borun.sesi.sitemynet.com
Ömer Fethi GÜRER - BOR ŞEHRİ

Bor
Haber için
İlgisizlik
Geride Kalanlar
Bor doğumlular
Cinayet
Medya
Yaşayan tarih
Bor'da okullar
Görüntü
Ö. Fethi GÜRER
Çukurkuyu
Hacıabdullah
Eğitim
Niğde
Adresler

Geride Kalanlar


Ömer Fethi GÜRER

DARBOGAZ BELEDIYE BASKANI  MUSTAFA KUZUM, Ömer Fethi GÜRER

TIRHAN (TROHOS)

Müze - Ömer Fethi GÜRER

NIGDE, ÜNLÜ KUSLU HALI, MÜZE MÜDÜRÜ FAZLI ACIKGÖZ, Ömer Fethi GÜRER

Darboğaz Kasabası

Yeşilyurt, Asmaz


TAHTA KÖPRÜ

Ömer Fethi GÜRER

Yıllar akıp geçiyor. Kimi görüntüler anılardan dahi siliniyor. İyi ki de resimleri var. Bazen arşive baktığım da geride kalanlara tebessüm ile bakıyorum. Niğde ve Bor'da değişen görünümün yanında yaşamımızdan sessizce ayrılan farklılıklarda var... Örneğin tahta kaşık dahi lüks iken artık tahta kaşıkla yemek yiyen kalmadı. Bir mola yerinde otobüs yolcusu bayanlar alışveriş yaparken konuşuyorlardı. Konuşmalarından Konya'dan geldikleri anlaşılıyordu. Biri diğerine bir tahta kaşık dahi bulamadık diye yakınıyor ve satıcıya tahta kaşık neden yok diyorlardı yani süs olarak dahi tahta kaşık arıyorlardı. Metal ile o iş farklılaşmış ve tahta kaşık yaşamdan çıkmıştı. Ne ise tahta köprü ile tahta kaşık arasında ne bağ var demeyin o da dünlerde kalan bir örnekti.

Tahta köprüler, bir çok yerde görülebilen su üzerinden geçiş kurgularındandır. Büyükçe ve örnek sayılanları ise Niğde ve Bor'un orta yerinden akan dereler üzerinden geçiş için yapılmış olanlardı. Şimdi yerlerinde beton köprüler var.

7 Kasım 1976 tarihli Hürriyet gazetesinde Bor'da Humam Çayı üzerindeki tahta köprüyü haber yapmıştım. İstasyon caddesinde Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan büyük bir köprü ile Kale yokuşunu merkeze bağlayan büyük köprüler bizim zamanımızda yapılmıştı. Ama Zergerdek Sokak'tan inilen ve Yeniyol Mahallesi ile Humam Çayı üzerinden bağlantıyı sağlayan arada bir tahta köprü vardı. Bu köprü kestirme idi. Ama geçerken de yaylanırdı. Çocuklukta "bizim için eğlence vasıtasıydı. Tıpkı oyuncak gibi...", Aklımız erdi, gazetelerde yazar olduk ve bu köprünün resmini çekip haberini yazdık. Tahta köprüden değil, sırat köprüsünden geçiyorlar haberi Hürriyette resimli olarak çıktı. İşte arşive her baktığım da o günleri yaşar gözümün önüne o köprüyü getiririm. Niğde'de yanılmıyorsam stada yakın böyle bir köprü vardı. İki büyük hezen üzerine çakılan tahtalar ile yapılmıştı.
Köprü ulaşım için araçtı ama bir de üzerinde yaylanmakta bize oyun gibi gelirdi.

Belki de insanın en kolay şekillendirdiği ve
kullanıma sunduğu malzeme ağaçtı. Kaşık ta oluyordu, hezen de yapılıyordu, köprü yapımında da kullanılıyordu. Tel dolap ağaçtandı. Yüklük ağaçtandı, kapı pencere ağaçtandı. Bu işler için de ağaçlar bol bol kesilip tüketiliyordu.

Anılar ve düşlerde yaşayan görünümlerin içinde neler yok ki. O günlerde nasıl kurtuluruz dediğimiz Tahta Köprü'nün yerinde şimdi beton köprü var, estetikten uzak, doğallıktan uzak, ama güvenli, ama kolay, ama basit.

Hangisini isterseniz o. Tahta Köprü sembolik olarak kalmalı mıydı? Olamazdı. Çünkü Humam Çayı bir kanala alındı, gelişi güzel akan su düzene girdi. Çevredeki ağaçlar kesildi. Eski evlerin çoğu yıkıldı, yani resmin şekli değişti. O özgür akan kenarında, ördeklerin yüzdüğü, hayvanların su içtiği, yerli halkın sebzelerini yıkadığı, hatta "çimdiği" dere artık yok... Aynı zamanda bu dere biterken, suda bitti. Artık Akkaya Barajı ile doğan kirlilik sonucu dere suyu dahi dünden çok kirlendi. O dere ve tahta köprünün nostaljik görünümü hoş geliyor. O yıllarda da "bu çağda bu köprü olur mu" diyorduk çünkü doğallığı yaşamak için yitirilenleri anlamakta gerekiyor. Pis suda oynayan, yüzen, ürün yıkayan yada evlerinin önünü sulayanlar olmasa da o dere bir düzen ile Bor ve Niğde orta yerinden akıp gidiyor değişen resimlerdeki görünümler. Ülkemizde bir çok yerde bu dere boyları öyle güzel yapılmış ki dünden farklı kılınsa da doğallığı korunmaya çalışılmış. Belki bizde dere boylarını biraz daha ağaçlandırıp canlandırırsak bu görünümlere daha çok alışırız.

Dünde kalan resimlerle bugüne bakıyorum. Dünkü resimler hoşuma gidiyor ama o koşullarda zor ve zorunlu olduğunu anımsıyorum. Tehlikeli, sorunlu ve zorunluydu. Birkaç kez sel gelip bu dere boyundaki evleri de basmıştı. Nereden nereye diye sık sık bu anlar zinimizden geçiyor.
Belki de resimlerdeki güzelliklerle bügünkü değişimin sonucunu birlikte görmek gerekiyor.

İFTİYAN

Ömer Fethi GÜRER

Bor'dan Bahçeliye ve Kemerhisar'a bakan sonradan olma tepe bölge ile alt tarafı genel tanım olarak İFTİYAN diye anılır. Bu bölgede önemli tarihi kalıntıların olduğu iddia edilmektedir.

Biz çocuk iken yaşlıların anlattığı bir hikaye vardı ve bu hikayede bölgeden giden Azınlıklarda dayanak gösterilip "İftiyan'ın altında iki altın öküz gömülü" denirdi. Yeri belli olmayan bu hikaye dilden dile anlatılırdı. Birkaç yazı da biz yazdık. Keza yine 1960'lı yılların sonlarında ilkokul öğrencisi idik. Yaz tatili olunca merak ile Yedi Odalara gezmeye giderdik. Yedi Odalar yolunda Damla pınar vardı ve bu pınar demiryolu için taş ocağı açımı sırasında betonlarla tıkandı denirdi. Sonraları da İftiyan'da bizimde şimdi tarla olan bağımız vardı. Yaz tatilinde o bağa sık gittiğimizde de Yedi Odalar ile Damla Pınar'a uğrardık. Su debisi düşüktü. Bir dönem bu bölgede bir tahlil yapılarak su kaynağının incelenip uygun ise kullanılmasını da önermiştim.
Gerçi o yıllarda "bağa verilecek, su bulmak"
mesele idi. Damla Pınar'dan su gelirdi ama yetmezdi. İftiyan'da bağın üzüm tadı da oluşumu da farklı olurdu. İftiya'nın bir bölümü lojman bir bölümü mahalle oldu. Tepenin yamacından Bahçeli'ye giden yolda tren yoluna kadar yapıldı. Ötesi yol yine patika olarak kaldı.

Taş ocakları için yapılmış demiryolu istense Bahçeli- Kemerhisar - Bor ilçesi arasında bir tranvay yolu olması olası, ama bu işler bakan olmayacağı için biz esas konumuz İftiya'nın tarihi dokusuna dönelim.

İFTİYANDA SON YILLARDA TAŞ OCAKLARI açıldı.Yedi Odalar'ın yakınındaki bu taş ocakları faal çalışıyor. Niğde'de taş ocağı açılacak en son yer bu bölge iken, taş ocağı açıldı. Müteşebbis demek ki uygun malzemeyi bulmuş ve yasal iznini almış ki taş ocağı çalışıyor. O işi yapan kişiye hiç sözümüz yok çünkü kişi yasal hakkını kullanıyor. Bizim lafımız uzmanlara .Bu konuda "dikkat dedik"
dinleyen olmadı. İş devam etti.

İtalya'dan Kemerhisar'a gelen kazı heyeti 2002 yılında Yedi Odaları görünce çok ilgilerini çekmişti. Çünkü bu bölgede kazı ve inceleme yapılırsa çok önemli bulgularda açığa çıkabilirdi. Böyle bir yapı o bölgede ne arıyordu?

Ancak tüm veriler bölgenin önemi üzerine olsa da Yedi Odalar için yapılan bir çalışma ve koruma olmadığı gibi bölge doğal dokusu değişimi sürüyor. Son kez gittiğimde TEPELERE BAKARAK O BÖLGEYİ GEÇERKEN TAŞ OCAĞININ ÜST BÖLGESİNDE Bir bölgede FARKLILAŞMA GÖRDÜM.Sanki bir şeyler dağılmış, yıkılmış görünümü veren bölge oldukça ilginç geldi. Taş ocağı izin ile açılmıştı. Bu bölgede bu izini verenlerde bölgenin dokusunu bilmemeleri olanaksız en azından Yedi Odaların olduğu alan olsun korunmalıdır.

Taş ocağı olarak Niğde genelinde farklı alanlarda vardır. Niğde için İftiyan dahil o bölge çok önemlidir. Tyana kent dokusu açığa çıktığında çevresindeki kentlerin olmadığı varsayılamaz. Bu nedenle top yekün bölge inceleme altında olmalıdır.

Kemerhisar Kanalizasyon açmak için yapılan bir çalışmada daha birkaç eser sayılacak Buluntu çıktığını yerel basınımızda haber olarak ta okuduk. O nedenle Niğde yapılan her iş bir sonraki süreçte hesaplanarak olmalı. Taş ocağını açan anlayışın bölgedeki tarihi varlıkları bilmemesi, düşünmemesi olası değil ama o konuya bakarken gün ışığına çıkmamış değerden "bana ne" noktasında duruluyor.

Çok kez yazdık. Niğde her alanda çok iyi irdelenerek tahlil edilmelidir. Yatırım yapılacak yerlerin seçiminden yapılan işin detayına kadar çok dikkatle bakmak gelecek açısında da önemlidir. Dünde yapılan yanlışların zararı olmuştur. En azından tarihi doku içindeki eksikler artık görülür, bilinir noktadadır. Bu nedenle İftiyan gibi adı belli yerlere bakılmasında yarar vardır. Bu yerlerde bir taş bir önemli bulgu olabilir. Her taşın altından da ne çıkacağı belli olmaz. Yetkililer bu konuya daha titiz bakmalarında yarar vardır.

Sahi o tepelerde sanki oynanmış gibi olan bölgede neler oldu? Bir bilen vardır herhalde.Taş ocağı sahibi çok iyi niyetli ve işini yapan biri olabilir ama o bölgede bu ocak bahanesi ile taş ocağı dışında kalan bir alanda çaktırmadan kazı yapanlar olsa fark edilecek mi? Yada taş ocağı ile doku bozuluyor mu bozulmuyor mu? Uzmanlar ne diyor acaba?

Yedi Odaları çok yazdık. Tyana'ya kuş bakışı bakan tepe içinde oyulmuş derin bir yapı, acaba bir doğa değişiminde mi gömüldü? Yada ordamı öylece yapıldı? O dahi soru işareti.

AKKAYA

Ömer Fethi GÜRER

Akkaya Barajı "göçmen kuşlar" ile gündeme düştü. Oysa Akkaya sorunları dertleri ile de yakın dönem Niğde için dikkat merkezi durumundadır. 2002 yılında hazırlanan Niğde Raporunda kirlenme riskine dikkat çekilen barajı son gezdiğimde gördüklerimi yazmıştım.

Akkaya Barajının bulunduğu alana bu kaçıncı gidişim anımsamıyorum. Toprak yoldan bir türlü olmayan ormanın içine doğru yol aldım. Yola yakın yerlerde ağaçlar boy vermeye başladığı için baraj yakını ağaçlar "daha gür" diye düşündüm, ama yanıldım. Yoldan görünen bölgedeki ağaçlar olmasa daha ötede bir değişim yok. Barajın suları da oldukça sınırda idi. Küçük bir birikinti gibi duruyordu. Baraj için ne emekler verilmişti. Akkaya Barajı yapımı da dert oldu açılışa değin neler anlatıldı neler. Rahmetli Milletvekili Asım Eren olmasa zaten barajda zor yapılırdı. Büyük emek onundu .

1970'lerde baraj su tutmaya başlaması bile umuttu. Barajın mağaraların olduğu yerleri gördüm Artık mezbelik idi.Niğde için "bu bölge mesire alanı olur" diye düşünenler vardı. Kışın baraj yakınında kuş avlamaya gece nöbete yatanlar olurdu. Mağaralar zula yeri idi. Mağarlar'ın konumu eski insanlardan beri geldiğini gösteriyordu. Su boylarındaki yerleşmelerde ki görünüm burada da vardı. Su yanında mağara varsa bu bölgede geçmişte yaşamda olmuştu. Acaba bu mağaralar yada çevrede tarihsel yönden bir inceleme olmuş mu idi?

Bizde bu konunun gelişimi yakın tarihtir. En fazlası elli yılı geçmez. O nedenle mağaralar ve çevre bir kez daha elden geçmeli mi idi?. Araçtan inip çevreyi turlarken baktım, halk deyimi ile ayyaşların boş şişeleri ateş atıkları vardı. Küçük bir baraj şelalesi dört beş masa temiz bir ortam ile piknik içinde bu bölgede bir şeyler olur mu diye düşünürken su kirliliği aklıma geldi. Çok çevrede koku var diyemem ama su artık renk değiştiriyordu. Balıklar dahi bir dönem toptan ölmedi mi?

Su kirliliği deyince Niğde Raporunda Akkaya ile ilgili anlatılar dışında birde su kirliliği konusu vardı. Yazdık yazdık değişen yok. Su kirliliği için raporda aynen şu ifadeler bulunuyordu. İlimizde su kirliliği olan en önemli yer Akkaya Barajıdır.Niğde Belediyesi Arıtma Tesisinin atık suyu,Niğde Üniversitesi Kampüsü, Organize Sanayi Bölgesi, Fertek Belediyesi atık sularını Akkaya Barajına deşarj etmektedir. Akkaya Baraj Gölü'nün temiz bir suya kavuşturulması için baraj gölüne akan dereler üzerinde bulunan sanayi tesisleri yetkili kamu kurumları ve kuruluşları yetkilileri ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri tarafından oluşan bir komisyon marifeti ile incelenmeli, kirliliği oluşturan tesislerle ilgili her türlü tedbir acilen alınarak bu sorun kalıcı olarak mutlaka çözülmelidir.

İşte böyle acil çözümden tam bir yıl sonra gittik Akkaya Barajının sularında değişen bir durum yok. Kirlenme sürüyor. Bölge bakımsız ve mezbelik. Ağaçlardan yoldan görünen dışındakilerde sanki baraj su kirliliğine inat büyümüyorlar.

Barajdan geçip Sazala'ya devam ettim. O yakada baraj boyunda ağaçta yok. Belki de yakın yere dikilen ağaç toprağın bozuk zeminine inerde su kaybına neden olur diye mi ağaç dikilmiyor diye düşündüm çünkü zemin su emen bir özelliğe sahip olduğu söyleniyordu.
Su sızmaları da oldu. Baraj yapılması başarıldı bu kere de yapılanın içi kirletildi. Sorun çözelim derken sorun oluştu. Hem de ciddiye alınmaz ise çevre felaketine yol açacak bir sorun bakalım ne olacak. Biz konuda daha önce ne demişiz derseniz işte bir yazımızdan küçük bir alıntı; Bor ilçesi toptan risk altında ve bu konuda değişen bir durumda yok. Yetkili Etkililer Niğde Kongresinde rapora bu konular böyle girmesi konun vahimliğini gösterir. Bir an önce Akkaya için önlem alınmalıdır. Kanser başta bir çok hastalık gerekçesi olabilecek duruma gelen baraj unutulmasın ki Üniversitenin de yanıbaşındadır. Korkunç vahim, düşündürücü, bu raporun üzerine söylenecek söz yok. Bu işi her sorumlu insan takip etmek zorundadır. Başta Vali, Bor kaymakamı, Belediye başkanı Bor'da meslek odaları demokratik kitle örgütleri bu raporu tekrar tekrar okumalı ve her kapı çalınıp sonuç için uğraş verilmelidir.Verilen uğraşta sesini yükselterek konuyu aclen çözümü yoluna gidilmelidir. Durumun savsaklamaya gelir yanı yoktur. BİZ DEDİĞİMİZİ YAPIP KENDİ ADIMIZA KONUNUN TAKİPÇİSİ OLUYORUZ.BAKALIM BÜYÜKLERİMİZ NE YAPIYOR.

ÇOCUK PARKLARI

Ömer Fethi GÜRER

Niğde ve Bor'da çocuk parkı olarak düzenlenen yerler var. Bu konuda yazım da oldu. O yazıda dile getirdiğim konuları hem yenileyip hem de konuya bir kez daha dikkat çekmek istiyorum. Çocuk bahçesi otuz yıl önce yeri ile bilinen sayıları bir kaçı geçmeyen ve olması
istenendi. Oldu... Türkiyemiz'de çoğu bölgede olduğu gibi "çocuk parkı sorunu çözüldü" sanılıyor ama iş geçiştiriliyor. Çocuk Bahçesi dediğiniz yer tam donanımı ile bir çocuk bahçesi özelliğini taşımıyor.

Yapılan: iki salıncak, bir kaydırak, konu tamamlanmış oluyor.Kimi yerlerde gülünç durumlarda var. Acı olanı şu ki mahallenin konumuna göre de yapılan hizmetin rengi değişiyor. Varlıklı kesimler yaşadığı mahallede çocuk bahçesi önemsenip düzenlemelerde daha dikkatli olunurken kenar mahallelerde laf ola çocuk oyun alanları kuruluyor.

Kimi yerde iki salıncak konmuş, ayaklarına beton dökülmüş adı çocuk parkı.

Olması gereken şu; Önce bir çocuk oyun alanının çevresini demirden parmaklıklarla kapatın. Adı üzerinde çocuk oyun alanı çevre korumalı kılın. Beton duvara gerek yok. Niğde ve Bor'da çok demirci var. Onu süsleyerek şekil vererek güzel bir görünüme de bürüyüp parmaklık yaparlar. Sakın ola ki parmaklıkların ucunu sivri bırakmayın. Çünkü
"girişi kapıdan olsun" diye geçmişte engel olarak parmaklık uç kısımlar sivri bırakılırdı.Güya "yıldırma önlemi"
alınırdı, ama bu çocuk "laf dinlemez" kalkar kapı yerine parmaklıktan girmek ister o nedenle bir çocuk dahi düşünülüp çevre koruma altına alınırken demir parmaklıklarda zararsız düzenlenmeli ve kapıdan giriş sağlanması için ailelerin katkısı istenmelidir. Kapı mutlaka çocuk üzerine binerek "git gel..."
yapamayacağı bir şekilde olmalıdır. Demir parmaklık yada kapı olmaz ise tahta ile çevre belirlemesi de yapılabilir. Kırılma ,çürüme halinde de değiştirilir.

Alan belirlendi diyelim. Bu kere zemin mutlaka kum olmalıdır ve çocuk oyun alanı dışında en az üç oturma kanepesi de konmalıdır. Aileler için çocuklarını kollama ve sohbet olanağı yaratacak bu düzenlemenin yanında tüm çevre boyunca çam ağacı ile her köşede bir büyüyerek gelişecek ağaç dikilmelidir. .Bahçe içinde çocuklar için kum havuzu, Salıncak, Kaydırak, Tahtaravalli, yanında birkaç bilgi ve beden geliştirici oyun aleti de konmalıdır.

Bu tür yapılacak oyun bahçesi ile çocuk oyun bahçesi yapılmış olur. Yoksa tarla gibi bir alana üç beş çocuk oyun aletini dikipte çevre düzenlemesi dahi gerek görmeden park yaptık demenin bir anlamı yoktur.

Çocuk Parkı her mahallede ihtiyaç olduğu doğrudur. Park salt oyun alanı değil bir yerde eğitim içinde işe yaramalıdır.Keza seçilecek yer araç trafiği açısından da dikkate değer bir bakış ile seçilmelidir. Park direk yola açılıyorsa tehlike o noktada rastlamaktadır.

Çocuk parkları yeniden bir dizayn ile el alınıp "baştan savma" anlayıştan çıkarılmalı ve Bireyin dinlenmek için çocukların oyun için seçtiği alanlar halini almalıdır.

Çocuk parklarında mutlaka düzenleme yapılması şarttır.

Keza her çocuk parkı girişinde çocukların yapmaması gerekenlerle ilgili bir panoda olabilir. Örneğin : "Oyun sonrası elinizi yıkamayı unutmayın", "ağaçları koruyun yeni fidan dikin...", "Temizliğe önem verin..."
"Sigara zararlıdır, içmeyin", "Dürüstlük en güzel yoldur" gibi sözlerin olduğu panolarda oyun alanlarının yanında yer alır ise en azından çocukların ilgisini çeker ve yararı olur.

ÇOCUK OYUN PARKLARINDADA BÖLGEDE DOĞMUŞ, ÖNEMLİ MEVKİİLERE GELMİŞ DOKTOR, MÜHENDİS,
PROFESÖR VE SANATÇILAR GİBİ KİŞİLERİN ADLARINI VERİP ONLARINDA KISA BİR ÖZ GEÇMİŞİNİ YAZMAKTA teşvik edici olacaktır.

Bölgede Cumhuriyet evresinde çok önemli bilim adamları yetiştirmiştir. Onları saygı ile anarak çocuklarında o kişilere özenmesini amaçlayan böyle bir girişimde çok yararlı sonuç yaratacaktır.

Milli Eğitim Bakanları dahil çok sayıda üst düzey üstün başarılı bilim adamı ve bürokratımızın da bu yolla adını yaşatmış oluruz.

Önermesi bizden. Hatta efsane okul öğretmenlerimiz de bu konuda unutulamaması gerekenlerdir.

Ağıt - Ömer Fethi GÜRER

Ömer Fethi GÜRER

Niğde kayısı ürünü ile ünlüdür. 1913 yılında Niğde'ye gelen Macar gezgin Tokalıkaya kayısısının özelliklerini kitabında anlatır. Bölgede yetişen şekerparede emsallerinden farklı tadı ile ayrı bir yer tutar. Günümüzde kayısı ve şekerpare geride kaldı. Eğitimci hemşehrimiz Hicri Göncel Niğde gazetesinde 09 Ağustos 1951 tarihli sayısında Kayısı ağacı için yazdığı şiir ne güzel.

Bir Kayısı Ağacı için

Boylu, boslu, levend bir ihtiyardı.
Oğul balı gibi meyvesi vardı..
Ona "Ak Kayısı" derdik,
En çok onu severdik..
Yazın yazın yaşını, kışın kurusunu yerdik.
Nasıl da verimliydi o..
Sanki ulu Tanrı'nın cömert bir eliydi o..

Biz kırk yedi yıldır tanırdık onu..
"Yetmişinde" bir genç sanırdık onu..
Yaşı yetmiş olsa da işi bitmiş değildi.
Ne sertleşip kırıldı, Ne yumuşayıp eğildi!
Hayat dedikleri dev
Hak vermeden isterdi ondan ödev,
O da hep almadan verdi kutlu güneşler gibi ..
Kendi bağrını yer gibi..

Bakmamışlar ona hiç biz yadellerde iken.
Dal dal olmuş "Çetinler", filizler diken diken ,
Kış içine akmış delik bağrında;
Yaz dışını yakmış budaklarından;
Umut kesmeksizin hiç bir yarından
Dayanmış kahrına kahpe feleğin
Son nefesine değin..
Andıkça buram buram depreşir içimden acı
Bu ihtiyar genci Levend ağacı

Son meyvesini verdikten sonra,
Meyvesi ballanıp erdikten sonra ,
Onları tez derip serdikten sonra..
Birden ölüverdi erenler gibi..
Bütün özverenler dibi, özekverenler gibi..
Bahtına küsmeyen, yiğit kayısım;
Vazife kurbanı şehit kayısım;

İçlerimiz yanarak yıktık odunlarını
Ak sütünü emdiğim annemi yakar gibi..
Hep yeşermiş görürüm senin gizli ağrını
Gönlümdeki acılar gözümden akar gibi
Bilir misin sen nemizdi?
Annemizdin, annemizdin.
Ey benim oğul balım, ey benim ak kayısım;
Sönmesin aşk ateşin.. Yak beni, yak kayısım!

Hicri GÖNCEL
Bor, 25 Mart 1951

Ömer Fethi GÜRER sunar :

DARBOĞAZ KASABASI
KİRAZ YANINDA TURİZMLE DE
GELİŞMEK İSTİYOR

Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer Darboğaz Belediye başkanı Mustafa Kuzum ile Darboğazda görüştü. Kasabayı konuştu. Kasabayı gezdi.

ÖMER FETHİ GÜRER Niğdelileri Mevsiminde kiraz yemeğe, Boklarları gezmeye, antik özellikli alanları keşf etmeye Darboğaz ve bölgeye gelmeye, görmeye de davet etti. İnternet ortamında Darboğazı tanıtan Efkan Kaya ile buluşarak kasabanın farklı özelliklerinide dinleyen Gürer kasabalılarla sohbet etti.

Ömer Fethi Gürer : "Ulukışla'ya bağlı Darboğaz Kasabasında 2007 yılında temeli atılarak bir yılda tamamlanması beklenen Gölet umutları artırmış. Kiraz su ile buluştuğunda verimi arttığı gibi kalitesi de yükseliyor. Bu nedenle tarımda önemli atak yapılması bekleniyor. Kiraz sayesinde dünyaca tanınan Darboğazda umutlar gölet bitmesini bekliyorlar. Sorunları genelde sulama suyu ile ilgili. Yeni gölet ile sorun çözülürse Kasaba kiraz üretiminde dahada öne çıkacağı söyleniyor.

Kasaba Turizm çabası da var ancak konaklama sorunu olması bu alanda boşluk yaratıyor. Kasabası için faydalı bir uğraş veren Efkan Kaya ile Darboğaz farklı resimlerine baktım. Gerçekten görülecek özellik ve güzellikte bir bölgemiz olan Darboğaz kış ile de güzel. O arada Çukobirlikte birlikte çalıştığım işçi arkadaşlarıma rastladım. Hamdi Usta ile dünü yaşadık. Mümin Akgül ve diğer kasaba halkı ile darboğaz Yarenliği ettik. Doğal olarakta kasabayı başkan Mustafa Kuzumla detaylı konuştuk. Başkan anlattı, yazdık.

ÖMER FETHİ GÜRER: Darboğaz ilkbahar ile güzelliği bulur ama kışında yine çok güzel görünümü var. Kasaba konumunu kısaca anlatırmısınız?
MUSTAFA KUZUM : Darboğaz kasabamız Orta Toroslarda Medetsiz ile Ayrancı arasında Bolkar dağları Orta noktasına bakar.Vadi Toros silsilesini ikiye bölen noktadadır. 1500 metre yükseklikte kurulmuştur. Yüzölçümü 6000 hektardır. Ulukışla Ilçemize 15 km, Niğde 70 km, Adana 135 km, Ankara 350 km uzaklıktadır. 300 yıl öncesinden yerleşmeler olduğu bilinen bölgemiz yaylacılar açısındanda çok tutulan bir konuma sahip, Yaz-Kış doğam muhteşem zenginliği var. Yerleşik halk genelde tarım ile uğraşıyor. 1968 yılında belediye olan kasabamız 2000 genel nüfus sayımında 1072 hanede 3607 kişi sayılmıştır. Ancak yaz aylarında nufusumuz hızlı artış göstermektedir. 150 hane Çukurovalı kasabamızda var. Arsa alanlarda olmaktadır.

ÖMER FETHİ GÜRER : Belediye olarak neler yapıyorsunuz? Kasabada sorunlar neler?
MUSTAFA KUZUM : Darboğaza yerleşimde ilgide artıyor. Özellikle Çukurova ilgi alanındayız. Kasaba olarak bu gelişmeye uyabilmemiz için İçme suyu,Kanalizasyon sorunlarını aşmamız lazım. Karapınar'dan gelen suyu kullanıyoruz ancak yetmiyor. 1969 yılında 400 abone için içme suyu planlanmış ve o dönem 22 kişi abone olmuş uzun sürede öyle kalmış 2006 yılında su abonesi sayımız 1400 haneyi buldu. Göreve başladığımda su ile ilgili şikayetler vardı. Klorlama ile bu sorunu çözdük. Su akıcılığı da sağlayarak su sorununu insan sağlığı açısından olumlu kıldık. Sağlıklı su veriyoruz. Ganimet bölgesinde su kaynakları tespit ettik. 13 kilometreden suyu getirme çalışmalarımız var. Ancak Hükümet desteği olmadan bu sorunları olanaklar ile aşmakta zorlanacağız. İmar planı 1975 yılında yapılmış, İmara uygun çalışmalar yapıyoruz. 1969 yılında Harita yapılmış. Bu yıl sayısal haritayı yaptırdık.Darboğaz çayı ile Ilıcak deresine akan kanalizasyonun engellenmesi için çalışmalar yapıyoruz. 1 kilometre kanalizasyon döşüyoruz. Bölgede sulama suyu sorunuda yaşanıyordu. Yıllardır Gölet sorunumuz vardı. O anlamda ilerleme sağlandı.İhale oldu 12 Trilyona göle yapımı gerçekleşir ise sulama suyu konusu çözülmüş olacak.

ÖMER FETHİ GÜRER : Bölgede yapılan festival, kanalizasyon gibi işler ile ilgili hükümet desteği almıyor musunuz?
MUSTAFA KUZUM : Kanalizasyon ile ilgili 320 milyarlık proje maliyeti için 9 milyarlık bir destek geldi. Kiraz Festivali ise hükümetten hiçbir destek almadan halkın katılımı ile devam edegeliyor. Boğaz mevkiinde H.İ.S. tipi gölet tamamladık. Darboğaz sulama Kooperatifi başkanı Hüseyin DÜNDAR ve yönetim kurulu üyeleri Osman GÖZDE ve Ahmet GÜVEN ile Abdurrahman EROL, katkıları Ulukışla ve Niğde Belediye destekleri ile Hayvan içme ve sulama göleti Belediye "Darboğaz Sulama Koperatifi işbirliği ile tamamladık. Kooperatif Başkanı Hüseyin Dündar ile birlikte bu çalışmayı gerçekleştirdik. Bölgede 2 bin baş hayvan için bu çalışma önemli bir destek oldu. DSİ işleri bir milyon 100 bin metreküp su tutacak barajı ile bölgede yeni bir dönem başlayacak umudundayız. 2007 yılında bu temel atılacak. Seçimden önce yapılmasını umuyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER : Kiraz konusuna geçmeden iç turizm bölgede hareket yaratmıyormu?
MUSTAFA KUZUM : Darboğaz iç turizm için potansiyel var ama bu konuda alt yapı yok. Turizm için gerekli yatırım olmaz ise turist ne yapacak. Yaylacılar geliyor ama Turist için daha çekici özellik lazım. Yıllardır Bolkar Kayak evi yarım kaldı.İnşaat bitmedi. Şimdilerde Mehmet Ünlü bey aldı. 2007 yılında inşaatın kalanını yapacağı söyleniyor. Bolkar gölleri, doğal özellikleri ile çekim alanı ama konaklamaya yer yok. Kasabada spor külübümüz dahi yok ama Darboğazlı Milli bir kayakçımız var. Duygu Ulusoy. Belki gelecekte bu alanda bir atılım için öncü olur.

ÖMER FETHİ GÜRER: Darboğaz denince aklımıza kiraz gelir oldu. Kasabada bu alanda durum nedir?
MUSTAFA KUZUM : Darboğaz kasabamız bu alanda haklı bir üne erdi. 500 ton kirazı Avrupa ülkelerine gönderdik. 2500 dekar alanda 180-200 bin fidanda üretim yapılıyor. 1 yaşından 40 yaşına kadar fidanlar var. Yıllık ortalama 1500 ton birinci kalite ihraç üretimimiz oluyor. 250 ton iç piyasaya siyah kiraz veriyoruz. 750 ton sanayide kullanılan beyaz kiraz yetiştiriyoruz. On bin kişi dolaylı dolaysız bu üretimin içinde. Kiraz ekim alanları gelişimi yanında çevre içinde örnek oluyoruz. Ulukışla bölgesi Emirler, Aktoprak, Maden bu anlamda atılım yaptılar. Kiraza teşvik almadan çabamız çalışmamızla gündemde tutuyoruz. Kiraz festivalimiz ilgi görüyor. Üreticimizi ödüllendiriyoruz." dedi. Başkanı dinledikten ve Darboğazda tur yapıp gezdikten sonra dönüşe geçtik. Darboğaz'dan ayrılırken kirazlar yaprak dökmüş kar atıştırmaya başlamıştı ve Alan yaylasından Porsuk kazı alanını görerek geri dönüşe geçtik.