|
Bursa Ekim Tiyatrosu'nda Yeni Bir Oyun
SIĞINTILIK ve GÖÇMENLİK
Bir Başka Deyişle "Öteki Olmak"...
Doç. Dr. Nurhan Tekerek
Tutun ki hiç bilmediğiniz bir ülkede, ya da bilmediğiniz bir kentte göçmensiniz! Tıpkı ucuz emek düşüncesiyle önce kucak açılan, sonra örselenen-ötelenen Avrupa'ya göçen işçilerimiz gibi. "Alamanya Acı Vatan!" tümcesini bir özdeyişe dönüştüren, kimi zaman "Turken Raus!." nefretiyle, içinin acısını ezgiye dönüştüren, dişlerinin arasında hapsettiği öfkesini kimi zaman sokağa taşıyan, üç kuruş para biriktireceğim, geleceğimi kurtaracağım düşüncesiyle el kapılarında en ağır işlere katlanan işçilerimiz gibi! Ya da hazmedilmemiş demokrasinin her tökezlemesinde bir başka ülkeye atarak kendini, özgürlük duygusunu balçıkla sıvamak zorunda kalan, ya da mülteci kamplarında sefaletin en iç acıtanını yaşayan aydınlar gibi. İster ekonomik, ister siyasal, hangi nedenlerle olursa olsun, herhangi bir dayatmayla, dilini, dinini, kültürünü bilmediği bir ülkede, hele bu ülke; vahşi kapitalizmin tüm maskeleri ve numaralarıyla albenili bir karnavala dönüştüğü bir ülkeyse, göçmen olarak yaşamak, Mrozek'in deyişiyle o ülkenin bağırsaklarında, yani en pis ve ağır koşullarında yaşamak nasıl bir duygudur acaba?
Hele günümüzde, "farklılığa"; gerek sınıfsal, gerek kültürel, özetle her boyutta çağımızın görüşüyle "küreselleşme" adına pembe gözlüklerle ve de riyakarca bakılıp, aslında hiç de tahammül edilemediği, dilinden, dininden, kültüründen ve dahi renginden ötürü farklı olanın bal gibi "ötekileştirildiği" gelişmiş kapitalist bir ülkede, göçmen veya yabancı, işçi ya da kaçak bir aydın olarak yaşamak zorundasınız diyelim... Ne yaparsınız, nasıl yaşarsınız? Kendinizi nasıl hissedersiniz? Bir sığıntı gibi değil mi? Özlemez misiniz ülkenizi, ailenizi, çocuklarınızı, dostlarınızı, uğruna hayatınızı ortaya koyduğunuz toprağınızı? Gözünüzde tüter değil mi? Tüter tütmesine ama gidemezsiniz bir türlü, dönemezsiniz geriye... Emeğinizi satarsınız olabildiğince ucuza... Sırf dönünce rahat yaşamak ve yaşatmak için... Ama hasta olursunuz iş koşullarının ağırlığından... Kanser olursunuz belki de...İster dumandan, ister radyasyondan, ister stresten, aşağılanmadan!... Her neyse üç günlük rahatlık için yitirirsiniz sağlığınızı ve göçersiniz bu kez sonsuza dek bir başka aleme... Sığıntı gibi yaşamak zordur yaban ellerde!... Bir sinek gibi hissedersiniz kendinizi bazen, bir böcek, bir sıçan, bir köpek gibi!... Sesinizi yükseltemezsiniz bir türlü! Öteki muamelesine duyduğunuz öfkeye rağmen sıkarsınız dişlerinizi her defasında... Zordur öteki olmak!...
İşte Mrozek'in oyunundaki işçi ve aydının traji-komik öyküsü bu duyguyu anlatıyor. Sığıntılık duygusunu... Göçmen veya öteki olmanın bedeli olan sığıntılık duygusunu. Paylaştıkları ya da paylaşmak zorunda kaldıkları o izbe bodrumda, Mrozek'in deyişiyle kentin bağırsaklarında yaşadıkları bir süreci... Gerilimlerini, hayallerini, hastalıklarını, koşullarını... Yaban ellerde yaşamak zorunda olan iki kişinin kimi zaman gerilimli, kimi zaman insani ilişkilerini. Ne onunla, ne de onsuz misali, didişmelerini, çatışmalarını, barışmalarını. Mrozek'in insan duyarlığı ve özenle kurduğu hassas denge içinde bir tiyatro müziğine dönüşüyor oyun. Aydın ve İşçi'nin bakış açılarındaki farklılıktan kaynaklanarak bir forte oluyor, bir piano. Gerilim ve gevşeme anlarının ve hesaplaşmanın ardından ikisi de fark ediyor ki; böylesine bir uzamda ne hayatını ortaya koyarak paracıklarını kollamanın, ne de köle insanı yazmak uğruna arkadaşının üzerinden tasarım yapmanın bir faydası var. Çünkü bu durum onların "sığıntılık" konumlarını değiştirmiyor. Yeni bir bilince doğru evriliyor her ikisi de böylece...
Slawomir Mrozek Polonyalı önemli ve çağdaş yazarlardan biri. Çağının büyük gerçeklerini, buzdağı misali gerçeklerini açığa çıkartan, duyarlıkla oyunlarında işleyen bir tarihçi -tiyatrocu adeta. Sığıntıları Türkçe'ye kazandıran Zihni Küçümen Mrozek için; "Kaskatı, bireye soluk bile aldırmayan, otoriteyi bireyin üstünde tutan bir zihniyetle, tiyatro estetiği düzeyinde sanki boğuşarak, eski Avrupa'nın bu yüzyılda vardığı - paranoiyak, şizofrenik - son noktayı traji-komik bir çerçevede, hiç acımasız sergilemiş, Avrupa kültürüne sanki ağıt yakmış..."[1] bir yazar diyor. 1930'da Polonya'nın Krakovi kenti yakınlarında dünyaya gelen Mrozek Mimarlık, Güzel Sanatlar ve Doğu Dilleri üzerine eğitim almış. 1963'de İtalya'ya, 1968'de de Fransa'ya yerleşen yazar Sığıntılar'ı 1974 yılında tiyatroya kazandırır.
Küreselleşme ideolojisi ve iddiasıyla insanlığın yeni kamplara ve bloklara ayrılmaya zorlandığı günümüzde, ötekileştirmenin her türlü dayatma ve zorbalıkla benimsetilmeye çalışıldığı, güçlünün güçsüzü "sığıntılaştırdığı" dünyamızda Mrozek ve "Sığıntılar"ın tam da zamanı...
Oysa dünya hepimizin! Tüm insanların! Kimse "sığıntı" gibi yaşamamalı bu dünyada... Eğer birileri bu güzel dünyada bazı ülkeleri ve insanları sığıntı gibi görüyorsa, bizlerin de, tıpkı Mrozek'in İşçisi ve Aydını gibi yeni bir bilince doğru evrilmemiz gerekmez mi? Daha barışçıl, adil ve insanın kendini bir sığıntı gibi görmediği eşitlikçi bir dünya düşüncesine doğru...
Slwomir Mrozek'in "Sığıntılar"ı Bursa Ekim Tiyatrosu'nda seyirciyle buluşuyor. Bu sezonu Doç.Dr. Nurhan Tekerek'in sunduğu Haşmet Zeybek'in "Zilli Şıh" adlı meddah hikayesiyle açan Ekim Tiyatrosu, ikinci oyun olarak, eski ve küçük bir evden bozma mekanında, mekana uygun etkinliklerini bu kez Sığıntılar'la sürdürüyor. Tiyatro-Mekan buluşması sağlanıyor bir bakıma böylece. Ülkedeki genel teyatral sorunlardan kopuk olmayan maddi sıkıntılardan payını alan ve 89'dan bu yana Bursa'da etkinliklerini sürdürmeye çalışan Ekim Tiyatrosu sığıntılık duygusunu - belki de ironiyle - sahneye taşıyor bu kez. Oyunun prömiyeri Eğitim Araçları salonunda 13 Mart'ta gerçekleştirildi. Kendimizi -istemesek de - çoğu zaman sığıntı gibi hissedebildiğimiz değişik mekanlarda da sürdürülecek Sığıntılar.
Oyunu Ekim Tiyatrosu'nun genç ekibi omuzluyor başarıyla. Aydını (AA) H. Barış Özkan, İşçiyi (XX) Zafer Altun oynuyor. Reji ve Dramaturgi Grubunu; Cenk Turan, Zafer Altun, H. Barış Özkan oluşturmuş. Reji Asistanlığını; Erdem Ünal Demirci, Hüseyin Yavuz'un, Sahne Amirliğini; Janset Koç'un yaptığı oyunun Dekor ve Afiş Tasarımını; Timurlenk Özkaynak gerçekleştirmiş. Broşür Tasarım ve Realizasyonunu Hıdır Gültepe'nin yaptığı oyunda kostüm ve çevre düzenine Bursa Ekim Tiyatrosu'nun tüm genç ekibi katkıda bulunmuş.
Oyunun bu genç ekibi ve gruba destek veren tiyatro insanları ( Sanat Danışmanı: Doç.Dr. Nurhan Tekerek, ekibe uzaktan da olsa verdiği motivasyonla işin mutfağına katkıda bulunan Konya Devlet Tiyatrosu sanatçısı ve tiyatronun emektarlarından Ömer Naci Topçu ve ve emeği geçen Mustafa Uzman) tüm içtenlikleri ve enerjileriyle adeta "Yok edin diyorlar, yok edin bu sığıntılık duygusunu!..."
"Köle olmayın! Köle olmayın ki... yaşamayın bu sığıntılığı! Çünkü;
Bu ülke bizim... Bu dünya bizim... Hepimizin..
O halde bu sığıntılık niye?..."
|