begualtug.sitemynet.com
12.gif

ana sayfam
ünlüler
DÜNYADAN
ÇOCUK SAĞLIĞI
çocuk sağlığı
witch
bilim &teknik
bilim
HEPSİ
Çocuklar
İNSAN VÜCUDU
önemli organlar
KİŞİSEL SAYFA
Foto Albüm
Linkler Sayfam
Harika resimler
witch & winx

bilim &teknik


Sık hastalanan çocuklarda pfapa sendromu
Çocuklarda periyodik ateş, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde şişme ve aft belirtileriyle ortaya çıkan PFAPA sendromu, çocukların 20 ya da 30 günde bir hastalanmasına yol açıyor

ANKARA - Hastalığın, yineleyen bademcik iltihabı, ailevi Akdeniz ateşi gibi hastalıklarla da benzerlik gösterdiğine işaret eden uzmanlar, PFAPA sendromunun bu hastalıklarla karıştırılabildiğini belirterek ebeveynleri uyarıyor.


PFAPA Sendromu’nun ilk kez 1987 yılında tanımlanan bir hastalık olduğunu anlatan Ankara Üniversitesi (A.Ü) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal İnce, çocuklarda sıklıkla görülen ve tedavisi uzun yıllara yayılabilen PFAPA Sendromunun, çocuklarda belli aralıklarla tekrarlayan ateş, boğaz ağrısı, boyun bölgesindeki lenf bezlerinde şişme ve ağız içinde sayısı birkaç adedi geçmeyen aftla kendini gösterdiğini kaydetti.

Ateşle seyreden atakların genellikle 3-5 gün sürdüğünü söyleyen İnce, hastalığın hiç tedavi edilmemesi durumunda mevcut bulguların yıllarca sürebildiğini ancak sonunda hastalığın tamamen ortadan kalktığını belirtti. İnce, bu durumda yıllar içinde atakların durduğunu ve şu anki bilgilere göre hastalığın vücudun herhangi bir bölgesine zarar vermediğini kaydetti.

EĞİTİM HAYATINI OLUMSUZ ETKİLİYOR
PFAPA atakları yaşayan çocuğun iştahının da azaldığına dikkati çeken İnce, çocuğun her ay ortalama 3-5 gününü yüksek ateşle geçirmesi nedeniyle günlük yaşamının olumsuz etkilendiğini ifade etti. İnce, hastalık semptomları nedeniyle çocuğun kreş ya da okula devamsızlık yapabildiğini anlattı. Hastalığın doğru teşhis edilememesi durumunda çocuğa gereksiz yere antibiyotik tedavisi uygulanabileceğini hatırlatan İnce, “Gereksiz ilaç uygulaması da dirençli mikropların ortaya çıkmasını kolaylaştırır, aileye ekonomik yük getirir ve ilaca bağlı istenmeyen yan etkilerin meydana gelmesine neden olabilir” diye konuştu.

ATAKLARIN TEKRARLAMA ARALIĞI
PFAPA Sendromu’nda, 20 ile 30 günlük periyotta hastalık bulgularının hiç aksamadan tekrarladığını belirten İnce, şunları kaydetti: “Aileler genelde çocuklarının 3-4 atağından sonra, bir gün önce hastalanacağını tahmin ederler. Bir çocuk son hastalığının üstünden 30 gün, bir diğer hastalığında önceki hastalığından 20 gün ya da 15 gün sonra hastalanıyorsa, burada PFAPA Sendromu’ndan söz etmenin imkanı yoktur. PFAPA’da, her çocuğun belli bir gün hastalanma zamanı vardır. Örneğin bir çocuk her 24 günde bir hastalanıyorsa o zaman PFAPA Sendromu’ndan söz edilebilir.”

NEDENİ BİLİNMİYOR
Hastalığın teşhisinde laboratuvar testinin mümkün olmadığını belirten İnce, tanının çocukları izleyerek konulduğunu söyledi. İnce, hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini, vücudun savunma sistemi ile ilgili olma olasılığının yüksek olduğunu anlattı. Hastalığın dönemsel ataklarının kortizon grubu bir ilacın ağızdan düşük dozda bir kereye mahsus verilmesi ile önlenebildiğini belirten İnce, her atakta aynı tedavinin uygulanması gerektiğini bildirdi. İnce, ilacın verilmesinin ardından, normal seyrinde 3-5 gün süren hastalığın süresinin bir anda yarım güne indiğini söyledi. Bademciklerin ameliyatla alınması ile yaklaşık yüzde 75 oranında hastalığın tekrarlamadığına dikkati çeken İnce, hastaların yüzde 25’inde ise atakların devam edebileceğini bildirdi.

