|
****H***
Hambal: Yük hayvanlarının sırtında su fıçılarını ya da kütleselolarak küçük hacimli fakat ağırlığı fazla yükleri taşımak üzere oluşturulmuş, ayaksız iskemle şeklinde, ortadan tel ya da iple birbirine bağlı iki parçalı ahşap gere. (2) Bazı yörelerde meyilli tarlalarda taras amacıyla yapılan hirimlerin arkasına dışarıdan taşınan toprak kütlesi. Bir anlamda tarasın bir ayağı. Bir basamağı olarak da kullanılmaktadır. " -Bu sene hambala domaçça diktiler." (3) Bazı yörelerde de tarladaki sebzelerin ya da meyve ağaçlarının sulanmasını kolaylaştırmak üzere yapılan toprak düzenimesi.
Hayalla-Hayallamasına: Pek düşünmeden, önünü sonunu düşünmeden yapılan hareket.
Hayat: Ören, yıkıntı, eski yapı yıkıntısı, kalıntısı. Ören yeri.
Haylamak-Hovlamak: Seslenerek ürkütmek, kaçırmak. Yaban hayvanlarını ve kuşları ürünlere zarar vermemek için kaçırmak, ürküterek uzaklaştı rmak.
Hayva: Ayva ağacı ve meyvesi. Hayv
alı; Ayva reçeli
Helke: Bakır, büyük bakraç. Küçüğüne Çingil denilmektedir. Su ve süt kabıdır. Içi kalaylı kızıl kap. (2) Çok iri bicikli kadınlar için; "-Helke bicik."
Helmeken: Bir işi hoyratça yapmak. Biraz sertçe hareket
Hek-Henk: Yaşlı erkek yaban domuzu.
Hevkere: Avlu, küçük bahçe, etrafı çiftle, duvarla çevrili ev parçası.
Heye: Evet. Razı olmak, kabul etmek. "-Gız heye dimiş emme, bubası cavır insafı gelmemiş .. "
Hıra- Hığra: Elde sarınarak, arası pamuk yün doldurulmuş iki kat bezden kadın yeleği, kolsuz hırka.
Hindi: Şimdi. Hemen. Şu anda. "-Hindilik gitmeyi ertelemişler."
Hirim: Teras, teras amacıyla tarlada yapılmış düzenleme ve taş duvar.
Hopitmek: Sırtına almak, çiğnine omuzuna almak. Bir nesneyi yüklenmek. Köylü kadınları genellikle tarlada ya da dağlarda çobanlık sırasında çocuklarını sırtlarına iple - çarpana- sararlar, hopiderler. Çok uzun süre - sabah akşama dek- sırtta taşınan çocuk işediği zaman sidik ananın sırtına çıkmasın diye çocuğun bacak arasına çok fazla bez konur. Bu yüzden ekseri Anadolu Türkmen ve aşiret insanlarının kalçaları geniş ve bacak kemikleri de kısmen içe doğru kavislidir. (Bu bir tıbbi saptamadır.)
Hoplama : atlama, zıplama.
Hora: Ora, orası, o yer. (2) Horaeçmek: makbule geçmek, iyi gelmek, uygun düşmek ve bundan hoşlanıp, memnun olmak. "-Un bitti değirmene gidecek hayvan yokdu. Eşşeni virdi de un üğüttük, öyle horaeçti sorma. "
Horanta: Dünürler. Kız alıp vermeden kaynaklanan kan bağsız hısım ve akrabalıklar. Kız alıp verme sonucu oluşan bir çok aile toplulukları. "-Adamda üç oğlan iki gız vandı, hepini evlendirince horanta didiğim dolaldı." iki ayrı aileden kimseler, birbirlerine kız alıp verme niyetlerini ilk önce; "Bizim sizile horanta olasımız var emme siz ne dirsiniz bilemeyiz." Şeklinde ilk duyuruyu yapmaktadı rlar.
Hortakal: Portakal ağacı ve meyvesi.
Hoyuk: Korkuluk, bağ bostan korkuluğu. (2) Tembel ve hırpani kılıkiı,
Hamır: Hamur, ekmek hamuru. (2)Düşük karakterli bazı kimseler için;" -O ne hamm bozuktur. "
Hangırda-Hanırda: Nerede? Hangi yerde? (Buradaki" n" nazal n dir.)
Hapazlamak: Üzerine çullanmak, arkadan sarıp üstüne abanmak.
Haranı: Küçük kazan, çift ya da tek kulplu küçük kazan.
Harap: Yabani, aşısız, ulak olmayan ağaç ve otlar için; "-Harap zeytin,
harap alma. "
Harkıt: Arızalı, bozuk düzen çalışan büyük aygıtlar, makineler için kullanılmaktadır. " Harkıdı çıkık araba."
Harnıp: Hamup, keçiboynuzu ağacı ve meyvesi.
Harar: Büyük saman çuvalı, kıl yün karımı ya da kıl-tırlık karışım iplerden oluşan ıstarda dokunarak yapılır. (2) Çok iri yarı ve şişman kimseler için: " Harar gibi şişmiş. "
Hatap: Havıt semerin ahşap bağlantı parçaları. Eyerin başındaki tutamak yeri.
Hatıl: Damları, çatıları örtmede kullanılan mertek boyutunda çoğu kez dört köşe bıçılmış uzunca ağaç gövdesi.
Havlı: Avlu, bahçe, ev bahçesi. Hevkere
Havay: iki şinik, bir teneke ölçeğinde hububat ölçüsü.
Havakmak: Açık yaranın, kesiğin mikrop kaparak iltihaplanması, şişmesi.
Havalamak: Sıcak yay (yaz) günlerinde, güneş çarpması, aşırı sıcağa maruz kalmak, sıcağın etkisiyle zayıflayıp hastalanmak. "-Bu yıl yaylaya göçemeyince yaz gününün ısıcağmda havaladilar. "
Havıt: Deve semeri.
Havt: Havuz, küçük su göleti, iç çepe ri ve tabanı toprak havuz.
Havas: istek, arzu, özlem. Havasıanmak: aşıklamak, özlemek, sağda solda dililip duran kimselere; "
Hoyuk : Bostan korkuluğu. Üzerine gisi gidirilen korkuluk.
-Hoyuk gibi dikilecene, ha no' lur bir işe yara."
Hu: Bu, şu. "-Huna bak, Şuna bak. Hunu beri vir. Küçük miktarda az nesne, zaman için; " -Huncaaz şiy için mi? Hunca vakıt nerelerde böğreni sürüdün? (Burada; böğre' n' i ve sürüdün" n" harfleri nazal n şeklindedir.)
Hura-Hurada-Hurası: Burası, şurası, burada, şurada, şuraya.
Hübük: Bir nesnenin, bir yerin ucu, kenar ucu, köşesi, başka nesneyle bitişik kenarı. Genelde köşeli, sivri ucu." -Mendilimin dört hübüğüne sevgilim nakış işledi ve adımm harflerini yazdı. Mendilin hübükleri turalı. Bizim tarlanm alt hübüğne çatma gurmuşlar. "
Hüyük: Dudak ve yardımıyla çıkarılan tiz ses, ıslık. "-Gorkusundan, mezerliğin düşünü hüyük çalarak sıvışıyoru. "
Höreeşmek:Hayvan sürüsünün kontrolsüzce dağa yaşa koşuşması, çalkalanma çalkantı.
|