biberon1.sitemynet.com
sekerkiz.jpg

Anasayfa
GüLeLim , EqLeneLim
Te$eKKürLeR ..
A$k

TatLi$LeR :)
LinkLeR

A$k


Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister.
Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır,
Aşk hayatıntekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.
Ve elbette Aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak
inkar etmek de asla yakışık olmaz..

rose_54.gif

"Aşk"


Alışılmış gürültülerle ,alışılmış gülüşlerle,hüzünlerle,alışılmış eylemlerle doluyduetrafımız. Onlara yok gibi, hiç gibi davranıyorduk. Umursamıyorduk. Oysa onlar bastırılmış duygularımızın tetikleyicisiydiler. Fark etmemiş olmamız ne can yakıcı. Farkedemediklerimizin esiriyiz bizler. Acıyorum.
Oldu diye sevindi. Gerçekten güzel oldu. İki gündür sokağa çıkmadan kısa kısa notlar yazıyordu yanından hiç ayırmadığı defterine. Şimdi birazda abartılı cümleler kuralım ajitasyon yapalım dedi. İnsanlar bayılır bu tarz cümlelere.
Çocuk olmak güzel şey.diye başladi yazisina. Büyüyünce balonum,uçurtmam ve pamuk şekerim olamayacak. Sanirim gökyüzüne bakip daha az hayal kuracagim. Yagmurda dans edemeyecegim. Sadece yüregimde ufak yaşima ait kocaman bir özlem kalacak.
Evettttttt bu da bitti.
Şöyle bir sayfalari çevirdi. Bayagi bir yazmişti. Bugün için yeterliydi. Kalemi defterinin arasina sikiştirdi. Siyah deri çantasinin ön gözünün fermuarini çekti. Defteri yerine yerleştirdi. Kapiyi araladi,anahtari çevirdi, sokaklar güzeldi güneşin tüm yakiciligina ragmen.. Gökyüzünün mavisi bilinmeyen bir el tarafindan traş edilene kadar yürüdü ve küfretti. Güneş söndü, yoruldugunu farkettiginde küfür edecek kimse kalmamişti çevresinde. Herşey duraganlaşmişti. O da durma ihtiyaci hissetti.Sokagina vardi,masasi ve sandalyesi orda ,onu bekliyordu. Oturdu.
Eşkenar dörtgenin etrafina oyulmuş dogru parçalari itinayla yerleştirilmişti karonun içine. Sevmedigi ayaklar bölüverdi karolarla arasindaki çizgiselligi. Set çekti.Dalmişligindan siyrildi.Karşi masada oturan çekici adamin güzel gözleriyle buluşturdu gözlerini. Boyaci çocugun elindeki kipkirmizi ,parlak dometes resminin bulundugu salça tenekesinde estetik bir yan buldu kendince. Tekrar adamin gözlerine bakti. Elleride güzeldi aslinda. Yeşil paltosunda kollarinin bittigi yerde başlayan o ellere dokundugunu hayal etti. Avuçlayip parmaklarini, yeniden biçimlendirdi usunda. Sabah evden çikmadan iki gün boyunca çiziktirdigi sözcükler aklindaydi hala. Fisildamak istedi kulagina. Ellerini tutarak ,gözlerine bakarak sözcükleriyaşanir kilmak istedi. Oysa biliyordu ki olanaksizdi. 06 LMU 69 ,06 EYS 710 plakali arabalar arka arkaya geçerken yanibaşindan ,plakalari okumuş ve defterine not etmiş olmanin tedirginligini yaşadi. Kaç kişi plakalari okuyup ,hadi okudu diyelim biryerlere yazardi. Izleniyor olmasi birinci dereceden kendisini ikinci dereceden elllerini rahatsiz etti. Elleri titredi. Bir an yazilip yazilmama arasinda dondu kaldi sözcükler. Sokaktan gelen gülüşle beyni yön degiştirdi. Hayatinda gördügü en kötü gülüştü kizdi kulaklarina. Mil çekti gözlerine unuttu. Yagmurda yagmadi dedi içinden. Dişindan konuşsaydi herkes duyardi. Tek başina oturmuşlugunun yanisira birde kendi kendine konuştugu için kinanirdi. Oysa hep kendi başina yaşadigi anlarda doyasiya gülmek gelirdi içinden. Zor tutardi dudaklarini ozamanlar. Tam gülmeye karar vermişti ki herşeye ragmen ,gözüne kadar yansiyan arabanin işigiyla kendine geldi. Şükretti. Şurada, sokagin ortasinda, kendi kendine gülseydi! Allah korusun dedi, hiç yapmadigi bir şeyi belki yapabilir olmasinin tedirginligini yaşatti bedenine.
Hadi kalk gidiyoruz.diyen tanıdık seslere baktı. Onlardı. Sevdiği iki yüz.
Canım içmek istiyor bugün,bir kadehçik.
Yutkundu ,karşi masaya bakişlarini esirgemeyen adama bakti. Zoraki bir sesle Olur.dedi. Içtiklerimin parasini ödeyeyim bari, biraz bekleyin, geliyorum. Garsonu aradi ,çantasindan çikardigi yemyeşil yirmi milyonlugu uzatirken cani hala hiçbir yere gitmek istemiyordu. Parasinin üstünü alirken garsona sormuş oldugu sorunun pişmanligini yaşiyordu. Kendini oldugundan farkli göstermeye çalişiyordu bu üç kagitçi herif.Allah biliyordu ki günahi kadar sevmiyordu onu. Yinede katlanmak zorunda hissetti.
Sesler oturduğu yere ait seslerle çınladı beyni. Birde onun elleri,gözleri hatırında kalan...
Liseyi terk etmiş diyordu birileri. Küçük bir kasabada oturuyor. Sanayici. Onu tanidigim zaman ...diye devam etti konuşmasina. Bense yandaki sesin ahengine kaptirdim kendimi. Dudaklariyla hiç tanimadigim sözleri mirildanirken,elleri tavlanin zarlari ile beraber boşlukta geziniyordu. Hiç susmadi şarkiyi bölmedi. Paramparça şeylerden hoşlanmadigimi nereden biliyordu ki Ansizin oyunu kaybettigi için olsa gerek masaya dogru tükürüverdi. Gencim ,güzelim abi yapma bunu bana.dedi. Oynamaya devam etti. Yenilmişligini unuttu. Elleriyle saçlarini geriye dogru taradi. Simit alip geleyim abi.dedi. Abi diye seslendigi siyah kara kuru adam hiçbir şey demedi. Belli ki başka sözlerin etkisi altinda başka alemlerdeydi. Istemeye istemeye sevdigim iki yüzün peşinden yürürken ayni anda sokaga adim attik. O simidi aldiktan sonra geri dönecek onunla ayni havayi teneffüs edecekti, birbirlerini farketmeden ,önemsemden. Bense birinin sesi digerinin gözlerini ayni bedende birleştirip hayallerime daldim. Artik onlar kafamin içinde tek beden tek ruhtular. Bilseler karşi çikarlardi belki de. Uyumsuz bir birliktelik deyip burun kivirirlardi. Yolda sevdigim iki yüzü takip ederken iki adamdan yarattigim tek insani düşünüp gülümsedim. Orhan Velinin dizeleri aklima geldi. Sokakta giderken , kendi kendime gülümsedigimin farkina vardigim anlarda insanlarin beni deli zannedecegini düşünüp gülümsüyorum Oracikta kahkaha ativericektim az kalsin. Aylinin sesi imdadima yetişmeseydi.
Bildiğim bir yer var. Oraya gidelim mi
Olurrrrrrr dedim son harfe vurgu yaparak.
Birden amaçsız bir şekilde yürüdüğümü farkettim. Kollarımı açsam kara göğe bakarak kuş olmayı dilesem Tanrıdan,Tanrımdan. Yönümü çizse ve ben o yöne doğru kanat çırpsam. Mesela İspanya nasıl olurdu Tanrım. İspanyayı hatırlamaya çalıştı. Hiç gitmediği gidemediği İspanyayı... Bugünlerde sürekli bu yedi harfli sözcükle her yerde karşılaşır olmuştu nedense. Bunu bir işaret saymış hatta İspanya ile ilgili bir sürü kitap almış ,evinin dört bir tarafını rengarenk İspanya resimleri ile süslemişti. Yahya Kemal! Ey zil,şal ve gülün şairi! İspanya bu akşam benimledir. Farzedelim ki şu an İspanya sokaklarında yürüyorum. Madridin bilmediğim bir sokağında tanımadığım insanlarla ziftlenmek için meyhane arıyoruz.Tanımadığım mı dedim Hayır ben onları tanıyorum onlarda beni,dostlarım dostlarım. Pablo ,ben ve Franco. Mavi göğü severiz. Serserilik ettiğimiz zamanlarda göğe karşı kanat çırpar ,şiirler düzeriz. İşte bu yüzden Mavi gök diye bir meyhaneye takılıyor gözlerimiz. Her basamakta göğe yakın toprağa uzak bir bedenle ruhlaşıyoruz. Kendimiz oluyoruz. Heyecan sarıyor bütün uzuvlarımızı. Loş meyhaneden içeri adım attığımızda artık gerçeğe ait herşey siliniyor hafızamızdan. Masa ,sandalye ve bir şişe kırmızı şarap istiyoruz. Muhabbet bizden diyoruz garsona. Bu gece burası için konuşturacağız sözcüklerimizi.
Pencereden sarı ışıklar arasında bir kayık yol alıyor ya da kendimi öylesine bir halisülasyona kaptırıyorum. Ve birileri gitarın canına okuyor. Gittikçe kararıyor içerisi. Gün ışığı çekiliyor. Neon ışıkları var artık. Vakit onların vakti. Kırmızı oluyor pencerelere yansıyan görüntüler. İnsanlar kahkaha patlatıyorlar. Ayaklar oynuyor,eller alkış tutuyor. Herkes unutmak için içiyor. Yan duvarda yıllar öncesinden bir resim duvarı süslüyor , benimse beynimi yoruyor. Şimdi yarım saat kafa patlatırım kimsenin dikkatini bile çekmeyen ayrıntılar için. Siyah beyaz,siyah beyaz,siyah beyaz... diye tekrarlayıp duruyorum. Resim siyah beyazdı griler beni ilgilendirmiyordu. Benim işim zıtlıklarlaydı. Resmin kenarına iliştirilmiş yazıyı okurken buldum kendimi. Dikkat! Hariçten şarkı gazel istemek zabıtaca yasaklanmıştır! Ne saçma bir yazıydı ama bana göre diye iç geçirdim. Dünyada tek olmadığımı biliyordum. Gülen suratlar üzerine düşen kırmızı ışığı farkettim. Fotoğrafa ait değildi. O da benim gibi neon ışığıydı,sevmiştim. Bir süre ona baktım. Ordan sandalyelere,yarım bırakılmış su şişelerine,teli koparılmış gitara ,yaşayan tellere dokunan ellere....öylece baktım uzun uzun baktım. Derin bir offff çektim, yüreğim buz oldu. Çünkü yüreğim şu an sadece bana aitti. Kaybettiğim sadece yüreğim değildi. Bir adamın gözlerinde kaybettim seni İspanya. Sokaklar boyunca uzayan yollarda ,kaldırım taşlarına uzanmış bir adamın gözlerinde. Kırmızı rugan ayakkabıları ve beyaz hasır şapkası hiç değişmemiş. İlk günkü parlaklığında siyah asklılarla sabitlenmiş pantolunu. Endülüsün en şaşalı yıllarında sarayın gözdesiydi. Franconun İspanyasında gizemli,ulaşılmaz adamı oynadı. Şimdi kaldırımlara ait bir çiçek satıcısı. Ben ona vurgundum,Endülüsten beri. Her kaybettiğimde yeniden bulduğumdu o. Ayaklarıma sırnaşarak geçen kedinin pirelerinde. Bisikletinin kırmızısı ile uyum içinde hareket eden çocuğun gözlerinin yeşilinde. Az önce sulanan çimenlerin ıslaklığında. Onu kaybettğimde ağlamıştım. Bulduğumda şaşırmadım. Ayak izlerinden tanıdım. Tozlu kaldırıma yapıştırdığı yeşile kesmiş ,yağmur ve gözyaşı kokan ayak izlerinden. Görür görmez tanıdım ve emdim,içime hapsettim. Benden başkası bilmesin,görmesin diye. Duvarın taşlaşmışlığında bıraktım onu. Masamıza Pabloya ve Francoya döndüm. Şerefinize beyler!dedim. Sizin ve onun şerefine. Ne onlar sordu onu ne de ben söyledim. Kendime sakladığımdır o.
Garson! Bir şişe kirmizi şarap daha getir, bu gece efkar basti.


Üçe doğru kalktık. Bu şehir gece yaşıyordu. Bizim şehrimiz kıpkırmızı gözlerle ayakta uyuyor,ayakta işiyor,ayakta şarkı söylüyordu. Oturmak,uyumak,dinlenmek sanki yasaktı ona. Bu şehirde geceleri yaşamayı seven bize de. Yol boyunca solucan gibi akıp giden ayak izlerine baktım. İsanın Golgota yolunda sırtında tabutunu taşırken duyduğu heyecanı ve ızdırabı duydum birden. Solucan yavaşlığı ve ayak izleri beni İsaya ulaştırdı. Tanrım dedim. Seni seviyorum. Esrik bir sesle Baküs törenlerindeki esriklikle yalvardım Tanrıma. Acı çekiyorum ,bitsin beni mutlu eden bu boşluk. Pablo konuşma be kendi kendine sarhoşuz sadece deli değiliz dedi kahkasıda peşinden eşlik etti sözlerine. Gülümsemek zorunda kaldım. Franconun bütün ciddiyetine rağmen gülümsedim. Gülümsemeyi başarabilmek, güzel derdim herşeye rağmen. Ama şimdi ağlamak istiyordum. Sarılmak sarılacak bir omuz bulup ağlamak. Pablo gülümsemeler dedi. Onların resmini yapmak istiyorum. Franco zaten yapıyorsun dedi. Kadınlar ,erkekler çiziyorsun ve gülen suratlar. İşte gülümsemenin resmi. Öyle değil dedi Pablo gerdek gecesinde kocasını bekleyen bakire meryem heyecanı ile. Öyle değil işte. Alice harikalar diyarında öyküsünde gülen kediyi bilirsiniz. Bir süre sonra kedi olmadığında bile Alice her yerde kedinin gülümsediğini görür. İşte ben bunun resmini yapmak istiyorum. Tek deli sen değilsin dedi Franco bana bakarak. İyi ki sarhoşuz çaktırmayın. Kahkaha attı. Çok pis gülüyosun be Franco dedi Pablo. Dua etki arkadaşımsın yoksa o gülüş donardı suratında. Senin Hermes kıvraklığında zekan olduğunu düşünürdüm hep. Ama yazıkki Erosun oklarıyla yorgun düşmüş bir aşık kadar bile değilmişsin. Bana bak Franco! Apollonaire şöyle demiş vakti zamının birinde İnsan yürüyüşü taklit etmek isteyince tekerleği yarattı. Tekerleğin ise bacağa benzer yanı yoktur. Sende söyleyecek söz bulamayınca tıkırtıya benzer sesler çıkarıyorsun. Ama söylediklerinin söze benzer yanı yok. Apollonaireden tek farkla şunu söyleyebilirim ki. Tekerlek insanoğlunun işine çok yaradı. Ama sen insanoğlunun geleceği için bir felaketsin. Pablonun bu sözleri üzerine sadece sustu Franco. Ne kahkaha attı ne konuştu. Sustu. Ben Franco Pablo ve susmuşluğumuz yürüdük. Sokaklar geçtik. O kadar çok insan gördük ki biz bile hayret ettik. Bu şehrin bu kadar insanı nasıl taşıdığına. Çatlayacak sandık bir an yeryüzü,basmaya korktuk.
Küçük Manzaranes ırmağı böldü dalmışlığımızı. Uyur gezerdik ve birden rüyadan uyandık. Köprünün soğuk taşları çekti bedenimizi. Önce kıçımızla yapıştık sonra bütün bütün. Bir de ne görelim ay çıkmış. Yıldızları akran kılmış kendine.
İlk şiirimi gök için okuyacağım. Pablo Pablo birde senin için! Franco öksürdü. Gülümsedim. Senin için de Franco,sonra Barselona için. Denizi özledim. Ahh Barselona,deniz,denizde mercan mercanda kırmızı içinde okuyacağım. Haaa birde martılar! Heyyyyyyyyy martılar sizde dinleyin
sık sık eğlenmek için gemi adamları, yakalarlar albatrosları, koca kuşları denizlerin,
geminin izindeki, miskin yoldaşları, uçurumlarında kayan iç yakan genizlerin bırakıldıklarında d emelerin üstüne, maviliklerin bu yeteneksiz ve çekingen kralları,
unuturlar iki yanda, gariban bir halde bir çift kürek gibi, o büyük beyaz kanatları bu kanatlı seyyah, böylesine acemi ve bitkin! biraz evvel ne kadar güzel idi, şimdiyse komik ve çirkin! biri, suret yakanyla gagasını sinir eder! uçuyordu ya demin bu âciz, öteki aksayarak yapar taklidini! şairdir, bulutların prensine benzeyen fırtınalarla görünüp, okçularla alay eden; yuhalamalar arasında dünyaya sürülen, devasa kanatlarıdır, rahatça yürümesini engelleyen. Albatros deniz kuşudur dedim. Martılar gibi dedi Franco. Geceye karşı bütün aklıklarıyla uçmanın keyfine varan martılar gibi.......
Işımakta olan güne ait son sözlerimizdi. Üçümüz birden kapadık gözlerimizi. Her yer bize aitti artık. Çünkü biz her yerdeydik.

Gürültü bu şehrin kaderiydi. Araba kornalari,insan sesleri,iş makinalari arasinda geçecek bir yirmidört saat daha. Ilk uyanan Pablo oldu. Köprünün korkuluklarina dayanip nehrin Tanriya yakarişini dinledi. Gün boyunca karşilacagi insanlari,kulaklarina fisildayacagi sözcükleri ,aşik olacagi kadinlari düşündü.Dün gece bayagi bir dolaşmişlardi. Nehre dogru yürümeselerdi uyuyacaklari da yoktu. Aslinda her geceleri böyleydi son dört yildir. Kuşun açtigi yola takildi gözleri sonrada kuşa. Kendini kuşum yerien koydu. Uçtu uçtu. Manzaranes irmagi üzerindeki gökte asili kaldi bir süre. Uyuyan arkadaşlarina bakti. Iyiki vardilar. Onun bütün bütün yokluguna ragmen onlar iyi ki vardilar. Elini yüregine götürdü. Taşlaşmiş bir et yigina dokunur gibi dokundu. O çok derinlerde bereleşmiş bir yigin sözcükten başka bir şey degildi artik. Sevmek okşamak istedi. Taşlaşmişligi izin vermedi. Susturdu kendini. Yürüdü. Manzaranes irmagi görünmez oldugunda evi neredeyse uzun zamandir ugramadigi evine gelmişti bile. Dudagini isirdi. Bir offf çekti.

Köprünün desteklerine dayanıp uzun bir süre nehre baktım. Franconun suya yansıyan görüntüsü hala uyuyordu. Daha gençken Madridin arka sokaklarındaki bir meyhanede sesini büyük bir iştahla dinlediğim kenar mahalle şarkıcısının notaları takıldı dilime. Kendi olmuşluğumdan sıyrılıp o oldum. Dudağımda kırılgan bir aşkı anlatan notalarla Francoyu sulara gömdüm. Yürüdüm. Sokaklara,kafelere oturmuş gündüzün şevkatini ve durağanlığını yaşamayı seven gölgeleri izledim. Onlara baktıkça yalnızlığımı sorguladım. Kedi nankörlüğünde geçmiş bi ömür. Yıllarca kimsenin kesmediği sapsarı tırnaklarla yüreğimi tırmaladım. Oysa bir köpek kadar sadıktım geceye bu şehre ve ona.


Madridin en işlek caddesi bana, bende yürüyen ayaklara sözlerin etkisiyle kendinden geçen gülüşlere bakiyordum. Pablo ve Franconun çoktan gelmiş olmasi gerekirdi. Hiç bu kadar bekledigimi hatirlamam. Hele Franco o hep erkencidir. Beklemeyi ve bekletmeyi sevmez. Onu en son uyurken görmüş olmam konuşmadan ayrilmişligim telaşlanmama bir nedendi aslinda. Ama inatla geleceklerini düşünüyordum. Bekleyişimin bitmesini beklerken artik gülüş ayak söz koskoca Madrid kenti silinmişti hafizamdan. Arkadaşlarim tek düşündügümdü onlar. Ayaklarim hareket etmeseydi, orda öyle saatlerce beklerdim. Küçük Manzaranes irmagina kadar koştum. Köprü orda senelerdir oldugu gibi bekliyordu. Demirden çitin gerisine geçtigimde zifiri karanlik iyice hükmü altina almişti buralari. Köprünün ayaklarini bulmam zor olmuştu ama bulmuştum. Ah Franco ah be arkadaşim hala uyuyorsun ya! Ben kaç saattir sizi bekleyim sizde keyfinize bakin. Heyyyy ! Franco,kocaoglan uyan artik! Bu saatte ne uykusu bu be. Bagirmam hatta kizmam fayda etmeyince dürtüklemek için yanina kadar gittim. Dokundum gecenin büütn kavuruculuguna ragmen buz kesmiş bir bedene dokundum. Bende buz kestim. Uçuklamiş dudagimi aciyi hissetmeyene kadar isirdim. Çenem dudagim kirmiziya boyandi. Franconun yüregi oldu. Kan revan içinde bi yürek olup aktim uçugumdan. Aglamak aklima hiç gelmedi. Franconun buz gibi cesedini orda birakip kaçtim. Francodan degil geçmişimden!

Franconın bedeni değildi yok olan. Aşklarımız beraber çektirdiğimiz siyah beyaz onca fotoğraf,söyledğimiz şarkılar,göğe karşı okuduğumuz şiirler..... Anılar! Ah anılar! Bu kadar acıyacağınızı bilseydim sevmeye korktuğum bir ur gibi kesip atardım hepinizi. Bir daha asla geri dönüşü olmayan ceset torbaları biriktirirdim. Ölüm bu kadar kolay gelirdi bana işte. Yaşamışlıklarımız yaşanmışlıklarım hepsini gömerdim. Hızla geçtim hareket halindeki otobüslerin,tren düdüklerinin ,ebemkuşağının insan sözlerinin yaldızlı caddelerin yanından. Döndüm baktım arkaya ne ebemkuşağı ne tren nede gözlerimi kamaştıracak bi parça yaldız. Seni
Geldik işte kizlar!
Beni gerçek olduğunu düşündüğümüz dünyaya çağıran sese katıldım. Koskoca Madrit kenti hayal olmuştu. O hayalin bir yerlerinde bir yürek kanıyordu hala. Sıcak kan uçuğum üzerine oturmuş olan Franconun cesedi yüzünden akmaya devam ediyordu yüreğime doğru. Uçuğum değil yüreğim acıyordu.
Hani nerde Bar filan yok burda. Ne aşagiya inen bir merdiven ne de kapi.
Aylinin kahkası koridorda yankılandı bir süre. Dümdüz duvara oyulmuş kapı onun ellerinde can buldu. Yeni dünyaya açılan kapıda müzik sesleri karşıladı bizi. Loş oda birkaç tane kırmızı ampul ve masalardaki mumlarla aydınlatılıyordu. Öpüşen birkaç çift ve aynı masayı paylaşmak zorunda kalmış bi kaç insan dışında kimse yoktu. Suskun şehrin suskun insanları. Ah Madrid! Madridin arka sokakları geniş bulvarları canlı akşamları özledim sizi. Hayal değil gerçektiniz. Kahveden Bluesa kadar uzanan yarım saatlik mesafede gördüğüm bi rüya olamassınız. Pablo şu an ayılmak üzeredir. Franconun cansız bedeni ırmağın akıntısına bırakmıştır kendisini. Bundan habersiz binlerce insan içiyor, dans ediyor ve kahkaha atıyordur, yarın olacaklardan habersiz. Olacakları kafasına takmadan.
Dudağınız kanıyor hanımefendi.
Efendim!
Dudağınız dudağınız kanıyor!
Uçuk çıkmış galiba baksana orda sende ısırmışsın. Nasıl görmedik biz. Al şu mendili bastır geçer. Bende hep çıkar. Birşeye mi sıkıldın sen
Sesler bütün gece boyunca konuştu durdu. Çiglik atmaya korkan kisik sesler tavaf etti beni birkaç saat boyunca. Ellerimi masaya dayadim. Geçmişime ait bütün yarim kalmiş yaşanmişliklari oraya birakarak, Gidiyorum! dedim.
Şu bitsin berbaber kalkariz.dediler.

Ben İspanyaya gidiyorum eve değil. İlk uçağa binip Manzaranes ırmağının kollarına bırakacağım kendimi. Mavi gök altında şiirler okuyacağım. Pablo bekliyor. Bensiz sokağa bile çıkamaz o. Hem zaten yaşayabilceğim herşeyi yaşadım bu kent için,kalmadı. Tükettim. O beni tüketmeden gitmeliyim.......
Sabaha daha çok vardı. Yeni bir sabah ,yeni başlangıçlar...


kirmizi.gif

Hasretin bagrima karakis gibi saplandi. içimdeki SIZIYI simdi anliyorum meger senmissin beni hayata baglayan.Gül kokan tenin, gül yanaklaryn, o üzüm karasi gözlerinmis hayat suyum, ellerinmis beni simsicak bir sevdaya salan siyah saçlarinda görüyormusum ben gündüzün AYDINLIGINI...simdi kis ortasinda bahari hasretle bekliyorum gülüm...

t4_3929.jpg

SEVGİLİYE MEKTUPLAR ...

NELER İSTERDİM NELER

Ben isterdim ki ellerim ellerinde, gözlerim kalbimde, sevgim yüreğinde olsun. ağzından dökülecek sevgi dolu sözler elrindeki o sıcaklık kalbindeki aşkının benim olmasını isterdim. Seninle el ele yürümek imkansız yolları beraber geçmek isterdim. Gözlerinin sadece benim olamsını, seninle beraberken her şeyi unutmayı, kısacası senin olmak isterdim. Derdinin derdim, mutluluğunun mutluluğum olmasını, her göz yaşı döktüğünde ellerimle göz yaşını silmek ve her güldüğünde sana eşlik etmek isterdim. Geceleri uykuya dalmadan önce seni düşünmek ve sabahları aşkınla uyanmak isterdim. Günleri seninle geçirmek, sevdiğin şarkıda seninle dans etmek ve seni seviyorum demek isterdim. Bütün aşkımla sana akmak seninle iken heyacanlanmak o aşk denen şeyi seninle yaşamak isterdim. Seni ne kadar çok sevdiğimi anlayabiliyormusun.




ACI İLE YAŞIYORUM

Yokluğunun verdiği acıyı dindiremem biliyorum. Ama bu acıyla yaşamak beni umutsuzluğa çaresizliğe itmiyor. Ben seviyorum yokluğunu. Özleminin beni bu kadar güçlü kılacağını düşünmemiştim. Hiç bir zaman unutulmayacaksın. Untamam seni. Beni anlamasanda içimdeki boşluğun sebeblerini çözemesende suçlu değilsin. Bana öyle çok şey öğretdinki... Seni kaybetmek kolaymı sandın ? Sensiz yaşamanın yüzüme vurduğu gerçeklik içimde büyüdü, birikti ve sana döndü birkez daha yüreğim. İçimde duyduğum her güzelliği, her kıskançlığı, her özlemi yüreğine dökemediğim için tüm bu yaşananlar. Kendim değilmiydim seninle iken sevdiğinin söyleyememmek öyle acıki bu acıyla yaşayarak ne kadar sürdürürüm hayatı diye çok düşündüm geceleri ama yaşıyorum...

SEN KURUMAYACAKSIN

Şuan senden uzak kilitli kapılar ardında tutsak oluşumun hiçbir anlam taşımadığını biliyormusun ? Ya senli günlerin hayaline daldıkça kelebekler kadar özgür olabildiğimi ? ve seni düşündüğüm her an kötü ihtimalleri aklımdan silerek sana kavuşabilecegim günün hayali ile bu hayata katlanabiliyorum. Ya sensiz iken seninle olduğumu, sana olan tutkumu, tek sende tutsak olduğumun anlam taşıdığını biliyormusun ? sen gönlümün sevinci, küçük dünyamın umutlu güneşi seni seviyorum. Senin düşünmeden, seni sevmeden bu hayatı yaşamam mümkün değil. sen kalbimdesin. En kuytu köşesine ekili gün geçtikçe dallanan budaklanan fidanımsın.hiçbir mevsimin ve fırtanın güçü seni kurtarmaya ve kırmaya yetmeyecek....

MESELE SEVEBİLMEK

Hayatta en büyük şey sağlık ve onu süsleyen sevgidir. sevginin zamanı, mekanı ve mevsimi olamaz. Yeterki sevgi agacını yaşatmayı bilelim. Bizimkisi bir anda filizlenen ve koskoca bir çınar ağacı gibi ayakta duran bir aşk işte. senin ilgin küçüçük yüreğime sıcacık bir sevginin filizlenmesine neden oldu. sanki hüzün rüzgarları, bizi ayırıyor ayrı şehirlere savuruyor. kendimi senle kumruların iki kanadı gibi hissediyorum. Senden uzak kanadı kırık yaşıyorum. Sözlerin, varığın çocuk yaşlarda kararan dünyama gökkuşağı renkleri ile gelmişti. İlaç kadar değerli sözlerinle bana sonbahrda bahar yaşatıyorsun ve onur yüklü başarılarla süslü gönlümü yorgun yüreğime alkışlarken yanaklarımdan süzülen yaşlarla gülümseyerek sözlüyorum seni seviyorummmmmmmmmmm.

SEVDİM

Sen hayatima girmeden önce zaman gecmek bilmezdi.Bugünü zorla yaasar yarini düsünmek bile istemezdim.Çünkü bilirdimki yine yarınım günessiz olacak..Her yasadigim mutlulugun ardindan aglamakti payima düsen. Sankı yaşadıgım mutluluklar geçici olmaya mahkum gözlerim sürekli ağlamya yeminliydi hep yarım kaldı sevgim bunca zaman ne ömürlük sevdim nede ne bir ömürlük sevidim. yaşadığım her eksik sevgide uzaklaştım gerçek sevgiden. Gözlerim bakışlardan uzak ellerim dokunmaya ürkek. Yüreğimse tekrar sevemeyecek kadar yaralıydı. Yaşadığım zoraki akşamların sonunda çıktın karşıma yüzün o kadar temiz o kadar huzur vericiydiki, gönlümğn kilidini kırıp atmamak mümkün değildi. İhtiyacım vardı yalanda olsa sevilmeye. Yalanlarla dolu dünyamada tek gerçeğim olmalıydın. içinde bulunduğum bu karamsarlığın sonunda ışığım ilan etmeliydim seni. Kalbimin sevgiye olan düşmanlığı bu sevgiye bırakmalıydı yerini. Zoraki yaşadığım günler, seninleiken asla bitmesini istemediğim günler olmuştu sen yokken tek dostum olan yanlızlık seni kıskanıp terk etmişti beni. Ben seni bir günlük degil, ben seni yalanlarla degil, ben seni unutmak için degil bir ömür boyu sevilmek umuduyla seviyorum.

SENI SEVİYORUM

Seni sevmiyorum desem yalan söylemis olurum seviyorum desem beni anlamiyacaksin.Seni seviyoum.ispatmi edeyim.Ne geregi var ben sevgime layik olani yaparim okadar.Sevgi dile gelmez cunku dile itibar etmez.Senin kalbinde yasamak,seninle bu dunyada yasamaktan guzeldir bana.Ben seni degil seninle dogacak guzelliklerin beklesmesi icerisindeyim.Ey Sevgili!Sakin,tum isteklerimi sozcuklere vurmami isteme.Gun gelir gun olur,imkansizi isterim senden.Gelisin olanaksiz oldugu yerde sana ''gel'' diyebilirim.Gitmen gerektigi yerde sana ''kal'' diyebilecegim gibi.Sunu bilmeni isterimki,sensiz gecirdigim tek bir an yoklugundaki sevgi'ne vurulan bir dugumdur.Gonlume verilmis bir emanetsin sen.Sevmekle korudugum sevmekle yasattigim.seni seviyorum lakin sen bana guvenmiyorsun (intternette numaradan okulumdan beni aramak gibi).Bilmecelerin en buyugu sevgidir.hic cozulmeyecek bir sirdir o.Sevdikce sever insan.Sevdikce yeni seyler ogrenirsin hep.Ama oyle buyukturki ne kadar yol alsan da bilmedigin biseyler hep vardir.bu yuzden sana kizmiyorum lakin bigun gelcek tum bu kuskularin guvensizliklerin pismansiz yanit bulacak. Yıllar önce tanısaydım Sen’i Adını söylerken dolanmazdı dilim. Bilseydim yanında olmanın edebini Karşında dururken titremezdi sesim. Yıllar önce tatsaydım sevgini Beyhude sevgililer aramazdım. Görseydim bana 'gel!' diyen elini Sonu hüsran yollara sapmazdım. Yıllar önce işitseydim sesini Baykuş çığlıklarına eşlik etmezdim. Hissetseydim üzerimdeki gölgeni Gözümü kapayıp gece oldu demezdim. Yıllar önce tanıtsalardı Seni Vefa borcum olanlara sitem etmezdim. Tutabilseydim küheylanın yelesini Takılıp kalanlara bir de ben eklenmezdim.

SEVGIYE DAIR

Ey Güzel İnsan! Sessiz Sevdalarin Bitiremedii, Sözcüklerin İfade EdemediGi, Bahar Aylarİnİn Varlgini Kiskandigi, Sen, Sen içimin once Büyük Derin Siziyi.! Seni Seviyorum... "Seni Seviyorum" Yazarken Eriyorum, Her Eriyisimde Birkez Daha "Seni Seviyorum" Hepsi Bu, "Seni Seviyorum"... SEVGINE IHTIYACIM VAR, bana yaklasan duraganlasmis beyninde ki düsüncelerin nokta bitislerine. Uzaklarda oldu?umu düslediginde senden bir nebze uzaklasmadan senli dünlerde ayakta kalma çabalarima inanmana, parmak uçlarimda ki hislerimden acilarina sebebiyet verenlere olan nefretimin büyümesine olan engelleme çabalarina sahip çikamayan beynimin aslynda kendine verdigi sizilardan vazgeçme gayretleriyle cebellesip duruyorken bakislarindaki isiga ihtiyacim var. Benligimde bastirdigim sana olan vazgeçilmez hislerimi beyninde aciga çikarma duygularymyn yüregimdeki firtinanin dinmediğini cümlelerimin arasina sıkıstırılmıs göğsümün o ince sızısından göğsünün sol yarısına akan hislerimi anlamana ihtiyacym var. "seni sevdigimi daha önce söylemismiydim ?" cümlesinin dudaklarindan çikarken "hayyr" diye anlamsiz bir cümle kurup sesindeki sevgiyi defalarca duymak isteyen "ben" in sana ihtiyacy var. Yanan kalemime dokunmadan sevdaly kalemimin ucundan dökülen yazıların sana ait olduğunu bilmene ihtiyacym var. "Sen"i kaybetmekten her adymda korkan benin sevdany bilmeye ihtiyacy var... Agla! Ben de aglarim, gözyaslarim özlemine az kalir, buralarda nem var! Nem varsa sende kalir daha çagirirken beni ani bile kalmaya tenezzül etmeyen o dag doruklari... Sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayriliklari... Agla sömürgem... Belki dönemem; oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır, kis yanar, düs üsür yüregimde... Aglarim gözyaslarim yine beyaz kalyr. Bir tür gurur bu... birgün nasilsa ve hiç olmadik bir anda alynyp kopartilmadan, kendi ellerimizle onu yoketmek bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu hayata bu hayatin zorba kurallarina bir tür baskaldiri?... yagmur yagacak az sonra, hep aglamakli olurum yagmur yagdiginda yüregim üsür. gözlerim üsür. içimdeki kuslar uçar gider...

UNUTMADIM

Ne yazilmali ki silinip gitmesin, ne söylenmeli ki unutulup bitmesin. Sessizlikle baGlayan bir hikaye bu. Eger bagladigi gibi bitecekse sonu, yasanan her ne varsa sil, gitsin.Hayallerde gerçek gibi yasarken seni, umutlarda bitti bir zaman, sevgiler de. Seni seviyorum çünkü ne zaman siir okusam, misralarindan sen akiyorsun, gözlerimden yaslar süzülüp resmine damliyor, sessizlik sarariyor içimde, susuyorum. Tam buldum dedigin anda kaybetmek nedir bilir misin? Atilmisligi hissettigin oldu mu? Hayaliyle yasamayi ezberledin mi? Delicesine sevdigin ama onun seni sevmedigini ögrendigin o ani hiç yasadin mi? Onun eksik yanlarini bile sevebildin mi ? Terkedilice ilk defa görüyormus gibi baktinmi? Elvedasiz ayriliklar acitti mi içini? Göz kapaklarina inat, uyumadigin oldu mu gecelerce? Sadece mum isiginin aydinlattigi odanda onu düsündügün oldu mu saatlerce? Ellerin onsuz kaldiginda üsüdün mü? Duyuyorum susuyorsun, yine susuyorsun, tipki o zamanki gibi söylemiyorsun. Seni seviyorum çünkü hergün biraz daha tükenirken hersey, benligim sesizce inliyor ben susuyorum. Bir an elinden tutuyorum, biran sonra belkide tamamen elimden kayip gitmis oluyorsun, anlayamiyorum.Yine sensiz kaliyor kollarim, yine islaniyor gözlerim. Yasamam için tek nedenimdin sen. Fakat binlerce sebep vardi seni sevmem için. Seni seviyorum çünkü yasanacak bütün imkansizliklarda sen varsin. Biryerlerim aciyor durmaksizin. Sessizligin çok sey söylese de bazen susmanda incitir beni. Bilirim, belkide en iyi ben bilirim ki, susmasini bilmek, bildigini söylemekten daha zor. Bir uçurum gibi derinlesen sessizlik, bizi birbirimizden ayirdi bile. Yenildik dostlugumuza, zamana, yalnizliga, yenildik iste! Sinsice sardi sessizlik, böyle birdenbire, ansizin... ve ben hala unutmam gerektigini söyleyenlere inanmiyorum. Hissettiklerimi söylemektense dost kalmayi, seni sensiz yasamaktansa susmayi tercih ederim. Senin beni sevme fikri bile beni mutlu edebilecek kadar güzel ve asil! Seni seviyorum çünkü sen benim siyah beyaz dünyami renklendiren o çok az seyden birisin. Sensiz her andan korktum, korkuyorum. Alip gitme ellerini, alip gitme gülüslerimi, götürme düslerimi. Sen benden gittin gideli öyle biktim ki sensiz kendimden. Seni seviyorum çünkü hala birseyler var vazgeçemedigim. Ben herkes için siir yazmazdim, bu hep tuhaf gelmisti. Fakat simdi senin için siir yazmamak tuhaf geliyor. Bu yillarca sürecek ve de hiç dinmeyecekmis gibi düsünürken görüyorum ki anlamini yitiren birseyler var aramizda. Seni seviyorum çünkü tam herseyden vazgeçmistim ki, karanligimin perdesini yirtti ellerin. Ama yine direndik sessizlige, hala konusulmadan kalan öyle çok sey varki! "Sustugun yerde birseyler kiriliyor" Nasil söyleyecegini sende bilmiyorsun besbelli.. Susman gerekiyor diye susuyorsun belkide, dostlugumuz için.. Kalbim sendeyken her adimda, aklim sendeyken her dakika, unutmadim, unutamadim iste!

BILMEK ISTIYORUM

Neyi ozledigini, kalbinin arzuladigi seye kavusmanin hayalini kurmaya cesaret edip edemedigini bilmek istiyorum. Kac yasinda oldugun beni ilgilendirmiyor. Ask icin, hayallerin icin, yasiyor olma seruveni için bir aptal gibi gorunme riskini goze alip almayacagini bilmek istiyorum. Ay'inin etrafinda hangi gezegenlerin dondugu beni ilgilendirmiyor. Kederinin merkezine dokunup dokunmadigini, hayatin ihanetlerince acilip acilmadigini, daha fazla aci korkusundan kapanip kapanmadigini bilmek istiyorum. Saklamaya, azaltmaya ya da duzeltmeye çalismadan benim ya da kendi acinla oturup oturamayacagini bilmek istiyorum. Benim ya da kendi nesenle olup olamayacagini, insan olmanin sinirliligini hatirlamadan, bizi dikkatli ve gerçekci olmamiz icin uyarmadan cilginca dans edip coskunun seni parmak uclarina kadar doldurmasina izin verip vermeyecegini bilmek istiyorum. Bana anlattigin hikayenin dogru olup olmamasi beni ilgilendirmiyor. Kendi kendine durust olmak için bir baskasini hayal kirikligina ugratip ugratamayacagini; ihanetin suclamasina dayanip, kendi ruhuna ihanet edip etmeyecegini bilmek istiyorum. Guvenebilir ve guvenilebilir olup olamayacagini bilmek istiyorum. Her gun sevimli olmasa da guzelligi gorup goremeyecegini bilmek istiyorum. Benim ve kendi hatalarinla yasayip yasayamayacagini; bir golun kenarinda durup gumus ay'a "EVET!" diye bagirip bagirmayacagini bilmek istiyorum. Nerede yasadigin ya da ne kadar paran oldugun beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla gecen bir gecenin ardindan, yorgun, bitap da olsan, cocuklar icin yapilmasi gerekenleri yapip yapmayacagini bilmek istiyorum. Kim oldugun, buraya nasil geldigin beni ilgilendirmiyor. Cekinmeden benimle atesin ortasinda durup durmayacagini bilmek istiyorum. Nerede, kiminle, ne okudugun beni ilgilendirmiyor. Diger hersey bittiginde seni ayakta tutan seyin ne oldugunu bilmek istiyorum. Kendinle yalniz kalip kalamadigini ve o bos anlarda sana arkadaslik eden kendini gercekten sevip sevmedigini bilmek istiyorum.

BEN SENSEM

Ben sensem sen kimsin o zaman? Ben kendime dönüyorum, beni yoran, beni acitan ve bana yalanlar söyleten çocukluguma, sokaklara dönüyorum, dogdugum, büyüdügüm ve yasamaktan tat aldigimm o acili düslerime dönüyorum. Balkonumda çiçekler yetistirmeyecegim ve susuz byrakacagim, kimseler beklemeyecek beni ve beklettigim birileri olmayacak, hiçbir suda firtinalarla bogusup, tükendikçe çogalan düsleri kovalamayacagim, siginacak limanlarimda olmayacak benim.. Kyrgyn dalgalar kuzey kiyilarima vuruyor, aksamlar beni yine kanatiyor, çaresiz ve edepsiz sözcüklerle bogusuyorum durmadan, düsüyor aklima yine ayrilik, yüregime dag dag sözcükler çogaliyor, yildizlar düsüyor bir de erkekligimin en duyarli bölgesine, zaman sanki duruyor, gün yagmurlarla çaliyor penceremi açmyyor, açamiyorum. Dostluk naralari atiyor radyom, özlemek dostluktan degil, asktandir, neden özler insan, niçin savasir sözcüklerle. Uzakliklar, uzakliklar hep içime oturuyor benim. Özlüyorum dilini, ellerini, saçlarini, hele hele gözlerine daha bir özlüyorum. insani nasilda tutukluyor bir bilsen, elini, bilincini, gözlerini, dilini nasil da bagliyoor, anlatabilsem... Söyleyemediklerimi ve anlatamadiklarimi düsünüyorum simdi. Henüz yazmadim, anlatabilmi? degilim, iste bunlar insani özleme çeken, özledigini anlatan ya da fark ettiren seyler, insan neyi özler, yasadiklarini mi, yasamak istediklerini mi, özlemi belirleyen tutkular midir, yada tutku varsa özlemde vardir desem ne dersin buna? Uzak düstügümüzde , uzak olani yakinlastirmak özlemek degil midir? Özlemek özlenenin içimizdeki yerinin anlasilmasi degil midir? Seni özlüyorum. Bazi saatler dokunur gecenin yüregine ve gece iter seni, düsürür sabaha, yataktan düsmeye benzer bu. Kalkarsin hiçbir sey olmamis gibi ve yorganini ararsin. Buldugunda kaldigin yerden devam edersin, bu kez sabah dokunur yüregine ve çiçekler soguk gelir üzerlerindeki çiy tanelerine. Sabah ve aksam, düs ve gerçeklik birbirine karisirr, sen ve o çiy taneleri kalirsiniz aklimda tipki siir gibi degilmi, siir tadinda kalirsinn sen dudaklarimda, ay sicakliginda dokunur bedenlerimiz gözlerimize, uykularimiza tasiriz bu sicakligi ya da uykusuzluklaryna tasiniriz gecelerin. Ama bir seyler olur o anda, ne oldugunu anlayamadigimiz, küçük küçücük seylerdir bunlar, sen buna ben, ben sen diyeyim. Sen buna ay de. ben yine sen diyeyim..

t4_5783.jpg

hearts.gif

Niçin aşk?Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak herşeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı.
Nedir şu aşk...? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.
Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.
Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur.
Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız,bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu...
Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı.
Biliyor musunuz, hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyelim..

t4_3766.jpg

Acemi Aşık


Günler geçiyor arkasına bakmadan, bana bile aldırmadan...
Sağır karanlıklara haykırıyorum seni, onlar bile duymamazlığa geliyorlar.
Paylaşamıyorum deliliklerimi; kalıyorum sanrılarımla baş başa... ve seninle..

İçim.. Öyle sıkkın ki; öyle acıyor ki yüreğim sen bile fark edemiyorsun......
Öyle ellerindeki kalbim, fark etmeden eziyorsun..

Söylenen her sözcük kanatıyor beni...

"UZAK DUR BENDEN, YAŞA HAYATINI!" diyorsun.
BUNU KOLAY SANIYOR VE YANILIYORSUN...

İkilemler içindeyken sen oluyorsun; ol istiyorum olmuyorsun..
Biliyorum, en çok kendini koruyorsun.
Ve....Sen... Oyunun kurallarını çok iyi biliyorsun.

Oysa ben acemi, oysa ben yeni katılmışım, sadece öğrenmeye çalışıyorum.
Belli ki öğrenmemem gereken bir oyunun başlangıcında inatla savaşıyorum, kuralları öğrenebilmek için... kim bilir? İstemiyorsun...

Ve.... Günler geçiyor sanada aldırmadan... Zaman...
Saatler kovalıyor, dakikalar koşuyor ve saniyeler sayılamıyor.
FARKET!.. Bize aldırmadan!
SUS!!! SÖYLEME!!!!
Kanatacaksa sözlerin ve kolay sanacaksan yaşadıkları mı, GİT!..BIRAK!!..
Öğretme oyunun kurallarını...
GİT... BIRAK... Kalayım bir acemi aşık olarak...

beijoooo.jpg

Aşk


Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.
Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.
Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara..
Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.
Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak...
Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.
Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.
Aşk; bir harabenin ortasında bir şey bulup da ne yapacağını bilemeyen iki savaş çocuğu gibi kalmaktır. Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir. Bir bakış bile anlatmaya yeterken her şeyi kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır. Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını. Aşk; vazgeçmektir gözlerinden. Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır. Aşk; bir gün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir. Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir. Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.

baiser.jpg

Aşk


Sıradan ama çok sıcak bir günde, masasına oturmuş, yediği yemeğin sonrasında gelen mayhoşluğu üzerinden atmaya çalışıyor, elindeki kalın dosyayla oynayıp duruyordu. Daha şimdiden sık sık saatini kontrol etmeye başlamıştı. Paydos saatine daha çok vardı ama canı hiç mi hiç çalışmak istemiyordu.
Uzun koridorlarda yürüyordu akşama kadar. Odalara giriyor, dosyaları karıştırıyor, biraz gevezelik edip, başka bir büroya, masaya gerekli olan yere gidiyordu. Bazen kalın dosyalar ve rulo kağıtlarla odasına dönüyor, bir çay molası verip, dosyaların işini hallettikten sonra yine uzun koridorda bulunan küçük, gürültülü odalardan birine giriyordu. İşi buydu; kontrol. İyi para alıyordu; memnundu. Yine de çalışmayı sevmiyordu. Böyle sıcak yaz günlerinde çalışmak daha da zor oluyordu üstelik, canı çıkıyordu her gün.
İşte yine o çekilmez iş günlerinden biriydi. Yazları çalışmak çok zor oluyordu. İnsan tatil ve deniz hayalleri kurmadan yapamıyordu. Herkes tatili iple çekiyordu bu günlerde. Herkesin üzerinde bir uyuşukluk oluyordu. Herkes – özellikle kırmızı ruj süren büyük ağızlı geveze kadınlar öğle paydosunda bir arkadaşına geçen yaz tatilinin ne kadar harika geçtiğinden ve kaldığı pansiyonun rahatlığından bahsediyordu. Yine böyle, çok gürültülü, yarım saatlik bir yemek arasını akmayan tuzlukla cebelleşerek harcayıp, masasının başına geçmişti işte. Zaman geçmek bilmiyordu. Daha yapması gereken dünya işi vardı ama, o soyunup yatağına girmekten başa bir şey istemiyordu. Üstelik akşama arkadaşlarıyla ne zamandır planladıkları bir geceye katılması gerekiyordu. ...Yatak ve Uyku... diye geçirdi içinden. Ve bir ah... çekti. Gerçi geçen gece uykusunu iyice almıştı ama akmayan tuzluk ve kırk bir derece hava sıcaklığı insanı kedi gibi mayıştırıyor, uykusunu getiriyordu.

Akşam olmuş, sonunda planlanan geceye intikal etmişti. Şarkı söyleyen adamı görebilecekleri bir masaya kızlı erkekli bir grup halinde oturmuşlar, haftanın son gününün verdiği rahatlık ve yorgunlukla içkilerini yudumluyorlardı. Geceni ilk saatlerinde öylece oturmuş içkinin ve gürültüden sıyrılabilen müziğin tadını çıkarmaya çalışıyorlardı. Alkol etkisini göstermeye başladığında ise saat oldukça ilerlemişti. Artık masalarından dozunu aşan kahkahalar yükseliyordu. Herkesin yanakları alkolün etkisiyle kızarmış, dili peltekleşmişti. Şarkı söyleyen adam sahneyi terk ettiğinde çifter çifter gördüğü kafalardan birinden;
Hadi bize gidelim.diye bir ses yükseldi.orada devam ederiz..Tamam.Hadi gidelim..Hadi

Hesap ödendi. Aralarından ayık olduğuna arkadaşlarını en iyi ikna edebilenler direksiyonun başına geçti. *İki kafalı* arkadaşlarının eviydi gittikleri. Evde birkaç kadeh daha içtiler. Ve zil zurna sarhoş olmuşlardı sonunda. Kendinde olan kimse kalmamıştı aralarında...'Hişt! Sessiz ol. Duymasınlar!'
'Tamam, tamam. Hadi'
Kapı gürültüyle açıldı. İçeriye daldılar. Bir daha uyardı kadını; 'hişt!' Bir kahkaha kopuverince, o da boş verdi. Umursamadan gülmeye başladılar. Kadın kendini yatağa fırlattı. Kıkırdıyordu. 'Ne gece' dedi ve ardından kıkırdamaya devam etti. İkisi de zil zurna sarhoştu. Çok içmişlerdi.
Kapıya yöneldi, dışarıyı dinlemeye başladı, kadına da eliyle sessiz olmasını işaret etti. Emin olduktan sonra sessizce kapıyı kilitledi ve hızla arkasını döndü;
'Evet.. Gel buraya'
Kadın yatağın kenarına oturmuş onu bekliyordu. Sallana sallana yanına gitti ve bacaklarının arasına girebileceği şekilde kadının dibine çömeldi. Öpüşmeye başladılar. Sert bir hareketle kalçalarından tutup kendisine yapıştırdı kadını. Bir süre öylece öpüştüler. Ardından gömleğini çıkarttı. Çoraplarını da, çorapla yapmayı sevmezdi. Kadın hala kıkırdıyordu. Bir ara durup; 'yakalanmayalım ha' dedi ciddi bir tavırla.
'Bir şey olmaz merak etme'
Yine gülmeye başladılar.
'İçecek bir şey yok mu?'
'Yok!'

Kadın yattığı yerde doğruldu ve tekrar yapıştılar birbirlerine. Tişörtü çıkarttı. Öpüşmeye devam ettiler. Sonra sütKadını gürültülü bir şekilde koklayınca 'Hayvan' dedi kadın kıkırdayarak. O aldırmadı bile. Her zamanki kokuyu hissetmişti. Ter ve parfüm kokusu. Devam etti. Göğüslerinin tam ortasında durdu. Ter! Nemi fark etmişti. Aşağıya inmeye başladı, göbeğe doğru. Kadın ürpermişti,teninde ufak noktacıklar belirmişti. Artık kıkırdamıyordu. Gözleri kapalıydı. Kafası geriye doğru düşmüştü...
Yavaşça çıkarttı külotu. Sıyırıp arkaya doğru fırlattı. En sevdiği bölümdü bu. Bir çok hissi bir anda yaşayabiliyodu insan böyle bir anda. Korku, mutluluk, rahat, belirsizlik, sevgi, karanlık, aydınlık ve biraz da tiksinti...

Çok ızdırap verici bir uyanıştı. İlk önce ağrıyı hissetti. Gözlerini zorla açtı. Deli gibi ağrıyan başını ellerinin arasına aldı. İnleyerek hareket etti. Her tarafı leş gibiydi. Ter, alkol ve uyku kokuyordu her yer. Odanın ortasında can çekişen vantilatörün üzerine atıkmış sütyeni fark etti. Bayrak gibi dalgalanıyordu sütyen. Vantilatörün önünde bir süre öylece durdu. Birkaç derin nefes aldı. Böğürmeye benzer bir ses çıkardı ve kadına seslendi;
'Kalk hadi ya.. uf ..'
Yatakta çırılçıplak yatan kadının yanına yattı. Ayağıyla kadını kalçalarından dürterek uyandırmaya çalıştı. Hiçbir tepki alamayınca kadının kabak gibi açıkta duran bembeyaz kıçına okkalı bir şaplak indiriverdi. Ardından kahkahayı andıran birkaç böğürtü daha çıkardı. Ama kadın hala ölü gibi yatıyordu. Birkaç kere daha seslendi. Ses gelmeyince giyindi ve çıktı odadan...

Başının ağrısını bir türlü geçirememişti. Sabahtan beri ağrıyordu lanet şey. Eve gelmiş, banyo yapmış, ilaç alıp iyi bir uyku çekmişti ama nafile. Dinmek bilmiyordu. Lanet ağrı. Ara sıra kafasını elleriyle kontrol ediyordu; şişmiş mi diye. İnsana nefes aldırmayan bir sıcak vardı. Oturduğu yerde durmadan terliyordu insan. Canı fena sıkılıyordu. Sonunda dayanamadı ve şiddetle ağrıyan başına rağmen dışarıya çıkıp biraz gezinmeye karar verdi. İlk önce şehir merkezindeki sakin kafelerden birine gitti, olmadı. Canı hala sıkılıyordu. Alış veriş yapmayı düşündü ama bunu yapacak gücü kendinde bulamadı. Ne yapacağını düşünerek yürürken karşısına bir çocuk parkı çıktı. Rengarenk hayvanlar vardı parkta; zürafa, ayı,fil.. Banklar vardı, hepsi ayrı renge boyanmıştı. Birkaç bacaksız ortada hayvanların üstünde zıplayıp duruyordu ama parkın asıl sakinleri yetişkinlerdi. Gazetesini okuyan, gözlüklü, bastonlu yaşlı bir adam. Dikkatle ayıyla konuşan çocuğunu seyreden bir anne ve iki sevgili. Park hoşuna gitmişti. Daha fazla yürüyebilecek hali de kalmamıştı zaten. Parka girdi. Boş olan bir banka oturdu ve etrafını seyretmeye başladı.

Evet! Kendini daha iyi hissediyordu şimdi. Saat ilerlemiş, hava biraz serinlemişti. Ayrıca ayı ve çocuğun muhabbeti de fena değildi doğrusu. Sevgililerin durumu da fena sayılmazdı ama kızlardan sarışın olanı çok nazlıydı. Dakikalar geçti. Aralarından ilk fire veren yaşlı adam olmuştu. Düpedüz oyunbozanlık yapmıştı. Yirmi dakika boyunca aynı gazetenin aynı sayfasını okumuştu üstelik. Ayıyla çocuğun muhabbetinin kızışıp çocuğun ayıyı tekmelemeye başladığı bir anda elinde kalın kitaplarla genç bir bayan girdi parka. Aceleyle etrafına bakındı. Tek boş olan yaşlı adamın eski yerine gitti ve oturdu. İyice yerleşti. Ve hızla kitapları karıştırmaya başladı. Elindeki bir deftere bakıyordu sık sık. Bembeyaz bir teni vardı. Gözlerinin rengini ise seçemiyordu oturduğu yerden. Çok güzel bir kadındı. Çocuğu, ayıyı ve sevgilileri unutmuş, geldiğinden beri kadını seyrediyordu dikkatle.

Bir an kararsız kaldı. Sonra aniden ayağa kalkıverdi. On metresi vardı. On adımı. Bir şeyler düşünmesi gerekiyordu. Hemen bir bahane bulmalıydı. İkinci adımı atmıştı bile. Ve dört! Bulamıyordu. Aklına bir şey gelmiyordu. Kadın karşısındaydı işte. Sadece birkaç adım kalmıştı. Konuşabilmek için hiçbir bahane bulamamıştı. Son kez hızla düşündü. Ama hayır! Durup düşünmek için de çok geçti artık. Kadına iyice yaklaştı, boğazını sessizce temizledi;
'ıııı.. Afedersiniz. Saatiniz kaçtı acaba?'

Üçüncü denemesinde başarmıştı. Kadın hafif bir tebessüm etmişti üçüncü denemeden sonra. Üçüncüden önceki denemeler ise tam bir fiyaskoydu. Saati sorduktan sonra yapılabilecek en kötü şeyi yapmış, gitmiş kadının yanına oturmuştu. Kadın dik dik ona bakıp, parktaki diğer bir boş banka baktı. Tam kalkıp oraya gitmeye hazırlanıyordu ki, telaşla konuşmaya başladı adam;
'Özür dilerim! Rahatsız olmayın lütfen.. Ben sadece...'


* * *

Aradan bir hafta zaman geçmişti. Bütün bir hayatı bir haftada değişmişti. Haftanın son günüydü. Bir misafir bekliyordu o akşam. Bir bayan. Evin içinde sağa sola koşturup duruyordu. Banyoyu kontrol ediyor, sonra mutfağı, tekrar banyoyu... Bu akşamki buluşma için az uğraşmamıştı. Bir aksaklık olsun istemiyordu. Her şeyden emin olup televizyonun karşısına geçmişti ki kapı çaldı. Hemen ayağa fırladı, kuş gibi uçarak kapıyı açmaya gitti.
İlk önce yemek yediler. Sonra uzun bir sohbete daldılar. Çok güzeldi kadın! Askılı tek parçadan oluşan bir elbise giymişti üzerine kadın. Ona bakmaktan alamıyordu kendini. Her şeyiyle harika diye geçiriyordu içinden sık sık. Zaman geçtikçe sohbet iyice yumuşadı. Sık sık gülüşüyorlardı artık. Ve sonunda dayanamadı. Son kahkaha bardağı taşıran son damla olmuştu. Ciddileşti. Kadın hala bütün güzelliğiyle karşısında kıkırdayıp duruyordu. Acemice kadına uzandı ve öptü onu..Ona sıkıca sarıldı. Dakikalarca bıkmadan, usanmadan öptü onu. Çok güzeldi kadın. Kendini bulutların tepesindeymiş gibi hissediyordu onu öperken. Kalbi küt küt atıyordu. İlk defa bir kızı öptüğünde olduğu gibi...
Kadın kendini birden geri çekiverince telaşlandı. Suratında bir belirsizlik ifadesi oluştu. Ne diyeceğini bilmiyordu. Tam bir şeyler söyleyecekken kadın elini ağzına götürdü, sus dedi eliyle ve elbisesinin askılarını omuzlarından sıyırıverdi. Tüm çıplaklığı ile karşısında duruyordu işte hayatının kadını! Ne yapacağını bilemedi önce. Ona dokunmaya kıyamıyordu. İyice yaklaştı kadına. Bir kere daha öptü onu. Boynuna doğru kaydı. Oraya da bir öpücük kondurdu. Derince içine çekti kadını. Mis gibi kokuyordu kadın. Kadını elinden tuttuğu gibi yatak odasına sürükleri. Soyundu. Ama şortunu çıkarmadı. Çıkarmayacaktı da! Kadın yatağa uzanmış onu bekliyordu oysa. Yavaşça tekrar kadına yaklaştı. Tam göbeğinin kenarına bir öpücük kondurdu. Yüzünü kadının yumuşacık karnına dayadı. Gözlerini kapadı ve tekrar kokladı kadını. Gül kokusu alıyordu. Evet! Uçsuz bucaksız bir gül bahçesindeydi işte! Mis gibi kokuyordu her taraf! Topraktan fışkıran ilkbahar kokularıyla karışarak göğe doğru yükseliyordu güllerin kokusu. Hafif bir rüzgar esiyor, etrafta rengarenk gül yaprakları uçuşuyordu. Güneş ta uzaklarda batmak üzereydi. Gökyüzünü o gün son kez ahenkle boyuyordu. Yer yer gökyüzünün mavisi pembeye boyanmıştı. Su şırıltıları geliyordu kulağına. Arıların vızıltılarını, oyun oynayan çocukların şen kahkahalarını duyuyordu. Gökten gül yaprakları yağıyordu hiç durmadan. Bir rüzgarın kanadına takılıp onunla birlikte kovalıyordu gül yapraklarını. Koşuyordu umursamadan. Nefesi kesilmedi hiç. Yorulmuyordu. Koşuyordu...

Dudaklarını hafifçe aralayıp aşk diye fısıldadı;
'İŞTE AŞK'
Ve uykuya daldı..

Uyandı. Hemen açmadı gözlerini. Biraz bekledi. Canı istediği zaman, yavaşça araladı göz kapaklarını. Etraf ışıl ışıldı. Güneş! Duvarların ve mobilyaların rengi, hepsi güneş ışığı altında çok daha güzel görünüyordu. Hepsinin rengi açılmıştı sanki. Saat öğleye yaklaşıyor olmalıydı. Sabahın rengi silinmişti artık. Hava çok sıcaktı. Açık pencereden içeriye hafif bir esinti giriyor, perdeleri havalandırıyordu. Rüzgarın ağaçlara sürtünerek çıkardığı sesler geldi kulağına. Başka ses yoktu. 'Mutluyum' diye düşündü. Kaygan, yumuşacık çarşafa son kez sürtündü, ayağına dolanan pikeyi yavaşça yere fırlattı, esnedi ve çıktı yataktan. Uyumakta olan kadını seyretti.kadının çıplaklığını pike saklıyordu. Tek bacağına sıkıca dolanmıştı pike. Beline kadar örtüyordu yüzüstü yatan kadını. Pürüzsüzdü kadının teni. Uykunun mayhoşluğu tenine de yansımıştı. Sırtı.. Bacakları.. Çok güzel bacakları vardı kadının. Tekrar esnedi ve ayaklarını çıplak yerde şaplata şaplata banyoya gitti. Ağzını musluğa dayayıp uzun uzun su içti. Tekrar odaya döndü. Odayı seyretti. Küçük televizyon çarptı gözüne. Toz içindeydi. Ne zamandır televizyon falan izlediği yoktu. Havalanıp duran şişkin perde takıldı sonra gözüne. Perdeye yöneldi, sessizce kenara itti. Dışarıya baktı. Yazın sararttığı otlar. Ve birkaç ağaç. Kimsecikler de yoktu dışarıda. Sıcak herkesi eve hapsetmişti. Balkona çıkmaya karar verdi sonra. Kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Tenine çarpan güneş ışınlarını hissetti. Çok sıcaktı, yakıyordu güneş. Gözlerini kısıp etrafı seyretmeye başladı. Olmadı! Midesinde bir bulantı hissedince dayanamayıp içeri girdi. Kadını uyandırmak istiyordu. Yatağın yanına gitti. Yatak bomboştu. Pike, rulo şeklinde duruyordu yatağın üstünde. Kadın gitmişti...
Ağlıyordu. Yatağa uzanmış ağlıyordu. Gözyaşları yatağa damlıyordu. Kokladı yatağı. Kadının kokusu hala yataktaydı. Bu koku onu deli etmişti. Ağlamayı sürdürdü. Çıplaktı. Ve açık pencereden esen soğuk rüzgar tenine çarpıyordu. Adam titremeye başladı. Üşüdü! Kalktı ve pencereyi kapattı. Perdeyi de çekti. Sırt üstü yatağa yattı ve düşünmeye başladı. Neden diye sordu. Neden gitti? Oysa her şey güzeldi. Güzel bir akşam yemeği, güzel bir sohbet sonra uzun uzun öpüşmeler.. Ve sonra.. Uyumuşlardı. Kadını kıracak, kadının gitmesine sebep olabilecek bir şey yapmamıştı oysa. 1 hafta önce parkta tanıştığı ve sadece 2-3 kez buluştuğu birisiydi. Kadın sıkılmış olamazdı. Düşüncelere daldı! Dit-dit.. dit-dit.. di-dit.. dit-dit.. Saat çalmaya başladı. Adam bir anda irkildi. Sonra büyük bir öfkeyle ve hızla saati alıp duvara fırlattı. Duvara büyük bir hızla çarpan saat darmadağın oldu. Akrep, yelkovan.. Hepsi bir yana saçıldı. Saat artık çalmıyordu. Sessizlik! Her yer sessizdi. Adam yataktan kalktı ve ayakta durmaya çalıştı. Belki de hayatının en kötü günüydü. Hayatı boyunca aradığı ama bulamadığı, aramaktan ve bulamamaktan sıkıldığı, vazgeçtiği kadını, hayatının kadının bulup onu elinden kaçırmanın, kaybetmenin acısı vardı yüreğinde. Zaten gözyaşlarının nedeni de buydu! Tanışalı 1 hafta olmasına rağmen anlamıştı hayatının kadını olduğunu. Anlamıştı! Bu diğer kadınlardan değildi. Bu yatağa bir çok kadın yatmıştı. Ama bu kadın farklıydı. Onunla sadece öpüşmüştü. Salonun ortasında dakikalarca öpüşmüşlerdi. Sonra odasına götürüp onu soymuştu. Göğüsleri gözünün önündeydi. Dimdikti. Onlara dokunmamıştı bile. Kadın yatağa uzanmıştı ama adam kadının iç çamaşırını bile çıkarmamıştı. Buna kendisi bile şaşıyordu! Başka bir kadın olsa elinden kurtulamazdı ama bu kadına yapamamıştı. Eğilmiş ve sadece göbeğini koklamıştı. Sonra uyumuşlardı. Adam bunları düşündükçe kadına daha da bağlandı. Onu bulmalıydı. Ama nasıl? Kadının ne adresi vardı ne de telefonu. Hiçbirini vermemişti. Görüşürken hep kadın aramıştı. Onu bulamazdı. Ağlamaya, bağırmaya başladı. Duvara bir yumruk atı. Acısını hissetmedi! Banyoya gidip yüzünü yıkadı. Gözlerinin altı şişmişti. Sonra üstünü giydi ve kapıya doğru gitti. Ağır adımlarla ilerliyordu. Durdu sonra! Tekrar dönüp yatağa bakmak istedi. Kimbilir, belki de kadın hala yataktadır, bu gördüklerim bir düştür diye geçirdi içinden. Dönüp bakmaya korkuyordu. Kadını orada görememek bir kez daha yıkardı adamı! Bir anda döndü ve baktı! Yoktu! Tekrar ağlayacaktı ki tuttu kendini. Kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Biraz hava almak iyi gelecekti. Sokakta yürüyordu. Sokakta yürüyordu! Yerler ıslaktı! Gece yağmur yağdı herhalde diye düşündü! Bilmiyordu! Su dolu çukurlara basmadan yürümeye çalıştı yolda! Kadın gitmişti! Ve bir daha da göremeyecekti. Temiz havayı içine çekip unutmaya çalıştı bunu! Kafasında düşüncelerle bir şarkı mırıldanmaya başladı. Hayata ve aşka dair bir şarkıydı bu. Yıllardan sonra ilk defa içinden gelerek bir şarkı söylüyordu. Kafasında küçük bir ışık parladı. 'Evet!' dedi. Bu 'AŞK!!!' Sonra karşıdan karşıya geçerken bir anda durdu ve bağırdı; 'AŞK' Yoldan hızla bir araba geliyordu! Şoför, adamın durduğunu son anda fark etti ama nafile! Herkes bakışını adama ve arabaya çevirdi. Adam arabanın geldiğini son anda fark etti. Ama çok geçti. Acı bir fren sesi ve..................

Gözünü açtı. Terlemişti. Bir süre öylece durdu. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Nerdeydi? Bir hastanemi? Şöyle bir etrafını süzdü. Burayı tanıyor gibiydi. Yumuşak bir yerde yatıyordu. Yataktı! Üzerinde ince bir pike vardı. Tekrar süzdü etrafı. Evet evet.. Burayı tanıyordu! Her yer sessizdi. Tek ses yağmurun sesiydi. Üşüdü. Pencere açıktı ve içeriye doğru yağmur damlacıkları giriyordu. Yatak ıslanmıştı. Hatırlamaya çalıştı. Hatırladı! 'Kadın!' Hayatının kadını gitmişti. Ne olduğunu merak ediyordu. Ve şu anda nerede olduğunu! Ağlarken uyuya kalıp rüya görmüş olmalıyım diye geçirdi içinden. Kazayı düşündü. Kötü bir rüya! Ama kadın gitmişti. Nerdeydi? Ağlamadı bu sefer! Soluna dönüp bakmak istedi. Yoksa?? Döndürdü başını! Gözleri kapalıydı. Açmaya korkuyordu. Ama yapmalıyım dedi. Ve açtı gözlerini. Kadın ordaydı, yanında! Derin bir ohh çekti. Sevinçten yorganı ısırıyordu bağırıp kadını uyandırmamak için. Kadına tekrar baktı! Pike, kadının bacağına dolanmıştı. Bembeyazdı kadın. Sırtını izledi. Ve bacaklarını.kadının bacakları çok güzeldi. Rahatlamıştı. Kadına yaklaştı. Kadının ellerini elinin içine aldı. Okşadı onları. Yumuşacıktı elleri. Ve bembeyaz. Öptü onları. Sonra kokladı kadını. İçine çekti. Kadın gül gibi kokuyordu. Her yer, tıpkı geceleyin kadının göbeğini kokladığında olduğu gibi gül yapraklarıyla dolmuştu sanki. Sağda solda yapraklar uçuşuyordu rengarenk. Her yer mis gibi gül kokuyordu. Sonra yavaşça kadının kulağına eğildi ve uzun zamandır söylemediği o kelimeyi fısıldadı; 'AŞK'....

5.gif

AŞKMI? YA SONRASI?



Eğer ilişkiniz artık size zarar vermeye başladıysa, aldığınız tek bir yudum bile size yeterli gelmiyor ve karşınızdakinin de size daha fazlasını vermeye niyeti yok gibiyse, uzun zamandır kaybettiğiniz kontrolu elinize almanın zamanı gelmiş demektir.

Bazı ilişkilerde zamanla alkolizmin yerini alır. Mutluluktan daha çok acı vermeye başlamış, ve alışkanlıktan öteye geçmez olmuştur. Siz farkında olmasanızda aslında o kişiye ve ilişkiye bağımlı olmaya başlamış ve tüm hayatınızı, arkadaşlarınızı ve ailenizi arka plana almışsınızdır. İlişkinin başındaki heyecan, aşk kendini kavgalara, güvensizliklere ve hesap sormalara bırakmışsa, yalanlar iki tarafında kurtarıcısı olmuşsa, o gemiyi terk etmenin zamanı çoktan gelmiştir.

Eğer ilişkiniz artık size zarar vermeye başladıysa, aldığınız tek bir yudum bile size yeterli gelmiyor ve karşınızdakinin de size daha fazlasını vermeye niyeti yok gibiyse, uzun zamandır kaybettiğiniz kontrolu elinize almanın zamanı gelmiş demektir. Böyle zamanlarda mantık ve duyguların çekişme zamanı başlar. Mantığınız sizi bu ilişkiden uzak tutmaya çalışsa da duygularınız savaşmaya hazır değildir ve siz karşınızdaki sevgiliye hakettiğinden fazlasını vermeye başlamışsınızdır.

İşte size ilişkinizin negatif yönde olduğunu gösteren sebepler:
* Kendinizi ilgiye muhtaç hissediyorsanız; Öncelikle neden böyle hissettiğinizi sorgulayın. Hayatınız boyunca hep ilgi mi beklediniz yoksa partnerinizin size karşı duyduğu ilginin zamanla azaldığını mı hissetmeye başladınız?

* Ona karşı bağımlılık hissediyorsanız; Sizi kırdığı, ihmal ettiği ve eskisi kadar sevgi sözcüklerine boğmadığı halde siz hala onsuz yaşayamayacağınızı mı düşünüyorsunuz?

* İlişkide verici taraf hep siz oluyorsanız; Partneriniz size saygı duymuyor, onun için yaptıklarınızı takdir etmiyor ve duygularını ifade etmekten kaçıyor ve siz buna rağmen hala ilişkide verici tarafa mı oynuyorsunuz?

Bunlardan sadece birini hissediyorsanız her ilişkide zaman zaman yaşanan ve birbirinize karşı duyduğunuz sevgi ve güvenle üstesinden gelebileceğiniz bir döneme girmişsiniz demektir. Ama yukarıdakilerden 2 tanesi de tamamen ilişkinizi ve hissettiklerinizi tercüme ediyorsa, arkadaşlarınızla sorunlarınızı paylaşıp, kendinizi onsuz bir hayata hazırlama vakti gelmiş demektir. Unutmayın, her geminin mutlak bir yolcusu ve her yolcunun mutlak gezeceği başka kıyılar vardır. Önemli olan dalgaların sizi fazla hırpalamasına izin vermeden, zamanında terk etmektir dumanı tüten gemiyi.

t4_3918.jpg

Sevgiliye



Yeşili severim ama gözlerinin rengini sevdiğim kadar değil, güneşi severim ama gülüşünü sevdiğim kadar değil, ağlamayı severim ama gülmeyi sevdiğim kadar değil, insanları severim ama seni sevdiğim kadar değil.

Ne kadar tatlı bakıyorsun gözlerinin içine şeker mi sakladın.

Güneş mi doğdu yoksa sen mi gülümsedin?

Seni tanıdım ve tüm dualarım kabul oldu.

Yüzüne bakınca geleceği görüyorum.

Gözlerinin içine bakmak sevgi dolu bir aşk filmini seyretmek gibi.

Yaşamaksa seni sevmek ben hiç ölmeyeceğim.

Gözlerim seni göstermiyor diye gözlerime bakamıyorum.

Gözlerim güneşi görmedi senden sonra hasretin ateşi sönmedi senden sonra
Baksaydın görebilirdin, her şey gözlerimdeydi gözlerimde bir damla yaş vardı ağlayamadım; o bir damlada sen vardın anlayamadın...
Okyanuslarda büyüttüm sevgimi rüyalarımda hep sen vardın...
Yüreğin sıkışır, nefesin daralır, gözünden yağmur yaşlar boşalır; yanarsın sönmek bilmez, kovalarsın gitmek bilmez, bu aşka gücün yetmez sende ağlarsın...

İsyan eden kalbimi biraz olsun duy yeter; aşka susayan gönlümü seveceksen sev yeter...
Korkma sakın gecelerden yıldız gibi parlayacağım; uzaklarda yalnızım sanma nefes gibi içinde, gölgen gibi peşinde, kan gibi canındayım...
Bir çiçek olmak isterdim; dağlarda gezmek için, bir rüzgar olmak isterdim; mutluluklara esmek için, bir aşk olmak isterdim sadece senin olmak için...
Sen bazen dudağımdaki gülücük, bazen yüreğimdeki ateş bazen gözümden akan yaşsın ama her zaman küçük kalbimde en büyük parçamsın
Boşuna arama kendini gözlerimde… Çok uzun zamandır gözlerimde değil kalbimdesin.


Seni gittiğim her yere taşıyorum, sevgili! O yüzden yabancı gözlerde aramıyorum gözlerini.


İçim o kadar senle doldu ki… İnsanlar seni göz bebeklerimde görürler diye bakmaya korkar oldum.

Aynaya bakınca seni değil kocaman bir yürek ve o yürekte ondan da büyük bir sen gördüm.

Karşımda dur gözlerimi kapatıp seni seyretmek istiyorum.

Gözlerim seni göstermiyor diye gözlerime bakmıyorum.

Gözlerim sende kaldı bir daha istemeye utandım.

Görmedin mi? Karanlıkta sana göz kırptım.

Gözlerimle sana esir olacağıma ya seni gözlerimden silerim ya da seni kalbime nakşederim.

Öyle sarılmıştım ki sana aramızdan rüzgar geçmezdi.

Ruhun dudaklarını kullanıyorsa öpebilirsin. Yok eğer ruhun dudaklarından kopmuşsa yok hayır dur öpme.

Seni yeterince anlatmadılar diye gözlerime hesap sordum.

Gözlerim gözlerine vurgun olduğundan beri artık her şey anlamını yitirdi. Artık her şeye senin gözlerinden bakıyorum.

Sana öyle bir sevgim var ki, sana bu sevgiden zarar gelmesin diye bakmaktan korkuyorum.

Bakışlarımın ölülüğünden sevgimin diriliği okunur.

Titrer durur ellerim yanında. Vücudum ürpermeye dolar. Üşürüm ben senin yanında. Çünkü varlığın içime serinlik verir.

Seni gözlerinden seyredemiyorum. Bana kalbinin gözlerini aç.

Seni acılarımın içinde canım gibi saklıyorum.

Ben senin yüzünden çektiğim her şeye razıyım. Ama senin benim yüzümden azap çekmeni istemem.

Acını acım bilerek acını yüklenmek istiyorum.
Açılırken avuçlarım sessizliğe ellerinin içindeyim. Ağlamak geliyorsa içinde, ağla; gözyaşının içindeyim.

Dokunsan haykıracak bıraksan ağlayacağım.


Kim ağlasın gülüşlerine. Kim gülüp geçsin insanların çekilmez dert dediklerine

Göz yaşların neden düşer o gözlerinden bilmem ki? Yıldızlar yere düşmezdi benim bildiğim…

Dağ düştü üstümüze yıkılmadık ama; insan değdi tenimize acısı yıktı bizi.

Sensiz geçirdim tek bir an yokluğunda ki sevgine vurulan bir düğümdür.

Gözlerimde bir damla yaş olduğun gün, korkarım ki seni hiç bırakamayacağım.

Birlikteliğimiz ayrılığın zirvesinde devam etmeli.

İnsanlar seni tanımak istiyor, sen ise bana kendini tanıtıyorsun.

Ben bir insanı sevme cesaretini gösterdim. Sen ise bir insan olma cesaretini gösteremiyorsun.

Sen sende olmak istersin ama sende olan nerde olmak ister bilir misin? Sen seni bil. Sende olan varacağı yeri bilir.

Sen insanlar için var olmalısın. İnsanların senin için var olmasını istememelisin.

Dünyayı değiştirmeden evvel, dünyanın seni değiştiremeyeceği bir sağlamlığı elde etmeye çalış.

Gökler temizdir yerlerse çamur. Gökleri isteyen ışığı bulur. Yerde kalansa çamurda yürür.

Artık kimseler senin dünyana giremiyorsa sen herkesin dünyasına girmişsin demektir.

Böldün aydınlığımı, karanlığım sende kaldı.

Beni insanlarda arama, kendinde ara beni.

Sen hangi dünyanın insanısın. Gerçeklerin mi doğruların mı?

Yıllara bölüyorum geceleri bitmiyorlar. Ne diye sensiz böyle zor geçiyor zamanlar.

smiley_heart.gif


Bebisim@bebisim.Org

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın