Bismillah her hayrın başıdır...

 

Adres: Kızılay İşhanı Kat 2. Şanlıurfa

Tel: 90.414 216 18 83

irtibat@bediuzzamanvakfi.org

 


 

 

 

Bediüzzaman Said Nursi

Bediüzzaman Kimdir?    Said Nursi, yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslam mütefekkirlerinden biridir.1876 yılında Bitlis’in hizan kazasına bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 1923 Mart 1960’ da Şanlıurfa’da hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Keskin zekası,harikulade hafızası ve üstün kabiliyetleriyle çok küçük yaşlardan itibaren dikkatleri üzerine toplayan Said Nursi, normal şartlar altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır. Gençlik yıllarını alabildiğine hareketli bir tahsil hayatı ile değerlendirmiş;ilimdeki üstünlüğünü, devrinin ulemasıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münazaralarla fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetiyle ilim çevresinde kendisini kabul ettirerek “Bediüzzaman” yani, “çağın eşsiz güzelliği” lakabı ile anılmaya başlamıştır.

Said Nursi medrese eğitimiyle dini ilimlerde kazandığı ihtisası, çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış; bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan, doğup büyüdüğü Şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak gören Said Nursi, en zaruri ihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun için de şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907’de İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’da da ilim dünyasına kendisini kabul ettiren Bediüzzaman,  çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerde  Osmanlıyı ve İstanbul’u çalkalayan hürriyet ve meşrutiyet tartışmalarına katılmış; meşrutiyete islam namına sahip çıkmıştır. 1909’da patlak veren 31 Mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna rağmen haksız ithamlarla  Sıkıyönetim mahkemesine çıkarılmış, ancak beraat etmiştir. Bu hadiseden sonra İstanbul’dan ayrılarak şarka dönmüştür.

  Birinci Dünya savaşının patlak verdiği günlerde Van’da bulunan Bediüzzaman, talebeleriyle birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cepheye koşmuştur. Vatan müdafaasında çok büyük hizmeti geçmiş; savaşta birçok talebesi şehit olmuş; kendisi de Bitlis müdafaası sırasında yaralanarak esir düşmüştür. Yaklaşık  üç yıl Rusya’da esaret hayatı yaşadıktan sonra Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbul’a dönmüştür.

İstanbul’da devlet ricalinin ve ilim çevrelerinin büyük teveccühüyle karşılanmış; Darü’l Hikmeti’l islamiye azalığına tayin edilmiştir.Bu devrede, resmi vazifesinden aldığı maaşla kendi kitaplarını bastıran ve bunları parasız dağıtan Bediüzzaman, İstanbul’un işgali sırasında neşrettiği Hutuvat-ı Sitte adlı broşürle büyük hizmet etmiş ve işgal kuvvetlerinin planlarını bozmuştur. Keza, işgalcilerin baskısı altında verilen ve Anadolu’daki Kuva-i milliye hareketini “isyan” olarak vasıflandıran şeyhülislam fetvasına karşı, mukabil bir fetva vererek milli kurtuluş hareketinin meşruiyetini ilan etmiştir Bu hizmetleri Anadolu’da bizzat Mustafa Kemal  tarafından ısrarla Ankara’ya davet edilmiştir.

Bu mükerrer davetler neticesinde 1922 sonlarında Ankara’ya gelmiş ve Mecliste resmi bir “Hoşamedi”  merasimiyle karşılanmıştır. Ankara’da kaldığı günlerde, yeni kurulan devlete hakim olan kadronun dine bakış tarzının menfi olduğunu görünce, on maddelik bir beyanname hazırlayarak Meclis azalarına dağıtmıştır. Bu beyannamede yeni inkılabın mimarlarını İslam şeairine sahip çıkmaya çağırmış;akabinde Mustafa Kemal’ birkaç görüşmesi olmuştur. Kendisine şark umumi vaizliği, milletvekilliği ve diyanet azalığı teklif edilmiş; ancak Bediüzzaman bu teklifleri kabul etmeyerek Van’a dönmüştür.

O sıralarda çıkan Şeyh Said hadisesiyle hiçbir ilgisi olmadığı, hatta hadise öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Said’i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman, hadise sonrasında Van’da ikamet ettiği uzlethanesinden alınarak Burdur’a oradan da Isparta’nın Barla nahiyesine götürülmüştür. Burada “manevi cihad” hizmetini başlatmış,birbiri peşi sıra telif ettiği eserlerde  iman esaslarını terennüm etmiştir. Bu eserler, imanının tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve rağbetine mazhar olmuş; elden ele dolaşarak hızla yayılmıştır. O devrede elle yazılarak çoğaltılan eserlerin toplam tirajı 600.000 ‘i bulmuştur.Başlattığı hizmetin halka mal olması, devrin idarecilerini rahatsız ettiğinden 1935’te Eskişehir, 1943’te Denizlii 947’de Afyon 1952’de de İstanbul mahkemesine çıkarılmıştır. Bunlardan netice alınamamış, ancak Bediüzzaman yine rahat bırakılmamış; Kastamonu’da, Emirdağ’da, Isparta’da sıkı tarassut ve takip altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.

Ömrünün son günlerine kadar keyfi muamele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna rağmen, iman hizmetini büyük bir kararlılıkla devam ettirmiş; o zor şartlar altında telif ettiği 6000 küsür sayfalık Risale-i Nur Külliyatını tamamlamaya ve yaymaya muvaffak olmuştur.Kur’an hakikatlerini ve i’cazını bu asrın idrakine uygun ve ikna edici bir üslupla izah eden ve vehbi olarak, ilhamen kaleme alınan bu eserler, onun çileli hayatının en güzel meyvesidir.

 

Konu ile ilgili bölümler ;

 

 

Yukarı

 

Bediüzzaman Said Nursi

Bediüzzaman Said Nursi -

1876’da Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı İsparit  nahiyesinin Nurs köyünde dünyaya geldi. Normalde 15 yıl süren klasik medrese eğitimini 3 ay gibi kısa bir sürede tamamladı. Coğrafya,matematik,fizik,kimya gibi müsbet ilimleride öğrendi.Asrın başlarında İstanbul’a gelerek devrin meşhur idareci ve alimleriyle görüştü. Doğuda fen ve din ilimlerinin birlikte okutulacağı bir MEDRESETÜL ZEHRA ÜNİVERSİTESİ teklifinde bulundu. Talebeleriyle 1.Dünya  Savaşına katıldı, esir düşerek bir süre Sibirya’da kaldı.Cumhuriyetin ilanından sonra bütün mesaisini, iman ve Kur’an hakikatlerinin neşrine sarf etti. Risale-i Nur eserleriyle çağdaş İslam düşüncesinin en muktedidir. Pek çok soruşturmalara hedef oldu. Ömrünün yarıya yakını sürgünde geçti. Üç kez hapis yattı.Bediüzzaman Said Nursi , 23 Mart 1960 ‘ta Şanlıurfa’da Hakkın rahmetine kavuştu. Ardında milyonlarca talebe bıraktı…

-Fıkıh konuları
-Namaz Vakitleri
-Bediüzzaman hakkında
-Esma'ul Husna