|
Sana Sarılarak Ölmek
sana sarlarak ölmek
sana sarılarak
belirsiz sesler arasında
gerçeğin ta kendisi ölümle
ölümle buluşmak
sana sarılarak ölmek
sana sarılarak ölmek
Sana sarılarak yaşamaktan sa
yeğdir sana sarılarak ölmek
çünkü bilirim bir sonu var mutlaka,
bir ayrılığı ölüm somut bir nesne haline geldikçe ölebilmek için yalvarırım
sana sarılarak ölebilmek için;
Ömer Seydi Ekinc
Aglarim Askima
BEKLEME DEDİN
ÇEKİP GİTTİN
BİR NEFES UZAĞIMA
YOKLUĞUN BİR DEMİR
BUZ GİBİ ELLERİM
UZANIP TUTUVERSEN
SEVGİLİM
YALVARDIM , AĞLADIM
KAHROLDUM, MAHVOLDUM
AĞLARIM DAĞLARA
YOLLARA , AŞKIMA...
BEKLEME DEDİN
ÇEKİP GİTTİM
BEN SANA NE ETTİM
SEVGİLİM
BIRAKTIN BİR BENİ
MEÇHULLERDE
ŞİMDİ SEN NERDESİN
SEVGİLİM
YALVARDIM , AĞLADIM
KAHROLDUM, MAHVOLDUM
AĞLARIM DAĞLARA
YOLLARA , AŞKIMA...
CafeTURK,
Ay Karanlik
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık..
CafeTURK,
Gonlume
Gönlüme hapsettiğin duygular
Artık beynimi baltalıyordu
Nice sevdalara mesken tutmuş
Nice vefasıza bağlanmış
Nice Yiğide gardaş olmuş gönlüm
Artık yaşanmış, Artık paslanmış
Artık Yorgundu ve isyanlardaydı.
Gönlümün isyanı;
Kahpe denen sevgiliye,
Güzel Görünen, çirkine,
Yalan söyleyen dillere,
Dost görünen,ellereydi.
Güldürmedim gönlümü bu ana dek.
Aslında sıkıntıyı kendime,
Mutluluğu başkalarına yakıştırmadığımdan,
Gülmesinide istemedim pek.
Ağlatmadımda gönlümü
Yakıştırmadım ona göz yaşını
O delikanlı bir yiğide aitti
Yakışmazdı ona gözyaşı
Yakışmazdı ona kahkaha
Boşver Gönlüm,
Seni ben deil ama
Bir gün Güldüren bir yar cıkar
Boşver, Sanada benim gibi
Sıkıntı yakışıyor..
CafeTURK,
Desemki
Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini
Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm
Sende tattım yemişlerin cümlesini
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin.
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan
Evimde şenliksin bahçemde bahar
Ve soframda en eski şarap
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen
Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme müsterih ol
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum
CafeTURK
YAPRAK DÖNERSE BİR GÜN GAZELE
Yaprak dönerse bir gün gazele
kapılırda rüzgara savrulur
bir ahire bir ezele
çırpınır kuşlar gibi zaman zaman
uçuverir kelebekler gibi nagehan
habercisidir çakan şimşek
yağan yağmur uğurlar son yolculuğuna
açar cömert bağrını toprak ana
mechule giden yolda naçar meftaha
Dağılır bulutlar birer birer
hancı hanına yolcu yoluna
yarılır maziden gökkuşağı
renk cümbüşüdür bahçeler
tomurcuklar açar güneşle
gökyüzü bir başka toz pembe
taki çalıncaya dek kapıyı
yeniden fırtına
ABDULLAH KOYUNCU
BİR MASAL SÖYLE
Bir çocuk olayım,yatır dizine,
Bi anne gibi bak,bir masal söyle.
Sevgiyi,şefkati takın yüzüne,
Bir anne gibi bak,bir masal söyle.
Güneş uyandırır,hasret yandırır,
Umutlar,hayali gerçek sandırır.
Sözler yalan olsun,gözler kandırır,
Bir anne gibi bak,bir masal söyle.
Her sabah,yeni bir umutla başlar,
Yine,cıvıl cıvıl ötüşür kuşlar.
