02.04.2009
"Ketumca"
KERİM EROĞLAN

KETUM'UN SESLERİ

   Geceler bitmek için başlıyor her seferinde. Kimselerin görmediği bir an yaşamış olmak için tüketildiğinde başlıyor insan içini dökmeye. İç kaynıyor kazanlarda, kaynatıyor düşünceleri, es geçiyor. Kendi tarumarını yaşıyor karanlıkta, karanlığında bulmaya çalışıyor yönünü. Ki uzun yollar hep tarifsizdir zaten, rasgele bir atlayış, balıklamasına. Ne düşerse bahtına diyerek kafayı öne eğiş.

   Kişiliğin ne zaman yakalanacağını, gerçek aşkın ne olduğunu kişi hep merak eder. Ama yürüyüş kaçınılmazdır. Bir iz ararsa da çoğu zaman, göremez, görünmez kalırlar nedense. Sonra kişi kendini buhranda sanır bir anda. Der ki neden sıkılıyorum. Oysa kimse koymamıştır onu mermi yerine. İçi baruttur ama hesaba alan yoktur. Ağır sayıp terazi kefesinde yer göstereni yoktur. Kendi kuyruğunu oyuncak sandıkça dolanır çevresinde, boş hayallere daldıkça uzaklaşır, soyut kalır gerçek yaşama. Kişi içini görmeye çalışsa birinde, kapanır yolları aniden. Kimliği sorgulanır, belki de kendi kendini sorgular. Gerçi sorguları da sonuçsuz kalır çoğu zaman. Yerinde değildir başı, dumanlıdır. Yardıma muhtaç görünmez belki ama kapalıdır çağrı yolları. Düdüğü yoktur ki çalsın. Bir hakem sandıkça kendini kart gösterir, düdüksüz ne kadar müdahale edilebilirse veya hangi önemsediği onu önemsiyorsa ona çıkarır tüm sarılarını. Ki hiç yeşili olmamıştır zaten aşka yol verdiği. Şehir ışıkları en son ihtimal sarıyla harekete geçirir onu. Kırmızılarsa kabullenişidir artık. Kör kütük heba olduğu bu uğurda ne düşünse, ne iş görse belki bilinmeyecektir, belki horlanacaktır amma, kim ne derse desin o yine o olmak ister.

   Hiddetlenir çoğu zaman, dağınık yaşar. Dağıtır kafasını her ayak diremesinde. Nafile çırpındıkça kurbanlıktan kurtulamaz. Yine kanı akar. Yine vurgun yiyen olur. Boğulur en sevdiği maviliklerde. Kendi elleriyle bir sonu hazırlar masaya. Meze yapar önüne, döker birer birer. Paylaşmaya ihtiyacı yoktur. Yeterdir yalnızlık ona, fısıldar kulaklarına. Kendi kendini kandırmaca oynar. Oynadıkça çocuklaşır. Çocuklaştıkça çabuklaşır, çaputlaşır, yıpranır. Nazeninliği her yerinden okunacaksa da okutmaz her terziye. Bilir ki kişi içinde acı satmaz, satarken kendi dilimlerini, lezzet vermelidir. Müşteri bu, tatlı sever elbette, acıyı ne yapsın. Ketumsa bir lisan, konuşturamaz hiçbir insan… Yaşayışıma bir lal oldum, çizilen bu resimdi satırlarım. Uyanışıma artık…(kısmet)