URFALILARIN GÖZÜYLE BEDİÜZZAMAN


 

 

 

 

 

UNT

  

   Urfa, peygamberler diyarı. Hak, adalet ve iman meşalesini ufuklarında burcu, burcu dalgalandığı mübarek topraklar. Manevi solukların ılık, ılık estiği, peygamber iklimi esintileri gölgesinde derlere deva, kalplere şifa, gönüllere yoldaş huzmelerin yansıdığı yer.

   Burası Urfa. İnananların ve inanmayanların cenk meydanı. Kahramanlarla korkakların, şereflilerle şerefsizlerin, İbrahimlerle  Nemrutların mücadele yeri.

   Kimler yaşamadı ki, kimler gelmedi ki, bu topraklara, bu diyarlara. Hz. İbrahim’in (as) putları kıran asası bu diyarın fidanlıklarından yetişti. Burada Asay-ı Musa’nın değmediği yer, çalmadığı taş var mı?  Bu topraklara, bu toprakların insan simalarına nakış, nakış işlenen, Hz Eyyüb’ ün sabır ve teslimiyetinden az da olsa nasibdardır.

     Bunun içindir ki, Urfa’lı vefalıdır, cefalıdır.

   Her yeri geldiğinde “Urfa taşıyla toprağıyla mübarektir” kanaatini beyan eden ustad  Bediüzzaman Hazretlerinin de gönlünde bu topraklara gelmek, buraları görmek vardı. Urfa’ya ve Urfa’lıya özel bir ilgi gösterdi. Hususi bir muhabbet besledi. Ahir ömrünün son demlerini burada geçirdi. Seksen yedi yıllık çileli, zindanlı, zehirli hayatı burada noktalandı.

   Onun geldiği gün Urfa’lının içi içine sığmaz oldu. Aşk ve muhabbetinin deryaları taştı. Maziden manevi hava bulutlarını rahmet sağanağına yakalandı. O gözlere fer, dizlere derman, kalplere nur oldu. Risaleleri elden ele, dilden dile dolaştı. Urfa’lı onu ve eserlerini unutmadı.

     Bunun için Urfa’lı vefalıdır.

   Fani dünyanın zahmetlerinden, ebedi ahiret yurdunun güzelliklerine göç ettiği zaman, Urfa’lı O’ nu kalbine gömdü. Hz İbrahim’ in makamı Dede Osmanı Avni’ nin mekanı olan dergaha defnetti, ama kalbiyle birlikte.

   Hayatında O’nu rahat bırakmayanlar, elden ele, diyardan diyara, gurbetten gurbete nefyedenler vefatında da O’nu rahat bırakmadılar. Gönül evi ve vatan-ı aslisinden alıp, bilinmez, duyulmaz meçhullere götürdüler. Aşık ve maşuku birbirinden ayırdılar.

    Bunu için Urfa’lı  cefalıdır.

    Vefalı Urfa’lılardan Üstad Bediüzzaman Hazretlerini sorduk. İçten gelen bir muhabbet ve hasretle yanık Urfa’lı edasıyla, Urfalı sevdasıyla yılların dirayetini, haşmetini ve aşkını söndüremediği Hasırcı Mahmut Ağabeyi dinledim. O günleri yeniden yaşıyormuş gibi bir halet-i ruhiye içerisine girdi. Alnını okşadı, sakalını sıvazladı “kardeş” dedi “ çay mı içersin meyan mı?” .. “Teşekkür ettim. Bir iki dakika durduktan sonra konuşmasına başladı. “Zamanımızın alimi Bediüzzaman Said Nursi vefatından önce Urfa’ya gelmişti. Kendisini ziyaret iştiyakı içime doğdu. İpek Palas Oteline gelmişti. Yusuf Uruntaş ile birlikte gittik. Kaldığı odanın kapısına vardığımızda kapalıydı. Bekledik. “Bu büyük zatı nasıl ziyaret edebiliriz?’ diye düşünüyorduk. Yusuf kardeşim Yasin suresini okumaya başladı, ben de salavat getiriyordum. Bir ara kapı açıldı içeride Bayram, Zübeyir ve Hüsnü ağabeyleri gördüm. Başımı içeri soktum. O an Bediüzzaman Hazretlerini ilk defa gördüm. Maşallah ne nurani bir yüzdü. Kınalı saçları, bembeyaz sakalı vardı. (Herhalde sarığını sakal zannetmiş) Başının üstünde nur halesi gözlerimi kamaştırdı. İçeriye giremedim. Kapı tekrar kapandı. Ziyaret edememenin sıkıntısı içerisinde geriye döndük.

     Üstad, çok ağır hastaydı. Sağlığında hayatı kendisine zindan edenler, ölüm döşeğindeki bu ihtiyar ve hasta İslam alimini rahat bırakmak niyetinde değillerdi. Zulümlerin en büyüğü işleniyordu. Kendisine tahammül edemiyorlardı. İçişleri Bakanlığı direktif vererek Üstad’ın Urfa’dan ayrılmasını istiyordu. Hatta “bir çöp arabasıyla da olsa Urfa’dan çıkarılın” deniyordu. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir zulüm görülmedi şimdiye kadar. O günleri hatırladıkça insanlık adına işlenen ve insanlıkla alakası olmayan bu hareketlere kahroluyorum ve utanıyorum. Milyon defa yazıklar olsun.

    Bir ara Emniyet Müdürü geldi.”Ne yaparsanız yapın Bediüzzaman’ı Urfa’dan çıkarın” dedi. Zübeyir ağabey, “biz üstadımıza bir şey söyleyemeyiz” dedi. Bunun üzerine Müdür çok kızdı. Bağırıp çağırmaya başladı. “Siz top musunuz?” dedi. Zübeyir ağabey, “evet, biz top gibiyiz, Üstadımız bizi nereye yuvarlarsa biz oraya gideriz” dedi. Baktık işin çaresi yok. “Doktordan rapor alırsak belki bu zalimlerin kötülüklerinden kurtuluruz” diye düşündük. Hasan Basri isminde bir doktoru çağırdık. Hayretini gizleyemedi. “Nasıl olurda kırk derece ateşi olan yaşlı ve hasta birisi bu kadar yola dayanır ve buraya gelebilir”dedi. “Yerinden kalkamaz ve bir yere gidemez” diye rapor yazdı. Böylece birazcık olsun rahat nefes aldık.

     Bayram ağabeye Üstadı Ziyaret edemediğimi ve etmek istediğimi söyledim. O gün hep kapıda bekledim durdum. Bayram ağabey “işaret edersem içeri gelirsin” demişti. Kapının açılmasını bekliyordum. Bir ara kapı açıldı, işaret etti. Hemen içeri girdim. Üstad Hazretleri yatağında uzanıyordu; hemen ellerini öptüm. Karyolasının yanındaki bir iskemleye oturdum. Evet, saçları kınalıydı, ama sakalı yoktu. Hayretler içerisinde kaldım. Ayağa kalktım ve tekrar ellerini öptüm. “Seni talebem kabul ediyorum” dedi. Sakalımdan öptü. Ve “Urfa taşıyla toprağıyla mübarektir, ben sizin mezarda yatan ölülerinize dua ediyorum, siz de bana dua edin” dedi. Dışarı çıkmamı söylediler. Ben, “buraya geldim, ama gitmek için değil” dedim. Bu sözüm üzerine bir şey  söylemediler.

    Üstad Hazretlerine dikkatlice baktım. Bedeni zayıf ve çok halsizdi. Kalbinin alt kısmında badem büyüklüğünde bir şişlik vardı. Bu kendisini defalarca zehirlemelerinden tevellüt etmişti. O gece saat iki sıralarında rahmet-i rahmana kavuşmuştu. Tabut içeri girmediğinden dışarıya kadar Üstadı kucaklayıp çıkardım. Cenazesini Molla Hamid yıkadı. Urfa’ya büyük bir insan sel geliyordu. Muazzam bir kalabalık vardı. Dergahta defnettik. Allah, gani, gani rahmet etsin. Amin...”

   Yıllardan beri Risale-i Nur hizmetlerinde bulunan, bu uğurda hapislerde yatan Bediüzzaman Said Nursi’nin kitaplarını okuyor diye defalarca sorguya çekilen Hasırcı Mahmut ağabeyi dinledikten sonra izin istedim.

     “Kardaş, ara sıra gel konuşacağım çok şey var” dedi.

    “İnşallah gelirim” dedim.

     Daha sonra Mehmet Şükrü Yeşilnacar ağabeye uğradım. “Bir Urfalı  olarak Bediüzzaman Said Nursi Hakkında ne düşünüyorsunuz, fikirlerinizi alabilir miyim?” dedim.

     “Memnuniyetle” diyerek sözlerine başladı.

   “Bir Urfalı olarak benim nazarımda Bediüzzaman Said Nursi’nin ayrı ve çok yüksek bir yeri vardır. Çünkü; evvela , kendisi hayatının sonunda her yere tercihen Urfa’ya gelmesi ve burada vefat etmesi ve birinci makamının burası olması, ayrıca, hayatta iken yazmış oldukları mektuplarında Urfa’dan ‘taşıtla toprağıyla mübarektir’ diye sitayişle bahsetmesi kendisine karşı olan alakayı ve muhabbeti daha da fıtrileştirmektedir.

   Saniyen, Bediüzzamanın beni meftun eden çok yönleri vardır. Burada bunları saymakla bitiremeyiz. Bunlardan mesela, insanlara olan şefkati ve mülayemetle, kavli leyyinle muamele ve mukabelesi çok harikadır. Çocuklara olan alaka, muhabbet ve şefkatinden tutun, kendisine bilerek veya bilmeyerek zulmedenlere kadar herkesin salahını temenni etmesi ve hatta hayvanların dahi başlarına en ufak bir zarar gelmemesini istemesi onun şefkatte ne kadar çok ileri olduğunu göstermektedir. Zaten, bu da peygamber ahlakıdır. Kendisini hayatta iken ziyaret edenlerin şehadet ve benim de ziyaretimde müşahedem; kendisine büyük bir allame ve evliya süsü vermeyip, bir baba, bir ağabey veya bir kardeş gibi çok samimane ve şefkatle kucaklaması, mukabele mulatefesi beni çok hayran bırakmıştır.

   “Urfa, İbrahim Halilullah’ın  (as) bir menzili olması ve Urfalılarda fıtri olarak samimiyet ve muhabbetin çok olması, Bediüzzaman’ın da hayatında hıllet meşrebi yani samimi dostluk, kardeşlik ve arkadaşlığın esas olması ve ‘Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur’ demesi biz urfalıları bir kat daha kendine bağlamaktadır. Çünkü, bu Zatın mesleği ve tarzı bizim fıtri halimize çok uygundur.”

   “Zikrettiğimiz hususlardan kaynaklanan, kendisini en büyük vasıflarından bir de birleştirici olması ve herkesi kucaklamasıdır. Değil ehli sünnet ve cemaatten olan Müslümanları, ehli bidat olan Alevi ve Vehhabi gibi Müslümanları dahi yazdığı eserlerinde, yanlışlarını tashihle beraber iltifatkar beyanlarıyla ve çok birlik bağları bulmasıyla kucaklaması ve hatta Hıristiyanların dindar ruhanileri ile dahi niza meseleleri medar-ı münakaşa etmeyerek müşterek düşman olan komünistlere karşı bir cihette ittifak etmek lazım geldiğini söylemesi dünya görüşünün dahi ne kadar yüksek ve esaslı olduğunu gösterir.”

     “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bu asırda bütün beşeriyetin taklid ve takip etmesi gereken eşsiz bir Zattır.”

   Bediüzzaman Eğitim Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı olan Ahmet Rüzgar aynı sorumu tevcih ettim.

   “1953 yılında Risale-i Nur’larla tanıştım. O zaman Urfa’da Üstadın görevlendirdiği Kastamonu’ lu Abdullah Yeğin Ağabey vardı. Üstad Hazretlerini ziyaret etmemi söylüyordu. Üstad Hazretleri Urfa’ya şahsına ait eşyalarını ve kitaplarını göndermişti. Abdullah Yeğin Ağabey, ‘Üstad Urfa’ya gelecek’ diyordu. 22 Mart 1960 yılında Bediüzzaman hazretleri Urfa’ya geldi. Üç gün sonra kaldığı İpek Palas Otelinde vefat etti.”

   “Bediüzzaman Hazretlerinin cenazesini yıkamak için, İpek Palas Otelinden Dergaha götürülürken, ben de bir ara tabutun altına girmek istedim. Ancak 6-7 metre yaklaşınca ayaklarım yerden kesildi. Postanenin yanında ayaklarım ancak yere değmişti. Yani, 100 metre yakın ben havada gitmiştim. Bediüzzaman Hazretlerinin tabutu omuzlar ve eller üzerinde değil parmaklar üzerinde götürüldü.”

   “Bediüzzaman Hazretleri asrımızın müceddididir. Müceddit olduğu içindir ki, 130 parça eserleri değil yalnız Türkçe, birçok dünya lisanların tercüme edilmiştir. O’nun davası iman ve Kur’an davasıydı. O hep büyük düşündü. Eserlerini ferdi planda, İslam Alemi planında ve dünya planında mütalaa edebiliriz. Fert planında cemiyet fertlerinin ahlaklı, faziletli, inançlı, cesur, fedakar ve vefakar bir insan tipinin yetişmesini önermiştir.”

   “Türkiye planında ise; bir bayrak altında yaşayan çeşitli ırklara mensup toplulukların kardeşçe yaşamaların temin için çok orijinal fikirler serdetmiştir.”

   “İslam Alemi kategorisinde ise, Bediüzzaman Hazretleri İslam Aleminin problemlerini Hutbe-i Şam’ iye ederinde doğru tespitlerle izah etmiş ve çözüm yollarını da zikretmiştir. Bu fikirleri dün tatbik edilmiş olsaydı bugün hemen, hemen her sahada dünyanın lideri Müslümanlar olacaktı.”

   “Dünya hakkındaki görüşleri de şu andaki Avrupa’nın teknoloji ve teknik gelişmelerin kaynağının İslam’da olduğunu ispat etmiş, ‘ilmin Yahudi’si, Hıristiyan’ı olmaz’ diyerek her türlü müspet   ilme sahip çıkılmasını tavsiye etmiştir.”

   Hulasa; Bediüzzaman’ın fikirleri layıkı ile değerlendirilir ve tatbik edilirse şu anda içinde bulunduğumuz bütün olumsuzlukların ortadan kalkacağına vesile olacağına şüphe edilmemelidir. Zira, O yalnız kendisi için değil, bütün Müslümanlar için yaşadı.  

Kaynak: www.bediuzzamanvakfi.org

 

 

GERİ DÖN

 
 
 
 
 
 

 

Haberleri başka platformlarda yayınlamak isterseniz kaynak gösterme mecburiyetiniz olacaktır...