İnandırsın beni masum bakışlar,
Bir anne gibi bak,bir masal söyle.
Dağlar dumanlanmış,kurtlar ulumuş,
Çobanlar uyumuş,sürü dağılmış.
Doğruyu söylemek sana mı kalmış?
Bir anne gibi bak,bir masal söyle.
ZEKİ ÇALAR
UNUTULMAK
Unutmam demiştin seni
Bak unuttun işte
Dört ay oldu gideli
Ne bir telefon açtın
Ne de geldin
Yalnız bırakmıyacağım seni dedin
Arkana bile bakmadan gittin
Tek başıma kaldım bu memleketde
Ne bir telefon açtın
Ne de geldin
Beni ortada bırakıp
Başka ellere gittin
Bana umut verdin
Senden sevgi dilenince
Hep hesap sordun
Bu sevgide herşey yalandı be gülüm
Güler yüzün hoş sözlerin
Ben yoruldum seni sevmekten
Sen yorulmadın beni kırmaktan
MURAT BASBAYRAK
Sana Geliyorum
Üstümde kurşuni bir gök
Arkamda koyu mavi deniz
Önümde sessizliğe bürünmüş şehir
Sana geliyorum
Sendedir aşk pazarında satılmayan inciler
Eski bir kayığın son yolculuğunda
Bir kürek yaptığım umudumla
Hüznün gün batımı rengini sırtlayarak
Sana geliyorum
Sendedir hiç kimsede olmayan gülüşler
Sensiz düşen her gözyaşını,
Sensiz kırılan her kalbi alarak heybeme
Yılları tüketen her aşkı anlatmak için sana
Sana geliyorum hasret denizlerinden
Tutunup bir dalgaya
Sendedir en masum, en saf kristal bakışlar
Mahmuzlayıp kelime atını, geçerek karanlıkları
Güneşten, Aydan sorarak seni
Bir fırtınaya tutunup geçerek okyanusları
Sana geliyorum
Gizler ülkesinden çözerek sırlarını
Muhammet Akman
Deniz ve Sen
deniz senin için çırpıyordu dalgalarını
ne hazin ki gözlerindeki ümitsizliğim dalgaları kırıyordu
deniz köpürdükçe köpürüyor,
saçının bir telinde fırtınalar kopuyordu
çocuksu bakışların bir kayayı parçalar gibi
parçalıyordu denizin enginliğini
denizse bıkmamıştı yine seni anlatıyordu ufukta bulutlara
ardından bulutlar eğiliyordu şehrin üzerine
denizin yerine senin için ağlıyordu
yıkanıyordu gecenin günahı
aydınlanıyordu şehrin sokakları
sen yine her şeyden habersiz mahur mahur bakıyordun göğe
nasılda aydınlanıyordu için güneşin çehresinde
içimde güneşler doğuyordu senin pencereden baktığın yerde
ümitlerim yeşeriyordu bahçeye ektiğin karanfillerde
oysa deniz anlamıyordu bunu
öfkeyle dalgalar gönderiyordu gözlerindeki sahilime
Muhammet Akman
Hasret Kaldırımları
içimde sana eflatun hayaller besliyorum
içinden nehir geçen hasret kaldırımlarında yürüyorum
ve ufuktan geleceğin günün haberini bekliyorum
bilmiyorum kaç zamandır böyle
ama bir gün yetişir sana seslenmelerim.
duyarsan tepkisiz kalmazsın diye bekliyorum,
tepkisiz olmamanda gerekli değil mi
sözlerimi anlamadığını söyleme
oysa ben kalpten kalbe giden
en aşikar dili kullanıyorum
ama nafile
eğer sen de anlamak için çaba sarf etmiyorsan
bilmiyorsan bir gönül neden yıkılır
bir gönül neden coşar
biliyorum sen gelmeyeceksin,
ama gelmedikçe sen
ben beklemekten vazgeçmiyorum,
vazgeçemiyorum belki
bugün çok uzaktasın
yarınsa ne olacağını ne sen, ne ben bilebilirim
ama bir şey dileyebilirsem seni dileyeceğim
son kez birini çağırmam gerekirse
adın hep dudaklarımda olacak
İçimde sana dair ne varsa dilimde de o vardır
bilenler bilir beni bende atan iki kalp vardır
Muhammet Akman
Adımı unuttum
adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
ne in,ne cin
ne benî ademzamanlar
içinde kuşlar uçuyor
kervanlar geçiyor
bir iğne deliğinden
çarşılar kuruluyor
sarayları oyuncak
insanları karınca şehirler
zamanları gördün mü
bir iğne deliğinden
adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
geçip gidenlere bakarak
Asaf Halet Çelebi
ARTIK SENSİZİM
GİDİYORSUN YA...