TAMAMEN GEÇMESİ YILLARCA SÜREBİLİYOR
Hastalığın hem kız hem erkek çocuklarda görülebildiğini belirten İnce, 5 yaş öncesinde ortaya çıkabilen PFAPA ataklarının tamamen geçmesinin yıllar sürebileceğini söyledi. İnce, belli aralıklarla yineleyen ateşle seyreden PFAPA Sendromu’nun diğer hastalıklardan ayırıcı tanısının yapılması gerektiğine işaret ederek, “Kronik (Süreğen) veya yineleyen bademcik iltihabı denilen durum, PFAPA Sendromu’na çok benzer. Ancak PFAPA Sendromu bu hastalıktan farklıdır” dedi.

AĞIZ İÇİNDE YARALAR OLUR
İnce, “Bademcik iltihabında, zaman aralıkları PFAPA kadar net değildir. Kronik tonsilitte ağızda aft genelde bulunmaz. Bu durumda hasta, hasta değilken de muayene edildiğinde boğazda hekim tarafından fark edilecek bazı değişiklikler devam eder. PFAPA Sendromu’nda ise çocuk sağlıklı iken muayene edildiğinde herhangi bir bulguyla karşılaşılmaz.” Türkiye’de sık görülen ailevi Akdeniz ateşinin yineleyen ateş bulguları göstermesi ile de PFAPA Sendromu’na benzediğini kaydeden İnce, Akdeniz ateşinde karın ve eklem bölgelerinde ağrı görüldüğünü söyledi. “Siklik nötropeni” denen hastalığın da PFAPA Sendromu’na benzer özellikler gösterdiğine işaret eden İnce, bu hastalıkta üç haftada bir kandaki akyuvar sayısındaki azalmaya bağlı yineleyen boğaz enfeksiyonu ve ağız içinde yaralar görüldüğünü kaydetti.

Prof. Dr. Erdal İnce, özellikle kreş ve okul gibi kalabalık ortamlarda bulunan çocuklarda sık boğaz enfeksiyonu görüldüğünü hatırlatarak, bu durumun da PFAPA Sendromu ile karıştırılabileceğini söyledi.

Obezite erken ergenliğe yol açıyor
Çocukluk dönemi obezitesinin, kız çocuklarının ergenliğe erken geçmesine yol açtığı belirlendi.
CHİCAGO - Michigan Üniversitesi Çocuk Hastanesinde, 354 kız çocuğu üzerinde yapılan araştırmada, 3 yaşında normalden fazla kilolu olan ve bunu takip eden üç yıl içinde kilo almaya devam eden kızların, memelerin çıkmasıyla başlayan ergenliğe 9 yaşında geçtiği saptandı.
Araştırmayı kaleme alan Dr. Joyce Lee, daha önceki araştırmalarda, ergenliğe erken ulaşan kızların vücut kütle endekslerinin daha yüksek olduğunun saptandığını, ancak ergenliğin mi kilo almaya yol açtığı, yoksa kilonun mu ergenliği erken getirdiğinin bilinmediğini söyledi.

Lee, kendi yaptıkları araştırmanın, kilonun erken ergenliği getirdiğini gösterdiğini kaydetti.

Pediatrics dergisinde yayınlanan araştırmada, erken ergenliğin birçok olumsuz etkisi olduğu, bunların arasında ruhsal bozukluklar, alkol kullanmaya ve cinsel ilişkiye erken başlama, küçük yaşlarda gebelik ve üreme organları kanserleri bulunduğu belirtildi.


İSTANBUL - İngiltere, özellikle çocuklarda giderek artan obezitenin önüne geçmek için, mideyi küçülten ve iştahı kesen mide kelepçesine yeşil ışık yaktı. İngiliz Ulusal Sağlık Enstitüsü, bugüne kadar sadece yetişkinlere uygulanan mide kelepçesini çocuklar için de onaylayarak gittikçe tehlikeli boyutlara ulaşan obeziteye karşı radikal bir önlem alındığını açıkladı. Bu tür uygulamaların çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimini olumsuz etkileyeceğini belirten çocuk doktorları ise ‘obeziteyi engellemek için çocuğu aktiviteye yönlendirin, ona doğru beslenme alışkanlığı kazandırın ve çok mecbur kalmadıkça bu tür ameliyatlara yönelmeyin’ önerisinde bulunuyor.



‘MİDE KELEPÇESİ ÇOCUĞUN GELİŞİMİNİ OLUMSUZ ETKİLER’
Doç. Dr. Ayper Somer (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı)
“Ben bir çocuk hekimi olarak böyle bir uygulamaya karşıyım. Çünkü çocuklar büyüyen ve gelişen organizmalar, biz onlara diyet yaptırıken bile çok itinalı davranıyoruz, yetişkinler gibi diyet yaptırmayıp sadece kalori alımını biraz kısıtlıyoruz. Mide kelepçesi çocuğun gelişimini büyük bir olasılıkla olumsuz etkileyecektir. Çocuklara diyete bile temkinli bakarken kelepçe gibi bir olay bence biraz agresif bir yaklaşım. Ben açıkçası böyle bir uygulamaya karşıyım.”

‘SON SEÇENEK OLARAK YAPILABİLİR’
Prof. Dr. Müvit Sarımurat (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cer. ABD Öğr. Üys. )
“İngilizler kendi etik kurullarından geçirmiş olabilir ama bizde böyle bir şeyin olması için etik kurullarımızın da onay vermesi lazım. ihtiyacı olan çocuklarda eğer sağlığını düzeltmek için yapacak başka bir şey kalmadıysa, denize düşen yılana sarılır misali uygulanabilir. Mesela çocuk yürüyemeyecek kadar şişmandır ve kalp başta olmak üzere bir çok hastalık ortaya çıkmıştır o zaman yapılabilir. Ama bu hastaların çok iyi seçilmesi lazım, ‘çocuğum güzel görünsün’ düşüncesindeki ailelerin böyle bir uygulamaya gitmesi de mümkün olabilir. Bunun için böyle bir uygulamaya bir kurulun karar vermesi ve gerçekten en son seçenek olması gerekir.”

‘GENELLEME YAPMAK DOĞRU DEĞİL’
Prof. Dr. Tufan Kutlu (Pediatrik gastroenterelog)
“Bu doğru bir durum değil, mantıklı bulmuyorum. Çünkü çocuk obez ise bunun nedenlerinin araştırıp tedavi etmek gerekir, şişman çocuğu ameliyat edip mide kelepçesi takarsanız doğru olmaz. Çok ileri derecede obez olanlar için belki en son seçenek olarak uygulanabilir ancak genellemeyi doğru bir yaklaşım olarak görmüyorum. Yani her şişman çocuğa uygulanmasına karşıyım. Hele hele obezitenin nedenini araştırmadan böyle bir operasyon yapılmasına kesinlikle karşıyım. Ancak mesela yürüyemeyecek kadar ileri obezitesi olan çocukta eğer neden biliniyor ancak obezite önlenemiyorsa bu tip bir cerrahi uygulama olabilir ama bunu genelleştirmek doğru değil.”

‘ÇOCUĞA DOĞRU BESLENME ALIŞKANLIĞI KAZANDIRILMALI’
Prof. Dr. Zeynep Oşar, (İç hastalıkları ve endokoronoloji uzmanı)
“Bu yöntem, vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde olan ve sağlık riskleri bulunan erişkinlerde uygulanıyor ve çok da iyi sonuçlar alınıyor. Endokoronoloji açısından çocuğun beslenme ve büyüme gelişiminin devamı sağlanmak koşulu ile ve eğer şişmanlıktan kaynaklanan sağlık riski çok yüksekse uygulanabilir. Mesela çocuklarda şeker hastalığı çok sık görülüyor, üstelik şişman çocuklarda erişkin şeker hastalığı sık görülüyor. Ancak bence çocuklarda kalıcı cerrahi uygulamalardan çok fiziksel aktivitenin artırılması, çocuğun spora yönlendirilmesi ve doğru beslenme alışkanlığının kazandırılması daha doğrudur. Yani kalıcı bir değişiklikten ziyade yaşam tarzını değiştiren bir takım önlemler alınması en doğrusudur ve benim ailelere önerim de bu yönde olur.”

‘ÇOCUK GELİŞİMİNİ ETKİLEMEZ AMA ONAYLAMIYORUM’
Seçil Kenar (Beslenme ve diyet uzmanı)
“Çocuğun çok iştahı varsa bunu kapatmaları bakımından ve iyi bir diyetisyenle de kontrol edilerek yapılırsa herhangi bir olumsuzluk olmaz. Çocuk alması gereken besinleri, vitamin ve mineralleri diyetisyen eşliğinde alırsa bir sorun olmaz. Ancak ben çocuklara böyle bir uygulamayı onaylamıyorum eğer hiçbir çare kalmamışsa uygulanabilir.”

ee.jpg

Çocuk sinüzitlerini hafife almayın!

Erişkinlerde çok iyi bilinen sinüzit hastalığı çocuklarda da sık rastlanılan önemli bir sağlık sorunu, fakat çoğu kez gözden kaçırılarak ihmal ediliyor.


Güncelleme: 11:30 TSİ 10 Ocak 2007 ÇarşambaİSTANBUL - Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Sinüzit ihmale gelmez. İşitme kaybı ile sonlanabilecek orta kulak iltihaplanmaları ya da kronik akciğer sorunlarına yol açabilir.” diyerek aileleri uyardı.


Çocuklarda, 10 günden fazla süren üst solunum yolu enfeksiyonlarında hemen sinüslerinin hastalandığı söyleyen Nişantaşı KBB Grubu Uzmanı Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Çocuk sinüslerinin gelişimleri 20 yaşına kadar sürüyor. Erişkinlerdekinin aksine, çocuk sinüzitlerinin belirtileri ve nedenleri daha belirsiz ve karışık olabilir. Sadece tanı ve tedavisindeki güçlükler nedeniyle değil fakat göz ve kafa içi yayılmalarına yol açma riski nedeniylede erişkin sinüzitlerinden farklılık gösterirler” dedi.

Çocuk sinüzitlerinin inatçı ve sık sık tekrarlayabilen bir hastalık olduğunu vurgulayan KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, sinüzitin yazın iyileştiğini ancak kışın yeniden tekrarladığını da sözlerine ekledi. Doç. Dr. Şerbetçi, çocukların sinüzit olup olmadığını anlayabilmek ailelerin için bazı belirtilere dikkat etmesi gerektiğini söyleyerek, şu önerilerde bulundu:

10-14 günden fazla süren soğuk algınlığı (nezle/grip), bazen hafif ateş yükselmesi ile birlikte olabilir.
Burun tıkanıklığı, horlama,
Koyu kıvamlı, sarı-yeşil renkli burun akıntısı,
Geniz akıntısı, bazen boğazda yanma ile kendini belli edebilir.
Nefeste kötü koku, mide bulantısı ve/veya kusma,
İnatçı öksürükler,
Baş ağrısı (genelde 6 yaşından büyüklerde),
Huzursuzluk, bitkinlik, kişilik değişimleri,
Gözlerin çevresinde şişme, gözaltlarında morluk.

Küçük çocukların bağışıklık sistemleri henüz tam gelişmemiş olduğundan, özellikle 7 yaşına kadar çocuklar burun, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına daha yatkındırlar. Çoğunlukla nezle gibi virüslerle olan, sıradan üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben başlar. Eğer çocukta burun içerisinde geniz eti ve bazı yapısal başka etkenler de varsa sinüzit daha inatçı hale gelir. Üst solunum yolu alerjileri de sinüzite eğilim yaratan etkenlerin başında gelir. Çoğu üst solunum yolu ilaç kullanılmasa bile kendiliğinden iyileşir ama eğer çocuk bir hafta-on günlük bir süre sonrasında da halen hasta ise sinüzit açısından mutlaka değerlendirmek gerekir. Çocuğun bilinen çevresel alerjenlerden ve sigara dumanı gibi kirliliğe yol açan maddelerden uzak tutulması, varsa reflü hastalığının tedavi edilmesi ile sinüs enfeksiyonu riski azaltılabilir.

Sinüzitin Tanısı
KBB Uzmanı tarafından çocuğun kulakları, burnu ve boğazı muayene edilir. Olası tanıya götürebilecek şekilde hastalığı hakkında aileden bilgi alınır. Muayene esnasında burnun içerisini ve geniz bölgesini görebilmek için özel ince endoskopların kullanılması ile kesin tanı konulabilir. Bu endoskopik muayene; çocukla güvene dayanan, bir iletişim kurabilen her deneyimli uzman tarafından muayenehane koşullarında ve her yaşta çocuğa rahatlıkla yapılabilir. Sık olmayarak sinüslerin durumunu değerlendirebilmek amacıyla ‘Bilgisayarlı Tomografi’ de istenebilir.

Sinüzit Nasıl Tedavi Edilir?
Akut Sinüzit
Bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi henüz başlamış sinüzitlerde çoğu çocuk antibiyotik tedavisine oldukça iyi yanıt verir. Akıntı kesici ilaçlar ve burun açıcı spreylerin kısa dönem kullanımı ile burun açıklığı sağlanabilir. Tuzlu su damlaları veya spreyleri ile akıntıların kıvamı yumuşatılabilir ve mukozanın iyileşmesi hızlandırılabilir. Eğer çocukta akut sinüzit varsa, bu tedavi ile belirtilerde birkaç gün içinde düzelme başlar. Ancak burada belirgin düzelme olsa da, özellikle antibiyotik tedavisini sonuna kadar tamamlamak çok önemlidir. Bu aşamada ayrıca sinüzitin ağırlaşmasına katkıda bulunabilecek alerji veya diğer hastalıklar da tedavi ve takip edilmelidir.


