|
NİĞDE MÜZESİ
Müzeler; kültür varlıklarını tespit eden, ilmi metotlarla açığa çıkaran, inceleyen, değerlendiren, koruyan, tanıtan, sürekli ve geçici olarak sergileyen, halkın kültür ve tabiat varlıkları konusundaki eğitimini, bedii zevkini yükselten, dünya görüşünü geliştirmede tesirli olan kuruluşlar olarak tanımlanmaktadır.
Niğde Müzesi üç büyük teşhir salonu, ihtisas kütüphanesiyle, modern konferans ve sergi salonlarıyla, Orta Anadolu'nun en önemli müzelerinden birisi durumundadır.
Niğde'de ilk müzecilik faaliyetleri 1939 yılında, müze olarak kullanılan Akmedrese'de (Karamanoğlu Ali Bey tarafından yaptırılmıştır) başlatılmıştır. Burası 1939-1950 yılları arasında II. Dünya Savaşı nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin deposu olarak kullanılmıştır.
1950-1957 yıllarında depo olarak kullanılan Akmedrese'de 1957 yılında "Niğde Müzesi Müdürlüğü" kurulmuş, bina onarılarak teşhir-tanzimi yapılmış ve ziyarete açılmıştır.
Medresenin modern teşhire uygun olmaması nedeniyle, Kültür Bakanlığı'nca yeni müze binasının temeli Temmuz-1971 ayında atılmıştır. 1977 yılında ise Akmedrese kapatılarak yeni, modern müze binasına taşınılmıştır.
Yeni müze binasının teşhir-tanzimi ve düzenlemesi Kasım-1982 yılına kadar sürmüş, 12 Kasım 1982 yılında düzenlenen törenle ziyarete açılmıştır.
Niğde Müzesi'ne girmeden, ziyaretçileri Geç Hitit Dönemine ait, bazalttan yapılmış, "Hitit Fırtına Tanrısı" yani "Teşup kabartması" karşılar. Bu eser M.Ö. VIII-VII. yüzyılda Orta Anadolu'da hüküm süren Geç Hitit devletlerinden birisi olan "Nahita Krallığı"na ait önemli eserlerden birisidir.
Ziyaretçilerin müzeyi gezme planı çerçevesinde salonlar hakkında bilgiler şöyledir:
1- Etnografik Eserler Salonu
Halkın sosyal hayatını yansıtan, insan yapısı araç ve gereçler dahil bilim, din ve sanatlarla ilgili taşınır kültür varlıkları olarak tanımlanan "etnografik eserler"den derlenen koleksiyonlar bu salonda sergilenmektedir.
Salona girişten itibaren sağ taraftaki panolar üzerinde, Niğde yöresinden derlenen ve satın alınan halı ve kilimler sergilenmektedir.
Salonun ortasında bulunan büyük vitrinlerin birincisinde, bilhassa Niğde köylerinden satın alınıp müze koleksiyonlarına katılan kadın giysileri, ikinci büyük vitrinde ise erkek giysisi örnekleri sergilenerek, Niğde'nin geleneksel etnografyası hakkında bilgi verilmeye çalışılmaktadır.
İki büyük vitrin arasında kalan mekânda sediri, gümüş sim işli sedir örtüsü, sim işli yastıklarıyla, köşe minderleriyle ve orta sinisiyle bit Türk evi canlandırılmaya çalışılmaktadır.
Ayrıca etnografya salonunun kolonları arasında bulunan köşe vitrinlerinde sırasıyla takılar, yazı takımları, hamam takımları, porselen takımları, nişan ve madalyonlar, tepelikler sergilenmektedir.
Bu salonun, en ilgi çeken eseri de bir orta sinisidir. Bu eser, M.S. 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında yaşayan Kaçar Türklerine ait olsa gerektir. Sininin üzerine İranlı, Şair Firdevsi'nin Şeyhname'sinde ismi geçen kralların büstleri ve bastırmış olduğu paralar kazıma tekniği ile işlenmiştir. Etnografya salonunda II. Abdülhamid zamanına ait bir Osmanlı arması da yer almaktadır.
2- Önasya Medeniyetleri Salonu
Küçük Asya olarak tanımlanan Anadolu, tarih boyunca çeşitli insan topluluklarının iskânına uğramış ve bölgesel özellikler taşıyan renkli ve çok sayıda uygarlığa sahne olmuştur.
Niğde bölgesi de bu süreç içerisinde M.Ö. 7-6 bin yıllarından (Neolitik Çağ - Cilalı Taş Devri) itibaren zamanımıza kadar, çeşitli medeniyetlerin gelip geçtiği önemli bölgelerden birisidir. Bölgede bugüne kadar yapılan arkeolojik kazılar sonucunda Niğde İli'nin zengin bir kültüre sahip olduğu ortaya çıkmıştır.
Dünyada iklim şartlarının yumuşamasıyla son buzul çağı sona ererken, insanlık yalnız avcılık ve toplayıcılıkla geçen yaşam sürecini tamamlamış bulunuyordu.
Uygarlık tarihinde "Neolitik Çağı" olarak tanımlanan dönemin en önemli olaylarından birisi insanın doğa ile ilişkilerini kendi tarafına çevirmeyi başarıp, çevresinde var olan bitki ve hayvan cinslerinden bazılarını evcilleştirerek kendi eliyle üretir hale gelmesidir.
Yapılan araştırmalardan bu devir insanının üretici olduğunu, çiftçilik ve hayvancılık yaptığını, bir meydan etrafındaki dikdörtgen planlı, taş temel ve kerpiç duvarlı, düz damlı yapılarda oturduğunu, taş ve kemikten aletler, öğütme taşları, obsidiyenden ok ve mızrak uçları yaptığını, ölülerini evlerinin içine gömdüğünü ve kilden çanak-çömlek yaptığını öğrenmiş bulunmaktayız.
Neolitik Çağın, Orta Anadolu'daki en önemli merkezlerinden birisi de İlimiz Bor İlçesi Bahçeli Kasabası'nda bulunan Köşk Höyük'tür.
Burada 1982 yılından bu yana yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen eserlerin bir bölümü de bu salonun 1-2 nolu büyük vitrinlerinde sergilenmektedir.
M.Ö.IV. binin sonu ve III. binin başlarında Anadolu'da bakır ve kalay karıştırılarak tuncun elde edilmesi, bunun silah yapımında kullanılmasıyla Anadolu insanı "Tunç Çağı"na girmiş olmaktadır. İnsanoğlu çok önemli bu alaşımla silah, kap-kacak ve süs eşyaları üretmeyi başarmış; bakır, altın, gümüş gibi asıl ve asıl olmayan madenleri de dövme tekniği ile işleyerek, dinsel amaçlı veya günlük ihtiyaçlarına cevap veren objeler üretmiştir.
Niğde İli'nde bu dönemin en önemli merkezi, İlimiz Çamardı İlçesi, Celaller Köyü yakınındaki Göltepe-Kestel Örenyeridir.
M.Ö.III. binde Anadolu'da kalayın elde edildiğini ispatlayan Göltepe-Kestel kazıları bu yönüyle Anadolu arkeolojisinin bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarmıştır.
Bu kazılardan elde edilen arkeolojik malzemeler IV. büyük vitrinde sergilenmektedir. Ayrıca vitrinin yan kısmında da Kestel maden ocağından ısıtma yöntemi ile elde edilen maden cevherinin zenginleştirilmesi, eritilerek potalara dökülmesi canlandırılmaya çalışılmıştır.
III No.lu büyük vitrinde ise Aksaray İli Acemhöyük Örenyerinden, Darboğaz Kasabası'ndan ve Bor Pınarbaşı Höyüğü'nden çıkarılan Eski Tunç Çağı buluntuları sergilenmektedir.
Salonun 5-6 No.lu vitrinlerinde ve 3 adet köşe vitrininde de Aksaray İli Acemhöyük Örenyeri'nde yapılan arkeolojik kazılarda bulunan ve "Asur Ticaret Kolonileri Çağı" olarak tanımlanan dönemin buluntularından örnekler sergilenmektedir.
Acemhöyük'te (Puruşhanda) Prof. Dr. Nimet Özgüç başkanlığında bir heyet tarafından yapılan arkeolojik kazılarda, buranın Anadolu'nun M.Ö. II. bin başlarında Asurlu tüccarlar tarafından kurulan önemli Karum'lardan (pazar yeri) birisi olduğu anlaşılmıştır. Kazılarda ortaya çıkarılan iki adet yanmış saraydan elde edilen önemli arkeolojik buluntuların büyük bir bölümü Niğde Müzesi'nde bulunmaktadır.
Salonun en sonunda ise, Hitit İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Anadolu'da "Geç Hitit Devletleri" olarak tanımlanan ve şehir krallıkları döneminden (Nahita Kralığı ve Tuvanuva Krallığı'nı içine alan Tabal Krallığı) kalma Bereket tanrısı, Hitit çivi yazılı (Hitit hiyeroglifi) kitabeler, Göllüdağ arslanı, Kaynarca tümülüsü buluntuları, Frig Çağı seramikleri ve Porsuk kazısında bulunan mezar küpü (pithos) sergilenmektedir.
Salonun oda şeklindeki bir bölümünde de sikke seksiyonu bulunmaktadır.
Sikke seksiyonunda Tepebağları kazısında bulunan Kappadokya krallıklarına ait (M.Ö. 50-60. yılları) gümüş define ile İlimiz Merkez Sungurbey Camii yakınında yapılan kamulaştırma ve kanal açma çalışmaları sırasında bulunan Osmanlı altınları duvar vitrinlerinde sergilenmektedir.
Ayrıca 4 adet yatay vitrinde de en eski sikkelerden (Part sikkeleri), Osmanlı sikkelerine kadar tüm devirlere ait sikkeler bir kronoloji içerisinde sunulmaktadır.
3- Klasik Eserler Salonu
Salonun girişindeki pano üzerinde, buluntuları sergilenen kazı yerleri hakkında bilgi verilmektedir.
Salonun girişinden itibaren sağ kısmında bulunan 3 büyük vitrinde, Tepebağları, Porsuk, Acemhöyük gibi önemli kazı merkezlerinde yapılan arkeolojik kazılarda bulunan Hellenistik ve Roma Çağının önemli eserleri; salonun sol kısmında bulunan 3 büyük vitrinde ise Müze Müdürlüğü'nce halktan satın alma yolu ile derlenen Hellenistik-Roma Döneminin seçme eserleri sergilenmektedir. Bunlar genellikle mezar hediyeleri olup en ilgi çekenler gözyaşı şişeleri, koku kapları, kandillerdir. Kemerhisar'da bulunan, akik üzerine kazıma tekniği ile yapılmış kartal kabartmalı bulunan altın yüzük en gözde eserlerdendir.
Orta platformda, Kemerhisar'dan (Antik Tyana) heykeltraşlık eserleri; Geç Osmanlı Dönemindeki azınlıklara ait kiliselerden getirilen kitabeler; büyük köşe vitrinlerinde ise Bizans Çağı (Hıristiyanlık) eserleri sergilenmektedir. Bu salonda Niğde Müzesi'nin en ilgi çeken eserlerinden olan rahibe mumyası (M.S.X. yüzyıl) diğer platformda sergilenmektedir.
Aksaray İli Ihlara Vadisinden (muhtemelen Yılanlı Kilise) bulunarak 1965 yılında müzeye getirilen rahibe mumyası, Ihlara Vadisi'nin maketi ve tanıtıcı fotoğraflarıyla beraber sergilenmektedir. Mumya teşhirinin arka bölümünde de, Orta Anadolu'nun en büyük ve en önemli Roma kenti durumunda antik Tyana'dan (Kemerhisar) bulunarak getirilen yüksek kabartma tekniğiyle yapılmış taş eserler sergilenmektedir. Bu salonun önemli eserlerinden birisi de aruz vezinli ağıt kitabesiyle "Karamanlıca Kitabe" olarak tanınan, M.S. 19. yüzyıla ait mezar taşıdır.
Niğde ili ve Koyunlu Kasabası
Nigde nin Koyunlu Kasabasi Yeni Zelanda dan yun alip fabrikasinda hali dokuyor ve TEK'e elektrik satiyor
Nigde nin gezilecek tek genis yeri Cumhuriyet Caddesi. Merkezde boylu boyunca uzaniyor. Baska gezilecek yer olmadigi icin gencler ona, Mecburiyet cad. adini vermisler.
İlde sehir efsaneleri de adetler de almis basini yurumus. Sehrin merkezinde arabayla giderken karsiniza demirlerle cevrilmis tekli mezarlar çıkar, defalarca kez greyderlerle kaldirilmis. Fakat kimsenin fark etmedigi anlarda yerlerine donen mezarlar, artik Nigdeli'nin dua ettigi anitlar haline gelmis.
Sehir de on yıldir surekli aniden coktugu icin tamamlanamiyan Kultur Sanat Merkezi de bu korkulardan nasibini almis. Universiteli akli basinda gencler, kultur merkezinin insa edildigi tabanin suyla dolu oldugunu bu yuzden de coktugunu soyluyor.
Nigde nin en ilginc adetleri Melendiz 'de. Burada kiz istemek yeni adet olmus. Eskiden kiz begenilirse, kacirilirmis. Yorede dugunler, yuz acimiyla, kinayla, atli oyunlariyla yedi gun suruyor. Millet dugunde eglenirken bekar kiz ve erkekler ilce merkezine inip gordukleri her pencereyi tasliyorlar. Masraflari odiyen de tabii ki dugun sahibi.
Nigdeliler hapishaneleriylede gurur duyuyorlar. "Mahpushanemiz guzeldir, mahkumlarimiz beceriklidir." Nigde Tarim Acik Cezaevi yillik 4 trilyon gelir elde eden tek hapishane. Maas usulu calisan mahkumlar burada hayvancilik, bagcilik, ekmekcilik yapabiliyor, sanayi ile ugrasabiliyor.
Taşa kazinan ask... Alaaddin Camii, Buyuk Selcuklu doneminde, Sancak beyi Ziynettin Besare tarafindan 1223 yilinda il merkezinde yaptirilmis. Selcuklu Bezene sanatinin tum inceliklerini yansitan camii, ozellikle mimari acidan turunun ilk orneklerinden. Doguya bakan oyma kisminda yalnizca yaz aylari saat 10.00-11.00 civari, gunesin biraktigi golgelerde tacli bir kadin basi beliriyor. Anlatilan efsaneye gore camiyi yapan usta,zamanin Nigde Sancak Beyi 'nin kizina asik olur. Usta, prensesle hicbir zaman evlwenemeyecegini de bilincindedir. Bir gun ustaya Sancak Beyi tarafindan kentte bir cami yaptirilmasi emri icin emir verilir. Usta ise prenses e olan askini anlatmak icin bir firsat aramaktadir. Askinin sonsuza dek surecegini anlamina gelecek sekilde,duvarin uzerine prensesin yuz kismini taslara mukkemmel bir sekilde isler.
Bozkir Meyvesi- Nigdeli, kurak topraklarindan sikayet edip durmus yillarca.Ama artik bunu kimseye yuturamiyor. Cunku verimsiz, ise yaramaz diyerek İTALYANLARA sattiklari onbinlerce donum arazi,bugun elma bahceleri ile dolu. Artik elmamizi İtalyanlar, Orta Anadolu bozkirindan dunyanin heryerine "BODUR İTALYAN ELMASI" ismiyle ihrac ediyorlar. Halk, italyanlarin getirdigi "damla sulama" tekniginin sirrini ogrenmis ama elmaya yapilan asinin sirrini ogrenememis. Ancak Nigdeliler bu olaydan ders almislar. Universitelerin ziraat fakultelerinden bilgi destegi istiyorlar. Avrupa nin ikinci buyuk bahcesine ULUKİSLA'YA bugunler de Belcikalilar talip mis.
Simdi Yeni Zelanda dan yun alip hali dokuyan, elektrik ureten, iplik yapan 94 trilyonluk ciro ya sahip bir gruplar. 473 bin metrekarelik alana kurulmus Koyunlu tesisleri, Eşine nadir rastlanan bu sistem 31 yildir hicbir tatsizlik cikmadan islemis. 2600 ortakli. ilk basarili ihracatini 1977 de İtalya'ya yapmışlar.
Niğde-Bor civarında KİRVELİK
Kirve kavramı Anadolu'nun çeşitli yörelerinde farklı ağızlarla da olsa, söylenegelmiştir. Meselâ kirve: Sünnet olan çocuğun elini koluna tutan ve çocuk üzerinde babalık hakkı olan kimse, Emirdağ / Ayfon, Amasya ve köyleri, Giresun, Artvin, Kırşehir, Narman / Erzurum, Diyarbakır, Nazmiye / Tunceli, Urfa, Nizip / Gaziantep, Bor / Niğde; İsim babası anlamında Gavurdağ-Osmaniye / Adana; Sağdıç anlamında Urfa, Niğde; düğünde damadın yanında duran güzel giyimli çocuk anlamında, Samsun, Amasya; bacanak anlamında Erzincan. Aynı kavram, yani bacanak Şebinkarahisar / Giresun, Bor / Niğde'de kivre olarak geçer. Avanos / Nevşehir'de, kirvelemek, söyleşmek, konuşmak; Vazıldan-Divri / Sivas'ta da kirve, Kürt anlamında kullanılır. Göle / Kars'ta kirve krva-kirva şeklinde de söylenir. Van merkezi ile Muradiye ve Gürpınar ilçelerinde yarı göçebe yaşayan Burukan aşireti arasında, kirve'ye kiriv veya kirva, Elazığ merkez köylerinden Sun ve Hal'de küvre, Kars yerlilerince kirva, Terekemelerce kirve, Musul bölgesi Telafur Türkleri'nce kirev denir. Kerkük Türkleri arasında ise bu kelimenin bilinmediği belirtilmiştir. Ermenilerde ise güveyin sağdıcına ve çocukların vaftiz babalarına kirve derler. Divriği ilçesinde de kirve yerine kirva denilirken, Yozgat'ta kirve kelimesi kullanılır. Mustafa Aksoy
NİĞDE BOR KEMERHİSAR VE TARİH
Niğde'de devir devir, canlı belgeleriyle yaşar. Niğde'nin güneyindeki Kemerhisar, eski bir Hitit ve Asur kolonileri şehri olan Tuvana şehri üzerine kurulmuş, Romalılar devrinde Tiyana adını alarak uzak yerlerden şehre su getirilmiştir. Su kemerleri bugün de herkesin hayranlıkla seyrettiği tarihi kalıntılardan biridir. Kemerhisar, Bor'la birlikte Niğde'nin ilk çağlarda temel taşı sayılır. Niğde tarihi, Bor,Kemerhisar üzerinde yükselir.
Selçukluların Anadolu'yu fetihleri sırasında Danişmendoğlu Emir Gazi'nin fethettiği Niğde, daha sonra Selçukluların elinde, Konya'ya bağlı önemli bir merkez olmuş, Niğdeli yiğitler, Haçlı seferleri sırasında, cesaret ve kahramanlıklarıyla Selçuklu ordusunda ün yapmışlardır. Bu nedenle, Selçuklu Sultanı İkinci Kılıç Arslan, bir fermanla Niğde'ye "Pehlivanlar Yurdu" unvanını vermiş, sonra da memleketi onbir oğluna bölerek, Niğde'ye sevgili oğlu Arslan Şah'ı Vali tayin etmişti. Selçuklulardan sonra Karamanlılar, 1471 yılında da Osmanlılar eline geçen Niğde, yetiştirdiği ünlü komutanları, bilginleri, şairleri ve sanatçıları ile tanınmış, Anadolu'nun zengin folklor hazinelerinden biri olmuştur.
Değerli Hemşerilerim,bugün bir insanı tanıtacağız.Yine geçmişi
deşeleyip tarih raflarının tozunu alacağız.''İLK MECLİSDE MUHALEFET
isminde yanlış hatırlamıyorsam iletişim yayınlarından çıkmış kitabı okur
ken Anadolu ve Rumeli Müdafa.i Hukuk Cemiyeti Heyet.i Temsiliye üyesi
Niğde'li çiftci Mustafa Bey ismine rastladım.Şaşırdığımı itiraf etmeliyim.
Kimdir?Necidir?diye epey araştırdım.Yok izini bulamıyorum.Mutlaka akra
baları vardır..Neyse bir sene uğraştım.Bir arkadaşım bürosunda otururken
yaşlı bir amca geldi kendisini tanıttı.Ben emekli tarih öğretmeni Fikret
Tayanç(KARAMAÇA),Ratıpzade Mustafa bey'in damadı olurum' diyince
ben kulaklarıma inanamadım.Gökte ararken yerde bulmuştum.Fikret
Tayanç sayesinde kızı Vedia Şahenk'e ulaştım.Ondan ve başka kaynaklar
dan hayat hikayesini çıkarttım
1885 yılında Niğde'nin Tepeviran mahallesinde doğar.İdadi ve
Konya Sultanisinde okur.Tarih ve Coğrafya öğretmenliği yapar.1918 yı
lında Mondoros ateşkes antlaşmasıyla birlikte ülke işgale uğrayınca
Faik Hoca'nın(Faik Şahek,Ayhan Şahenk'in babası)önderliğinde kuvva.i
Milliye Teşkilatı kurulur.Sivas'da kongre toplanacağı zaman Kongreye
temsilci istenir.Faik Hoca kayınbiraderi Mustafa Bey'i önerir ve Niğde'den
ratıpzade Mustafa bey,Bor'danda Halit Bey(Mengizade) sivas'a gider.
Mustafa Bey orada Heyeti temsiliye üyesi seçilir.Heyeti Temsiliye Ankara'
da Meclis toplanıncaya kadar bir nevi Bakanlar Kurulu gibi çalışıp
Kurtuluş savaşını idare eder.İlk meclis toplanınca Ratıpzade Mustafa bey
milletvekili seçilir.1920 mayısındaki tifüs salgınında vefet eder.Mezarı ha
len atalarının inşa ettiği Paşa Camii'sinin avlusundadır.Rahmetle anıyoruz.
Vedia Şahenk'in annesinden aktardığı bir konuyuda burda
bahsetmeden geçemiyeceğim.1919 sonu 1920 başlarında eve birkaç tane
Paşa gelir.Evin selamlık bölümünde kalırlar.Selamlık bölümüne kimsenin
girmesine izin verilmez.Paşalar sadece geceleri dışarı çıkıp telgrafhaneye
gidip geri gelirler.Misafirlikleri bir hafta sürer,daha sonra Niğde'den sessiz
ce ayrılırlar.Vedia Şahenk annesini kaynak göstererek paşalardan birisinin
Mustafa Kemal Paşa olduğunu söylüyor.Aynı olaydan Ö.Fethi Gürer başka
bir kaynaka dayanarak 'BOR:Kasabadan Şehire'isimli kitabında bahsetmiş
ti.
EMİN SELAMOGLU NİĞDE 17.07.2005
Bu günkü Nar vadisinde Antik
Roma döneminde çok büyük bir kent kurulur.1yy.da kent Aksaray'ın önü
ne geçer.İsmi Sagok Diyazoser'dir.Hıristiyanlığın yayıldığı dönemde Gre
gorius isminde azizide yetişdirir.Aziz Gregorius'un önemi katolik-Ortodoks
ayrılığında atıf yapılan kişilerden biri olmasıdır.Kent stratejik askeri nok
tada olması önemini uzun müddet devam ettirir.
8yy.da arap istilası Toros duvarını aşıp Anadolu Platosuna ulaşır.
Tyana(bu günkü Kemerhisar)ve Aksaray yakılıp yıkılır.Bizans bunun ü
zerine Tyana eksenli askeri stratejisini değiştirir.Sıradan askeri
karakol görünümde olan Bor ve Niğde öne çıkar.Bor,Niğde ve Nazianus
ekseninde oluşturulan strateji gereği Nazianus garnizon kent haline ge
tirilir.Öteden beri önemli bir yol kavşağında bulunan Ankara yeni bir yol
la Nazianus'a bağlanır.Nazianusdan çıkan güneye giden yol ise bir kaç
koldan Niğde'ye ve Bor'a bağlanır.Yeni yerleşimler kurulur.Yol üzerinde
bu gün batmış olan askeri kentler ,yer altı tahkimatları oluşturu
lur.Bugün Bor merkezde bulunan yeraltı şehri kuvvetle muhtemel bu şe
kilde oluşmuştur yada bu amaçla kullanılmıştır.
A.Akif Tüteng 1966 yılında Nar vadisini ziyaret eder.Kalenin ku
zeye bakan yamacında Nekropol(mezarlıkta)yaptığı i,ncelemede mezar
taşlarında latince yazıtları okuyunca bir çoğu Fransa İtalya gibi Avrupa
ülkelerinde doğmuş kişilerin mezarları olduğunu görür.Hocam bunların
lejyoner-paralı asker olduğunu söyler.
Bu güne dönersek Nar Vadisi geçmişin ihtişamlı günlerini arar
gibi.Gözden ırak olan gönüldende uzak olurmuş.Gördüğü ilgi geçmişin
ihtişamından uzak.Neyse bizim çabamız bunun aksi yönde.
Nar vadisindeki tarihi kalıntılar Kale, Mezarlık ,yeraltışehri ve
kiliselerden oluşmaktadır.Ayrıca herhalde şehrin su ihtiyacını karşılamak
için küçük barajda mevcuttur.Etraf meşelik ardıç ve çam ağaçlarıyla çev
rilidir.Yeryer peribacaları görülür.Neolitik çağın madeni olan obsidiyen-
volkan camlarına rastlanır.
Nar Vadisine ulaşmak için Derinkuyu,Gülağaç karayolunu kul
lanmak gerekir.Derinkuyu'dan Aksaray istikametine yönelince Nar köyü
tabelasıyla köye sapılır.Köyün içinde vadiye nasıl gidileceğini
sormak gerekir.
Bir dahaki sefere kadar hoşcakalın.Görüşmek dileğiyle.
NİĞDE*04/08/2005*SELAMOĞLU*GEZGİNCİ
|
|
|
|
|
KIBRIS'A YERLEŞEN ANADOLU AİLELER
Kıbrıs'a genel iskân 22 Eylül 1572 (13 Cemâziye'l-evvel 980) tarihli hükümle başladı. Bir sûretinin de Alâiye, Manavgat, İçil, Bozok ve Teke kadılarına gönderildiği bu hükümde; "Karaman, Anadolu ve Zülkadriye eyâletlerinde bulunan kasabalarda her on aileden birinin nakli" isteniyordu. 1572'de yapılan kayıtlara göre kıbrıs'a gönderilmek üzere Aksaray'dan 225, Beyşehir'den 262, Seydişehir'den 202, Anduğı'dan 145, Develihisar'dan 197, Ürgüp'den 64, Koçhisar'dan 88, Niğde'den 172, Bor'dan 69, Ilgın'dan 48, İshaklı'dan 87 ve Akşehir'den 130 olmak üzre toplam 1.689 aile belirlenmiştir. Bu şekilde kıbrıs nüfusunun takviyesi maksadıyla göçmen nakli uzun müddet devam etmiştir. Yusuf Belviranlı
Niğde Sancağında Yaşayan Gayri Müslümler
Kilikya Krallığı'na bağlı olan bu bölgeye Ermeniler 12. yüzyıldan itibaren yerleşmişlerdi. Çoğunlukla Türkçe konuşan halk Surp Astvadzadzin Kilisesi ve Surp Garabed Manastırı civarında toplanmıştı. Burada da Bartevian Lisesi çok meşhurdu.
Bor'da sayıları 895 olan Ermeniler Surp Astvadzadzin kilisesi ve 70 öğrencisi olan bir lise etrafında yerleşmişti. Ayrıca Aksaray, Nevşehir ve Hamidiye'de Ermeniler'e ait birer kilise ve birer okul vardı. Her biri birer kiliseye sahip olan Burdur ve Isparta'da yaklaşık 4000 Ermeni yaşıyordu. (Kaynak Agos Gazetesi)
Niğde'de Eretna bey ve Kadı Burhanettin
Bölgede l243 Kösedağ Savaşından sonra Selçuklular ve İlhan'lı devletine bağlı valilerce idare edilmeye başlamış,Sivas ve Kayseri bölgemize merkezlik yapmıştır.Bölgemizde daha sonra bölge valisi Eratna bey'in idaresine geçmiştir.Eratna bey aslen Uygur Türklerindendir.Cengiz’in ordularında görev yaptığı görülür.Yöre halkının çoğunluğu Uygur Türkü asıllıdır.Eratna Beyin ölümü ile kadısı olan Kadı Burhanettin idareyi ele geçirmiştir.Bu dönemde Kayseri'ye bağlanmıştır.
TÜRKLER VE BOR TARİHİ
1071 Malazgirt zaferinden sonra Kutalmış Oğlu Süleyman Şah tarafından fethedilmiştir.Fetihten sonra bölgeye Kayı Boyuna bağlı Bayat,Emen ve Badak aşiretleri yerleştirilmiştir.Yöreye ilk gelen Müslüman Türkler,şimdiki ilçe merkezinin Humam Çayı etrafındaki Çay,Kala ve Harım mahallelerinin bulunduğu sulak araziye yerleşmişler,Eski adı TYANA yahut TUANA olan şehir de zamanla Bor,Kemerhisar ve Bahçeli arasında yok olmuş , bölgede yaşayan gayrımüslim halk (çoğunluğu Rum) zaman içerisinde asimile olmayıp ilçeden göç etmişlerdir.Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşları sonrası yapılan mübadele ile Arnavutluk ve Yunanistan'dan göç eden Türklerin de ilçeye yerleşmesi ile bugünkü etnik yapı oluşmuştur.
NİĞDE CİVARI RUM KARAMANLILAR
Karamanlılar, aynı dinden oldukları için Rum-Ortodoks patriğine tabidirler. Eremya Çelebi Kömürciyan da 17. yüzyılda Karamanlıların Yedikule'de suriçinde oturduklarını belirtir. ''Bunlar Rum oldukları halde Rumca bilmezler ve Türkçe konuşurlar'' diye yazar.
Süreç içinde Karamanlılar Yedikule'den Fener, Cibali, Tahtakale, Kumkapı semtlerine ve Rumların yaşadığı diğer mahallelere dağılıp yerleştiler. Karamanlıların büyük çoğunluğu İstanbul'da ticaretle uğraşırlardı. Niğde'nin Kurdonos Köyü'nden gelenler sabun tüccarı, Aravan'dan gelenler kuruyemişçi, Uluağaç'tan gelenler kabzımal, Niğde'den gelenler zahireci ve peynirci, Fertek'ten gelenler beratlı şarapçı idiler; Ürgüp'ün Sinasos Köyü'nden gelenler havyar ve tuzlu balık ticareti, Kayserililer pastırma ve sucuk ticaretiyle uğraşırlardı.
Ana dili türkce olan ortodoks hıristiyan cemaatlar için verilen addır.15yy
dan itibaren çalışma ve başka amaçlarla İstanbul'a giden cemaat mensuplarına
ağırlıklı olarak Osmanlının Karaman vilayetinden geldikleri için halk arasında
Karamanlı denmiş daha sonra bu konuyu araştıran akademik çevrelerde bu ismi
benimsemiştir.Konuştukları dil ağırlıklı olarak Türkce olup birazda herhalde di
nin etkisiyle olsa gerek rumca sızmıştır.Araştırmacı Dimitri Kastakas %90na %10
olduğunu söyler.Bu cemaata mensup kişiler genellikle Türkce lakap rumca kü
çük isim taşırlar.
Karamanlılar Konya Niğde nevşehir Kayseri Ankara alanya safranbolu
merkezlerinde köy ve kasabalarında yoğunlaşmışlardır.Ama bilinenin aksine
türkologlarca yapılan araştırmalar Balkanlarda ve tüm karadeniz sahilinde
yaygın olduklarını göstermektedir.
Yazı dili olarak ise karşımıza yunan alfabesi çıkar.Karamanlıca yazılı
metinler grec alfabesi kullanılarak türkce yazılmış metinlerdir.
Günümüzde kilise hamam veya mezar taşlarında rastladığımız karaman
lıca metinlerden ilimizdeki örneklerden bahsedersek en bilineni Niğde mü
zesinde bulunan mezar taşındaki şiirdir.19yy sonlarında Kurdunus(hamamlı)kö
yünde ölen genç kız için aruz vezniyle yazılmış ağıt mermer taşa işlenmiştir.
Fertek'de hamamın ve mahalle içindeki kilisenin kitabesi karaman
lıcadır.Bor'da ki çarşı içindeki kilisenin,Niğde'de Dumlupınar ilk öğr.okulunnun
altındaki kilisenin,Konaklı'da(misli),Yeşilburç'ta(Deneği)ki kilisenin kitabeleride
benzer metinlerdir.Bunun anlamı eğer yunan alfabesini biliyorsanız bu metinleri
Türkce okuyabilirsiniz.
Karamanlı cemaatlarının oluşumu kanımızca şöyle olmuştur.Türklerin
iç Asya'dan Anadolu'ya başlattıkları yürüyüş sadece İran üstünden ve Binli yıllar
da olmamıştır.Çok daha önce bu günkü Rusya üzerinden( 8 yy)Balkanlar'ı aşarak
Bizansa çarptıklarını hatta İstanbulu kuşattıklarını yada teşebbüs ettiklerini biliyo
ruz.Kimdi bunlar uzlar,peçenekler,bulgarlar.Bizans bunların bir kısmını Hıristayan
laştırarak Anadolu'ya yerleştirdi.Kilikya Kapısı denen Gülek Boğazı'nı aşan Arap
akınlarını durdurmak için bu cemaatleri özellikle boğaza yakın yerlere yerleştir
diler( Niğde Konya vb.)
1.dünya harbinde Osmanlının yenilgisi akabinden Ege bölgesindeki rum
ortodoks cemaatler İç Anadoluya ilerleyen Yunan ordusuyla bütünleşmişler ve
işbirliği yapmışlardır.Yunan ordusu yenilince Rumlar orduyla birlikte ülkeyi terk
etmişlerdir.Ama özellikle İç Anadolu'da bulunan Karamanlı cemaatları yunan
işgalini desteklememişler,Baba Eftim gibi liderlerin önderliğinde işgale karşı
çıkmışlardır.Lozan Antlaşmasıyla Mübadeleye tabi tutulan Karamanlılar Yunanis
tana zorunlu göçmüşlerdir.
Niğde'de nüfusun 1/3 Yunanistan'a gitmiş karşılığındada Selanik merkezli
müslüman ahali yerleştirilmiştir.Bu uygulamanın tarihi 1924'ün temmuz ayıdır.
Mübadeleden etkilenen yerleşimler Niğde,Bor merkez,Fertek,Küçükköy(dilmusun)
Hançerli(Durmuson),Yeşilburç(Deneği),Taşlıca(Sazalca),Balcı(Mandala veya
Madala),Gölcük,Hasaköy,Misli(Konaklı),Tırhan,Aktaş(Andaval),Ovacık(Semendire)
Uluağaç,Kurdunus(Hamamlı),Aravan(Kumluca),Karatlı,Sulucaova,Maden dir.
Yunanistan'a gidenler çok ciddi sıkıntılarla karşılaşmışlar ve yerli halk
tarafından horlanmışlardır.Bir istatiske göre ilk 15 yıl içinde sıtma vb.hastalıklar
nedeniyle nerdeyse nufuslarının %30 kaybetmişlerdir.
Bu gün Yunanistan'daki karamanlı cemaatları kendi kültürlerini yaşat
mak için ciddi uğraş vermektedir.Küçük Asya Araştırmaları Merkezini,Kapadokya
lılar Derneğini örnek verebiliriz.
KURTULUŞ SAVAŞINDA FRANSIZ İŞKALİNE KARŞI NİĞDE
Coğrafi konumu itibariyle Niğde, Akdeniz bölgesini Orta Anadolu''ya ve Sivas başyaylasına dolayısıyla Doğu Anadolu''ya, Ereğli ve Ankara yolları ile de Batı ve Karadeniz bölgelerine bağlayan iki çok önemli boğazı kontrol altında tutmakta idi. Bunlardan birincisi Gülek Boğazı, ikincisi ise Zamantı-Yahyalı yolu idi.
Çukurova bölgesi işgale başlanır başlanmaz Niğde'de bulunan 41 nci Tümen'in mevcut askerleri ve Niğde, Bor ve Pozantı gönüllülerinin oluşturdukları Kuvayı Milliye, Pozantı'nın olası bir işgale karşı muhafazası için bölgeye yerleşti. Stratejik noktaları kontrol altına aldı ve buradan gelecek herhangi bir düşman saldırısını bertaraf etmeye hazır bir konuma geldi. Bu iyi tahkimat ve konuşlanma sayesinde bu bölgeden düşman girememiştir.
Pozantı'da alınan bu tedbirlerin diğer bir geçiş yolu olan Zamantı-Yahyalı yolu üzerinde de alınması gerekiyordu. Fransızların Kozan'ı ele geçirdikten sonra yukarıdaki yol ile Aladağlar'ı aşıp Orta Anadolu'ya girecekleri anlaşılınca, hemen bu bölgede faaliyetler başladı. Aladağlar'ın gerek güneyi, gerekse kuzeyinde hızlı bir harekete girişildi.
1920 yılı Kasım ayı Yahyalı'da adı geçen yolu kontrol altında tutacak 50 kişilik bir birlik oluşturuldu. Bu birliğin komuta kademesi, askerinin bir kısmı ile silah ve mühimmatını Niğde'den temin ediyordu.
Niğde Bölgesinde tertip edilen müfrezeler, kararlaştırıldığı gibi Karaisalı bölgesine gideceklerdir. Yahyalı'da bir nizamiye bölüğü ile milli müfrezeler, Sis dolaylarına hareket edeceklerdir...Alınan bu tedbirlere rağmen, bazı Ermenilerin öncülük ettiği bir grup Fransız öncü birliği Ulupınar Köyü yakınlarındaki bir mağraya kadar ulaşabildiler ve burayı karakol yaparak bir müddet burada kalmaya çalıştılar. Bunu haber alan 41 nci Tümen Komutanlığı, Şükrü Efendi komutasındaki bir taburu bölgeye gönderdi. Anılan birlik Yahyalı'ya ulaşınca Ulucami yanındaki medreseyi kendisine karargah yaptı, çevre köyler, aşiretler ve Yahyalı ahalisini teşkilatlandırarak bir strateji hazırlamaya başladı. 41 nci Tümen Komutan Yardımcısı Yarbay Mümtaz Bey'in bölgeye gelip komutayı ele almasından hemen sonra başlayan çatışma kısa sürede başarıya ulaştı, düşman askeri imha edilmişti. Fransızlara yardım eden Ermenilerin pek çoğu bu çatışmada Fransızlarla birlikte muamele gördüler, geriye kalanlar ise bölgeyi terk ettiler.
Stratejik olarak bu askeri tedbirleri başarıyla uygulayan Niğde teşkilatı aynı zamanda bölgede meydana gelebilecek anarşik eşkıya hareketlerine karşı da icabeden tedbirleri aldı. Bu suretle Niğde ve civarında Türkiye geneli itibariyle yüksek bir ortalamada bulunan gayr-i müslimlerin olası taşkınlıkları ve iç isyanlarına karşı da gereken tedbirler alınmıştı.
Bilindiği üzere bu dönemde cephede eksikliği hissedilen yeğane şey, mühimmat ve erzak idi. Bunların temini hususunda Büyük Millet Meclisi tarafından ilan edilen Tekalif-i Milliye Kanunu herkesin malumudur. Bu büyük ihtiyaç, bütün yurt çapında hamiyetperver insanlarımız tarafından karşılanmaya çalışıldı. Bu hususta da Niğde üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdi. Gıda maddeleri olarak özellikle buğday, arpa, baklagiller, soğan vs. gibi temel besin maddeleri ihtiyaç duyulan yerlere gönderildi. Niğde'den yapılan bu hayiti destek Mustafa Kemal tarafından yollanan takdirnamelerle ödüllendirilmiştir.
Niğde'den yapılan lojistik destek sadece gıda maddeleriyle sınırlı kalmadı. Nakil Vasıtaları, araç-gereç ve giyecek maddeleriyle de devam etti. Niğde'nin yetiştirdiği emekli veya terhis olmuş subay, er vs. askerlerde gönüllü birlikler olarak Batı ve Adana cephelerinde vuruşmuşlardır. Niğde, gerek Heyet-i Temsiliye döneminde, gerekse Büyük Millet Meclisi döneminde Anadolu hareketini gönülden desteklemiş ve bu desteğini Sivas ve Ankara'ya gönderdiği delegelerle de ispatlamıştır.
EMİN SELAMOĞLU
NİĞDE 29.11.2005
KASABANIN SIRRI//FERTEK
Fertek hakkında tarihi bulgulara bakarsak,bilinen ilk isminin FERTEKİYON olduğunu görürüz.Bu arkaaik çağlarda ihtimalki hitit/luvi isminin
helenleşmesiyle oluştu.Yerleşimin çok eski çağlardan günümüze taşınan iki anıtıyla
karşılaşıyoruz.Birincisi kasaba merkezindeki su kaynağıdır.Böyle önemli bir su kay
nağının(günümüzde hala işlevsel)tarihin ilk çağlarından beri kullanildığını tahmin etmek
zor değil.Su hayat demektir ve ilk çağlarda özellikle kutsanır.Çevresinde mabetler ve
yerleşimler oluşturulur.Hititler'in suya verdikleri önemi İvriz kaya anıtından biliyoruz. İlimizdede Keşlik vadisidir.Altunhisar,Yeşilyurt istikametinden Melendiz Dağlar'ının bağrına uzanan bu vadi benzer örnekler taşır.Fertek'deki su Kaynağın çevresinde yapılacak arkeolojik sondalar ilginç bulgular ortaya çıkaracaktır.
İkinci anıt ise bu su kaynağının güzergahında yer alan Tepebağları tümülüsüdür.Neolitik çağdan Bizans'a kadar katkat yerleşildiğini biliyoruz.Kazılarda
elde edilen hazine bugün Niğde müzesinde teşhir edilmektedir.
Değerli tarihci Şevket Pamuk 19 yy da Anadoluda toplumsal refahta
çok ciddi yükseliş olduğunu söyler.Bundan Fertek'de nasibini alır.Şöyleki Özellikle
İstanbul gibi büyük şehirlere göç eden Fertek'liler 'Beratlı rakı ve şarap üzerine uzman
laşırlar' Araştırmacı yazar Jak Delon Fertekli Dimitri ağa tarafından üretilen sakız rakısının İstanbulda arandığını ve tercih edildiğini söyler.Atatürk'ün gençliğinden beri
bu rakıyı içtiğini ilave eder.(İstanbulun Meyhaneleri)
KASABADAN KENTE BOR
Tarihsel olarak Bor ancak 16. yy da köy konumundan kurtulabilir.Devletin yazışmalarında kaza olduğu belirtilir.Ekonomik gelişmeler lehtedir.Nüfus artar,Müslüman ve Hıristiyan Türklerden(karamanlılar)oluşan ahalisi başta dabakcılık olmak üzere manifaktür üretim yapar. Ticaret gelişir üretilen mallar dışarda aranır.Büyük şehirlere ihracat yapılır.Bor esnafı diğer şehirlerde itibarlı kabul edilir.
Bor 19. yy da Osmanlı ülkesinde görülen iktisadi refah artışındanda nasiplenir.Dahada büyür.Ama sanki bir şeyler eksik
dir.Okur yazar oranı çok düşüktür,içme suyu sorunu vardır.Kamu binaları
perişan vaziyettedir.Telgrafhanenin kuruluşu bile ciddi sorundur.Trahom gibi hastalıklar halk sağlığını tehdit eder.Üretilen malların dışarı pazarlara satışı nakliye nedeniyle ciddi sorunlar yaşar.
19. yy lın son çeğreğinde önde gelenlerin çabalarıyla Bor'un çehresi değişmeye başlar,Okcu dağı'ndaki kaynaklardan içme suyu indirilir,1890 larda telgraf gelir.
Bor esas sıçramasını 1920 lerde yapar Kurtuluş Savaşınagönüllü destek verilir.Sivas Kongresine delege yollanır.Fransız Harbi'ne
Bor'dan 130 kişi gönüllü katılır.Genç Cumhuriyet'in önderleriyle yapılan
yol arkadaşlığı asla unutulmaz.1930 larda tren bor'a ulaşır.Okullaşma artar,dedikya Cumhuriyet ta başlangıçta Bor'un kendisine verdiği desteği inkar etmez.
KAPODOKYADA TÜRK DÖNEMİ
Kapadokya'da Türk dönemi, Bizans'tan sonra Selçukluların bölgeye hakimiyeti ile başlar. Anadolu beylikleri ve Osmanlı Devleti'nin etkileri, Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemi ile devam eder.
SELÇUKLULAR ANADOLU BEYLİKLERİ
1071 'de Türklerin Anadolu'ya girmelerinin ardından 1072'de bölgeye birçok Oğuz Boyu yerleşmiş, yerli Rum köyleriyle birlikte Türk yerleşimleri de oluşmaya başlamıştır. 330 yıl süren Selçuklu hakimiyetinden önce Kapadokya bir süre (1086-1175) Danişmendliler'in yönetiminde kalmıştır. Danişmendliler'in Selçuklular'la birlikte hareket ettiği Haçlı Seferleri sırasında Kapadokya büyük zarara uğramıştır.
