|
|
Bediüzzaman’ın gölgesinde tefekkür ettiği Karadağ’daki çam ağacı geçtiğimiz günlerde yaşanan yoğun kar yağışı ve fırtına sonucu yıkıldı. "Karadağ'ın bir meyvesi" başlıklı lahika burada telif edilmişti. Bediüzzaman Said Nursî’nin bazan faytonla, bazan yürüyerek gelip gölgesinde tefekkür ettiği Karadağ’daki çam ağacı geçtiğimiz günlerde yaşanan yoğun kar yağışı ve fırtına sonucu yıkıldı. Köylülerden alınan bilgiye göre, çam ağacı kar yağışı sonucu yıkıldı. Vatandaşlar, kırılan parçayı da göstererek, bu parçayı kimseye vermediklerini ifade ettiler. Bediüzzaman’ın Kastamonu hayatında (1936-1943) önemli bir yer tutan Karadağ, şehrin yaklaşık 7-8 kilometre batısına düşüyor. Üstad buraya gelip tefekkür ediyor ve Âyet-ül Kübrâ risâlesini yazıyordu. “Karadağ’ın bir meyvesi” başlıklı lahika için Üstad, “Mektup yerine bu meyveyi gönderiyoruz” ifadesini kullanıyor. Karadağ’a çıktığı tarihi de tam olarak veren Said Nursî, “Teşrin-i Sâni otuzuncu gün, bin üç yüz elli sekizde Karadağ başına çıkıyorum” diyor ki, bu da miladî olarak 13 Aralık 1942’ye tekabül eder. Ağacın bulunduğu bölge, Nur talebeleri tarafından Bediüzzaman Said Nursi'ye ait bir hatırayı yad etmek amacıyla ziyaret ediliyordu.
Bir âyetin mânâ-yı işârîsinin külliyetinden bir ferdi, Hürriyetten bu ana kadar, Teşrin-i Sâni otuzuncu gün, bin üç yüz elli sekizde, Karadağ başına yalnız çıkıyordum. “İnsanların, hususan Müslümanların bu teselsül eden helâketleri ve hasaretleri ne vakitten başladı, ne vakte kadar devam eder?” hatıra geldi. Birden, her müşkülümü halleden Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan Sûre-i Ve’l-Asri’yi karşıma çıkardı. Dedi: “Bak.” Baktım. Her asra hitap ettiği gibi, bu asrımıza daha ziyade bakan “Yemin olsun Asra. İnsan muhakkak hüsrandadır” (Asr Sûresi, 1-2.) âyetindeki (şedde ve tenvin sayılır) makam-ı cifrîsi bin üç yüz yirmi dört edip (1324), Hürriyet inkılâbıyla başlayan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan harpleri ve Birinci Harb-i Umumî mağlûbiyetleri ve dehşetli muahedeleri ve şeair-i İslâmiyenin sarsılmaları ve bu memleketin zelzeleleri ve yangınları ve İkinci Harb-i Umumînin zemin yüzünde fırtınaları gibi, semavî ve arzî musibetlerle hasâret-i insaniyeyle âyetinin bu asra dahi bir hakikati, maddeten aynı tarihiyle gösterip, bir lem’a-i i’câzını gösteriyor. “Ancak îmân eden ve güzel işler yapanlar müstesnâ.” (Asr Sûresi, 3) âhirdeki sayılır. Şedde sayılır ise, makam-ı cifrîsi bin üç yüz elli sekiz olan bu senenin ve gelecek senenin aynı tarihini göstermekle o hasâretlerden, bâhusus mânevî hasâretlerden kurtulmanın çare-i yegânesi iman ve a’mâl-i saliha olduğu gibi ve mefhum-u muhalifiyle, o hasâretin de sebeb-i yegânesi küfür ve küfran, şükürsüzlük, yani imansızlık, fısk ve sefahet olduğunu gösterdi. Sûre-i Ve’l-Asri’nin azametini ve kudsiyetini ve kısalığıyla beraber gayet geniş ve uzun hakaikin hazinesi olduğunu tasdik ederek Cenâb-ı Hakka şükrettik. Evet, âlem-i İslâmın, bu asrın en büyük hasâreti olan bu dehşetli İkinci Harb-i Umumîden kurtulmasının sebebi, Kur’ân’dan gelen iman ve a’mâl-i saliha olduğu gibi; fakirlere gelen acı, açlık ve kahtın sebebi dahi, orucun tatlı açlığını çekmedikleri ve zenginlere gelen hasâret ve zayiatın sebebi de, zekât yerinde ihtikâr etmeleridir. Ve Anadolu’nun bir meydan-ı harp olmamasının sebebi, “İman edenler müstesna” kelime-i kudsiyesinin hakikatini fevkalâde bir surette yüz bin insanın kalblerine tahkikî bir tarzda ders veren Risâle-i Nur olduğunu, pek çok emareler ve şakirtlerinden binler ehl-i hakikat ve dikkatin kanaatleri ispat eder. Ezcümle: Emarelerden biri, Risâle-i Nur’a sıkıntı veren, veyahut hizmetinden çekilen pek çok adamların tokat yemeleri gibi, bu sene, bu memleketin etrafında umumî bir tarzda Risâle-i Nur’un intişarına sıkıntı verip şimdiki bir nevi tevakkuf devresi vermek hatâsıyla, şimdiki umumî sıkıntının bir sebebi olduğunu göstermesidir. (Kastamonu Lâhikası’ndan) |
|
İbrahim VAPUR 17.03.2004 |