belleyurt.sitemynet.com
Yakup YURT

Belçika
Hoş geldin
Turhal'dan
Gözlem
Bakış
Gezinti
La Brabançonne
Darbeler
Yakup Yurt
Dosttan
Vakit tamam!
Adile Naşit
Edith Piaf
Şarkı
Diyalog
Avrupa
Adresler

Gezinti



Gauguin ile bir gezinti

Paul Gauguin  (1848 - 1903)

Paul Gauguin

Yakup YURT

Ben Gauguin'i çok severim. Lisede Sanat Tarihi dersi görmeye başladığımdan bu yana gitgide artan bir ilgim ve sevgim vardır kendisine karşı. Beni etkileyen ilkel ve naif bir yanı vardır bu eşsiz ressamın. Kullandığı renkler ve bunların kıvamı başka diyarlara taşır beni.
Gauguin 1848'de Paris'te doğdu. 1865'te Deniz Kuvvetleri'ne katıldı. 1871 yılına kadar orada kaldı. Sonra bir borsa şirketinde çalışmak üzere donanmadan ayrıldı. Ancak resim yapma tutkusu nedeniyle bu işinden de ayrıldı ve kendisini tümüyle resim sanatına adadı. Herşeyi terkederek Tahiti'ye yerleşti. "Yapay olan, geleneksel, alışılmış her şeyden kaçtım. Gerçeğe, doğaya giriyorum" diyerek ayrıldı Fransa'dan ve 1903 yılında Markiz Adalarında yaşama veda etti.
Tahiti'de ilkel sanatın tepkici, içgüdüsel doğruluğunu yakalamaya çalıştı. Renkleri yalnızca dekoratif ya da duygusal amaçlarla kullandı. İlkel yaşama romantik bir geri dönüş arzusunu gerçekleştirdi.
"Birisi bana 'Zorunlusun' dediği zaman isyan ederim/Doğa (benim doğam) aynı şeyi söylediği zaman, yenildiğimi bilerek boyun eğerim" diyor Jean Jacques Rousseau. Büyük, gürültülü kentlerin ortaya çıkması ve standartlaştırılmış, mekanize yaşam tarzlarının gelişmesi ile, Batılı insan atalarının kovulduğu Cennet'e ilişkin eski masalları yine hatırladı. Yeryüzünde insanların kaçabileceği bozulmamış bir yer hâlâ var mıydı? 19.yüzyılın Fransız sanatçıları bu Aden Bahçesi'ni çok aradılar.
Çılgınca şeyler yapmasına yol açan bilinmeyene yönelik korkunç bir arzusu vardı. Van Gogh ile sorunları yüzünden kaçmak zorunda kaldı. Şubat 1890'da karısına yazdığı mektupta şöyle yazıyor : "- Orada, Tahiti'de, güzel tropik gecelerin sessizliğinde, çevremdeki varlıklarla ahenk içinde, şehvetle çarpan yüreğimin tatlı tatlı mırıldanan müziğini dinleyebilirim. Sonunda özgür kalıp, para sorunlarından uzakta, yaşayabilir, şarkı söyleyebilir ve ölebilirim."
Arkadaşları için düzenlediği veda yemeğinde, şerefe kadeh kaldırdıkları bir seferinde, şair Mallarmé, Gauguin'in "yeteneğinin zirvesinde, uzak bir ülkede, kendi doğası içinde yeni bir güç aramak üzere onu sürgüne götüren fevkalade vicdanına" hayranlık duyduğunu itiraf ediyor.
Peki Gauguin Tahiti'de ruhunun aradığı şeyi bulabilmiş miydi? Eşi Mette'ye yazdığı bir mektupta : "Bir de bu insanlara vahşi diyorlar!... Şarkı söylüyorlar; asla hırsızlık yapmıyorlar; kapımı hiç kapatmıyorum; öldürmüyorlar..." ve "Tahiti'de gecenin sessizliği her şeyden daha garip. Hissedilebiliyor; bir kuşun ötüşü bile bozmuyor bu sessizliği."
Fransa'ya dönüş yolculuğu için güverteye çıkma zamanı geldiğinde rıhtımı terk ederken şunları mırıldanıyor kendi kendine : "Hoşça kal, konuksever ülke, harikalar dolu topraklar, özgürlüğün ve güzelliğin yuvası! Evet, vahşiler gerçekten de, eski medeniyetin insanına çok şey öğrettin; bu cahil insanlar bana mutlu olma ve yaşama sanatında pek çok şey öğrettiler." Sevgilisi Tahura'yı son kez görüyor orada. Tahura geceler boyunca ağlamıştı. Şimdi bitkin ve üzgün, ama sakin, bir taşın üzerinde ayaklarını sarkıtarak, güçlü kıvrak ayaklarını çamurlu suya dokunarak oturuyordu. Sabahleyin kulağının arkasına taktığı çiçek, solgun, dizlerinin üstüne düşmüştü. Tahura'nın dudaklarından eski Maori dizeleri dökülüyordu :

"Siz güneyin ve doğunun nazik rüzgârları
Başımın üstünden hassas oyunlarla birleşen,
Komşu adaya koşun.
Orada, en sevdiği ağacın gölgesinde,
Beni terk edeni bulacaksınız.
Ona söyleyin beni ağlarken gördüğünüzü."

Nazım'ın dediği gibi "Yaşamak güzel şey be kardeşim..."

Yakup YURT
Brüksel, 23.12.2004

Not : Bu yazı 2002 yılında İthaki Yayınları'nda "Noa Noa, Paul Gauguin" başlığı ile yayımlanan kitaptan tarafımdan derlenmiştir.