borun.sesi.sitemynet.com
Ömer Fethi GÜRER - BOR ŞEHRİ

Bor
Haber için
İlgisizlik
Geride Kalanlar
Bor doğumlular
Cinayet
Medya
Yaşayan tarih
Bor'da okullar
Görüntü
Ö. Fethi GÜRER
Çukurkuyu
Hacıabdullah
Eğitim
Niğde
Adresler

Eğitim



Öğretmenlerimiz

Ömer Fethi GÜRER

Bor Zafer İlkokulunu bitince Şehit Nuri Pamir Ortaokulu'na başladık. Ders kitaplarımız Kitapçı Mahmut Ünlenen'den satın alınırdı. Ortaokula kravat, elbise ve şapka ile gidiliyordu. Sınıf büyüdükçe şapka koltuk altına alınırdı. Saç kontrolü her hafta başı yapılırdı. Üç numara saç zorunlu idi.1969 de "Kürt Müdür" lakabıyla anılan lise Müdürü Ali Dokucu vardı. Bor'lu değildi ama ŞNP Okul Müdürü Ali Dokucu'da öğrenciye, okulun düzenine bahçesine çok emek veren isimlerdendi. Ali Dokucu döneminde okul eğitimde başarı ve okula sahip çıkılma özelliğinin en üst noktaya erdiği süreç oldu. Okul bahçesinde öğrenciler ile çalışmalara katılan müdür disiplini ve ciddiyeti ile de o kuşağın hafızalarında yer aldı. O kadar disipline uyardı ki sadece okul içinde değil okul dışında da müdürdü. Bir gün saçları 3 numarayı aşmış lise son sınıf öğrencisi (ki boyu da ondan uzundu) İstasyon Caddesi'nde cebinden çıkardığı makas ile saçlarını keserken görmüştüm. Daha orta okula yeni başladığım yıl bu son sınıf öğrencisine verilen ceza anı kimi zaman okullarda ki mevcut hali izlerken gözümün önüne gelir. Çok sert disipline sahip idi. Hakkını vermek lazım; okulda eğitim onun döneminde çok başarılı sürece erdi. Lafın özü öğrenciye de, öğretmene de, veliye karşı da tam anlamı ile müdürdü. Ayrıca ortaokul ve lisede, öğretmenler de bilgili, ciddi insanlardı. Her öğretmenin ayrı özelliği vardı ki unutulmazlardan biri de Nazire Közer'di. Niğde gazetelerinde onunla ilgili yazdığım yazı :

Nazire KÖZER

2001 yılında sessiz sedasız bir değer de aramızdan koptu. Nazire Közer Bor'da 1960'lı yıllarda ŞNP lisesinde okuyan tüm öğrencilerin hocası, saygı duydukları sembol bir isimdi. Her öğrencinin onunla ilgili bir anısı vardı. Coğrafya dersinin yanında Tarım dersine de girerdi. Ciddi, disiplinli, düzenli giyinen tam bir Atatürk öğretmeni idi. Yürüyüşü, konuşması, davranışları bir kurallar düzeni içinde idi.

Bahçe çalışmalarında gönüllü katıldığım içinde kolay not aldığım bir isimdi. Nazire Közer okulun bahçe düzenin sağlanmasında Müdür Ali Dokucu ile çok emek verdi. ŞNP yeni bölümlerin inşası ile lise ortaokulda ayrışmıştı. Lise binasının bulunduğu bölge mezbelik idi. Çevre düzeni yapılmamıştı. Tarım Dersi bahçe tanzimi ile geçerdi. Kaytaranları sevmez, "Teessüf ederim" derdi. Notu zor verirdi. Lisenin bahçesindeki çimler istasyonun karşısında yeşil alandan sökülüp el arabası ile taşınarak düzenlenmişti.

Nazire Hoca lise ve ortaokulun da örnek öğretmeniydi. Vefat haberini Yeni Bor gazetesinde Bor FM sahibi Necmi Şahin'in yazısından öğrendim. Yazının bir yerinde yüzlerce öğrenci yetiştirdiğini ve her öğrencisinin bir anısı olduğunu belirtip mütevazi bir cenaze töreni ile son yolculuğuna uğurlandığını yazmıştı. Nazire Közer, gibi isimlerin bedenen ölse de ölümsüz oldukları usuma geldi..

Nazire öğretmen adını duyup ta "ben onun dersinde bahçede çalışmadım" diyen azdır. Mutlaka çalışmamış olanlarda sınıfta kalmış ya da zor sınıf geçmiştir. O doğayı, okulu ,eğitimi ve öğrencisini seven bir örnek insandı. Yalansız ,riyasız, düzgün, dürüst bir yaşamı oldu. Her fani gibi aramızdan bedenen ayrıldı.

Nazire Közer'in vefatı ile ilgili o günler gözümün önünden geçti. Ortaokul eski binası yenilenmişti. Eğitim de, sistem de ne kadar çok değişmişti. Kravatlı, şapkalı, disiplinin zorunlu olduğu öğrencilik günlerinden haylazlıklarla, öğretmenlerimizden gayrı aklımızda ne kaldı ki? Yaşlarımız kırkı aştı. Saçlarımıza ak düştü. Okulumuzu da öğretmenlerimizi de hep sevgi ile andık. Onlar yaşamımızın güzellikleri idi. Çok vefalı bir kuşak olduğumuz söylenemez ama, acı çeken gençliğimizin olduğu doğrudur. O zamanlar yaşama asılmak durumunda idik. Öğretmenlerimizi yolda görüp selam vermekten öte ne yapabildik ki?

O yıllarda öğretmenlerimiz : Ali Dokucu, Yüksel Turhal, Emin Arısoy, Rasim Argun, Ömer Uyanık, Ahmet Türkeköle, Funda Selamoğlu, Ahmet Eke, Nazire Közer, Sever Yıldızçelik, Mustafa Balçık, Ender Çatallı, Yaşar Gürkan, Yaşar Opsar, Mehmet Mermer, Mustafa Yel, Mehmet Eryılmaz, Cevat Durmaz, Nevin Tahiroğlu, Raşit Tahiroğlu, Ali Bengi, Ali Acılıkaya, Cemil Ordulu ,Melahat İzgi, Adil Onat, Akın Kavak, Nazifer Arısoy, Sami Eder ve diğer eğitim emekçileri idi.

ORTAOKULDA KISA ANILAR

Bize mi öyle geliyordu, yoksa bugün de öyle midir bilemem ama okulda bir şeyler öğrenirken öğretmenlerimizin kontrol ve denetimlerinin de bizlere önemli katkısı vardı. Yasak olmasına rağmen, tuvaletlerde dahi sigara içenler vardı. Öğretmenler baskın düzenlerler ve içenleri tesbit ederlerdi Yasaklar artıkça sigara içenler de çoğaldı. Babam da sigara içmezdi, ben de içmedim. Okuldan kaçanlar da Üstün Parkta sigara içmeye giderlerdi. İdarede görevli öğretmenler ara sıra parkı basardı. Öğrencileri yakalayınca ceza verirlerdi.

Ortaokulda kantin işletilmesi dönem dönem öğrencilere verilirdi. Zil çalmadan görevli öğrenci, kantini açardı. Zil ile kantine yığılma olurdu. Parasını vermeyenler nedeni ile kantinde açık verirdi. Nöbetleştiğimiz arkadaş açık kapatmak için gazozları yarısına kadar su katarak ağzını kapatıp tekrar satmaya başlamıştı. Küçük ayrıntılarda dahi farklılıklar gizli idi. Saç, kıyafet ve davranışlarda değişim oldu gibi görülüyor. Kimi değişimlerin iyi yanı da olsa kuralların da olması doğru olanıdır. Tüm öğretmenlerimiz de ,okulumuz da o günlerde ayrı bir güzeldi.

1971 yılında liseye müdür olarak Yüksel Turhal atandı. Üç ayrı sopası vardı. Suça göre döverdi.

Yaşam akışı içinde yaş kemale erince daha farklı olaylara yaklaşımda doğuyor. Olağan ve doğal gelen durumları zaman biraz daha geriye çekiyor. Sevgi, saygıdan öte çocukluk ve gençlik dönemindeki yaşanan olayların muhasebesi sorumluluk duygusunu taşıyınca da farklılaşıyor.

Yaşam doğum ile ölüm arasında esir olmuş durumda, bir varmış bir yokmuşlarla günler akıyor. Değişimin içinde bir dönem eğitim aldığımız öğretmenlerimizin de bedenen yok olmalarını duydukça üzülüyoruz. İşte bizim kuşağın belleğinde yer eden isimlerden biri de Emin Arısoy'du.

Emin ARISOY

1927 yılında Niğde'de doğdu. 1948 yılında Muğla Erkek Sanat Enstitüsünde göreve başladı. Şebinkarahisar, Tirebolu, Ulukışla ortaokullarda görev yaptı.Bor ŞNP lisesinde uzun yıllar öğretmenlik sonrası 1976 yılında emekli oldu "Fescioğlu" mahlası ile yüzlerce şiiri yazdı. 3 kitabı yayınlandı. Bor ŞNP’de ortaokulda öğretmenim iken tanımıştım... Kurallarını, esprilerini, öğrenci ile tatlı sert muhabbetini, dersteki bilgisi ve o bilgiyi öğrenciye aktarma gayretini, ciddiyetin altında yatan sıcak insancıl yanını hep saygı ile izledim. Çok korktuğum öğretmenlerdendi. Dayak atan bir öğretmen değildi. Bakışı, sözleri yeterli olurdu. Çünkü dersi iyi öğretirdi. Sizin dersteki davranışlarınızdan ders ile ilginizi çözecek kadar öğrenciyi tanırdı. Kaytarmayı sevmez ve öğrettiğini isterdi. Ders çalışmadan, öğrenmeden okula gitmek, kimi zamanda iğneleyici sözlerini duymak demekti ki dayaktan daha etkili idi. Öğrenci psikolojisini çok iyi bilir, yaklaşımlarında da etkili olacağı anı seçer ve okulda düzene, eğitime titiz yaklaşım gösterirdi.

Siyaset ya da futbol gibi konuların değil dersin öğretmeni idi. Ders konularını adeta şırınga eder gibi size işlerdi. Yıllar aktı. Emekli olduğun da 1978 yılında Hürriyet gazetesi muhabiri idim. Veda gününde okulun kapısında çekilmiş öğretmenlerin katılımı ile yapılan toplantı sonrasının resmini gazetede haber yaptım.

Kuyumcu dükkânı açmıştı. Ticaretle bir süre uğraştı. Bizlerin kuşağı için, bilginin saygının adı idi. "Fescioğlu" imzasını da kullanarak çıkan şiirlerinin ayrı ayrı bir değer olmasından öte içeriği de ders verir gibiydi.

Güzelliklerin gönlünde çiçek açtığı Emin Arısoy hocamın Yeşil Bor gazetesinde yazdığım ilk yıllarda yazılarımla ilgili değerlendirmelerini ve önerilerini de ilgiyle dinlerdim.

Türkiye'de farklı bir kentte yaşasa idi, kitaplarının binlerce satacağı ve imrenerek tanışmak için bakacağım, bilgi hazinesi yanımızda yakınımızda olmasına karşın ne kadar sahiplendik ki?

Eleştirisi önerisi ve söyledikleri insanın erişeceği önemli bir taktirdi. Eleştiriyorsa sizi izlemesi ve değerlendirmesinin de rolü büyüktü. Ozan Safa-i(Tunay Özkan) Yeşil Bor gazetesinde şiirler üzerine konuşurken "beni şiir yazmaya Emin Arısoy hoca teşvik etti" demişti.

Emin Arısoy şiirlerinden kısa dörtlükleri Bor mezarlığında belirlediği mezar yerine de yazmıştı ancak 2003 yılında vefatından sonra Niğde mezarlığını istemiş ki Niğde Derbent mezarlığına defnedildi .

Emin Arısoy'un 31 Mayıs 1999 tarihli 51 Haber gazetesinde yazdığı "KAÇAK KALAY TİCARETİM" hikâyesi yaşanan güzel bir anı idi.

"Bor'da çok tanınmış halkla haşır neşir olmuş çok yönlü bir öğretmen olarak tanınıyordum. Çoklarına takılıyor ve çokları da bana latifelerde bulunuyorlardı. Esnafla, öğrenci velileriyle öğretmenlik dışında inşaatla falan uğraştığım için işçisiyle, ustasıyla, malzeme satanlarla yakından temaslar kurmuştum. Böyle günlerin birindeydim. Çarşıdan evime gelirken köprüyü geçtim, İstasyon Caddesinde lisede karnelerin dağıtıldığı bir gündü. Yollarda yırtılıp atılmış karne parçalarını gördükçe üzülüyor ve kabahati vesika niteliğindeki karton parçalarında bulup da onları yırtıp yollara fırlatanlara da alınmıyor değildim. Bu mesleğin acılı ve cilveleri de bunlardır herhalde diyordum. Küçüklüğümden beri gözüm ticarette idi ama bir türlü uygulama safhasına geçirememiştim ne yapabilirdim ki?...

İkindi üzeri tekrar çarşıya çıktım. Ahbabım B.S. nin dükkânına uğradım dert yanacaktım vazgeçtim. Aklıma bir muziplik geldi. Mizahi yönden de insan latife yapıp tatmin olabilirdi. B.S."bana ne var ne yok hoca" dedi. Ben de : "ne olacak ticarete atılıyorum. Şansımı bir de orada deneyeceğim. Bıktım bu öğretmenlikten. Kalay piyasası nasıl, şu ara pek de kıtmış. Millet peynir tenekelerine lehim yaptırmak için bile kalay bulamıyormuş.dedim ve Sahiden kalay getirseler kilosu kaça gider acaba ?" diye sordum. O beni satıcı zannederek "elli iki lira" dedi. Halbuki yetmiş beş lira olduğunu biliyordum. Ben bu İşin kaçakçılığını yapmaya karar verdim ve başka türlüde köşeyi dönmem imkansız. İsterseniz ortaklık yapalım ben getirip size vereyim dediğimde,
- Fazla ise ben alamam, hem de fiyatı ne olur?dedi, aramızda şu konuşma geçti.
- Fiyatı mühim değil, siz parasını sattıkça vereceksiniz.
- Bu işin içinde birinci el olarak kim var?
- Ben varım ve size de kilosunu kırkbeş liradan veririm.
- O fiyata ben alamam kırk liradan ne kadar varsa getir.
- Fatura isteme de sana otuz beş liradan getireyim. Sen ardiyeyi hazırla gece kamyonlar geliyor. Tahminen bu gece yarısı Bor'a gelirler.

Şartlar da anlaştık ve el sıkıştıktan sonra:
- Bugün lise öğrencileri karne aldılar kendileri, ailesi ve sülalesi bu akşam bizi koro halinde kalaylıyacaklar hepsini sana devrettim, deyince B.S. bir tuhaf oldu.
- Yo... Yo Yoo... Ben kalayı istemem,dedi. Ama şimdiye kadar gelen ve gelecek olan öğrenci kalaylarının hepsini bir çırpıda satıvermiştim.

