bayarsahna.sitemynet.com
KÖYÜMÜZÜN KUŞBAKIŞI GÖRÜNÜMÜ

________ ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET SÖZLÜĞÜ _______
**** A - B ****
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA.
** C - Ç **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ
* D ** E *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* F ** G *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

* H - I - İ *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
* K - L *
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
**M**N**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**O**Ö**P**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**S**Ş**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

** T **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**U**Ü**V**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA
** Y ** Z **
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA

**O**Ö**P**
ÇUKUROVA YÖRESEL AŞİRET ŞİVELERİ SÖZLÜĞÜ SAYFA


***0- Ö***

Aba: Yabancı, eL. Küs olan komşular da birbirlerine böyle hitabetmektedirler. Yabancılaşmak. "-Bize ne obanm beş ağ/aklı altı geçisinden. Obanm önüsıra sende öyle yapma. Obayaarşı - obaya karşıe/ aleme karşı. "

Ocumak, Ocutma k: Irkmek, ürkütmek. Hevesini arzusunu kırmak. Çekinti yaratmak. Bir kimse ya da hayvanın taciz edilerek, ona sıkıntı vermek, rahatını bozmak. "-Çocuklar guşun yuvasmı oynamış/ar, guş ocunmuş, yumuna/arı soğuduğu için hindi de cülük çıkmayoru. "

Ofutmak: irkerek zıplamak ve koşmak. Özellikle yaban atları ve eşeklerinin herhangi bir şeyden ürkerek kontrolsüzce koşuşturmaları. Cörtlemek.

Oğlan- Uşak: Çocuklar. Oğlan ve kız çocukları. Oğullar, kızlar torunlar; " -Ana buba ayrılmca, ağ/an uşak onada ga/dılar. "
Ağmaç: Açık ekmek kırıntısının, çökelek, peynir ve azıcık su ile karıştırılıp yoğurulmasıyla oğulmasıyla- yapılan yiyecek. Soğan da katılabilir.

Oğulluk: Üvey çocuklar, kız ve erkek üvey çocuklar. "-Nolacak sanki, buba/ık olunca, oğu/luğunu ağşam sabah dövüyorumuş."

Okan: Yukarı, üst taraf. Yüksek yerler, tepeler. Yayalalar. Belenler. "Ağşam olunca sürüyü dağı okarıyüzüne sürdü. Garmca/ar ağcm okansma doğru ağıp gelirler. "

Olçum: Işin ehli, uzmanı sayılır. Elinden bir çok iş gelen. Başkalarının yapamadığı bazı şeyleri becerebilen. "- Adam na/bant emme diş de çekiyor. Herşiyi de o/çumlamyor. "
Asanmak: Usanmak, bıkmak, iyice bezmek. "-Adam yıl/ardtr yata/ak, gendi de bakanlarda. eyice osandılar. "

Ossaat: O anda, hemen anında. "-Kötü haberi adıydı ossat dayfaldı. Gurşunu yimesiyle ossat yıkı/ması bir olmuş. "

Orbuk: Bir tür mağara. Süt ve süt ürünlerinin sağlıklı şekilde korunabildikleri doğal mağaralar. Isı ve nemi çok değişmeden kalabilen doğal kaya oyukları

Öfelemek: Oğmak, masaj yapmak. "-Sinirimde (topuk/a diz arası) bir ağn var, ıcık öfe/eyir. Sırtları (e/bise/eri) öyle kirlenmiş ki öfe/eyi öfe/eyi yuduğu ha/da töbe ağarmamış. "


Ölçerrnek: Yanmakta olan ateşi kuvvetlendirmek için, odun ve gırgının ileri sürülmesi, toplanıp daha da tutuşmasını sağlamak.

Öğür: Herhangi bir şeyin - her şeyin- miktarı. Öğürlü, öğürsüz; çok, yeterli- az, yetersiz.

Ölgülü: Ölü çıkmış ev, cenaze evi. "-Ağşam bir saan öğün dıkmışda ö/gü/üye gitmiş. "

Öncüt: Ödünç almak, vermek. Emanet. Geri vermek ya da yerine yenisini koymak üzere herhangi bir şeyin belirli bir süreliğine alınması ya da verilmesi. " -Öncüt alman eşşeğin guskunu gmk olur. "

Öndüün: Dünden önceki gün ya da günler. Yakın geçmişteki günler, günlerde. "-Daha öndüün sen değil miydi höyle olsun diyen, hindi n'oldu da feyilini değiştirdin?"
Öngele: Önce, öncelikle, öncelikli, önde gelen, ilk önce" -Öngele nişan, sonrama düğün. Gavgayı öngele o başlattt. "

Örelemek: Irelemek, özellikle lafı uzatmak, asıl maksadı gizleyerek lafı evelemek güvelemek. " -Lafı ağzmda öve/eyip durma, di ne diyecesen. "

Örg: Sikkenin (35-40 cm uzunluğunda 3 cm kalınlığında demir çivi.) başındaki halkaya bağlı 3-5 m uzunluğunda demir zincir. Atları ve eşekleri çayıra bağlamaya yarayan metal zincir. Zincirin ucunda hayvanın ayağını yaralamaması kıl ya da keçeden bağ \/8 halkalar bulunur.