KARA BULUTLARI KATMIŞ ARDINA
ACILARI YÜKLENMİŞ SIRTINA
DÖRT NALA GELİYOR YANLIZLIĞIM.
GİDİYORSUN YA..
NEKADARDA MUTLU ÇARESİZLİKLER
YÜREĞİMİN GERGEFİNDEN
CIMBIZLARLA ÇEKİYOR
NAKIŞ NAKIŞ UMUTLARI
GİDİYORSUN YA...
RENKLERİNİ SİLİYOR TUVALİM
KARASI BANA GECELERİN
CEFASI BANA
ELDE KALAN TEK RESİM
GÖZLERİNİ SEYREDECEĞİM
GİDİYORSUN YA...
GİYOTİNE GİDİYOR PAYLAŞMALARIM
BUGÜNÜMDE, YARINLARIMDA GİDİYOR
GİDİYOR DÜŞMÜŞ PEŞİNE UMUTLARIM
GİDİYORSUN...
DALGALARINDA BOĞULDUĞUM DENİZİM
GİDİYORSUN...
BUNDAN BÖYLE ZAMANLARA SENSİZİM.
Nevin Kurular
Aşk hayatı
sevmek gibi geliyordu her şey,
sevmek gibi gidiyordu kadın
adının anlattığı, canın teni yakmasıydı,
bir bulut evet ama aslolan
bulutun suyu yağmasaydı...
"bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
ve boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu!
Yılmaz Erdoğan
Ela Gözlüm
Ela gözlüm ben bu ilden gidersem
Zülfü perişanım ka, melil melil
Kerem et aklından çıkarma beni
Ağla, göz yaşını sil, melil melil
Elvan çiçekleri takma başına
Kudret kalemini çekme kaşına
Beni ağlatırsan doyma yaşına
Gez benim aşkımla yar melül melül
Yeter ey sevdiğim sen seni düzet
Karaları bağla, beyazı çöz at
O nazik ellerin bir daha uzat
Ayrılık şerbetin ver melül melül
Karacağolan der ki ölüp ölünce
Ben de güzel sevdim kendi halimce
Varıp gurbet ele vasıl olunca
Dostlardan haberim al melül melül.
Karacaoğlan
ELLERİ VAR ÖZGÜRLÜĞÜN
Köpürerek koşuyordu atlarımız
Durgun denize doğru.
Bu uçuş, güvercindeki,
Özgürlük sevinci mi ne!
Öpüşmek yasaktı, bilir misiniz,
Düşünmek yasak,
İşgücünü savunmak yasak!
Ürünü ayırmışlar ağacından,
Tutturabildiğine,
Satıyorlar pazarda;
Emeğin dalları kırılmış, yerde.
Işık kör edicidir, diyorlar,
Özgürlük patlayıcı.
Lambamızı bozan da,
Özgürlüğe kundak sokan da onlar.
Uzandık mı patlasın istiyorlar,
Yaktık mı tutuşalım.
Mayın tarlaları var,
Karanlıkta duruyor ekmekle su.
Elleri var özgürlüğün,
Gözleri, ayakları;
Silmek için kanlı teri,
Bakmak için yarınlara,
Eşitliğe doğru giden.
Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
Özgürlük sevgisi bu,
İnsan kapılmayagörsün bir kez;
Bir urba ki eskimez,
Bir düş ki gerçekten daha doğru.
Oktay Rıfat
Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber
Ela gözlerini sevdiğim dilber
Göster cemalini görmeye geldim
Buseler derde derman dediler
Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim
Senin aşıkların gülmez dediler
Ağlayıp yaşını silmez dediler
Seni saran yiğit ölmez dediler
Gerçek mi cananım sormaya geldim
Sarı gülüm elden ele gezerim
Ela gözlü yari candan severim
Dediler o güzel sararıp solmuş
Hak nasip ederse görmeye geldim
Karacaoğlan
Sana doyamadım
Ellerini tutup her baktığımda
Kırmızı güller açar ay yüzünde
Başımı dizine usulca koyup
Sabahların olmasını istemediğim
Sarılıp boynuna sürsem yüzümü
Ayrılıp gittin yolda koydun gözümü
Bana söylediğin her bir sözün için
Senden başkasını sevemediğim
Özlemini çektiğim hasretimsin
İcime dolan bal şeker idin
Bahcemde dolaşan bir hurisin
Sardıkca tadına doyamadığım
Ayrıldığın birden gönül bahçemden
Hergün haber bekledim uçan kuştan
Sineme sakladım hep eş dostumdan
Arayıpta balımı bulamadığım
Hep o sözler dünya küçüktür
Özlem çekenlerin acısı büyüktür
Dostuyun yarası bağrında çoktur
Gel ela gözlerine doyamadığım
Sana her dokunuşumu hatırladıkça
Dudakların bedende kıpırdadıkça
Süzülür gözlerime gelir hayalin
Hayaline garçeğine doyamadığım
Yunus Aslan
Saçlarının kokusu
Lotusa benzer saçlarının kokusu
içime çektikçe tüm fenerlerim söner
gözlerin narin bir bakışla
donmuş güneşimin tüm buzlarını çözer
mesut aşıklar yakalanınca tek bir bakışına
aşıklığına kara bir isyan eder
bilinmez gergef gergef ördüğün bu ağa
neden sadece uyanık aşıklar düşer
denizci türkülerinde duyulur saçlarının kokusu
dalgaların kıyıya vurmaları sendendir
sen varken bitmez dağdan dağa rüzgarın kokusu
gökyüzünün avare kusları senin eserindir
tanrının yeryüzüne saldığı sis
seni benden saklamak için midir
rahibeleri anladım isa aşkına
peki sendeki bu tazelik nedendir
solgun denizlere renk veren saçlarının kokusu
gölgesinde saklar, gökkuşağının kayıp rengini
cezirde sana koşar, okyanus sularının buğusu
sana hasetlerindendir
eliflerin yalnız duruşu
gel salalım çılgınca heryere,
saçlarının kokusunu
baharlar hiç eskimesin yeryüzünde.
Adem Özbay
Sen benim gözlerimde saf bir gerçek,
Yüreğime bahar getiren bir çiçeksin.
Sen bedenimdeki yumuşak kudret,
Gönül bahçemde uçuşan bir kelebeksin..
*Hafif hafif çiseleyen yağmurda kalırsan;
Saçlarını okşayan her tanede
BENİ HATIRLA !
*Bugünde yarın da yüreğin kadar yanındayım ,
Kendini yanlız hissettiğinde
elini yüreğine koy..
ben hep oradayım!!
*Kimbilir hangi akşam
güneşle beraber bende söneceğim,
Kimbilir hangi ellerden
son suyumu içeceğim,
Belki göremeden öleceğim
fakat yinede seni
'EBEDiYEN SEVECEĞiM'
*Sahiller dalgayı nasıl beklerse,
Gökyüzü mehtabı nasıl özlerse,
Kuru topraklar suya nasıl hasretse,
Sende benim hasretimsin...
*Güller hep ellerinde açsın,
ama dikenleri batmasın.
Sevda hep seni bulsun,
ama seni yaralamasın.
Mutluluk hep yüreğine dolsun,
ama beni unutturmasın..
|
|
|
|
|
HENÜZ VAKİT VARKEN GÜLÜM
Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak.
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin.
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.
Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvur
aydınlanmış ışıklarla
aydınlanmış bizim için
billur sarayımız...
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız.
Karşıda karanlığa giren kanal.
Bir şat geçiyor,
selamlıyalım gülüm,
geçen sarı kamaralı şatı selamlıyalım.
Belçika'ya mı yolu, Hollanda'ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor.
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm...
Parisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın...
NAZIM HİKME
Yaşayamam....
aşığım sana, delin ben olurum.
Toprağın suya, özlemi olurum.
Güneşin aya, sevgisi olurum.
Sensiz dünyada, inan yaşayamam.
Gönül bahçemin, gülüsün, goncasın.
Seven kalbimin, baharsa dalısın.
Seven bedenin, yaşayan nabzısın.
Sensiz dünyada, inan yaşayamam.
Rüzgarla kokun, aşkı fısıldarken.
Denizde sesin, bana seslenirken.
Bende nefesin, beni yaşatırken.
Sensiz dünyada, inan yaşayamam.
Senin delindim, zincirlerle koştum.
Yeminler ettim, yeminimi tuttum.
Selâm yolladım, selâmını aldım.
Sensiz dünyada, inan yaşayamam.
Nurdane Diken
Ask Sirrini Yara Acamiyorum
Bir güzele vuruldum ki sormayin
Çok sevdim, ilk görüsten itibaren.
Gülüsü, bakisi, hele o... hele o...
Düsünürken gözlerinin dolusu
Anlatamam, anlatmak istesemde.
Saçlari tel tel dagiliyordu.
Gözlerinin içi parliyordu
Nazlimi, nazli sözleri
Sanki kosar gibi gezisi... vardi.
Aklimda, fikrimde hep o var.
Kalbimde hep onun izleri var.
Sadece havadan, sudan konusuyorduk.
Bir türlü açilamiyordum.
Gönlümden geçenleri söyleyemiyordum.
Gerçi yeni tanimistim ama
Hakkinda pek çok sey duyuyordum
Meyve veren agaç taslanir misali
Sadece Tasiniyordu garibim...
Dizlerim tutmuyordu onu görünce
Özünün hilal oldugu belliydi.
Bana helal olmasini diliyordum.
Ama ask sirrimi ona açamiyordum.
Tutuluyordum gözlerine, kaçamiyordum.
O habersiz, bense yaniyordum.
CafeTURK,
Seni Unutamiyorum
Yine doldu gözlerim
Uzaktaki yarın hayali girdi aklıma
Ağlasam rahatlayacağım belki ama
Erkek adama yakışmaz diyerekten
Kendimi sıkıyorum ağlamamak için.
Doluyor, dalıyor,kayboluyorum
Gönül sarayımın ela gözleri aldun
Ağlamadığım goncam
İncitmediğim dikenim oldun.
Canım oldun, can evimde cananım
Sevdam oldun hayalini kurduğum
Yan yana iken bile hasret cektiğim
Şimdi çok uzaktasın
Benden bihabersin
Ama ben aşkının ateşi ile yanıyorum
Buharlaşıyor. Kül oluyor, yok oluyorum
Ağlamıyorum ama hasretine dayanamıyorum
Sanırım sanırım seni unutamıyorum.
CafeTURK,
MAZİDE KALAN SEVGİLİ
derken açıldı kapı,
hüzünlü bir yüz beliriverdi
semayı titreten bir yüz
tanıyormuydum; acaba bu
yüzü
sana geldim diyordu sanki
acı bir tebessüm içerisinde.
yüzünde eski bir hikaye
elinde ağlayamsı bir hatıra vardı
oturup, ağladı başucumda
saatlerce
geldim sana işte;
geldim dedi
yağmurları getirdim
birde bana yazdığın şiirleri
evet,benim şiirlerimdi
bir zamanlar mavi gözlüme yazmıştım
yaşatmıştım onu yüreğimde
ama şimdi;
ezim ezim yüreğim
yabancıyım her şiire
ve sevgiliye;
birde yanlızlığa ve cehennem ateşine sürükleyen
mavi gözlüme.
ben yanlızlığımlada mutluyum
uzak dur benden; ey hayalin kadar gerçek olan sen...
MEHMET SADIK GÜZEL
Ben Seni Sensiz Sevdim
Ben seni severken
Sen yanımda yoktun ki!
Ben seni özlerken
Sen bilmiyordun ki!
Ben seni sensiz sevdim...
Sen yokken bakışların vardı
Beynime kazınmış
Nereye baksam oradaydılar,
Ben seni sensiz sevdim..
Göremesem de, rüyamdaydın,
Sevmesen de, kalbimin derinliklerindeydin
Ve kimse seni oradan çıkaramayacak.
Sen bile!
Ben seni sensiz sevdim...
Sen olmasan da, hayalin vardı,
Sen olmasan da, şarkılar vardı;
Seni hatırlatan...
Sen olmasan da, her dakika aklımdaydın.
Ben seni sensiz sevdim...
Sen olmasan da,yıldızlar vardı,
Sen olmasan da,bulutlar vardı,
Sen olmasan da,günbatımları vardı,
Sen olmasan da,denizler vardı...
Ben seni sensiz sevdim...
Aslında sen hep vardın,
Aynı şehirde,aynı sokakta,
Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorumama;
Ben seni sensiz sevdim...
Ne olurdu sende beni sevseydin?
Ne olurdu bu kadar gözyaşı dökmeseydim?
Ama inanıyorum ki sen uyandıracaksın beni,
Hani kıyamet koptuğunda...
Ben seni sensiz sevdim...
Neden sevdim bilmiyorum ama çok sevdim!!!
CafeTURK,
İLK MEKTUP
İlk mektubu yazdım,pulladım anne,
Merak etme diye yolladım anne.
Arayıp sorana selam ederim,
Sözümü selamla bağladım anne.
Gurbete çıkalı bir hafta oldu,
Saatler ay oldu,günler yıl oldu.
Her satırbaşında gözlerim doldu,
Mektubu yazarken ağladım anne.
Yabancı geliyor bana buralar,
Gözümde tütüyor bizim oralar.
Hasretin ateşi beni yaralar,
Yüreğim yanıyor,dağladım anne.
Özledim sılamın mor dağlarını,
Bağı,bahçesini,ovalarını.
Söyledim memleket havalarını,
Çavlan gibi coştum,çağladım anne.
ZEKİ ÇALAR
EVET UZAT ARTIK ELLERİNİ
Hastayım birşeyler boğdu beni
karanlıklar içinde bir gece
sonsuzdu efkarım
görenler okudu yüzümde
şarkılar söyledim beni anlatan
karanlık bir yoldu hayatım
gelip geçti anılarım buradan
darmadağın oldu yaşarken çarkım
Hayatımın çarkları nasıl olsa dağılı
birtek sevmeye vaktim var
oyun oynamaya gelmez gün karardı
ağlatma beni sabahlara kadar
Gecelerin karanlığı boynumuzda
beklemek boşuna karanlıklar içinde
ha boğulduk ha boğulacağız
sabahı biz verebiliriz birbirimize
Hiç kimseye söylemediğim
bir çift söz var içimde
eşim olmalı benim sonsuz sevdiğim
seni seviyorum dediğimde
Bütün bu sözlerim
sana kara gözlerinedir
seni seviyorum sevgilim
zaman kurşundan hızlı geçmededir
Evet uzat artık ellerini
yüzümüzdeki tebessüm solmada
yemyeşil bahçelerde kızıl gülleri
zaman yolmadan
NECDET ERÇETİN
Sevdaya dair
Hiç düştün mü sevda adasına?
Yapayalnız kaldın mı kalabalıkların arasında?
Günlerin gelip gidişine umursamadan?
Bakmadan arkana çıktın mı hayal yolculuğuna?
İçten içe yandın mı hiç soğuk günlerin akşamında?
Soğuk rüzgarlara aldırmadan vuran suratına
Yıldızları tek tek saydın mı hiç?
Sordun mu bir tanesine nerde o? Kim bilir?
Anlamını bir kez daha düşündün mü hayatın?
Bir kez daha sabahı ettin mi sayıklayarak?
Ne olursa olsun boş ver deyip her şeye
Yürüdün mü hiç imkansızlığın üzerine?
Yüzüne kapatsalarda de her defasında
Gurursuz kalsanda, aldırmadan kimselere
Bin defa çaldın mı bir gönlün kapısını?
Bin defa haykırdın mı açın kapıyı?
Martılarla dertleşip uzun uzun
Tutundun mu hiç düştüğünde ıslak umutlara?
Kırıldın mı ince bir dal gibi seher vakitlerinde?
Selamı sabahı kestin mi dost bildiklerinle?
Mevsim yaz olmuş kış olmuş fark etmez
Aşk sessiz kalışıdır zamanın dudaklarda
Böyle başlar ve böyle biter sevdaysa söylediğin
Hayallerin alır herşeyini ama gerçekler değişmez
Her şey Haktan başka söz söylenmez.
Muhammet Akman
Bir Akşam
Bir akşam güneşin batışıyla
Yelken açarken yalnızlığa
Biterken kızıl ışığı dünyanın
Uyanıyorum
Arıyorum, mazide geçen günleri
Sorular içinde aklım
Zorluyorum çerçevelerini zihnimin
Ağlıyorum.
Duyuyorum vicdanımın çığlığını
Kulaklarımda bir ses bir uğultu
Anlıyorum hayat önüme kurulmuş pusu
Düşünüyorum
Muhammet Akman
Adı: Gül
Gülü vurmuşlar Gül Sokağında,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...
Bir adam usulca bir uçuruma,
"Sevi için" deyip atıyordu gül...
Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna,
Hepten sevgisizlere satıyordu gül...
Gülü vurmuşlar Gül Sokağında,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...
Bülent Özcan
Ana
Önerin anası için-
Kayıp duruyor bakışları
duvardaki resme ve kapıya
oğul mu beklediği, sevgili mi
Belli ki yaşıyorlar hala
uzun uzun yaşıyorlar belli ki
bırakıp gittikleri anılarıyla
Çıkıp gelirler bir gün belki
Üşümüştür çünkü toprağın
soğuk yalnızlığında birisi
Öteki arkasında parmaklığın
Ahmet Telli
Bendeki İstanbul
Ah,ah şimdi istanbulda olmak vardı
Birden bire özlemleri ruhumu sardı
İstanbulda hayat güzel, yaşamaya değer
Hiçbir derdin yoksa eğer
Ama ne gezer bu asırda dertsiz kul
Dertlerin en çok yaşandığı il istanbul
Günümüzde yeni bir hastalık belirdi. Adı stres
Yakalanmamak için istanbulla ilgini kes
Acizane bu yollara düştüm biliyorum
İnsanlara düşmemelerini diliyorum
Belliki tarihine saygısızlıktan geliyor kini
Geçmişi anlatılmayınca bilemezki insan nereye geldiğini
Önemini hadisinde bile zikretmiş yüce peygamber
Ben değerini veremedim arkadaş bari sen ver...!
İşte böylesi bir istanbulda hayat güzel, yaşamaya değer
Kadrini kıymeti bilirsen eğer
Şimdi bu bilinçle orada olmak varya
Mazisini gözden geçirmek yeter gerisi angarya
Bekle beni istanbul.Ben geliyorum
Geleceklerinde tarih bilinciyle gelmelerini diliyorum
İşte böylesi istanbulda hayat güzel, yaşamaya değer
Şanlı tarihine değer verebilirsen eğer...!
Muzaffer Erdoğan
Ceylanların Aşk Türküsü
Yeni bir tutkuyu kaldırmaz o
Yeni bir aşk öldürür ceylanı
O sevdi mi çocuklar gibi sever
Sen olsan ateşe verirsin tarlanı
Çiçeklerini yerle bir edersin
O bir duvar dibinde yatar sesizce
Düş gibi görür inen akşamı
Kelebekler yanaklarından öper
O sevdi mi rüzgar gibi sever
Sen olsan yere çalarsın şapkanı
Yeni bir tutkuyu kaldıramaz o
Yazık olur küçücük saçlarına
Doyamadan gider derenin
Işık beyazı çakıl taşlarına
O sevdi mi yüreği bakakalır
Sen olsan yeniler giyip gezersin
Belki bir günde harcarsın paranı
O yemeden içmeden kesilir
Sevdiğini bir üzse bin üzülür
Sen olsan üzersin sevdiğini
O günde binkere ipe çekilir
Afşar Timuçin
Can Yoldaşı
Sen hürriyetin türkülerin kızı
Sen sıcaklığı kanıman
Şu koskoca dünya üzerinde
Yoldaşı kimsezis canımın
İşte gözgöze geldik bu akşam
İnandım aşılırmış kaf dağları da
Kollarında bakir toprak lezzeti
Yanıyorsun bir damla ter kadar güzel
Sarışın tarlaları mı kucaklamışım ben
Ne bu çiçek kokusu ekin kokusu
Deli bir rüzgar geçiyor gönlümden
Yıldızlar ışıyor gözlerin gibi
Böyle konuştukça avucun sıcak sıcak
Karşımda ıslak dudaklar titrer
Başım üstünde yeni doğmuş ay
Altın tınazlar gibi savrulur içim
Başaran
Can Kuşu
Günler geçecek,
Hükmünü sürmekte zaman.
Gelecek beklenen,
Ve olması gerekli an.
Çırpınacak silkelenip
Uçacak mavilere kanat açan kuş.
Nefesi tükenene dek,
Kanat çırpacak.
Gelecek beklenen gün,
Hükmünü sürmekte zaman.
Düşmeye başlarken sarı sonbahar,
Altın bir top olup batarken güneş,
Konacak sakinliğine sığınıp.
Yürek atımı kadar yakın
Şahdamarından coşkulu.
Nefesini alacak nefesinden,
Ve arınarak geldiği yerden,
Ve geçmişinden.
Can bulacak
Can kuşu...
Çiğdem Altınöz
Sana Dönecegım!
Olup bitmekte hersey...
Geceden sonra yine gündüz olmakta...
Günes dogmakta,
ve ömrüm bir gün daha kisalmakta.
Yillandikça düsmekte degeri bir çok seyin...
tükenmekte ümidim...
Pahasi eksilmekte bir zaman ki servetlerin..
ve Sen hâlâ varsin efendim..
Son gördügüm yerdesin.. böylesi sadakât!
Hak ettimmi acaba efendim?!
Ben böyle mahçup..
Utanip, ezilmekte bir sözün altinda.
Gonlüm hep mahsus,
sevgilere inanip, gülümseyisine kanmakta!
Adimlarim sana yönelmeye mecbur...
Sana dönecegim efendim.
Hem suçluyum hem de magdur..
Hos görüne siginacagim efendim!
Ahmet Arslan
Sana Geliyorum
Sana geliyorum
Başı hep dumanlı yüce bir dağın
Zirve yakınındaki kaya dibinde
Hoyrat rüzgarların yaladığı
Kavurucu ateşlerin alazladığı
Bir yapışkanlıktan sıyrılıp, usulca
Olmuş, pişmiş, yanmış gönlümü
Ve ham bedenimi
Sana doğru sürüklüyorum
Ulaşacağım, biliyorum
Sana geliyorum
Sana geliyorum
Farkındayım, mesafe çok uzun
Geri koyacağım evvela
Kavruk çamları, ulu köknarları
Ensesi kalın kurtların uluması
Ürkek tavşanların sıçramasıyla
Zarif bir ceylan toynağı gözümü çizecek belki
Yağmurun yuvarladığı dallara tutunacağım
Bendleri yıkan, bayırları yırtan sel gibi
Ordan oraya savrulacağım
Ulaşamazsam, zaten ölüyorum
Sana geliyorum
Sana geliyorum
Kar erimiş suyun buz soğuğu olacak sırtımda
Mayıs ılığının çiçek tozu
Ekin tarlalarının bereketi dolu yüreğim
Mübarek olan ne varsa taşıyacağım
Alabildiğimce alıyorum
Sana geliyorum
Sana geliyorum
Uçsuz bucaksız bir serilmişlikte
Tek dal kımıldamaz sahra tenbelliğinden
Çarşaf çarşaf yaygın kokmuş sularda
Karabatak gagalarından kurtuluyorum
Pırıl pırıl bir berraklıkta
Işıklar oynaşır, inip söğüt dalları arasından
Cıvıl cıvıl kuş kanatlarına ritim tutarak
Ümit yüklü sevinçlerle gülüyorum
Sana geliyorum
Sana geliyorum
Medeniyetin diktiği duvar çıkar önüme
Bir yol bulur ve aşarım mutlaka,
Öte yana
Hani demişler ya;
Belanın gah altından gah üstünden
Dünya kurulalı beri sular varmış denize
Koşarak, yürüyerek, sürünerek
Varıp, kavuşacağım
Seviyorum, istiyorum, diliyorum
Sana geliyorum
Hünkar Dağlı
|
|