|
||||
|
Vefatının 44. yıldönümünde rahmetle andığımız büyük İslâm âlimi ve müceddidi Bediüzzaman Said Nursî, 11 Eylül saldırıları sonrasında dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri haline gelen global terörle ilgili olarak, İslâmın en çok masum insanları vuran terörü şiddetle men ettiğini vurgularken, cihadın çağımızda manevî, kültürel ve ekonomik bir boyut kazandığına dikkat çekerek, “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır; bu üç düşmana karşı san’at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz” sözüyle, Müslümanların, öncelikle cehaleti, fakirliği ve ihtilâfları yok etme göreviyle karşı karşıya olduklarını belirtmişti.
Said Nursî, Müslümanlara hayatın her alanındaki istibdat uygulamalarına son verip manevî ve ahlâkî değerlerle donatılmış hürriyetçi bir sistemi sahiplenmeleri çağrısında bulunurken, karşı karşıya olunan tüm problemlerin demokrasi zeminindeki yapıcı tartışma ve istişarelerle çözülebileceğini bildirmiş; bu çerçevede İslâm ülkelerine saflarını sıklaştırıp aralarında güçlü bir dayanışma tesis etmeleri ve sorunlarını birlikte çözmeleri tavsiyesinde bulunmuş; eskiden menfaatleri öyle gerektirdiği için “İslâm birliği”ne engel olan ABD, İngiltere, Fransa gibi Batılı ülkelerin artık İslâm dayanışmasını desteklemeleri gerektiğini kaydetmişti.
Çağımıza yönelik Kur’ân ve Peygamber mesajlarını büyük bir vukuf ve isabetle yorumlayarak geliştirdiği hizmet modelini çok zor şartlara rağmen başarıyla uygulayan Bediüzzaman, hürriyetçi demokrasinin öncelikle Türkiye’de sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde kökleşmesi için gayret göstermiş; bu yöndeki uyarılarını ağır baskılara maruz kaldığı tek parti devrinde her vesileyle tekrarlamış; çok partili demokrasiye geçildikten sonra ise yanlış laiklik uygulamaları başta olmak üzere “inkılâp kusurları”nın toplum bünyesinde yol açtığı manevî tahribatın telâfisini istemiş ve demokratik Türkiye’yi İslâm âlemiyle sıcak ilişkiler kurmaya teşvik etmişti. |
||||
|
Yeni Asya -23.03.2004 |