Sultan Melikşah'ın ölümünden sonra Büyük Selçuklu Devleti'nde taht kavgaları baş göstermiştir. Sultan Sencer'in 1157'de ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti dağılmış, şehzadeler bulundukları bölgelerde bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Ancak Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra en uzun süre ayakta kalan kolu, XIV. yüzyıla kadar devam eden Anadolu Selçuklu Devleti 'dir.
1143'te Melik Gazi'nin ölümüyle Danişmendliler'de taht kavgaları başlamış ve II. Kılıçarslan tarafından 1175'de fethinden sonra Kapadokya ve çevresi de Selçuklu egemenliği altına girmiştir. Selçukluların 1243 Kösedağ savaşında Moğollar'a yenilmesiyle birlikte, bölgede Moğol hakimiyeti başlamış ve bölge Moğollar tarafından bir üs olarak kullanılmıştır.
Kapadokya'nın özellikle Nevşehir'e yakın kesimleri, Anadolu Selçukluları döneminde Doğu ile Batı arasında ticari ve kültürel bir köprü vazifesi görmüştür. Bu bölge, Çay Hanı, Horozlu Han, Zazadın Han, Sultan Hanı, Ağzıkara Han, Tepesidelik Han, Alay Hanı ve Sarıhan gibi birer menzillik mesafedeki kervansarayların sıralandığı ticaret yolu üzerindedir. Bu ticaret yolu, Ege'yi Orta Asya, Çin ve Mezopotamya'ya bağlayan bir yol olmuştur.
I. Alaeddin Keykubat ile en parlak dönemini yaşayan Anadolu Selçukluları bu dönemden sonra taht kavgaları ve toprak kayıpları nedeniyle dağılmıştır. Kapadokya içindeki mağaralar, anlaşmazlıklarda sultanların sığınma yerleri olarak kullanılmıştır.
Anadolu Selçuklu Devleti'nin ortadan kalkmasının ardından, Kapadokya'ya hakim olan devlet ve beylikler sırasıyla; İlhanlılar, Eratna Beyliği, Karamanoğulları ve Osmanlı Devleti'dir. 1318 yılında Orta ve Doğu Anadolu'nun İlhanlı Devleti'nin vilayeti sayılmasıyla birlikte Kapadokya İlhanlı Valisi Timurtaş'ın yönetimine verilmiştir. Timurtaş 1322'de İlhanlılar'a karşı bağımsızlığını ilan edince 1327'de öldürülmüştür. Bundan sonra bölgede İlhanlıların komutanlarından Eratna Bey'in yönetimi başlamıştır. 1340'tan 1365'e kadar Bağımsız Eratna Beyliği (İlhanlılar'dan bağımsız) bölgenin hakimi olmuştur.
Eratna Bey'in ölümüyle, beyliğin başına çocuk yaştaki yöneticilerin geçmesi, Karamanoğuliarı'nın işine yaramış, Kapadokya bölgesinin de içinde bulunduğu topraklar 1365'te Karamanoğlu Alaeddin Bey tarafından ele geçirilmiştir.
1381'de Eratna soyundan II. Mehmed Bey'i safdışı bırakan Vezir Kadı Burhaneddin Ahmed beylik yönetimini ele geçirince , bölge onun egemenliği altına girmiştir. Kadı Burhaneddin'in yöreyi kesin olarak ne zaman aldığı bilinmemektedir. Kadı Burhaneddin'in 1398'de Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey tarafından öldürülmesi üzerine, yöreyi Karamanoğulları ele geçirmiştir. Osmanlı Hükümdarı I. Beyazıt, aynı yıl Karamanoğulları beyliğine son vermiş ve Kapadokya yöresini Osmanlı topraklarına katmıştır. Ancak I. Beyazıt 1402 Ankara Savaşında Moğol hükümdarı Timur'a yenilmiş; Timur'un Osmanlılar'dan aldığı toprakları beyliklere dağıtmasıyla Anadolu beylikleri dönemi yeniden canlanmıştır. Kapadokya yöresi bu dönemde tekrar Karamanoğulları Beyliği'nin yönetimine geçmiştir. Karamanoğulları ile Osmanlılar arasında uzun süren savaşlar, önceleri Osmanlılar'in daha sonraları, 1466 yılında Karamanoğuliarı'nın yenilgisiyle Kapadokya yöresi tekrar Osmanlı Devleti'ne katılmıştır.
OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİ
Kapadokya, Osmanlı yönetiminin ilk yıllarını barış içinde ve sessiz bir biçimde yaşamıştır. Bu durum, Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta çıktığı zaman, hazine gelirlerini artırmak için yaptırdığı yeni bir arazi tahririne kadar sürmüştür. İl yazıcılarının bir kısmı arazi ölçümlerini ve ürün miktarını fazla göstererek vergi miktarını artırınca bazı dirlik sahiplerinin toprağı elinden alınmış ve bu durum halk ile asker arasında huzursuzluğa neden olmuştur. Ayrıca 1582'den itibaren başlayan İran seferleri tımar düzenini bozmuş, dirlik sahiplerinin isyanına neden olmuştur. Celali isyanları olarak bilinen ve dirlik sahiplerinin ailelerini ve topraklarını bırakıp savaşa gitmeyi reddetmeleriyle alevlenen bu isyanlar Kapadokya'da da etkili olmuştur.
Osmanlı Devleti'nin 1840 yılındaki resmi kayıtları bölge Niğde Muhassıllığı'na bağlı olduğunu göstermektedir. 1847'deki idari yapılanmada Niğde Konya eyaletine bağlı livalardan biri haline getirilmiştir. 1849 kayıtlarından sancak merkezinin Niğde'ye taşınmasından söz edilmektedir.
1867 Vilayet Nizamnamesi'ne göre Nevşehir Livası kazaya dönüştürülerek Konya Vilayeti'nin Niğde Sancağı'na bağlanmıştır. Bu dönemde Niğde Sancağı'nın Nevşehir, Ürgüp, Aksaray, Kırşehir ve Yahyalı olmak üzere beş kazası bulunmaktadır. Kısaca idari hiyerarşi şu şekildedir: Konya Eyaleti, Niğde Sancağı, Nevşehir ve Ürgüp kazaları ve bunların köyleri. Nevşehir'in idari statüsü, 1867'den 1918'e kadar değişmemiştir. Buna karşın, 1896 yılında Arapsun (Gülşehir) Niğde Sancağı'na bağlı bir kaza haline getirilmiştir. Avanos, bu yüzyılda Ankara Vilayeti'nin Kırşehir Sancağı'na bağlı bir kaza, Hacıbektaş ise yine aynı vilayete ve sancağa bağlı olan bir nahiye durumundadır.
|
|