bayarsahna.sitemynet.com
KÖYÜMÜZÜN KUŞBAKIŞI GÖRÜNÜMÜ

________ ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET SÖZLÜĞÜ _______
**** A - B ****
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA.
** C - Ç **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ
* D ** E *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* F ** G *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* H - I - İ *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
* K - L *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
**M**N**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**O**Ö**P**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**S**Ş**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

** T **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**U**Ü**V**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
** Y ** Z **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* H - I - İ *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA


****H***

Hambal: Yük hayvanlarının sırtında su fıçılarını ya da kütleselolarak küçük hacimli fakat ağırlığı fazla yükleri taşımak üzere oluşturulmuş, ayaksız iskemle şeklinde, ortadan tel ya da iple birbirine bağlı iki parçalı ahşap gere. (2) Bazı yörelerde meyilli tarlalarda taras amacıyla yapılan hirimlerin arkasına dışarıdan taşınan toprak kütlesi. Bir anlamda tarasın bir ayağı. Bir basamağı olarak da kullanılmaktadır. " -Bu sene hambala domaçça diktiler." (3) Bazı yörelerde de tarladaki sebzelerin ya da meyve ağaçlarının sulanmasını kolaylaştırmak üzere yapılan toprak düzenimesi.

Hayalla-Hayallamasına: Pek düşünmeden, önünü sonunu düşünmeden yapılan hareket.

Hayat: Ören, yıkıntı, eski yapı yıkıntısı, kalıntısı. Ören yeri.

Haylamak-Hovlamak: Seslenerek ürkütmek, kaçırmak. Yaban hayvanlarını ve kuşları ürünlere zarar vermemek için kaçırmak, ürküterek uzaklaştı rmak.

Hayva: Ayva ağacı ve meyvesi. Hayv
alı; Ayva reçeli

Helke: Bakır, büyük bakraç. Küçüğüne Çingil denilmektedir. Su ve süt kabıdır. Içi kalaylı kızıl kap. (2) Çok iri bicikli kadınlar için; "-Helke bicik."

Helmeken: Bir işi hoyratça yapmak. Biraz sertçe hareket

Hek-Henk: Yaşlı erkek yaban domuzu.

Hevkere: Avlu, küçük bahçe, etrafı çiftle, duvarla çevrili ev parçası.

Heye: Evet. Razı olmak, kabul etmek. "-Gız heye dimiş emme, bubası cavır insafı gelmemiş .. "

Hıra- Hığra: Elde sarınarak, arası pamuk yün doldurulmuş iki kat bezden kadın yeleği, kolsuz hırka.

Hindi: Şimdi. Hemen. Şu anda. "-Hindilik gitmeyi ertelemişler."

Hirim: Teras, teras amacıyla tarlada yapılmış düzenleme ve taş duvar.

Hopitmek: Sırtına almak, çiğnine omuzuna almak. Bir nesneyi yüklenmek. Köylü kadınları genellikle tarlada ya da dağlarda çobanlık sırasında çocuklarını sırtlarına iple - çarpana- sararlar, hopiderler. Çok uzun süre - sabah akşama dek- sırtta taşınan çocuk işediği zaman sidik ananın sırtına çıkmasın diye çocuğun bacak arasına çok fazla bez konur. Bu yüzden ekseri Anadolu Türkmen ve aşiret insanlarının kalçaları geniş ve bacak kemikleri de kısmen içe doğru kavislidir. (Bu bir tıbbi saptamadır.)

Hoplama : atlama, zıplama.

Hora: Ora, orası, o yer. (2) Horaeçmek: makbule geçmek, iyi gelmek, uygun düşmek ve bundan hoşlanıp, memnun olmak. "-Un bitti değirmene gidecek hayvan yokdu. Eşşeni virdi de un üğüttük, öyle horaeçti sorma. "

Horanta: Dünürler. Kız alıp vermeden kaynaklanan kan bağsız hısım ve akrabalıklar. Kız alıp verme sonucu oluşan bir çok aile toplulukları. "-Adamda üç oğlan iki gız vandı, hepini evlendirince horanta didiğim dolaldı." iki ayrı aileden kimseler, birbirlerine kız alıp verme niyetlerini ilk önce; "Bizim sizile horanta olasımız var emme siz ne dirsiniz bilemeyiz." Şeklinde ilk duyuruyu yapmaktadı rlar.

Hortakal: Portakal ağacı ve meyvesi.

Hoyuk: Korkuluk, bağ bostan korkuluğu. (2) Tembel ve hırpani kılıkiı,

Hamır: Hamur, ekmek hamuru. (2)Düşük karakterli bazı kimseler için;" -O ne hamm bozuktur. "

Hangırda-Hanırda: Nerede? Hangi yerde? (Buradaki" n" nazal n dir.)

Hapazlamak: Üzerine çullanmak, arkadan sarıp üstüne abanmak.

Haranı: Küçük kazan, çift ya da tek kulplu küçük kazan.

Harap: Yabani, aşısız, ulak olmayan ağaç ve otlar için; "-Harap zeytin,
harap alma. "

Harkıt: Arızalı, bozuk düzen çalışan büyük aygıtlar, makineler için kullanılmaktadır. " Harkıdı çıkık araba."

Harnıp: Hamup, keçiboynuzu ağacı ve meyvesi.

Harar: Büyük saman çuvalı, kıl yün karımı ya da kıl-tırlık karışım iplerden oluşan ıstarda dokunarak yapılır. (2) Çok iri yarı ve şişman kimseler için: " Harar gibi şişmiş. "

Hatap: Havıt semerin ahşap bağlantı parçaları. Eyerin başındaki tutamak yeri.

Hatıl: Damları, çatıları örtmede kullanılan mertek boyutunda çoğu kez dört köşe bıçılmış uzunca ağaç gövdesi.

Havlı: Avlu, bahçe, ev bahçesi. Hevkere

Havay: iki şinik, bir teneke ölçeğinde hububat ölçüsü.

Havakmak: Açık yaranın, kesiğin mikrop kaparak iltihaplanması, şişmesi.

Havalamak: Sıcak yay (yaz) günlerinde, güneş çarpması, aşırı sıcağa maruz kalmak, sıcağın etkisiyle zayıflayıp hastalanmak. "-Bu yıl yaylaya göçemeyince yaz gününün ısıcağmda havaladilar. "

Havıt: Deve semeri.

Havt: Havuz, küçük su göleti, iç çepe ri ve tabanı toprak havuz.

Havas: istek, arzu, özlem. Havasıanmak: aşıklamak, özlemek, sağda solda dililip duran kimselere; "

Hoyuk : Bostan korkuluğu. Üzerine gisi gidirilen korkuluk.
-Hoyuk gibi dikilecene, ha no' lur bir işe yara."

Hu: Bu, şu. "-Huna bak, Şuna bak. Hunu beri vir. Küçük miktarda az nesne, zaman için; " -Huncaaz şiy için mi? Hunca vakıt nerelerde böğreni sürüdün? (Burada; böğre' n' i ve sürüdün" n" harfleri nazal n şeklindedir.)

Hura-Hurada-Hurası: Burası, şurası, burada, şurada, şuraya.

Hübük: Bir nesnenin, bir yerin ucu, kenar ucu, köşesi, başka nesneyle bitişik kenarı. Genelde köşeli, sivri ucu." -Mendilimin dört hübüğüne sevgilim nakış işledi ve adımm harflerini yazdı. Mendilin hübükleri turalı. Bizim tarlanm alt hübüğne çatma gurmuşlar. "

Hüyük: Dudak ve yardımıyla çıkarılan tiz ses, ıslık. "-Gorkusundan, mezerliğin düşünü hüyük çalarak sıvışıyoru. "

Höreeşmek:Hayvan sürüsünün kontrolsüzce dağa yaşa koşuşması, çalkalanma çalkantı.

***I**İ***

İhinaka: işte burada, hemen şurda. Danaka:; işte şurada, az ileride.Biraz daha uzakça bir yerde bulunan şey. Tada:; daha da uzakta bulunan şeyi işaret etmede kullanılmaktadır. " -Tada, garşıdaki gedikten aşıp gider."