Gülüştük ve ayrıldık. Aradan bir saat geçmişti ki Ziraat Bankası Müdürü Kemal Demircigil'in yanındayken Müdür, B.S. ye telefon ederek: "Hemşerim bana mandıradan beş teneke peynir geldi. Onların elinde lehim yokmuş zira kalay bulamıyorlarmış, Müdür bey, Bor'da bulur lehimini orada yaptırıverirsiniz" demişler. Hatta, fazla kalay bulurlarsa bizede yollasınlar demişler. Sizde olduğunu tahmin ederim benim işimi bir görüver... deyince telefondaki ses:
- Vallahi ağabey bendeki kalay size yaramaz, dedi ve bir de özür diledi.

İki gün sonra Tapu Memuru hemşerimiz Şevki Boran, dairesinden yine B.S. ye telefon açarak kendini Konya'dan gelen bir mandıra sahibi olarak tanıtıyor çok miktarda Şevki Boran'ı sesinden tanıdığından "Lan deyyus gel de ben önce seni kalaylıyayım" diyerek birkaç defa işletilmenin acısını ondan çıkarıyor. Bizim bu kalay kaçakçılığımız epeyce tuttu. Aradan yıllar geçti şimdiki öğretmen evi olan binanın yeni yapıldığı yıl idi ve Öğretmenler Derneğine lokal binası olarak verilmesi sebebiyle açılış çayı veriliyordu. Vali Enver Kazanoğlu, Milli Eğitim Müdürü Necati Kalaycıoğlu, Niğde erkanından birkaç kişi ve Milletvekilimiz Sayın Haydar Özalp, öğretmenler ve epey kalabalık vardı. Bana birkaç fıkra anlatmam ricasında bulundular. Ben konuşmamı bitirince "Haydar Özalp, Emin Bey bana rakip Efendim dedi" Vali bey de;

"Ya, öyle mi Emin Bey, bir arzunuz varsa bile şansınızı deneme çağındasınız" demesi üzerine-"Şu anda politikaya atılmayı düşünmeyecek kadar şuurum yerindedir Efendim" dedim.

Haydar Özalp:"biz deli miyiz, benden çekinmiyorsun madem Maarif Müdürünüzden çekinin zira onun ağabeyi şu anda Konya Milletvekili'dir" dedi ve gülüştük. Gerçekten de Bor da Haydar Özalp Milletvekili iken politikaya atılmak ve şans denemek deliliktir. Kim cesaret edip de şansını denemeyi niyetlenmiş ki. Onun oy potansiyeli kadar kimsenin ki olamazdı. Gerçi benim politikaya atılmam söz konusu olamazdı.Bunu herkes gibi Haydar Bey'de bilirdi ama bana takılmadan da edemezdi. Bu defa yine Haydar Bey:
- Emin Bey öğretmenliği de zevk için yapar böyle şeylere hiç ihtiyacı yoktur çünkü kalay kaçakçılığından köşeyi dönmüş isimsiz tüccarlarımızdandır, deyince Bu defa Vali Bey : "Efendim anlayamadım Hem memur ve hem de kalay kaçakçılığı bu nasıl olur? Ben bunu duymamış olayım." dedi ve Bana dönerek "Emin Bey, böyle şey var mı?" Ben de olayı olduğu gibi anlatmış gülüşmelere sebep olmuştu. Karşılaşmalarda selamlaşırken, Vali Bey gülümserdi ve "işler nasıl?" dediğinde belki yine kalay kaçakçılığımı ima ettiriyor diye düşünürdüm Bizim kalay kaçakçılığımız mizahide olsa hayat hep somurtmaya değmez bazen böyle latifeler de dinlendirici oluyor işte... Aradan yıllar geçti ticaret hayatını da denedim. E - 5 karayolunda bir Lübnan'lı arabasıyla kaza yapmıştı. Altınlar, platinler yollara saçılmış, Bor Adliyesi işe el koymuştu. Mal sahibi ölmüş ve malının çoğu yağmalanmıştı. Ondan iki sene sonra Buick marka çok lüks bir araba ile kaza yapanın dayısı Beyrutlu iş adamı ve Kilisli bir Avukatla Bor'a gelmişler arabanın çok lüks oluşu dikkatimizi çekmişti. O zamanki Hükümet Meydanı'nda benimde sarraf dükkânım vardı. Kahvede çay içerken benim orada sarraf olduğumu öğrenip benim dükkâna geldiler ve "inci var mı diye" sordular. Küçük bir kazada inci nerden bulunacaktı. Anladım ki rahat oturacak ve meslektaş olan birini arıyorlardı. Sohbetleri esnasında Zürih piyasasına getiriliyor ve oradan Ortadoğu'ya pazarlaması yapılıyormuş. Altın piyasasından bahisle sohbet devam ederken "isterseniz bir partide size mal verelim" dediler. Ben bir parti mal kaç kilodur ki dediğimde üçyüz elli kilo demeleri üzerine cevabı derhal yapıştırdım. "Ben perakende çalışmıyorum" deyince onlar da kahkahayı basıverdiler ve "ne Bu kadar mala perakende mi diyorsunuz?" dediler. Hey gidi latifeli, mizahlı günlerim hey... Nasıl da bana Hasan Dağı'nı helik diye attırırdınız? Hey...

Bor'da Bahar

Ortaanadolu'nun küçük, şirin köşesi
Sanki seher yeliyle esilir yeşil Bor'da
Bağların de dinlenir kuşların şakrak sesi,
İlham, gönülde derya, yüzülür Yeşil Bor'da.

Çiçeklenir ağaçlar, yemyeşil olur kırlar,
İpek ipek ibrişim ilkbaharda çayırlar,
Kuzuya mera olur, güzden kuru bayırlar,
Bu mevsimde arzuyla gezilir Yeşil Bor'da.

ÇAKILBAHÇE, GEBERE, KAYABAŞI'nda bahar,
Özdende karsuları, coşarak çağlar akar
BENTKAVAK, MANASTIR'da sevdaya türkü yakar,
Sevgilinin yüreği ezilir Yeşil Bor'da.

Bahçeler gonca gonca, çeşit çeşit gülleri,
Ötüşürken yarışır bülbüllerin dilleri
İlkbaharda yemyeşil giyer mevsim tülleri,
Sevgi dolu güzellik, süzülür Yeşil Bor'da.

YANIK KAPI, bağları mor menekşe kokuyor
YUNAK'da HUMAN Çayı Köpürerek akıyor
KIZILYER'de leblebi çiçekleri şakıyor,
Duygular sanki düğüm, çözülür Yeşil Bor'da.

Hıdırellezle gidilir bağa, yeni yaprağa,
Canlılık fışkırıyor, hayat gelmiş toprağa
Gece çiçeklerinden esans yayılır, dağa
İlham gelir, mısralar yazılir Yeşil Bor'da.

Bor'a özlemle dolu Bor'lular gurbet elde
Birer hatıra şimdi yanık türküler dilde,
Kavuşmamız neşedir hasretli gönüllerde,
Sabır vuslata tesbih, dizilir Yeşil Bor'da.

Hayat kazanmak için gurbetlere gittiniz,
Bazan mektup yazdınız, bir selam ilettiniz,
Ana baba kalbinde vuslatı özlettiniz,
Sizi bekleyen ecdad üzülür Yeşil Bor'da.

ACIGÖL, ELALDI'da hayatın son durağı,
Kimini gobca iken erken almış kırağı
Anmadan durulmuyor neşe olsa da ağı,
Her geçişte burukluk sezilir Yeşil Bor'da.

Kaynakları beslesin; yaşatsın karlı dağlar,
Pınarlar şırıl şırıl, mehtaba çelenk bağlar,
FESCİOĞLU, sevinçli gelmiş yine ilkbahar,
Sevgilere mezar mı kazılır Yeşil Bor'da.

M. Emin ARISOY (FESCIOĞLU)