|
||||||||||||
|
Risale-i Nur Enstitüsünce tertiplenen “Farklılıkların buluşmasında Bediüzzaman’ın rolü” başlıklı kongrede, Said Nursî’nin birleştirici mesajları bir kez daha vurgulandı. ongrede “farklılıkların buluşması”nın farklı boyutları dört ayrı masa çalışmasında ele alınarak, ulaşılan sonuçlar bir panelle dinleyicilere takdim edildi. Dinler arası farklılıkların buluşmasını değerlendiren birinci masa adına Prof. Dr. Niyazi Öktem tarafından sunulan bildiride, Said Nursî’nin dinler arası diyalog konusundaki öncü yaklaşımının altı çizilirken, medeniyetler arası farklılıkların ele alındığı ikinci masayı temsil eden Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç Bediüzzaman’ın Batı medeniyetiyle Kur’ân medeniyeti arasında yaptığı karşılaştırmayı ve “İstikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle medeniyetin mehasini (güzellikleri) galebe çalacak ve sulh-u umumîyi temin edecek” sözünü aktardı. Risale-i Nur Entitüsü tarafından İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen “Farklılıkların Buluşmasında Bediüzzaman’ın Rolü” başlıklı I. Ulusal Risale-i Nur Kongresinde konuşan panelistler, Üstad Bedüzzaman’ın ortaya koyduğu düşüncelerin haklılığını bir kez daha teyid edildi. Dört ayrı masada gerçekleşen tartışmalar sonrasında ortaya çıkan bildirilerin sunulduğu “Farklılıkların Buluşmasında Bediüzzaman’ın Rolü” başlıklı panelde farklı dinler, etnik gruplar, medeniyetler ve sosyal tabakalar arasında olmuş ve olası problemler ve bu problemlere Bediüzzaman’ın sunduğu çözümler anlatıldı. Çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve yazarın katıldığı masa çalışmasının ardından gerçekleşen panelde “Dinler arası Farklılıkların Buluşmasında Bediüzzaman’ın Rolü” konusunda bir bildiri sunan Prof. Dr. Niyazi Öktem, öncelikle aynı ülkede yaşayan insanlar olarak kendi aramızda diyalog kurmamız gerektiğini vurguladı. “Zamanla edindiğim tecrübelerle önce biz başkalarını, diğerlerini anlayalım, bizim gibi yetişmeyenleri anlayalım, onlarla diyalog kuralım, bu ülkenin esenliği için bu gerekli diye düşündüm” diyen Öktem, Türkiye’de artık İslamcı, laik, gibi ayırımların bırakılması, insanlık temelinde, inanç, sevgi ve dostluk temelinde bir araya gelinmesi gerektiğini ifade etti. “Bir tek evrensel hakikat var, hepimiz o evrensel hakikatin hizmetine girelim” diyen Öktem, diyaloğun barış için çok gerekliği olduğunun altını çizdi.
Ülkemiz gündemine yirmi yıl önce giren dinler arası diyaloğun Bediüzzaman tarafından tavsiye edildiğini aktaran Öktem, “Biz o dönemler Bediüzzaman’ı bilmiyorduk. İşin kötü tarafı İslami kesim de bunu bilmiyordu. Eğer bilmiş olsalardı diyaloğun karşısında olumsuz tutum almazlardı” tespitinde bulundu. Son bir asırda dünyanın her bir bölgesinde çeşitli nedenlerle savaşlar, çatışmalar, terör olaylarının eksik olmadığını, bütün din mensuplarının hatta hiçbir dine mensup olmayan sayısız insanın değişik şekillerde zarara uğradığını ve buhran geçirdiğini dile getiren Prof. Dr. Öktem, “Dünyanın çeşitli fikir adamları gibi Bediüzzaman Said Nursi de yaşadığı asrı çok iyi okuyan bir mütefekkir olarak çağın bu sorununa İslamın temel kaynaklarını referans göstererek orijinal çözümler önermektedir” dedi. Bediüzzaman’ın çağın en büyük hastalıkları olarak inançsızlık, dinsizlik, iman zafiyeti, anarşi ve terörü saydığını aktaran Öktem, bu problemlerin çözümünde ehli kitap çerçevesine giren bütün din mensuplarıyla ittifakı savunduğunu ifade etti. Nursi’nin eserlerinde müsbet hareket vurgusunun görüldüğünü de belirten Öktem “Bediüzzaman, zulme, haksızlığa, teröre, inançsızlığa ve sefahate karşı adalet, doğruluk, yardımlaşma, sevgi, dayanışma ve işbirliği için evrensel bir barış tavsiye etmektedir” dedi.
