28.11.2007
"Eklemlerimiz midir çaresiz ? Yoksa biz miyiz eklemlerimizi çaresiz kılan ?"
KERİM EROĞLAN

EKLEMSİZLİK

Canınız sıkılırken uyanırsınız. Uykunun en tatlı yerinde ve tatlı sandığınız bir güne uyanırsınız yeniden. Oysa güzellik çirkinlikle vardır, göremezsiniz. Siz ki gözü açılmamış bir kedi yavrusu misali dolanırsınız anne sandığınız bir çevrenin çeperinde. Hücreniz dardır, kımıldayamadım sanırsınız. Oysaki içinizde açıktır tüm kapılar. Kapılar nasıl bir şekilde yön verirse size o yöne gitmektesinizdir. Kapıların açık olduğu yöne doğru yürürsünüz, yürümeyi tercih edersiniz. Çünkü ışıktır sizi kapı aralığına çeken. Aralıktan görmeye çalışırsınız bazen, tıkanırsınız. Yorumsuz kalırsınız ilmin yetersiz kaldığı bir yarışmada. Kaybedeni oynarsınız. Ama kazandırır her tecrübe cana bir nebze tat. Tatlandırır yavaş yavaş, olgunlaştırır düşünceleri. Olup olup toplanırsınız sonra. Her doruk noktasında bir kayma yaşarsınız. Geceye doğru… Karanlık bastığında sinersiniz, aydınlığında yürürsünüz zihin ülkenizin. Ve yere doğrudur başınızın yönü. Talan yemişsinizdir, ya da bir şeyler aramaktasınızdır toprakta. Umut aramakla bulunacaksa, neden pes etmeli ki? Yorulmak varsa neden koşmamalı ki? Tatmalı çünkü her duyguyu. Yorulmaksa, inadına yorulmak. Her yorgunluk başladığında dinlenme sürecine girersiniz ve çekersiniz inzivaya yüreğinizi. Yorgunluk ardından ferahı taşır, ayılırsınız. Kendinizde yenilenmeyi hissedersiniz. Bu size bir hayırdır yaratandan. Yorgunluksa bir uyarıdır. Belki uyarılma gerektiriyordur ve uyarılmışsınızdır. Hissettirilmeye çalışılmıştır acizliğiniz, çaresizliğiniz bedeninize sirayet etmiştir. Ve nefes nefes hissedersiniz bunu. Hissettikçe düşünürsünüz. Düşünmemişsinizdir daha önce ama şimdi düşünürsünüz, düşünesiniz gelir nedense. İnsan bazen bilmeden de olsa sürüklüyor kendini buhrana, kendini hapsediyor bir körebenin içine ve sürekli yakalamak istiyor en güzeli. Ebeyi başkası yapmak için çalışıyor sürekli, sadece, ama kayıtsızca pes ediyor sonra. Elleri de bağlanıyor, gözü de açılmıyor. İnsafa gelenler bir anda yol gösteriyor görmeye çalışan pencerelerine. Sen pencerelerim açıldı sanıyorsun, güneşi gördüm sanıyorsun. Ama yine aldanıyorsun. Sen değilsin güneşi gören, güneştir sana gösterilen. Ama tek taraflı çaresiz ve kemiksi düşüncen sezemiyor bunu. Sen kafatası denen kemiklerin sertliğine takılırken içindeki nesnecik keşfedilmeyi bekliyor. Ama derine inmek için normal bir dokunuş yetersiz kalıyor. El yordamıyla ancak kabalıktır tuttuğun, oysa ışınlarını kullandığında en kuytu köşelerin aydınlanacaktır belki de. Belki de kavuşacaksındır o zaman topal topal yürümenin ne anlama geldiğine ve eklemlerinin sertliğine değil manaya varacaksındır. Aramaya devam, durma çalış.