|
TUT Kİ İSTEMİYORSUN BENİ!
Tut ki sen, sevmedin beni,
Benim seni sevdiğim gibi.
O zaman; sanıyormusun ki?
Dünya, eskisi gibi dönecek!
Yağmurlar sana huzur verecek,
Rüzgarlar selam mı duracak?
Sanıyormusun ki?
Güneş, yeni günler doğuracak,
Bulutlar esenlik getirecek;
Filizler göğe boy mu verecek o vakit.
Tut ki sen çekip gittin,
İklimleri beğenmeyen göçmen kuşlar gibi.
O zaman sanıyormusun ki?
Yaşam eskisi gibi turkuaz kalacak!
Güller gülecek mi baharlara?
Kırdığın kalbim sana atacak mı bir daha,
Kalemlerim adını kahpe yazmayacak mı?
Sanıyormusun ki?
Reddettiğin aşkımın emsalini bulacaksın,
Tut ki buldun! sanıyormusun ki onu sana verecekler.
SEVDAMIN AYAK İZLERİ!
Belki de haberin bile olmıyacak!
Gözbebeklerine yağacağım...
İkindi yağmurlarında.
Yeşil yapraklardan kayıp giden damlalar gibi,
Hırçın denizlere nispet! dudaklarından taşıp;
Yüreğine ineceğim...toprakla suyun vuslatınca.
Nerede bir yangına rastlarsan, bil ki ortasında ben,
Kıvılcımlarında bakışların olacak alev alev.
***
Belki de aklına bile gelmeyecek!
Seni böylesine seveceğim...
Son nefesin telaşlarına dek .
Baktığında gördüğün, gördüğünde dokunduğun olacağım,
Ekmeğine katık, ciğerlerinde soluk misali .
Attığın her adım, söylediğin her şarkı sevdamdır hep,
Nerede bir deli görsen, bil ki ruhunda divane ben;
Delirten sen olacaksın, ertelenmiş umutlarda.
***
Belki de seni de uyku tutmayacak!
Kopup geleceğim...
Ummadığın vakitlerin birinde.
Karanlıkları bile ürperten çığlıkları yüklenip,
Lacivert gökyüzünden kayıp düşen yıldızlar gibi;
Rüyalarının tam ortasına dikilecek tutkularım.
Nerede bir çığ görsen, sana yuvarlanıp gelen bil ki,
Düşüren sen olacaksın hep, yaşanmamış sevdalarda.
İŞTE O VAKİTLER VAR YA!
Hani!
Seher vakitlerinde bülbüller öter ya,
Güllere olan tutkularından biçare.
Yanık yanık...parçalarcasına yüreklerini,
Görmek isterlerde; bakire goncaların kızarmasını!
Güneş komaz, onların vuslata ermesini doğuverir aniden.
Kavuşamaz ya aşıkla maşuk, zamana yengilerinde,
İşte o vakitler ... iç dünyaların kıyameti yaşamasıdır.
Hani!
Yüksek kayalardan çağlayanlar akar ya,
Ovalara sevdasından yerinde duramayırak.
Çağıl çağıl...deler geçer taşları umursamadan,
Sarılmak isterde; dingin göllerin derinliklerine!
Yağmur komaz, onların vuslata ermesini yağıverir aniden.
Berraklığı kalmazda çamur deryası olur,o güzellikler,
İşte o vakitler... ölüm en çirkin haliyle gelir canlara.
Hani!
Temmuz akşamlarında gün batar ya,
Kızıl kızıl... denize doğru doğum sancıları gibi.
Göğün haşmeti, arzın nazına boyun eğmeden,
İmbatlar öpüşmek isterde, beyaz dudaklı dalgalarla.
Dolunay komaz, onların vuslata ermesini çıkıverir aniden,
Ne altın sarısı, ne kan kırmızısı mağlupturlar gümüş kamere;
İşte o vakitler... canım bedenime dar gelir hep.
ANLADIM Kİ...
Eksilmedi sana olan sevdam,
Uzayıp giden yollara rağmen.
Her gittiğim şehri-diyarın,
Ya bir köy çeşmesinde;
Ya da bir dağın eteğinde.
Kulaklarımın çınlayışında,
Gözlerimin bir noktaya dalışında.
Anladım ki... hep sen vardın aslında,
Unutmaya çalıştıkça hatırladığım.
***
Silinmedi dimağımda izlerin,
Geçip giden onca zamana rağmen.
Yaşadığım her mevsimin kucağında!
Ya hüznünü tekrarladı yüreğim,
Ya da hatıralarda çırpındı benliğim.
Başak tarlalarında saçlarının savruluşu,
Meltemlerin kokunu bana taşıması.
Anladım ki... hep sen vardın aslında,
Kopmaya çalıştıkça bağlandığım.
***
Bitmedi sana olan aşkım,
Tükenen ömürlere, ertelenen umutlara rağmen.
Deli nehirlerin yorgun akışlarında,
Ya çehreni gördü gönül gözüm;
Ya da seslenişin aksetti dağarcığıma.
Aşılması zor dağlarla kıyasladım da,
Aşkımın yüceliğini, sevdamın enginliğini,
Anladım ki...hep sen vardın aslında;
Öldürmeye çalıştıkça yaşattığım.
|