisine gitti. 500 havay, 25 güvlek buğday galdırdık. "

Güzgünü: Sonbahar günleri: Sonbahar.güz çiftinin sürüm zamanı. Ilk yağmurlardan sonra tarla tava gelince güz çifti ile tohumlar ekilir, kar yağmadan önce ılmıklar çıkar, bitkiler toprak yüzüne çıkar ve iki ve daha çok yapraklı hale gelir. istüne yağan kar bir yorgan gibi onu korur. Baharla birlikte kar eriyince ırmaklar - ekinler- de gelişmeye başlar. Yaz ekinleri tarladan kaldırılınca yeri tekrar sürülerek ikinci bir ürün için sebze" Güzlük sebze" ekilir. Baharda doğurup bir yaz boyu süt veren koyun, keçi gibi hayvanlar güzgünlerinde tekrar yüğrülerek gelecek yıla hazırlanır. Kısaca güzgünleri köylü ve aşiret ve de yörükler için en önemli mevsimdir, çok öne


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın