|
Dolce Vita Atölyesi'nde
Müzikli Akşamlar
Yakup YURT
Sahnede Dünya Akşamları 2'yi Binfikir okuyucularına duyurmuştuk. Birincisini bizler de görmediğimızden, Binfikir adına dün akşam ilk kez ben oradaydım. Neler gördüm, neler dinledim ? İşte izlenimlerim :
Dolce Vita (Tatlı Hayat) place Madou'dan chaussée de Louvain'e girerken sağdan birinci sokakta. Rue de la Charité, 37A 1210 Saint-Josse adresinde. Ulaşım çok kolay, ama otopark sorunu büyük. Güzel havalarda yürünse daha sağlıklı olur bence.
Dolce Vita Atölyesi çeşitli resmi kurumların desteklediği bir kültür derneği. Brüksel Kültürlerarası Eylem Merkezi de (C.B.A.İ.) göç sorunsalı alanında uzman bir kuruluş. Belçikalı ve yabancı kökenli aydınların bir araya geldiği ve çokkültürlü bir toplumun yapılanması için emek verdikleri bir platform. Bu aydınlar arasında Türkçe konuşanlardan Tanju Goban, Altay Manço ve Leyla Ertorun'u sayabiliriz. BKEM "Agenda Interculturel" adında aylık bir dergi yayınlıyor. BKEM kendisini tanımlamak için bir slogan cümle seçmiş: Karıştırmaksızın birleştirmek ve ayırmaksızın ayırt etmek" anlamında "Unir sans confondre et distinguer sans séparer"... Başlıbaşına bir mesele. Zor ama denemeye değer!
Neyse dönelim dün akşam olanlara... Gittim. Daha kapıdan içeri girmeden içerde sanat yapıldığını hissediyorsunuz. Kapı önü düzenlemesi bunu çağrıştırıyor. Küçük bir masanın gerisindeki bayan görevli sizi güleryüzle karşılıyor. Giriş 5 Avro. Müzisyenlere ücretsiz. Sola dönüp dar bir kapıdan geçiyor, bir iki ayak merdiven iniyor, sağa dönüyor ve sanki yasadışı bir şey yapacakmış gibi yeraltına iniyorsunuz. Belkide sanatın kendisi yasadışılığın ta kendisi... kim bilir? Geldiğim yer köhne bir bodrum katı. İçerisi elden geldiğince, ama özenle dekore edilmiş ve boyanmış. Sanatsal bir hava hakim. Masaların üzeri kavuni renkte desenli, temiz örtülerle kaplanmış. Sandalyeler ahşap. Tam şarap içilecek bir mekân. Veya Faslıların o meşhur nane çayı. Hoş tebessümlü bir Faslı bayan masaların üzerindeki küçük alüminyum kaplı ambiyans mumlarını yaktı. Işıklar söndü. Loşlukta mumlar ışıldıyor şimdi. Akdeniz akşamlarının yıldızları gibi. 40-50 kişilik bir insan topluluğu bulunuyor içeride. Akşamın sonuna doğru belki 80-90'a ulaştı bu rakam. İnsanlar sanatçı tipli, sanatçı bakışlı, sanatçı duruşlu. Herkes rahat, gerginlikten eser yok. Değişik yerlere şamdanlar ve çiçekler yerleştirilmiş. Ortam çokkültürlü. Ama yarış değil, paylaşma duygusu egemen hal ve tavırlara. Öpüşmeler candan, bakışlar parlak... Masalar üzerinde yeşil zeytin içeren kâseler koymuşlar. Susatıp içirecekler akıllarınca. Vay uyanıklar vay!..
Sahnedeki ilk sanatçı yaşlıca bir bayan. İsmini bilmiyorum. Sorma ihtiyacını da hissetmedim. 23 telli gotik harp çalıyor. Hep eski çağlardan aşk melodileri. Çok sevdim ben bu aletin tınısını. Ne güzel çaldın be nene. Şiirsellik kattın salonun loşluğuna ve yaşamın boşluğuna.
Sonra gitar çalan sempatik bir Afrikalı ile çimba adı verilen çift tamtamlı aleti elleriyle çalan bir Faslı sahne aldılar. İkinci parçada Faslı bateri çaldı. Afrika'ya uzandık bu kez. Müzik sayesinde dünyayı dolaşıyoruz ve müzik Ali Baba'nın Uçan Halısı'na dönüşüyor.
Üçüncü sırada bağlama, gitar, keman, baterili kalabalık bir grup sahne aldı. Herbiri ayrı ülkelerin insanları. Aralarında Cumali de var. Tam ortada bağlama çalıyor. Saçını at kuyruğu yapmış ve yakıştırmış. Lokomotif o. Arkadaşları doğaçlama ile ona eşlik ediyorlar. "Türkmen Kızı" parçasını çok güzel yorumladılar.
Sıradaki sanatçılar Faslı. Güney Fas Berberilerinin çalgısı olan "Ribap" ismi verilen bir tür kemençe, bongo ve marakeş çalıyorlar. El çırparak tempo tutuyoruz hep birlikte. Çok ritmik bir parça dinlettiler. Birden bizim Karadenizliler geçti gözlerimin önünden. Evrensellik denilen şey bu ayrıntılarda mı gizli yoksa?
Sıra geldi Sibel Grubuna. Girişi enstrümansız şan olarak yaptılar. "Ayrılık" parçasını seslendirdiler. Gitar, keman, darbuka eşliğinde Türk yapıtları icra ettiler. Mest olduk.
Zeki Doğuştan kendine özgü sempatik tavırları ile gitarı boynunda sahne aldı. Önce İngilizce bir parça sundu şahsi repertuarından. Hissederek ve hissettirerek. Yine sözleri ve bestesi kendisine ait "Ruhun Gemisi - L'Arche de l'Esprit" parçasını Türkçe-Fransızca karma okudu. Şiirsel bir eda ile. Sibel arkada kemanıyla eşlik etti Zeki'ye.
Kısacası müziğin meze gibi, çeşni gibi sunulduğu bir mekân burası; bir konser salonu değil. Değişik tatlar, değişik renkler, değişik kültürler, değişik tınılar. Barış içinde, bir arada. Yanyana değil, iç içe. Müzik sayesinde...
Gönlünüzden melodiler hiç eksik olmasın!
Yakup YURT
Brüksel - 12.02.2005
yakup.yurt@skynet.be
|