İlan: Yılan, sürüngen hayvan. Asla duyuru anlamında kullanılmamaktadır.

İlana: Lahana bitkisi. "-İlana sarmasnı çok severdi. "

İIaatçl: Hallaç.

İliman: Limon, limon ağacı ve meyvesi. (Bu sözcük, Türklerin Kilikya' ya gelişinde onları karşılamıştır. Çünki; Ova ev Taşlık Kilikya' nın an yeri (sınırı) alan LAMAS- Limonlu yöresi Citrus- Naranciye- familyasının dünya üzerindeki navatanlarından önemli bir merkezdir. Litara- türlerde bu böyle kaydedilmiştir. Bu nedenle Türkler - Türkmenler- BURAYA GELDIKLERINDE LIMON - Lemon- Iliman' La tanıdılar ve bu adla söylemeyi sürdürdüler.
" Iliman ekdim daşa
bitmedi galdı gışa
iliman yar amman"

Icık: Azıcık, çok az. Yetmez derecede. "-Azzık olup da sanki; ekmeğin içinde ıcık çökelek var. Hordan ıcık su vir. Tarlanm büyük gısmmı gendi almış da ıcmı da bacısma gösterirmiş. Çok yorulduk ıcık soluklanalım."

Irgat: Işçi, am ele. Özellikle geçici bir iş için tutulmuş gündelikçi. "Fak"lıkdan ne yapsm, geçimini Jrgatlıkdan çıkarıyor."

Irgın: Zayıf, çok çelimsiz, kemikleri çıkık, zayıflıktan ölme kertesine gelmiş.

Inlık-Çınlık: Çok ıssız, sessiz mekanlar, ya da daha geniş alanlar.
Önceleri sesli, hareketli olan yerlerin bir süre sonra boşaltılmasıyla ortaya çıkan ıssızlığı. "-Güzgünün ardmdan ilk gar düşünce herkeş- herkez- seyile göçünce yurtlar ınlık, çınlık galagaldı. "

Inimak: Çok korkmak. Herhangi bir nedenle aşırı korkuya kapılmak, korkudan eli ayağı titremek. "-Köpek saidmnca çocuğun gorkudan yüreği mlmış. Heyecan ve korkudan yürek atlşlarmm artması"

Istar: Çuı çuva/ dokuma aygıtı. ilkel dokuma tezgahı. İ harfiyle başlayan sözcüklerde genellikle Türkçe dil tonetiğine - ses uyumu- ayktrı bir durumla karştlaşılır. Bu çok özel bir durumdur. Türklerin bu tarzı benimsemeleri daha çok Anadolu' ya geldikten sonra olmuştur.

İleden: Ledin, ladin ağacı. Iğne yapraklılardan Torosların denizden bin metre yükseklerinden itibaren bolca görülen çok güzel bir ağaçtır.

İlenç: Beddua, ah. lIenmek beddua etmek.
IIkinti: Genellikle az miktardaki su süt birikintisi. Güze doğru sağılır hayvanların sütü azalınca, günlük süt üretimi, çiğ ya da pişirilerek birkaç günlük olunca - birikince- işlenir. " ilkintinin yağı çok çıkar."

Iman: Göğüs, bağır süne, göğüs kafesi. " üzünfüsünden ne yaptığmı bildiği yok, habire imanmı dövüyor. "

İncirli: Incir reçeli, incir meyvesinin henüz Mancır' ken - hamken- üzüm
suyu ya da şeker şurubu ile pişirilmesiyl.e yapılan reçeli.

İşam: Çam ağacı.

İşlik: Gömlek, mintan. Yakasız gömlek.

İIişmek: Ateş almak, tutuşmak. "Ormandan geçerke cuvarasmm gölünü atmca ortalık birden ilişmiş. "

İlinti: Herhangi bir hastalıktan ötürü insanın ya da hayvanın isteksiz, uyuşuk olması. Yemeden içmeden kesilmesi.


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın