|
AŞIĞIM BEN...
Hani! o bahar sabahlarının ilk serinliğinde,
Erkenden uyanan kuşların serenatları vardır ya!
Bakire tomurcukların güllere al al kızarmasını.
Yaprak üzerinde güneşe naz yapan çiğ tanelerinin mağrurluğunu,
Kısaca...yaşama dair ne varsa hepsine aşığım ben.
Hani! erguvanların renkleri sevişirken göğün mavisiyle,
Bembeyaz bulutların haya edip pembeleşmesi var ya!
Başıboş rüzgarların meltemlere gebe kalışı.
El ele sevgililerin sevda yangınlarına dalışını,
Kısaca...sevdaya dair ne varsa hepsine aşığım ben.
Hani! sert kayaların kucak açtığı engin denizlerde,
Şımarık dalgaların istridyeleri sarhoş eden med-cezirleri var ya!
Edepsiz martıların, hırsız karabataklarla kıyasıya kavgasını,
Yazı kışı baharı çiçekleri böcekleri bütün kainatı;
Kısaca...aşka dair ne varsa hepsine aşığım ben.
|
|
SENİ SEVİYORUM
Sen...
Tanyerini ağartan gün ışığı kadar aydınlık,
O aydınlığa yüzünü çeviren çiçek gibi güzel.
Ve o güzelliği okşayan meltem kadar ılık,
Deryalara renk veren turkuaz gibi berrak.
Deli suların dinginleştiği göller kadar duru,
Dualarımdaki yalvarış gibi içtensin sevgilim;
Seni özlüyor...seni istiyorum...seni seviyorum
BEN BÖYLE SEVDİM!
Kokusuna küs güller sevdim ben; dikenlerinden bihaber!
Karanlıkta bulut ardına gizlenmiş kederli yıldızları,
Çiçeği dalından kopartıp ıslık çalan rüzgarları;
Yürüdükçe uzayan toz-toprak yolları sevdim ben.
****
Kar-boran sevdim ben? elalem baharları severken!
Gelenlere ağladım hep, gitme dediklerim bir bir giderken.
Bir ah bile etmedim, onca acıyı onca çileyi çekerken,
Kalıp yaşamaktan çok, yitip gitmeleri sevdim ben.
***
Delişmen ırmakları sevdim ben; yatağına sığmayıp taşan!
Hayat kadar acımasız, zaman gibi akıp sürüklenmeleri.
Dost bildiklerimin bir kuru selamı çok görmelerini,
Nefretlere düşman, sevdalara ram olmayı sevdim ben.
**
Uçurumların ucunda sevdim ben; umuda asılı kalmayı!
İtilmişliğime aldırmadan, boynumu bükmeden namerde.
Kelebek ömürlü aşklara eyvallah etmemeyi,
Denizlerde değil, bir avuç gözyaşında boğulmayı sevdim ben.
*
Yağmurları sevdim ben; damla damla düşerken sahralarıma!
Seller gibi çoşarken, yüreğindeki kum tanelerine.
Hasretinle yanıp kül olmayı, küllerimden yeniden doğmayı,
O güzel gözlerin uğruna binlerce kez ölmeyi sevdim ben.
BİLEMEDİM
Çisil çisil yağarken duygularımız gönülden gönüle,
Kör bıçaklarla kesiliverdi sanki; en güzel yerinde.
Sevmelerin şahikalarından ta uçurumların dibine,
Biz; düştük mü yoksa düşürüldük mü? bilemedim.
Gül yüzün gün gelip küsecek miydi? baharın birinde,
Kelebek kozasından firar edip geçmişine güldüğünde.
Gitmelerin, gelmelere hüküm sürdüğü meskun yerlerde,
Biz; koptuk mu yoksa koparıldık mı? bilemedim.
Şafaklar doğum sancılarındayken yeni günlere,
Tomurcuklar başkaldırmış tam dönüşecekken güllere.
Dikenlerin insafsızca saplanmasıyla sevdalı kalplere,
Biz; vurduk mu yoksa vurulduk mu? bilemedim.
Şimdi; her yaşanmış hatıra, pranga oldu bileğimde!
İleriye gidemediğim, geriye dönemediğim; sana yöneldiğimde.
Ölümü hayattan daha çok ister olduğum dileğimde,
Biz; sevdik mi yoksa sevildik mi? bilemedim.
AKŞAMDAN SABAHA!
Bir ateş düşer sol yanıma...
İki kirpiğim arasında batmaya yüz tutarken güneş.
Tuz basar yarama sızlatan grubun kızıllığı!
Şimdi zaman; sensizliğin resmini çizecek yine.
Ayrılık paletinde özleminin dayanılmaz fırçaları,
Hayalle serap arasında gri tonlara vurulacağım.
Sen hep o umursamaz gülüşlerinle, bense ağlamaklı,
Ben yine haykıracağım sense susacaksın inadına.
Yıldızları süpürecek dolunay; buğulanmış gözlerime,
Bütün boyalar kan rengi akacak yanaklarımdan ılıkça!
Başım öne, kollarım yana düşecek baykuş iniltilerinde;
Ve...
Sabaha erişicek varlığından yoksun gecelerimden biri daha.
|