|
|
|
|
Hasta mısınız?şifanız burada |
|
İslam ilmihali |
|
Gıybet |
|
Hucurat/ 12: Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir |
|
Nisa/148: Allah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir. |
|
Hümeze/ 1: Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline! |
|
GIYBET Bir insan hakkında söylenen “aval aval yüzüme baktı..” demek kadar da olsa duyduğu zaman muhatabın hoşuna gitmeyecek bir söz gıybettir ve haramdır. Yalan söylemek, zina etmek, hırsızlık yapmak ve namazı terketmek gibi haramdır. |
|
HELÂLLEŞMEDE ÖLÇÜ Helâlleşme bir ahlâk haline getirilmelidir. Ve mutlaka helâllik istenen şahsa durum olduğu gibi anlatılmalıdır; Mesela: “Senden şu kadar haksız yere şunu aldım; seni gıybet ettim...” vs. gibi. Ne var ki, aynen anlatma karşı tarafta derin yaralar açacaksa, o zaman mes’ele şerhedilmeden, mutlak olarak helâllik istenmelidir. Bir zaman arkadaşlardan biri gelerek bana, “Hakkını helâl et, senin gıybetini yaptım” dedi. Tam neler söylediğini ifade edecekti ki, hemen susturdum ve hakkımı bütünüyle helâl ettiğimi söyledim. İnsanız ve zayıf taraflarımız var. Söylenen söz içimizde bir ukde ve yara olarak kalabilir. İnsanın Cenab-ı Hakk’ın huzuruna, içinde mü’min kardeşine karşı, herhangi bir ukde varken gitmesi ise büyük bir talihsizliktir. Onun içindir ki, Efendimiz sık sık: “Bana arkadaşlarım aleyhinde hiçbir şey söylemeyin. Zira, Rabbimin huzuruna selim bir kalple gitmek isterim” der ve mü’min bir kardeşi aleyhine birşey söylemek isteyenleri böyle ikaz ederdi. O’nda bizim için her hususta üsve-i hasene (en güzel örnek) vardır. Bu mevzuda da rehberimiz, yine Resûlullah’tır (sav). |
|
…GIYBET, bir kimsenin arkasından hoşlanmayacağı bir şey söylemektir. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Bilir misiniz gıybet nedir?" "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. "Kardeşini, hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır." buyurdu. "Ya söylediğim kardeşimde varsa?" denildi. "Eğer söylediğin onda varsa gıybet etmiş olursun ve eğer onda yoksa o vakit ona iftira etmiş olursun." buyurdu ki bu, Müslim, Ebu Davûd, Tirmizî, Nesaî ve diğerlerinde geçmiştir |
GIYBETİN TÜRLERİGıybet dört türlüdür: Birinci türlüsü küfürdür. Gıybetin bu türlüsü şöyledir. Kişi, bir Müslümanı çekiştirmeye başlar. Kendisine “gıybet etme” denince de “ bu sözler gıybet değildir, çünkü doğru söylüyorum” diye cevap verir. Böylece Allah’ın haram kıldığı şeyi helal saymaya kalkmış olur ki, Allah’ın haram kıldığı şeyi helal sayan kimse, Allah korusun, kafir olur. İkinci türlüsü münafıklıktır. Gıybetin bu şekli de şöyledir. Kişi, isim vermeksizin birini arkadan çekiştirir. Fakat sözünü dinleyenler onun kim olduğunu anlamaktadırlar. Adam da böyle yapınca gıybet etmiş olmanın günahından sıyrılabileceğini sanmaktadır. Üçüncü türlüsü günahtır. Gıybetin bu şekline gelince kişi, isim vererek birini arkadan çekiştirmekte ve yaptığı işin günah olduğunu bilmektedir. Bu durumda o kimse bir günahkardır ve tevbe etmesi gerekir. Dördüncü şekli de mubah hatta sevap kazandırıcıdır. Gıybetin bu şekli kişinin, açıkça günah işleyen bir kimsenin veya bidatçının aleyhinde konuşmasıdır. Kişi bu konuşması yüzünden sevap kazanır. Çünkü onun bu açıklamaları sayesinde söz konusu fasıkı veya bidatçıyı tanıyarak şerrinden sakınırlar. Nitekim Efendimiz (s.a.s.) “ Kötünün kötülüğünü anlatınız ki, insanlar ondan sakınsın” buyurmuştur. |
|
CEHENNEME İLK GİRECEKLER Allahu Teala, Musa (as)’a: “cennete en son girecek olan gıybetten tevbe edenlerdir. Cehenneme ilk girecekler de gıybete devam edenlerdir” diye vahyetmiştir. |
|
Müminler arasında nifakın, bozgunculuğun, ayrılığın en önemli sebebi fitnedir. Fitne, öldürücü zehirden daha beterdir. Ve fitnenin en önemli unsuru da gıybettir, arkadan konuşmaktır, kötü zarıdır. Kulaktan kulağa bin türlü şekle giren bir söze sebebiyet vermemek için aleyhte ve gıyabi konuşmalardan kaçınmak gerekir. Öyle sözleri söyleyen de, dinleyen de mesuldür, insan dinlememek için gerekli tepkiyi vermeli, mümin kardeşinin arkadan hançerlenmesine yardımcı olmamalıdır. O anlatılan özellik o şahısta varsa gıybet, yoksa iftiradır. Her ikisi de birbirinden daha tehlikeli olan bu şeyden kaçınmak, müminlerin kusurlarında şeytana yardımcı olmamak fazilettir ve insaniyetin gereğidir. Kimsenin bir başkasının etini dişlemeye hakkı yoktur. |
|
GIYBETİN İLÂCI Ey aziz kişi! Sen bil ki, gıybete haris olmak o kişinin gönlünde bir hastalıktır. Ona ilâç bulmak da vaciptir. Bu ilâç iki türlüdür: 1 — İlim (bilgi) yolu ile olan ilâçtır. Bu da iki türlüdür: A) Gıybet hakkında gelen hadîsleri ve gıybetin sebep olduğu kötü sonuçlan bilmek, düşünmektir. Gıybetin iyilikleri olmadığı o zaman anlaşılır ve gıybet hevesi iflâs eder. Nitekim Resul aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Gıybet, kabul edilmiş duaları, kulun hasenatını tıpkı ateşin kuru odunu yaktığıı gibi yakıp ortadan kaldırır." B)İnsan kendisinin ayıbını, gıybet edilmesi mümkün olan kusurlarını düşünmeli. Eğer kendisinde bir ayıp görürse, kendisi hakkında gıybet edeni ma'zur tutmalıdır. Tıpkı kendisini ma'zur tuttuğu gibi başkalarını da ma'zur tutmalıdır. 2 — Gıybetten kurtulmanın ikinci ilâcı. Kendisini gıybete sevkeden sebeplere nazar etmektir. Bunlar da sekiz türlü sebeptir: Birinci sebep: Gıybet edilen kişiyle, bir sebepten Ötürü, kızgın ve kırgın olmaktır. Resûlullah Efendimiz şöyle buyurur: "Bir kimse kızgınlığını yenerse Hak Teâlâ, kıyamet gününde onu yaratıklar arasında çıkarıp kendisine: "Cennet hurilerinden dilediğini seç!" diye buyurur." |
|
İkinci sebep: Cıybet eyleyen kişi başkalarının rızasını kazanmak için onlara muvafakat gösterir, uyar. Bunun da ilâcı şudur ki, insanların rızasını kazanmak dolayısiyle Hak Teâlâ'nın hışmına uğramak da cahillik ve aptallıktır. Aksine halkın rızasını gözetmek Allah'ın hışmına götürdüğü için daima Hak Teala’nın rızasını dilemeli. Üçüncü sebep: Bunlar kendisine bir hiyanet izafe edilmiş olanlardır ki, kendisini kurtarmak için bu hiyaneti başkasının üstüne alarlar. O kimsenin bilmesi gerektir ki, Hak Teâlâ'nın kızgınlığının belâsı insanların kızgınlığından hem daha şiddetli, hem de muhakkaktır. — Her ne kadar ben haram yiyorsam, yahut da devlet malını çalıyorsam da falan, filân da bunu yapmaktadır! der. Bu hamakat, aptallıktır. Çünkü bir kişi günah işlerse ona uymak reva değildir. Dördüncü sebep: Bir kimse kendisini öğmek diler, fakat öğemez. Böylece başkalarını dile dolar, gıybet eder, tâ ki, bu gıybetle kendisinin üstünlüğü ortaya çıksın ister. Nitekim şöyle der: — Falan kişi hiç bir şey anlamaz. Filân kimse ise riyadan kaçınmaz. Yani: "Ben her şeyden anlarım, riyadan kaçınırım", demek isler. |
