berna.topuz.sitemynet.com
Kosova

Kosova'dan
Tebrikler
Kosova
Dilimiz
Edebiyat
Sevgi Seli
Tarih
Balkanlar
Araştırmalar
Haberler
Arnavutça
Tanıtım
Adresler
Siteler

Edebiyat



Taner Güçlütürk

Taner Güçlütürk'ün
Şiirsel Tedirginliği

İskender Muzbeg

Şiirlerini bir şiir kitabında henüz toplamamasına rağmen, okuduğu veya zaman zaman yayınladığı şiirleriyle umut verici şairimiz olduğunu kanıtlayan Taner Güçlütürk'ten bana birkaç şiirini göndermesini istedim. İzlenimlerde onun şiirlerine değinmek istediğimi söyledim. Genç şair benim bu isteğime hemen cevap verdi, bana 13 şiirini gönderdi.

Geçen yılın ortalarıydı. Ben bu şiirleri büyük bir hevesle okumuş ve çok beğenmiştim. Ne var ki, bunlarla ilgili yazı yazmaya başlayınca, Taner Güçlütürk'ün şiirlerini değerlendirme işinin kolay bir işe benzemediğini anlamıştım.

Şiirler akıcıydı, mısralar doyurucuydu, imgeler yalındı, sözcükler mert bir kişiliğin çeşitli özelliklerini; tedirginlikler yanında umut verici davranışları, çeşitli psikolojik durumları ve birtakım sanat manzaralarını çağrıştırıyordu. Gördüm ki bu büyük zenginlik karşısında biraz beklemek, ilk izlenimlere kapılarak değerlendirmeyi yapmamak, yani bu şiirlere bir başka fırsatta değinmek gerekiyordu. Ve ben bu şiirleri bir kenara attım, yazı yazmayı da zamana bıraktım.

Aradan aylar geçti, 2006'ya girdik. Taner Güçlütürk'ün bu şiirleri beni hala bekliyordu.

Taner Güçlütürk'ün bana göndermiş olduğu şiirleri bir kez, bir kez daha okudum geçenlerde. Bugün yeniden okudum. Hemen belirtmeliyim ki umut dolu ve umut verici genç şairimiz Taner Güçlütürk'ün şiirlerini okuyan kişi bu işin daha başında şiirsel bir tedirginlikle karşılaşır. Hoş bir tedirginliktir bu; tedirginliktir ama insanı rahatlatır, onun neşesini kaçırmaz; onu avutur, ona umut, huzur ve güç verir :

Bu diyarlarda
güvercinler yuvaya,
sular kumlara kavuşmayı bekler,
rüzgârlarsa doğudan esmeyi
bekler durur,

(2 Şubat 2002 tarihli başlıksız şiirden)

...gel gör ki
sensizliğe giden kalbin yolu
biçare diyarlarında hâlâ,
muhtaçlığın mahkum ettiği
çaresizliğin prangalarında
yosun ve pas tutmuş
bir çift kelepçedir açılmak istenen,

(14 Şubat 2002 tarihli başlıksız şiirden)

İsterseniz biz şimdi Taner Güçlütürk'ün engin şiir dünyalarını birkaç kelimeyle anlatalım:

Eylül sıcağında dizeleriyle başlayan başlıksız şiirinde şair yalnızlıklardan, çaresiz kalan aşklardan, mutlu günlerin özleminden söz etmektedir.

Sorsam mı sormasam mı başlıklı şiir önce tipik bir aşk şiiri olarak kendini göstermektedir: gönül diyarında
sana biriktirdiğim sevgileri
kış güneşi gibi eritip
akıtır mısın beni sana mahkum eden kalbine. Ancak, şiirin devamında müthiş bir toplumsal angajman söz konusudur:
Ne dersin? çıkar mı bütün karanlıklar
aydınlığa sorarsam?
yoksa bir soru gibi kalıp ta
musallat olur mu hiç ummadığımız konulara...
Sordum gidenlere
(...)
cevaplar dargın,
cevaplar suskun,
cevaplar çaresiz...
ister miydiler acaba cevapsız kalmak
unutulmak hatırlanırken,
sorular bir avuç
cevaplar azınlık...

Bu diyarlarda
güvercinler yuvaya,
sular kumlara kavuşmayı bekler mısralarıyla başlayan başlıksız şiirde ise yarınlar bizim olacak şeklinde belirtilmiş umut tepeden tırnağa bir iyimserliğin müjdecisidir:
ufukta bahar var
bulanmayacak artık kan kırmızıya çiçekler
barut kokmayacak geleceğimiz...

Gel gör ki mısralarıyla başlayan başlıksız şiire gelince, burada okuyucu şiir sanatının simgelerle bezenmiş o güzelim örneklerini doya doya yaşama fırsatını elde etmektedir:
...gel gör ki
(...)
muhtaçlığın mahkum ettiği/çaresizliğin prangalarında/yosun ve pas tutmuş
bir çift kelepçedir açılmak istenen,
...gel gör ki
(...)
limanı olmayan bir okyanusta
demir atmanın özlemini çeken
bir gemidir,
gemi gibi işte öyle bir şeydir bu...
olabildiğince dalgalarla boğuşan
indirebildiğince yelkenleri
kavuşmanın arzusuna,
batmayı göze alıp bir çırpıda
derinliklerine inmek isteyen
bir yürektir çırpınan... Şair kendinden emindir bu mısraları yazarken, girişimcidir, bu bakımdan da çok başarılı şiirlere imza atmaktadır:
öyle sevgiler
çıkaracağım ki gönül hazinesinden

hiç çekinmeden
sereceğim bir bir
rüyalarına girdiğim mehtaplı bir akşamda,

yıldızlar gibi
sereceğim tek tek.

Bir başka şiirine şair şu dizelerle başlayacaktır:
Bir seni
bir de sonbaharı/beklerken dağarcığında ömrün
çiğ düşmüş bir bir mısralarıma şiirlerimin. Burada şair "biraz karamsar
biraz da iyimserdir."

Bir çift beyaz güvercin uçsa şu gök kubbede mısralarıyla başlayan başlıksız şiirinde Taner Güçlütürk "Balkan karamsarlığı, korkusu, nefretinden" söz açmaktadır. Bir başkaldırıya yataklık eden bir istek ve şair adeta bir yol ayrımındadırlar. Oysaki yollar istekler doğrultusunda daha bir aydın, daha bir belirgindir: Ne güzel olurdu değil mi?bırakılsa tertemiz bir dünya yarınlara,
farkında olsa da söylese,
imkanı olsa da haykırsa
beyinsiz ve paslı kalkanlar içinde gömülenler,
hatırlansa unutulmuş insanlık değerleri...
yağsa yağmurlar günlerce/tufanlar hiç durmadan/kaoslara gömse kötülüklerini alemin,
ve bir sabah tekrar başlasa yeniden her şey
tertemiz, pırıl pırıl açılsa kâinatın kapıları
ne güzel olurdu değil mi?

...Temiz bir sayfa, bir arayış gibi sorgularda kendini dizeleriyle başlayan bir başka başlıksız şiirinde şair adeta mısralarla hesaplaşmaktadır: dostların vefasızlığının "v"si bile artık hiç umurumda değil...
bak ufuklar ne kadar da türkuaz
mücadelemiz ne kadar da güçlü buralarda/dostlarım!
çıkartamıyorum sizleri hayatımdan,
olmuyor,
bıçak gibi saplanmışınız yüreğime bir kere
çıkartamıyorum dostlarım,
biliyor musunuz?

vefasızlığın "v"sine bile artık yer yok hayatımda...
farkında mısınız
(...)
insanlar ne kadar çaresiz
ellerimiz ne biçim bağlı.

Prizren Güzeli başlıklı şiirde Prizren ve Türkçemiz'den söz edilmektedir; Hayallerim kalmasın başka bahara mısrası ile başlayan başlıksız şiirde yiner Türkçe'den söz edilmektedir:

Anam ağlıyor
Türkçem ağlıyor
Ben ağlıyorum,
Gel ne olur artık
Uykusuz bırakma beni
Hayallerim kalmasın başka bahara...

Bırakın başlıklı şiirde yine Türkçe vardır. Şair: bırakın kalksın içi boş gemiler kalksın
ben insanımın sofrasına konan boş vaatleri yüklenir giderim
bırakın, kalksın içi boş gemiler kalksın diye haykırmaktadır. Tedirgin olduğu bellidir. Çaresiz değildir ama, umutsuz değildir: Biter birer birer Rumeli'min Türkçe faslı
Son deminde lale devrini yaşar gafil bilmişim
Sükun sarmış muhalif şiirimin
durgunluğuna anlam veremem,
Baharımı da yazımı da
bırakın alsınlar öcünü de geçmişimden alsınlar,
Varlığım elbet yine yeşerir güz güneşinin aldatan sıcağında.
(...)Ancak açınca çiçeğim, anlarım mevsimin yaz olmadığını
farkına varırım zamanda geç kaldığımın,
istasyonda oyalı mendil kalmamıştır arkamdan sallanacak
Tren çoktan kalkmıştır çoktan Kosova ovasından!
dev gibi gölgem toplayıp eteklerini tanımaz olmuştur gövdesini,
bırakın dokunmayın!
çekinsin yanıma yanaşmaktan çekinsin
ben küreklerimi çekerim alışılmış yalnızlığıma,
bırakın çekerim...

Sorular hapsedince başlıklı şiirde Taner Güçlütürk, çeşitli sorular karşısında, imza attığı kalıcı mısralar sayesinde çaresizlikler içinde kıvranmaktan kurtulmayı başarır:

Misketlerimi çalan zamandan
neden öç almaya kalkışırım bilir misiniz?
(...)İmgeler midir bizle dargın?
Biz miyiz bir şeyleri bir yerlerde yitiren?
(...)Karanlıklarımızı kafalarımız mıdır engel aydınlatmaya? Geleceğimi görmek isterim Sisler neden kalkmaz artık yollarımızdan?
Belirsizliğimizi alıp götürsünler
Ya uykular bitmeli artık,
Ya da kaderimiz alınmalı yabancı ellerden...
(...)Zavallı karamsar şiirim benim,
Kahrolan ben miyim
Yoksa üzülen sen misin bu akşam?
Ya yeniden başlamalı her şey
Ya da son bulmadan bitmeli sorularla şiirimin hesaplaşması...

Taner Güçlütürk'ün "şiirsel tedirginliğini" anlamaya çalıştım size.

Kosova  -  26.01.2006