|
Hamit ERGÜL
İnsan hayatı çıkarlar için hedef alınmış durumda... « Sigara sağlığa zararlıdır... » şeklinde paketlere yazılması koşulunu arayan ülkeler elde edecekleri vergiler karşılığında ilgili endüstrilerin gelişmesine ve yaşamalarına göz yumabiliyorlar.
İçki de böyle... Hatta zararları toplumları ilgilendiren boyutlara ulaşabiliyor. Trafik kazaları, cinayetler, iş kazaları, hastalıklar içkiyle beraber gelişebiliyor.
Sağlıkları bozulan insanlarla başka endüstrilerin kurulmasına ve yaşamasına sebep olunduğu gibi toplumlarda dengesizlikler, uyumsuzluklar, feryatlar ve suçlar artıyor. Böylece mahkemeler, hapishaneler, avukatlık büroları, hastaneler ve ilaç fabrikaları gibi oluşumlar yaygın bir şekilde karşımıza çıkıyorlar.
Medya için bol malzeme var günümüzde. Reklamlardan elde edilen gelir ise oldukça yüksek. Kitaplar yazılıyor, konferanslar düzenleniyor ama kaynaklar bütün canlılığıyla faaliyetlerini sürdürüyorlar.
ARTAN DÜNYA NÜFUSU
Bazı ülkelerin artan dünya nüfusunu kontrol altına alma gayretleri de gözden kaçmıyor. Savaş endüstrisi, mikroplar, kimyasal silahlar da bu düşünceler yönünde günlük hayatımızı etkileyebiliyor... Ülkeler arası oynanan oyunlar çeşitli stratejilerle karşımıza çıkabiliyor. Dünya petrolünü, uranyum, bor madenleri gibi hassas endüstriyel değerleri ele geçirmek isteyen ülkeler çeşitli entrikalarla hedef seçtikleri yerlere girebiliyorlar. Terör unsurlarıyla zayıflattıkları ülkeleri çeşitli bahanelerle işgal edebiliyorlar. O ûlkenin tarihi varlıklarını, zenginliklerini ele geçirdikleri gibi geliştirilmiş silahlarla, kadın çocuk demeden insanları öldürebiliyorlar.
Ağızlarından kaçırdıkları « gerekirse haçlı seferleri düzenleyeceğiz » sözü ise adı geçen ülkelerin ilkel düşünce yapısını da ortaya seriyor.
SUSKUNLUK
İnsan haklarıyla ilgilenen batılı örgütler bazı hususlar için feryat ettikleri ve yollara düştükleri halde Irak'ta öldürülen insanlarla ilgili tek bir kelime dahi ağızlarından çıkarmıyorlar. Teröristlere yardım etmek, terör mağdurlarını önemsememe eğilimleri ise gözlerden kaçmıyor.
Kendi ülkelerindeki haksızlıkları ve huzursuzlukları araştırmak gibi bir gayretleri de yok. Yani dünya bir paylaşım ortamında, teröre kucak açılarak, kan dökülerek bir başka çehreye dönüştürülürken ideolojik ve siyasi suskunluklar « bana dokunmayan yılan bin yaşasın...» mantığıyla dikkatleri çekiyor.
Arap ülkelerindeki bölünmüşlük ise dünya ülkelerinin susukunluğu gibi işgalcilerin işlerini kolaylaştırıyor.
¤ İmam-ı Gazzalî'ye göre ferdin itibarını koruma görevi şu şekilde açıklanmaktadır. "İnsan bir çevre içinde yaşadığına göre kendisinin horlanmasını istemez. Bu yüzden insanın şahsiyet ve itibarını korumak ve toplum içinde şahsiyetiyle mütenasip bir mevki sahibi olmak için çaba göstermesi uygun bir davranıştır."
........
Özellikle yönetici durumunda olan kimselerin gözden düşmemek için, her zaman itibarlarını koruyacak bir davranış çabası içinde bulunmaları gerekir. Çünkü avam tabakası umumiyetle gizli üstünlüklerden ziyade zahire önem verir.
Gazzali'ye göre İslam Ahlâkı
Sayfa 173
¤ Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir.
Sanerwin
Fransız Gazetesi
medya ve şiddet
¤ Televizyon dizileriyle, sinema filmleriyle şiddet olayları, gazetelerdeki boy boy cinayet resimleri ve haberlerle normal görüntüler gibi sunulmaktadır. Gerek Türk gerekse batı kültüründeki genel şiddet unsurları psikolojik olarak medya yoluyla bireylere aktarılmaktadır.
¤ Filme özendi, öldü
Trabzon'un Bahçecik Mahallesi'nde oturan İmam Hatip Lisesi Öğrencisi Ömer Gedikli'nin (14), bir televizyonda izlediği "İkiz Dadılar" adlı filmin etkisinde kalınca canından oldu. Annesi Reyhan Gedikli'nin kız kardeşi Zeynep'le evde yalnız bıraktığı Ömer, filmdeki intihar sahnesini kardeşi Zeynep'e göstermek istedi. Ve çamaşır makinesinin üzerine çıkarak tavana astığı ipi boynuna geçirdi. Ayağı kayarak çamaşır makinesi üzerine düşen Ömer boynu kırılarak can verdi.
Milliyet Gazetesi - 27.02.1997
¤ 14 yaşındaki bir Amerika'lı genç doğumundan itibaren televizyonlarda 11 000 cinayet sahnesi görmüş oluyor.
Le Nouvel Observateur - 16.12.1994
Felluce'de tüyler ürperten vahşet
Irak'ın Felluce kentinde operasyon düzenleyen Amerikan deniz piyadelerine mensup bir asker, bir camideki ağır yaralı ve silahsız Irak'lıyı televizyon kameralarının önünde başından vurarak öldürdü.
...
BBC - Türkçe Bölümü
17.11.2004
¤ Ülkelerini savunan Irak'lılara terörist, işgalcilere de kurtarıcı diyorlar. Güçsüz mağdurlar, ülkelerini virane haline çevirenlere karşı can verenler terörist olabilirler mi? Vahşet propagandasına yardımcı olanlar ise ne yazık ki bu söylemleri bile bile kullanıyorlar.
Belma Yoran
NEW YORK GARİPLİKLERİ
New York caddelerinin uzunluğu, onbin kilometreyi aşıyor. İkiyüzbini aşan
sayıda kaliteli otel yatağı bulunuyor.
25 televizyon istasyonu, sürekli yayın yapıyor.
Uyuşturucu satışları toplamı, yılda 20 milyar dolar kadar. Yüzbin uyuşturucu tutkunu,
New York'ta yaşıyor. Bir yılda yaklaşık
ikibin cinayet işleniyor. Günde 40 kadar soygunculuk yapılıyor. Listelerde bir bilgi daha bulunuyor: Her gün ortalama, 10 ırza geçme olayı gerçekleşiyor.
¤ Merak ettiler, intihara kalkıştılar...
Eskişehir'de B. T. ve N. D. isismli iki kız arkadaş aşırı miktarda öksürük şurubu ve ağrı kesici alarak intihara teşebbüs ettiler.
İki lise öğrencisi : "İntiharın nasıl bir şey olduğunu çok merak ediyorduk. Olay günü gazetenin birinde intiharla ilgili bir haber okuduk..." dediler.
Milliyet Gazetesi - 22.02.1996
¤ KÜÇÜK TETİKÇİLER
Şanlıurfa'yla başlayıp İzmir'le devam eden cinayetler zicirine üç halka daha eklendi. Önceki gün ablasını öldürdüğü iddia edilen gençten sonra 14 yaşındaki bir çocuk babasını, 18 yaşındaki bir genç de annesini öldürdü.
Milliyet Gazetesi - 11.04.1996
¤ Aksaray İlçesi Bozcayurt Köyü'nde 14 yaşındaki bir çocuk amcasını kalbinden vurarak öldürdü.
Uluırmak Gazetesi - 19.01.1979
MEDYADA NELER OLUYOR???
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz, bu günlerde dışarıdan ve içerden çok büyük baskılar altındadır. Bu baskılara karşı gereken tepkiyi gösterecek bilinç ve cesarette olmayan bir yönetimin işbaşında olmasından dolayı, dış ve iç güçler cesaret almaktadır. KEMALİZM ilkelerini unutturmak için resmi raporlar yazmaktadırlar. Yani fırsat bu fırsattır diyerek, ulusal bilincimizin ve yurtseverlik irademizin uyanmasına engel olunmak istenmektedir. Ayrıca içimizden birileri de bu baskıları bahane edip, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için halkımızın karar alıcı mekanızmaya olası etkisini yok etmek ve kamusal baskıdan kaçmak istemektedir.
Görüyorsunuz gelişen olaylara sağlıklı bir yorum yapabilmek için yine sağlıklı verilere ihtiyaç vardır. Yani bizleri doğru bilgilendirecek, özgür ve dürüst kişi ve programlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle, Sosyal, kültürel, askeri, siyasal ve ekonomik sorunlarımız ile olası çözümlerin halkımıza sunulması engellenmişdir.
İşte bu amaca yönelik olmak üzere;
1- ÖNCE ÖZGÜR, DÜRÜST VE ULUSAL MEDYA OLMASIN İSTENDİ:
Görsel ve yazılı medyada yapılan çeşitli baskılar sonucu:
TRT-1 de PAZAR PANAROMA: Mustafa Balbayın katıldığı program kaldırıldı,
NTV de KAPALI KAPILAR ARDINDA: Mustafa Balbay, Emin Çölaşan, Yavuz Donat'ın katıldığı ve üstelik ödül alan söyleşi programı kaldırıldı,
SHOW TV de Tuncay ÖZKAN'ın hazırlayıp sunduğu;
1 - STRATEJİ (Em.Or Gen. Kemal Yavuz ve İ.Ü. Öğ. Üyesi ) yorumu,
2 - Cüneyt ARCAYÜREK'le birlikte sunduğu, güncel gelişmeleri irdeleyen program kaldırıldı,
· Hulki CEVİZOĞLU'nun hazırlayıp sunduğu CEVİZ KABUĞU, önce ATV den sonrada STAR TV deki programları da yayından kaldırıldı.
¤ Hürriyet Gazetesinde Emin Çölaşan'ın işine son verilmek istendi. Ancak e-mail bombardumanı ile bu son verme işi ertelendi,
Belki de kişisel nedenler bahane edilerek bu programlara son verilmiş olabilir.
Ama ne olursa olsun halkımız için oluşan sonuç önemli. Çünkü halkımızın doğru ve tarafsız şekilde bilgilenmesi engellenmiştir.
2 - SONRA YENİ TCK İLE TÜM MEDYANIN SESİ KISILSIN İSTENDİ:
Yeni çıkartılan TCK ile 1 Nisan 2005'den itibaren yazılı ve görsel basının sesi tamamen kısılmıştır. Bu konu ne yazik ki yasa çıktıktan sonra farkına varılmış, gereken tepki için geç kalınmıştır. Şimdi tepki koyan basın kuruluşlarına karşı yoneticilerimiz, HORTUMLARI KESİLDİ de ondan tepki gösteriyorlar şeklinde yorum yapmaktadırlar. Bu çok önemli bir suçlamadır. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi'nin de söylediği gibi Başbakan, kimlerin hortumlarının kesildiği için çılgına döndüğünü açıklamalıdır. Aksi halde kendisini eleştirenlere yanıt veremez. (16.03.2005 Milliyet - İstanbul).
3 - ŞİMDİ DE ULUSAL MEDYAMIZ, DIŞARIYA SATILMAK İSTENİYOR:
RTÜK yasasının yabancılara satışla ilgili maddesinin yeniden düzenlenmesi sırasında, TMSF'nin elindeki medya kuruluşlarının önce %49'nun yabancı sermayeye satılabileceği kararı çıkmışken, verilen değişlklik önergesi ile artık tamamı yabancı sermayeye peşkeş çekilebilecektir. Böylece 6 adet ulusal TV yabancılar tarafından satın alınabilecektir. Yani dış baskı ve dış yönlendirmeler artık ulusal TV ler ile halkımıza kolayca ulaşabilecektir. Bu konuda YAPTIĞIMIZ İŞ VEBALDİR diyerek yasaya karşı çıkan Sayın Prof.Dr. Nevzat YALÇINTAŞ'ı da kutlamak isterim (17.03.2005 -Cumhuriyet-Bülent Sağıroğlu).
Neden TV lerin özgür, dürüst ve ulusal yayın yapması konusunda bu kadar titizleniyorum? Çünkü ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre halkımızın TV yayınlarından dolayı, siyasi tercihinin oldukça etkilendiği açıkça ortaya konmuştur. Bu araştırmaya göre;
Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Konya, Antalya, Bursa, Diyarbakır ve Erzurum'la bu illere bağlı ilçe, nahiye, köy ve diğer yerleşim yerlerinde yapılan araştırmada;
1 - Seçmenlerin %13,3 ünün siyasi tercihinin televizyon-radyo programları sonucunda değiştiği,
2 - Siyasi terciğini değiştiren erkeklerin oranı %14,89
3 - Tercihini değiştiren kadınların oranı %12,78
4 - İlkokul diploması bulunmayanlar televizyon-radyo yayınları sonucunda siyasi tercihlerini en çok değiştiren grup olarak ortaya çıkarken, bunu sırasıyla ortaokul, ilkokul, üniversite-yüksek okul ve lise ve dengi okul mezunları izlemektedir.
5 - Nüfusu 10 binden az olan kırsal yerleşim yerlerinde oturanların %15,64 yayınlardan etkilenerek siyasi terciğinde değişiklik yapıyorlar.
22.1.1999 ANKARA(A.A.)- MİLLİYET Gazetesi.
Durumu bilgilerinize sunmak istedim. Sevgi ve saygılarımla.
24.03.2005
Meydanı boş buldular!
İnternet Terörü
Psikolojik Danışman'ın Psikolojik Danışman'a ihtiyacı var...
Adana ilinde "Psikolojik Danışman" olarak görev yapan bir kişi "Mailin yankılarının kısa sürede bu kadar büyümesi hoşuma gitti..." diyerek mesleğini tartışılır hale getirdi.
Son günlerde, uluslararası edebiyat ve sanat alanında ismini duyuran, Kuzey Amerika'dan Afrika'ya kadar bir çok ülkede çalışmaları yayınlanan ve bir çok ödül sahibi, Niğdeli bir şairimizi susturmak ve yazılarını yayınlatmamak için geri plandan bir Öğretim görevlisinin de kışkırtıcılık yaptığı tahmin edilen bir kaç kişinin yazılarıyla .....@yahoogroups.com'da bu şairimize hakaret ettiklerini öğrendik. Bunlardan birinin sonradan gruba yazdığı mesajında : "Mailin yankılarının kısa sürede bu kadar büyümesi hoşuma gitti..." diyecek kadar ileri gittiği ve "bu kişinin bu vasfıyla" Adana ilinde "Psikolojik Danışman" olarak görev yaptığı da kendisi tarafından açıklandı.
Durumu Niğde Emniyet Müdürlüğüne ve Niğde Valiliğine de bildirdiğini kaydeden şairimize geçmiş olsun diyor, Savcılığımızın da gerekli tahkikatı başlatacağını ve kanunlarımızın tacizcilere ve kışkırtıcılık yapanlara fırsat vermeyeceğinin kamuoyuna gösterileceğini umuyoruz.
Niğde - 01.09.2005
¤ Romancı John Grisham'ın yönetmen Olivier Stone'a eleştirisi : "Ekrandaki şiddet yaşama yansıyor.
Katil Doğanlar "Natural Born Killers "filmi şiddete sevkediyor, şiddet eğlence oldu." dedi
Milliyet Gazetesi - 11.04.1996
¤ Fransız televizyon yayınlarının %50'si şiddet içeriyor.
Fransızlar uzun sinema filmlerini, Almanlar oyun ve çeşitlilikleri, İngilizler ise seri filmler ve mizahi konuları seviyorlar.
Reponse à tout, France - 1991
TV'de Şiddet ve Çocuklarınız
Çev: Prof.Dr. Nesrin H. Şahin
"Şiddetin Fail ve Kurbanları Genç Türkler"
Christian Pfeiffer - Peter Wetzels
Türkçeye tercüme eden Frau Canan Tollu
|