*** Ö-P ***

Örme: Kıl ya da yü nden yapılmış kalınca ip. Çarpana. Ösgelti- Aş: Akşam ile ikindinin birleştiği vakıt. Akşam karanlığının başladığı nokta. Sabaha karşı ortalığın ağarmaya - aydınlanmaya başladığı- vakıt. Karanlıkta tam ne olduğu anlaşılamayan karartı. Canlı cansız nesnenin karaltı nedeniyle tam olarak seçilememesi. " Aş çöktü beri git gayrı. Ağaçlarm altmda bir öşerfi vardı, ne olduğunu an/amadık, az sonra eyice yaklaştıydık bizim gayıp eşşek. "

Ötürük: ishal, cıvık dışkı. "-Bir ötürüklü tana bir sürüyü - her gele- boklar.
Çocuk yüğrüye dutufuk, habire ötürüyoru. "

Öveç: Üç yaş yukarısı kıl keçisinin erkeği. Gart teke, erkeç. Öylemeç: Hamurun küçük parçacıklar halinde ufalanarak içine bazı yeşil otların karıştırılarak pişirilmesi ile yapılan ve üzerine ayran dökülerek yenen bir yemek. Duzluklu çorba.

Öykünmek: Taklit etmek. Gülünç hale getirerek - karikatürize ederektaklit etmek, taklidi yapmak. "-Huna tant, bakmaz gıliğma da bir adam öykünür. Avız öykünme senin de aVlZln evilir."

Öz: Çayırlık. Her zaman sulak ve yeşil, gen yerler. Daha çok otlak kullanılan arazi parçalardır.

**P**

Palta: Bir ağzı nacak, öbür ağzı kazma şeklinde demirden, sapı ahşaptan kesici gerçek. Tarla açarken çok kullanılır. Nacak ağzı kesmeye, kazma ağzı ise kök sökmeye yaramaktadır. "- Palta nankördür, döner sapmı keser. "

Pança: Avuç. Elin içini -aya- çukur hale getirme. Tek el olanına küçük pança -bir pança- iki elle yapılanma Goca pança denmektedir. "- Gonşudan bir goca pança bu/gur öncüt a/mış/ar . Ağaçtan düşünce goştum yetiştim de pançam/a su virdim. "

Pardı: Özensizce boydan yarılmış ağaç gövdesi. Damların üstünün örtülmesinde çatı malzemesi olarak döşenir. Özellikle çıralı - yağlı-olanı seçilir ki suya, rutubete dayanıklı olsun diye.

Parpı: Dayak, dayak atmak,dayak yemek. Dövülmek. Hırpalanmak .
Dövüş sırasında yaralanıp berelenmek.

Pata: Patates, patates yumrusu. Gumpir.

Pataz: Bazı kuru yemeklerin -pilav vb. - ya da saman gibi ot gibi nesnelerin parmaklar vasıtasıyla sıkıştırılarak bir yerden alınması, kısa mesafeye taşınması eylemi. Pançada olduğu gibi parmaklar kapalı değildir. Pançada elin içi yukarı doğru bakar, patazda ise yere doğrudur çoğunlukla. Eskiden çoğu kimselerin evinde kaşık bulunmadığı için, açık ekmek pataz yapılarak pilav ve benzeri yemekler yenmekteydi.

Pelit: Meşe ağacı ve meyvesi, tohumu. Giliği. (2) kökünü, geçmişini yadsıyan, beğenmeyen insanlar için; "- Huna tam, pelit giliği püt dimiş gabığmdan çıkmış da dönüp bakmış gabığmı beğenmemiş." Denmektedir:
Bilindiği gibi pelit giliğinin kabuğu çok parlaktır. Oysa ağaca bağlı bunduğu çanağı çok pütürlü bir kabuktur.

Pırtı: Eveşyası, yük, öte beri. Potuk:t-'eni doğmuş domuz yavrusu.

Puhur: Sis, su buharı. Puhurmak ;Şişirmek. Balonu şişirmek. Kesilen hayvanların derisinin kolay yüzülmesi için bacağının birisinden açılan bir ddikten hava basılarak - köylerde ve aşiretlerde ağızia nefesle puhurarakşişirilmesi.


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın