|
TRT çalışanlarından "radyoevimizi vermeyeceğiz" eylemi
TRT çalışanları ve sanatçılardan oluşan bir grup, Harbiye'deki İstanbul Radyoevi önünde "Radyoevimizi Vermeyeceğiz" başlıklı basın açıklaması yaptı.
"İstanbul Radyoevi binasının yıkılıp yerine görkemli bir otel yapılmasının düşünüldüğü" öne sürülen açıklamada, "Kentlere kimliğini veren, kişiliğini oluşturan yapılar vardır. Modası geçti deyip dozerlere teslim edilemeyecek yapılardır bunlar. Simgeledikleri şeyler vardır. Tıpkı Haydarpaşa Garı, Atatürk Kültür Merkezi, tıpkı İstanbul Radyoevi binası gibi..." denildi.
Binanın belirli bir mimari anlayışı temsil ettiği için de korunması gerektiği belirtilen açıklamada, burasının aynı zamanda bir okul, en değerli müzisyenlerin yetiştiği, en işlek kalemlerin oyunlarının milyonlarca kişiye ulaştığı, en önemli tiyatrocuların mesleğe adım attığı bir başlangıç noktası olduğu bildirildi.
"İstanbul Radyoevi binasının, ekonomik değere kurban edilmemesi gereken bir anı defteri olduğu" ifade edilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:"Oteller, ticaret merkezleri, otoparklar her yere yapılabilir. Yüzlerce otele yenisi eklenebilir. Ama Radyoevi'nin yeri doldurulamaz. Göz kamaştıran bir geçmişi, gözleri para ile kamaşan kimselerin eline teslim etmeyeceğiz."
Bu arada, kişisel görüşlerini de açıklayan tiyatro sanatçısı Betül Arım, mesleğe bu binada çocuk saati programıyla başladığını anlatarak, benzeri binaların dünyanın her yerinde el üstünde tutulduğunu söyledi.
Açıklamaya, Genco Erkal, Ali Rıza Binboğa, Nejat Yavaşoğulları ve Sumru Yavrucak'ın aralarında bulunduğu çok sayıda sanatçı da destek verdi.
TRT YALANLAMIŞTI
Öte yandan TRT Genel Müdürlüğü'nden dün yapılan yazılı açıklamada, "TRT İstanbul Bölge Müdürlüğü ve radyo binasının yıkılacağı" yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı belirtilerek, "Kurumumuzun söz konusu bina ile ilgili yıkma, satma gibi bir projesi, çalışması veya kararı bulunmamaktadır" denilmişti.
Hürriyet Gazetesi - 25.08.2005
Bizi tarihimizden kaparmaya çalışıyorlar
Tarih, kültür ve temsil ettiği değerler hiçe sayılarak tarihi binalarımız ve ormanlarımız bir tüccar mantığıyla "ortadan kaldırılsın mı kaldırılmasın mı?" tartışması noktasına kadar getirilmektedir. Bu duruma zemin hazırlayanlar kanunlar ve millet vicdanı karşısında sorumluluktan asla kurtulamıyacaklardır.
Hamit ERGÜL
İstanbul - 22.08.2005
İstanbul Radyoevi yıkılsın yerine otel yapılsın (mı)?
Yavuz Semerci
Harbiye'deki İstanbul Radyoevi, gençlik yıllarımın buluşma noktalarından biriydi. Düne kadar kapısında askerler nöbet tutardı. Radyoevleri, 1960-1980 döneminde pek çok darbe ve karşı darbe girişimine tanıklık etti. İşitsel ve görsel yayıncılıkta tekel kalkınca güç kaybına uğradılar. Şimdi toplumsal hayatın vazgeçilmez renklerinden birisi olarak yaşamlarını sürdürüyorlar.
Dün sabah Harbiye'deki Radyoevi'ndeydim.
Program sonrasında çalışanlarla dertleştik. Hemen hepsi Mehmet Barlas'a öfke kusuyorlardı.
Haksız da sayılmazlar.
Barlas geçen hafta yazısında (Okumadığım için özür dilerim Mehmet Ağabey) şöyle demiş:
"Keşke mümkün olsa ve İstanbul Radyosu binası da bir kamu ihalesiyle satılıp yerine görkemli, modern bir otel yapılabilse. Görülen o ki, Taksim'den başlayan ve Taşlık'a uzanan alanda ve vadide bulunan taşınmazlar büyük değer ifade ediyor. Swissotel'den sonra Hilton'un da büyük bir rekabetle satılması bunun kanıtı. AKM ve İstanbul Radyosu gibi kamuya ait binaların bu açıdan yeniden yapılandırılmaları, hem aklın hem de ekonominin gereğidir."
Sizin fikrinizi bilemem ama Radyoevi binası, Gökkafes'ten, Hiltoridan ve karşısındaki orduevinden çok daha güzel, değerli ve estetik.
1945 yılında yapılan bu bina hakkında okuduklanm da duygularımı destekler nitelikteydi.
Öğreniyorum ki, İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakülteleri, İstanbul Adalet Sarayı, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi, Anıtkabir, İstanbul Radyoevi (Doğan Erginbaş, Ömer Güney, İsmail Utkular'in ortak projesi) ve Çanakkale Anıü gibi yapılar mimaride ulusal yaklaşımlara ağırlık verilen dönemin ürünleri.
İnterneti tararken okudum. Mehmet Kutluay tarafından yazılmış bir makale o dönemi şöyle anlatıyor:
"İkinci Dünya Savaşı nedeniyle yapı malzemelerinin getirilememesi (demir, çimento, cam) ayrıca bu dönemde yabancı mimarlara karşı tepkilerin de artması, mimaride yeniden geleneksel değerlere dönülmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. (Yabana mimarların hakim olduğu dönemde inşa edilen yapılara örnek; Sayıştay, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Büyük Millet Meclisi, Ankara Üniversitesi, Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi). 1940 ve 1950 yıllarını kapsayan dönem II. Ulusal Mimarlık olarak isimlendirilmektedir. Fakat I. Ulusal Mimarlık, Osmanlı ve Selçuklu yapılarını örnek alırken, bu dönem temel çıkış noktası olarak Türk konut mimarlığını esas almıştır. Genel olarak kesme taş malzemenin kullanılmış olduğu II. Ulusal Mimarlık dönemi yapılarının en karakteristik özelliği simetri ve anıtsallıktır."
Barlas'in "Yıkılsın, yerine otel yapılsın" dediği ve radyo yayıncılığına göre dizayn edilmiş bina, İstanbul'a kimliğini veren yapılardan. Aynı zamanda kültür yaşamımıza tanıklığıyla da eşsiz bir özelliğe sahip. Radyoevi binasını halka açık hale getirmek, binayı koruyarak turizmin hizmetine sunmak veya müze yapmak kabul edilebilir bir yaklaşım.
Umarım, AKP Hükümeti (ve özellikle Maliye Bakanı) Barlas'ın önerisini ciddiye almaz da şehri kuşatan kişiliksiz, kimliksiz ve sadece kâra odaklı mimari (!) anlayış bir mevzi daha kazanmaz.
Önerim şu: Barlas, o bölgede mutlaka bir otel görmek istiyorsa, Harbiye Orduevi'ni gözüne kestirebilir. Orduevinin yıkılarak daha yüksek, modern, görkemli bir otel dikilmesine ön ayak olabilir. Nasıl olsa, askeri yapılar da kamu malı sayılır!
Vatan Gazetesi - 23.08.2005
|