|
***S-***
Saan: Tabak,yemek tabağı
Sada Yav: Tere yağlı, sade yağ. inek koyun ve keçi sütünden yapılan katı yağ. Bazı yörelerde tuzsuz tereyağı için kullanılan bir tanımlamadır.
Sakkov: Ceket, erkek ceketi, kaban.
Sal: Uzunca iki ağaç parcasının kısa parçalarla paralelolarak birbirine bağlanması sonucu oluşturulan üstü ve yanları açık cenaze - ceset - taşıma gerecL
Salan: Ekilmeyip, nadasa bırakılan araziler. Hayvan salımına otlatılmasına- bırakılan bölgeler. n-Bu yıl derenin doğusu hayvan salam oldu.
Sanaka: Terleme, bazı özdeyişler. Sanaka getirmek :, herhangi bir olguya uyan bir tekerleme ya da özdeyiş söylemek.
Saplı: Uzun tek saplı, tava ile kepçe arası, bakır kap. Kulplu. Say, Sayıık: Düz yüzeyli köklü taş. Yüzey toprağı aşınmış - erozyon- az toprakıı tarla, saylık yer.
Seğitmek: Koşmak, bir şeyden kaçmak. Bir şeyin ardından koşmak, koşuşturmak. Telaşla sağa sola koşuşturmak. (2) Kurulu bir düzenin sarsılmasına sebep olan kimse için ; n-işin içine tay seğitirme.
Seğirme , Seğrime : Canı kaçmak,ölmek üzere olmak
Seğirtme : Canını çok fazla acıtma ölecek gibi cansız kalma. "Kafasın öyle bir çarptı ki seğridi esas".
Seki: Yer, tarla toprak. Toprak zemin. Çulu çapıtı yok, onun için gupguru şekilde yatıp galkworu zavallim. n Bizim sekiyi birisi bizden habarsız sürmüş."
Sekitmek: Kaydırmak, sektirmek. Çelpitmek. Çölte sekitmek. Sapan daşını sekitmek. Uşaklar suyun yüzünde daş sekitiyorular.
Selen: Ses, sesleniş, her türlü ses. yörükler göçüp gidince gosgoca vadide ses selen galmadı. Her taraf çınlık Çlnlıkn
Selinti: Sel sularının getirdiği, ağaç, taş, toprak, mil, kum gibi nesneler.
Seme: Şaşkın, hafif sersemleme, hafif şok durumu. Herhangi bir sebeple beyni bulandığı için hareketlerinde tutarsızlık olan kimse. Doğuştan getirilen bazı hafif aptallıklar.
Senit: Tek parça ağaç gövdesinin - en iyisi buladan ağacından- bir yüzü düz, aıtında dört ayak çıkıntı ve bir tarafında tutacak sapı bulunan hamur açmaya yarar gereç. Hamur tahtası.
Seyil: Kışlak, yayla karşıtı yerler. Ağacı kesimler, bölgeler: SahiL. n-Songüz geldi, yörükler seyile göçerler gayn.
Sıkma: Bazlamanın içine çökelek, peynir soğan, patates haşlaması dürüm yapılması - sıkılması - sonucu yapılan pratik yiyecek. Köylüler ve yörükler genelde tarlada, sürü peşinde hareketli oldukları için uzun boylu durup bol emekli yemekler yapamazlar. Bu nedenle daha çok kısa sürede hazırlanan pratik yiyecekler üretirler. Sıkma ve börek - saç böreği- ve daha pek çok yiyecek ve yemekleri yeğlemektedirler.
Sındı: Makas, terzi makası.
Sırgat: Geçmişte belirli bir süre için ihdas edilmiş hayvansal vergilerin toplanması amacına dönük devlet örgütü mensubu. Köylere ve mezralara çıkarak buralardaki hayvan durumlarını kontrol ederler, kaçakları, beyan dışı hayvan varlıklarını saptarlardı. Bu iş özellikle hayvansal üretimlerin yoğunluğu nedeniyle yörükleri çok yakından ve önemle ilgilendirirdi.
Sıdmak: Şişmek, kabarmak, patlama noktasına gelmek, bazı hallerde şişerek patlamak, yarılmak. it govalayınca çocuğun kokudan ödü sıdmış, ... haban duyunca ° yana doğru öyle fızll - hızlı - goştu ki oraya varınca yüreği sıdmış ölmüş.
Sırıncımak: Aç ilaçsız, çaresiz sürünmek. Cefa çekmek. Yoksulluk
içerisinde yaşam savaşı vermek. Bu yüzden iyice düşkünleşip zayıf düşmek.
Sırpaşmak: Inatlaşmak, karşı koymaya çalışmak. Direnmek. Kabullenmek. "-Haym şiy sürünün ardmdan gitmemek için sıpaşıp duruyoru.
Sırt: Giysi, üst baş, kılıf kıyafet n -Dağda daşda geze geze aylar geçti,
sırtmda sırt galmamış ... Sırtmı soy da yunsun ... (Buradaki n harfi Nazal n olarak seslendiril mektedir.)
|
|
|
|
|
***S-Ş***
Siyek: Teke ve koçların ekseri güzgünlerinde kızgınlık günlerinde salgıladıkları çekici erkeklik kokusunu, sidikle birlikte düşlerine ve gezdikleri yerlere püskürtmeleri. Misk salgılamarı. Goçlar da dekeler de hep siyekleşik. Bu dönemde hayvanlar iştahtan kesilirler ve aşırı kilo kaybederler. Sovra-Itee: Sofra bezi, yemek yeme anı. Sovrada; yemekte. n - Sovrası geniş, yidirip içirmesini seven insanlar. n Itee; yaklaşık olarak 1,2 x 1,5 m boyutunda çulfalıkta dokunmuş, tırlıktan düz çizgiliya da kareli sofra bezi.
Soyka: Ekseri sevilmeyen birisinin ölünce, ya da bir yere gidince arkasında bıraktığı şeyler. (2) Bazı yörelerde erkek üreme organı olarak da söylenmektedir. Soykası batasıca; kendisi gibi bıraktıklan da yok olasıca. Şalfarının yırtığlndan soykası görünüyoru pis keraatın.
Söykenmek-Söykenti: Hafif yan yatarak bir şeye, bir yere yastık, minder, bir ağaç gövdesi, bir taşa ya da dirseklerine vb. yaslanmak. Yan yatmak. Söykenti; söykenilen nesne, yer Ağşam öğününü yidi de köşede yastığa söykenirdiydi, bir daha galkamadı, ossaat ölmüştü zate.
Söve: Kapı ve pencerelerin ahşap çerçevelerinde daha çok dikine duran parçaları. Taş ve çamurla yapılan yığma köyevlerinin duvarları yıkılır ancak, kapı ve pencere söveleri bir süre öylece kalakalır. (2) çoğu zamanlar Iıerhangi bir işi yapmadan ortalarda sağda solda dikilip vakıt öldürenler için; "-Gapı sövesi gibi dikilip duracağma ha var da bir işin ucundan dutsana. "
Suğluk: Büyük bıçak, ekseri et doğramakta kullanılan ahşap saplı büyükçe mutfak bıçağı.
Süsmek: Tos vurmak. Koç, teke ve boğaların tos vurması. Yaban domuzlarının toprak altındaki bitki yumrularını çıkarmak üzere dişleriyle toprağı kazması, süsmesi.
Solgu: Taş dübeklerde tahıl dövmekte kullanılan ahşap tokmak. Şalfar: Şalvar. Köy ve aşiret erkeklerinin şalvarı ak bezden dikilir, sonra siyaha boyanır. Kadınların ki ise basmadan, mileden, pazenden olmaktadır.
Şapık: Tez, ivedi, çok çabuk. "-llan soktuğunda hemen orayı cızıp, pis gamm emeceksin ki zehirlemesin, şapık davranmazsan yandın. Şapık gitte haber vir."
Şarmıta: Oruspu, yoldan çıkmış kadın, kız. Şavk-Şavkarmak-Şavkartı: Aydınlık, ışıidamak, ışıltr. Parıltilı yer. Pırıltr. ıı-Çok geç galdilar, garankıda gidenin şavkma gidecekler gayn. Allah akıı davltlfkana benim oğlan çlfa şavkardlfmış. "
Şıfan: Yulaf, yulaf bitkisi ve tohumu. Köylerde genellikle hayvan yemi olarak üretilmektedir.
Şalfar: Şalvar
Şemkirmek: Saygısızca cevap vermek, edepsizce lafla karşılık vermek. "-Hundacık halinle garşımda şevkirip durma. "
Şepit: Bazlama ile açık ekmek arası boyutta açık ekmek. Burada yine aşiret ve köylülerin vakıtlarının dar oluşu söz konusudur. Vakıt dar olduğu için ekmeklerin boyutu bile küçüıtülerek kısa sürede bu işi bitirmek amacı güdülmektedir. Geniş vakıtta daha büyük açık ekmek yapılmaktadır.
Şeymet: Hışım, öfke, kin garez, öfkeyle, nefretle davranmak. Bela bulaştırmak, bela saçmak. "-Bizim ağ/an şarmltanm şeymetine uğradı."
Şinik: Yaklaşık yarım teneke ölçeğinde, ahşaptan, hububat ve bakliyat ölçeği. Inceltilmiş ağaç gövdesinin rulo şeklinde kıvrılarak tabanının yine ahşap bir parçayla kapatılarak yapılmaktadır. Iki şinik bir havay - yaklaşık 14-16 kğ. hububat.
Şişek: Bir yaşlı doğurmamış genç koyun.
|
|
|
|