
Ulusal egemenlik; dışa karşı özgür ve bağımsız yaşamayı, içeride ise ulusun kendi kendini yönetme esasına dayanır. Prof. Dr. Hamza Eroğlu, ulus ve egemenlik kavramlarını; "Ulus, kendisini oluşturan kişilerin toplamından farklı ve ayrı olarak onların bir sentezinden ortaya çıkmış bağımsız bir kişiliktir. Egemenlik ise ulus denilen varlığın, toplumun genel iradesidir. Bu irade üstün iktidar ve güç olarak ulusa aittir. Egemenlik, ilâhi iradeye dayanmaktadır. Ulus iradesi ise, bireysel iradelerin biraraya gelmesinden, kaynaşmasından, sentezinden oluşmuştur. Bu itibarla ulusal egmenlik, ulusun bölünmez iradesidir." diye tanımlamaktadır. Türk Ulusu, kendisini oluşturan bireylerden ayrı bir manevi kişiliğe sahiptir. Türk Ulusu denilen bu manevi kişilik ve onun "ulus" sözcüğü ile ifade olunan kendisine has bir iradesi vardır. Ve bu ulusal iradedir ki, ifadesini ulusal egemenlik prensibinde bulmaktadır. Türk Ulusu'nun yüce kişiliğine yaraşan ve onun özgür yaşama isteğini en güzel şekilde ifade eden bu düşünceyi Atatürk, "Hakimiyet bilakaydışart (kayıtsız şartsız) milletindir." demiştir. Bunun anlamı şudur: Egemenlik denilen kuvvetin hiçbir bağımlılık, hiçbir taksim, hiçbir eleştiri, hiçbir sınıf kabul etmeyecek şekilde ulusa ait oluşudur. Atatürk'e göre; "Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve gerçek manasıyla ulusal egemenliğin kurulmuş olmasına bağlıdır. Bundan ötürü özgürlüğün de, eşitliğin de dayanak noktası ulusal egemenliktir."
Atatürk ulusçuluğunun temelinde yatan bir kavram, "tam bağımsızlık" düşüncesidir. Türkiye'de
bağımsızlığa dayanmayan ulusçuluktan söz etmek elbette yetersizdir. Bu konuda Atatürk:
"Tam bağımsızlık denildiği zaman doğal olarak siyasi, mali, ekonomik, adli, askeri, kültürel
ve diğer hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde
bağımsızlıktan yoksun kalmak, ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksun
kalması demektir."
Ulusal Birlik ve Beraberlik, Türk Ulusu'nu oluşturan insanların birbirlerini seven, birbirlerine
inanan ve güvenen yurttaşlar olarak yurdun ve ulusun yükselmesi amacı etrafında toplanması demektir.
Kurtuluş Savaşımız ulusal birlik gücümüzün tılsımından kuvvet bularak başlamış, gelişmiş ve
kesin zafere ulaşılmıştır. Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarından itibaren Atatürk'ün üzerinde durduğu
konulardan en önemlisi "Ulusal Birlik" ilkesidir.
"Biz esasen ulusal varlığın temelini, Ulusal Şuurda ve Ulusal Birlik'te görmekteyiz." ( 1936 )
Atatürk 20 Nisan 1931 günü, seçimler dolayısıyla Türk Ulusu'na bir bildiri yayınlamıştı. Dünyanın
da yakından izlediği bu bildiri, kendisinin 1931 yılına kadarki düşüncelerini, işlem ve
eylemlerin ileriye dönük yüzünü açıkladığı kadar, dünya ulusları için de yol gösterici bir
nitelik taşıması bakımından tarihi bir belgedir. Bu bildiride ifadesini bulan "Yurtta Barış,
Dünyada Barış için çalışıyoruz" tümcesi, sadece o yıl için söylenmiş bir söz değildi.
Musatafa Kemal mavi gözlerini Ege'nin ötesine çevirerek: "Yunanistan'la nasıl dost olacağımızı
düşünüyorum. Savaş bitti. İki yakın komşu düşmanca yaşayamayız. Dostluk ilişkilerini başlatmak
için nereden başlamalı diye düşünüyorum." demiştir. ( İşte sevgili dostlar, bugün bile
hâlâ düşman olduğumuz Yunanistan ile deprem vasıtasıyla bir birliktelik kurduk. Atatürk bunu 1923
yılında görmüş ve Yunanistan ile dost olmamızın gerekliliğini o zamanlarda görmüştür.)
Atatürk için asıl amaç "Çağdaş Uygarlıktır." Uygarlık kavramı, Atatürk'ün bütün fikir ve eylemlerinin
hareket noktası olmuştur.
"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye
Cumhuriyeti'ni, halkını tamamen modern ve bütün anlam ve şekilleriyle uygar bir sosyal toplum haline
ulaştırmaktır."
Üstün zekâ ve dehasıyla kurduğu Cumhuriyetimizin en kısa zamanda çağdaş uygarlık düzeyine
yükseltmesinin, bilimin öncü ve yol göstericiliğiyle mümkün olabileceğini göstererek "Hayatta
en hakiki mürşiti, ilim" kabul eden bir yöntemle, bilime büyük değer vermemizi ve ondan gereği gibi
yararlanmamızı istemiştir.
|