|
Beşinci sebep: Hased, kıskançlıktır. Bir mevki sahibi, bilgisi çok ve malı bol olan kişiye halkın inancını gördüğü halde bu kişinin onu kıskanması, çekememesidir. Çünkü kendisinde bu hasletleri bulamaz. Onun kusurunu bulmaya çalışır. Bütün gayesi o kişiyi dile dolamaktır. Lâkin şunu bilmez ki, başkasına söylediği şeyler kendisinde mevcuttur. Başkası içni söylerken bilmez ki, kendisini açıklamaktadır. Çünkü kendisi bu dünyada azabta ve kıskaçlık acılan içinde kıvranmaktadır. Öteki cihanda da ettiği gıybetin azabında olacaktır. Tâ ki, iki cihanın nimetlerinden mahrum kalacaktır. Böyle bir kişi bilmez ki, her kime mevki, haşmet bahşetmişlerse, kıskançların kıskançlığı onun değerini daha çok arttırır. Altıncı sebep: İstihza, alay etmektir. Yâni bir kişiyi küçük düşürerek ona gülmektir. Arna bilmez ki, bu alay etme kendisini Allahü Teâlâ huzurunda rezil, riisvay eder. O ise alay ettiği kimseyi halkın önünde rüsvay etmek ister. Fakat böyle kimse bilmelidir ki, alay ettiğinin günahları kendi boynuna yüklenir. Eşek gibi o günahları ile cehennem kapılarına kapılarına kadar sürülür. Bir kimse Kıyamet gününde halinin böyle olacağını bilmelidir. Aklı varsa başkasına gülmeğe ve onunla eğlenmeğe kalkışmaz. |
|
Yedinci sebep: Bir kimse bir günah işlendiğini görünce o günahtan ötürü özü kedere boğulur. Allahü Teâlâ için kalbini Üzüntüler sarar. Nitekim din ehlinin âdeti böyledir. |
|
Sekizinci sebep: Kişi, Aüahii Teâlâ için, bir kişinin günahından ötürü kızar, yahut işlenen günaha şaşar. O kızgınlık veya şaşkınlık içinde ya o kişinin adını söyler, adını herkes bilsin diye açıklar. Bu kızgınlıkla kazanılan sevap işte bu gıybet ile silinmiş olur. Bundan dolayı o kişi, kendisinin hışmını ve şaşkınlığını hikâye etmeli, fakat günah işleyen kişinin adını anmamalıdır. |
|
RÜYADA YEDİRİLEN DOMUZ ETİ Halid Rebbi anlatıyor: - Bir gün büyük bir mecliste idim. Yanımdakiler bir adamı çekiştirmeye başladılar. Kendilerine engel oldum. Bunun üzerine o adamı bırakıp başka bir adamı dillerine dolamaya başladılar. Bir süre sonra da ilk adama döndüklerinde bir konuda ben de onların dedikodularına katıldım. O gece yatınca şöyle bir rüya gördüm. Uzun boylu ve kara yüzlü bir adam yanıma geldi. Elindeki bir tabakta bir parça domuz eti vardı. Bana “bunu ye” dedi. Kendisine “ domuz eti mi yiyeceğim? Vallahi, yemem onu” dedim. Bunun üzerine adam beni ağır bir dille azarlayarak “ama bundan daha kötüsünü yedin” dedi ve arkasından o domuz etini ağzıma tıkamaya başladı. O arada uyanıverdim. Vallahi, otuz veya kırk güne kadar ağzıma koyduğum her lokmada o etin pis kokusunu duymuştum.” |

|
Gıybeti Öğrendiniz. Bu aşamadan sonra kendinizi sorgulamalısınız. |
|
Kerim Eroğlan tarafından düzenlenmiştir. |
|
* - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Mirac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı. "Ey Cebrail! Bunlar da kim?" diye sordum. "Bunlar, dedi, insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir." |
|
"Ey imân edenler! Eğer yoldan çıkmış biri size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Aksi halde bilmeden bir kimseye kötülük edersiniz. Sonra da yaptığınıza pişman olursunuz." (Hücûrat Sûresi: 6) |
|
Kaynaklar: 1)İmam Gazali “Kimya-ı Saadet” 2)Abdullah Aymaz “Çitlembik 2” s:118 |