Birinci Ulusal Risale-i Nur Kongresi kapsamındaki aynı panelde ikinci bildiriyi sunan Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç ise Bediüzzaman’ın, medeniyetlerin hidayet zemininde oluşturulabilecek müsamaha bağlamında buluşmasını öngördüğünü dile getirdi. “Yaklaşık on seneden bu yana Medeniyetler Çatışması tezinin hayata geçirilmesine yönelik çabalara şahit oluyoruz. Ancak bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu şey çatışma ve gerilim değil, barış ve diyalog içinde bir arada varolmaktır” diyen Açıkgenç, Bediüzzaman’ın medeniyetler arası diyalog için ortaya koyduğu çözümleri anlattı. Günümüz Müslümanlarında görülen Batı karşıtlığının Bediüzzaman Said Nursi’de olmadığını, Nursi’nin Batı medeniyetine iyilikleri ve kötülükleri açısından bakarak, faydalı kısmının alınmasında sakınca görmediğini söyleyen Prof. Dr. Açıkgenç, “Bediüzzaman medeniyetlerin insanlığa ilahi mevhibe olarak bahşedilen hidayet zemininde oluşturulabilecek müsamaha bağlamında buluşmasını öngörmektedir. Bu zemin, hayatta dayanak noktası olarak kuvvet yerine hak ve adaleti esas almaktadır. Hedefi ise menfaat yerine fazilet, birlik noktası etnik milliyetçilik yerine din, vatan, sınıf ve insanlık gibi ortak paydalardır” dedi. Açıkgenç, Bediüzzaman’ın önerdiği medeniyetler buluşmasındaki hayat ilkesinin yardımlaşma, kurumlaşma ilkesinin ise ruhun ulvi duygularının doyurulması olduğunu söyledi.
Aynı panelde “Etnik ve Kültürel Farklılıkların Buluşmasında Bediüzzaman’ın Rolü” başlıklı bildirinin sunumunu yapan Dr. Alev Erkilet Başer de Bediüzzaman’ın etnik farklılıkları Alah’ın yarattığı bir durum olarak gördüğünü ve bundan muradın, farklı kavimler, gruplar arasında tanışma ve dayanışma olduğu ifade etti. Son derece çağdaş bir konu olan etnik farklılıkların zaman zaman çatışmaya potansiyelleri doğurabildiğini belirten Başer, “Modern sosyal bilimler etnik gruplar arasındaki çatışmaları çözmek için genellikle dini inançlardan bir nevi zamk, bir çimento olarak yararlanma eğiliminde olmuşlardır. Yani dinin toplumsal bütünleşmeyi sağlayan ögelerinin alınıp, ‘bunu sağlamayan’ ögelerinin dışarıda bırakılması yönünde son derece araçsal bir tutum geliştirmişlerdir. Bediüzzaman Said-i Nursi ise dinin bu tür toplumsal bir zamk olarak kullanılmasını ve tüm araçsalcı tutumları reddetmesiyle ön plana çıkıyor” dedi.
Bediüzzaman’ın etnik grupların ilişkilerinin düzenlenmesinde ortaya koyduğu modelin birinci ve en önemli özelliği dine kesinlikle araçsalcı bir perspektiften bakmaması olduğunu söyleyen Başer, onun kültürel benmerkezciliğe ve batıya karşısında takınılan aşağılık duygusuna da karşı olduğunu, onun Müslüman toplumların İslamiyet milliyeti üst kimliği altında farklılıklarını koruyarak bütünleşmelerini önerdiğini dile getirdi. Başer, “Bediüzzaman’ın metnine baktığımız zaman şu an yapılması gereken şey, Kur’an ışığında, Üstadın etnik gruplara dair söylediklerinin ışığında, Osmanlı tecrübesinin bize verdiği güzellikleri de görerek yeni modeller yönünde çalışmaktır. Bu konuda daha yoğun çalışılması gerektiğini düşünüyoruz.” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.
Panelin son konuşmacısı Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise günümüz insanlığının sosyolojik bir kanser olgusuyla karşı karşıya kaldığına, Bediüzzaman’ın da bu durum hakkında erken teşhiste bulunduğuna vurgu yaptı. Toplumların zengin-yoksul, avam-havas, kadın-erkek, yaşlılar, çocuklar, gençler gibi sıralanabilecek sosyal katmanlardan oluştuğunu ve bu katmanlar arasındaki uzlaşma için Bediüzzaman’ın muhabbet, merhamet, adalet, gayret, ihlas, kanaat, şura, ikna gibi çözümler sunduğunu anlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan da “Bediüzzaman filozoflar gibi bireysel bir tez geliştirmemiş. Kaynağını Kur’an’dan alarak çağın sorunlarına, din ve bilimi beraber kulanarak reçete yazmıştır” dedi. Bediüzzaman’ın tespitlerini ‘semavi tezin çağdaş yorumu’ olarak adlandıran Tarhan, onun, gelişmemizi engelleyen hastalıklar olarak, ümitsizliği, yalanı, düşmanlığın hoş karşılanmasını, manevi bağların bilinmemesini, despotizmin bulaşıcı hastalık gibi yayılmasını ve şahsi menfaatlere öncelik verilmesini gördüğünü aktararak bunlara karşılık, doğruluk, ümit, iyimserlik, muhabbet, çalışma ve şurayı tavsiye ettiğini belirtti. Çok sayıda katılımcıyla gerçekleşen panelde masa çalışmalarında bulunan tüm araştırmacılara birer plaket sunuldu.
Risale-i Nur Enstitüsü tarafından düzenlenen “Farklılıkların Buluşmasında Bediüzzaman’ın Rolü” başlıklı panelin açılış konuşmasını yapan Yeni Asya Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Kutlular, Bediüzzaman Said Nursî’nin asrın sorunlarına Kur’ân’dan çözümler getirdiğini vurgulayarak, “Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerine mensup talebeleri olarak onun Kur’ân’dan aldığı ilâç ve reçeteleri bütün İslâm dünyasına, Hıristiyan dünyasına, bütün insanlığa göstermeye şiddetli ihtiyaç duyduk. Ve bu ihtiyaçtan da bu tarz toplantıları tertip etmeyi bir görev bildik. Ümit ediyorum ki bu problemlerimize en güzel bir şekilde çözümler getirildiğini siz de bu toplantılarla göreceksiniz” dedi. Kıyamete kadar Peygamberimizden başka peygamberin, Kur’ân-ı Kerim’den başka bir kitabın, İslâmdan başka bir dinin gelmeyeceğini, bunun diğer semavî din mensuplarınca da bilindiğini ifade eden Mehmet Kutlular, her asırda gelen müceddidlerin, zamanın geçmesiyle ortaya çıkan ihtiyaçlara gerekli çözümleri Kur’ân’dan alarak Müslümanlara takdim ettiklerini belirtti. Asrımızın geçmiş asırlardan daha büyük bir müceddide ihtiyaç duyulan bir asır olduğunu, İslâm dünyasının değişik sebeplerle büyük sıkıntılara maruz kaldığını, toplum hayatında birtakım problemlerin meydana geldiğini ve Bediüzzaman Said Nursî’nin bu problemlere çözüm getiren bir insan olduğunu dile getiren Kutlular, “Türkiye’nin şartları noktasında bu zat-ı muhterem gereği gibi tanınamamıştır. Birtakım hakim güçler yan bakmışlar, ters bakmışlar, tehlikeli görmüşler. Ama artık zaman geçtikçe, bu baskılar da kalkınca Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin bütün İslâm dünyasına, hem bütün Hristiyan dünyasına, hem de bütün insanlığa Kur’ân’dan aldığı ilâç ve reçeteleri o insanlara da göstermeye, ona bağlı talebeleri olarak şiddetli ihtiyaç duyduk. Ve bu ihtiyaçtan da bu tarz toplantıları tertip etmeyi bir görev bildik” şeklinde konuşmasını sürdürdü. Bediüzzaman’ın Asr-ı Saadeti bu asra taşıyıp, İslâma güzel bir yorum getirdiğine de vurgu yapan Mehmet Kutlular, “Bediüzzaman sünnet çerçevesinden ayrılmadan doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti en güzel şekilde gösterdi. Bugün hâlâ tartışılan demokratikleşme meselesinden tutunuz da cihat meselesine kadar hep önemli yorumlar yaparak bu asrın şartlarına göre çözümler getirdi” dedi. |
||||||||||||
|
Naciye KAYNAK / İSTANBUL 04.05.2004 |