İŞİTME KAYBI

Sağlık Bakanlığı, işitme kaybının bebeklikte belirlenmesi amacıyla “Yenidoğanlarda İşitme Taraması Programı” başlattı.
Bakanlık, hastanelerde doğan bebeklere taburcu edilmeden önce işitme taraması testi uygulanmasını öngören program kapsamında, yılda binin üzerinde doğumun yapıldığı tüm hastanelerde “işitme taraması üniteleri” oluşturulmasını istedi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ adına Müsteşar Prof. Dr. Necdet Ünüvar imzasıyla valiliklere gönderilen “Yenidoğan İşitme Taraması” konulu genelgede, işitme kayıplarının, çocuğun konuşmasını geciktiren ve bozan en önemli faktör olduğuna dikkat çekildi.

Genelgede, doğuştan işitme kaybı rahatsızlığı bulunan veya “süt çocukluğu” denilen dönemde işitme kaybına neden olabilecek bir travma, hastalık veya ilaca maruz kalan çocuğun psikolojik ve sosyal gelişiminin, rahatsızlığın zamanında teşhis edilmemesi ve rehabilitasyon programlarına alınmaması halinde yetersiz olacağı belirtildi.

Genelgede, bu çocukların ileride eğitim ve sosyal uyum açısından yaş ve zekaca eşitleri olan çocuklardan geri kalacakları, bu durumda da çocuğun sadece “işitme kaybı olan bir insan” olmaktan çıkarak “psikolojik sorunları olan, sosyal hayatla uyumsuz bir özürlü” haline geleceği kaydedildi.

Toplumda üretken bir birey olarak yerine alamayan çocuğun hayatı boyunca sosyal güvenlik kuruluşlarının özel desteğine ihtiyaç duyan bir kişi olacağı ifade edilen genelgede, Türkiye’de doğuştan işitme kayıplarının çoğunlukla 3 yaş civarında teşhis edilebildiği, işitme engeli ile erken teşhis yöntemleriyle ilgili bilgi yetersizliğinin ve teknolojilerin yaygın olmamasının işitme kaybı teşhis yaşını geciktirdiği belirtildi.

“26 İLDE İŞİTME TARAMASI ÜNİTELERİ KURULDU”
Bakanlıkça başlatılan “Yenidoğan İşitme Taraması Programı”nın, işitme engeli ile doğan bebeklerin erken dönemde tespit edilmesini amaçladığı, işitme taramalarının gerçekleştirilmesini, kesin teşhis, işitme cihazı uygulaması ve gerekli rehabilitasyon çalışmalarını sağlamak üzere planladığı ifade edilen genelgede, şunlar kaydedildi:
“Program ile hedefimiz, hastanelerimizde her yenidoğana, daha taburcu olmadan işitme taraması testlerini uygulayabilmektir. Bu program kapsamında 26 ilimizde bakanlığımıza bağlı 39 kurumda, yenidoğan işitme taraması ünitelerinin kurulması tamamlanmış, işitme taramasına başlanmıştır. 14 il ve 18 merkezin eğitimleri tamamlanmış, cihaz alım aşamasındadır. Doğumevi hastanelerimiz ve birçok devlet hastanemizde bebeğin doğduğu ilk günlerde uygulanabilen basit, ucuz ve uygulaması çok kolay testler ile yenidoğan döneminde işitme engelini teşhis edebilmek olanaklıdır. Bu önemli halk sağlığı sorununun çözümü için bakanlığımız, ülke genelinde toplumun bilinçlendirilmesini ve programın yılda binin üzerinde doğum yapılan tüm hastanelerimizde yaygınlaştırılmasını planlamaktadır.”

Genelgeye göre, sağlık müdürlükleri, 15 Şubata kadar programın yürütülmesi ile halkın ve sağlık personelinin eğitimlerine yönelik “il aktivite planları”nı hazırlayarak Bakanlığı bilgilendirecek.

Genelgeyle birlikte gönderilen çalışma yönergesi doğrultusunda yılda binin üzerinde doğumun gerçekleştiği tüm hastanelerde “işitme tarama üniteleri”nin oluşturulması sağlanacak.

İl düzeyinde bir an evvel uygulamaya başlanması için ünitelerde görevlendirilmek üzere eğitim alacak bir doktor, 2 odyometrist, odyometrist yoksa 2 ebe ve 2 hemşireden oluşan personelin adı bakanlığa bildirilecek.


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın