|
***M- N***
Mada: Mide, mide iştahı, yeme yememe arzusu, açlık tokluk hissi. "Ayool hastalıkdan beri madam dutuldu, heç bir şiy yiyemez oluun" . (2) Çevrede adı kötüye çıkmış - şarmıta- bir kadını eş olarak seçenler için; "........ mı, onun madası geniş, madası galdrrrr onun."
Madanus: Maydanoz.
Mafa: Vefa. Mafasız, Mafasızlık; nankörlük. Mafalılık; vefaıılık, hatır gönül tanırlık. "-Gadınrn gocası öleli hunca yıl oldu,. hale evlenmedi, çok matalı çıktı. "
Mandıra: Köy tüzel kişiliğinde; bir hayvanın bir başkasının ürününe zarar vermesi durumunda, bu problemin çözümüne dek söz konusu hayvanın tutulu bulunduğu kapalı avlu, hayvan nezarethanesi.
Maya: Dişi deve. (2) Sağlıklı, boylu poslu alımlı gelinler için; "-Maya gelin, maya gibi gelin. "
Mayıs: Taze, cıvık sığır dlŞkısı. Baharla birlikte çok yeşil yem ve otla beslenen inekler mayıslar.
Meğerime, Meğerseme: Bilinenin tersine, görünenin aksine. Saklanan asıl niyet, gizli maksat. " -Meğerime niyeti benim/e oynamakmış."
Mertmen: Hirimin başı, beş on metre yüksekliğin hemen ucu, başı, uçurumun kenarı. "-Gece yolunu şaştrmış da mertmeden uçmuş, eli golu gafası gmk, yattyoru. "
Meses :Övendire, arkası yassı ucu sivri demir ya da çivili, uzunca (33,5 m kadar) ahşap sopa. Çift sürerken hayvanları yönlendirmede kullanılmaktadır. Yassı demiri ile gayıta yapışan toprak ve çamurlar sıyrılır.
Mıcık: Küçük ahşap çivi.
Mıntı: Sapsız bıçak, boynuz ya da ahşap sapı düşmüş, ağzı biraz körlenmiş bıçak, bıçağın demir akşamı. "-Tulukluk deriyi kör manttyla yüzerler, keskin olmadığı için deriyi yaralamaz. "
|
|
|
|
|
***M-N**
Musluk: Hayvanlara ot,. saman ve yem verilen ahşap tekne.
Mundar: Herhangi bir sebeple ölmüş hayvan. Leş durumuna düşmüş hayvan ve eti. (2) Vicdanın kabul etmeyeceği kötülüklerin gizlice yapılması. Bundan ötürü; "-Mundar bastmk dutmaz. Hiçbir kötülük gizli kalamaz, gizlenemez. "
Musmul: Etini yemek amacıyla etini yemek üzere kesilen ya da kurban edilen hayvan ve eti. (2) Düzgün iş, usulüne uygun davranış, iş ve eylem.
Muzmaal: Zarar görmek, ziyan olmak, yoyulmak. Malamat olmak; berbat duruma düşmek. (2) Kaçırılıp ırzına geçilen kız için; "-Gızı gaçmp muzmaa/ itmiş pis keraat. "
Mancır: Olgunlaşmamış incir meyvesi.
Mavaklamak: Miyavlamak.
Melceme: Şapşal, beceriksiz, sakar.
Nana: Nane bitkisi.
Naal, nahıl: Nasıl, ne hal? " -Heç acımadm mı? Nasıl gıydm onnara, bu kötülüğü yapmaya naal e/in vardı? Bu naa/ iş, naa/ o/uyoruda gattr gu/un doğurmuyoru?"
Naakıt: Ne zaman, ne vakıt. " -Yayladan naakıt geldin?"
Neci: Ne? Ne olaki? "-Adın neci guzum?"
Nifir: Zurna. (2) Biraz uyanık ve madrabaz kimseler için; " -O ne nifir; gmkdır o"
Nozur: Mesesin ucundaki sivri demir ya da çivi.
Navtmak: Ne iş yapmak. Ne edip tutmak. "-Enderde deminden beri nevtan (" n" nazal n) ayool?"
|
|
|
|