|
AKŞAMGÜNEŞİ
AKŞAM GÜNEŞİ
KIRMIZI GÜLLERE SEVGİDOLU SÖZLERE
AYRILMAMACASINA BAKAN MASUM GÖZLERE
BEYAZLAYAN SAÇLARA SAYILI GÜNLERE
AĞLARMIŞ SESİSZCE AKŞAM GÜNEŞİ
DUVARDAKİ AYNAYA YORGUN DÜŞEN ELLERE
GÖKTEKİ YILDIZLARA ŞARKI SÖYLEYEN DİLLERE
DUMANLI DAĞLARA ÖVKE SAÇAN DENİZE
NE DİYORMUŞ SÖYLESENE AKŞAM GÜNEŞİ
YANMAYAN LAMBALARA SEVENLERİN KALBİNE
AY'IN ESİRİ OLMUŞ SESSİZ GECELERE
TEK BAŞINA KALMIŞ ÇARESİZLİK İÇİNDE
AĞLARMIŞ SESSİZCE AKŞAM GÜNEŞİ
SORUMSUZCE YAŞAYANA İNSANLARI ÜZENE
ANLAYIŞSIZLIK İÇİNDE KÜFREDENE
MUTLULUKTAN SEVEN KALPLERE
NE DİYORMUŞ SÖYLESENE AKŞAM GÜNEŞİ
MEHMET YEŞİLMEN
Sana gelmek istiyorum
Koşup gelmek istiyorum sana
Sensiz geçen zamana isyan
Sımsıkı sarılmak hiç bırakmamak
İçimdeki tüm sevgimi sana sunmak
Bulutların üzerinde seninle olmak
Hasretini çektiğim günlere gulum
Yanında sevginle kalmak
Kurduğum düşlere canim
Gerçeği seninle paylaşmak
İç çekişlerinde ruhuna dolmak
Uyandığında güne seninle başlamak
Yıldızların oynaştığı saçlarını
Ellerimle okşamak,
En tatlı rüyadan seninle uyanmak
Canının yarısı ben olmak
Teninin kokusunu solumak
Sensiz geçen günlere inat
Koşup gelmek istiyorum sana
Belki bir kuş kanadında,
Bir şarkının mısrasında
Ya da denizin ışıltısında
Gözlerini kapat ve hatırla
Bir seni sevdim ben
Yanımda olamasan da
Bir de seni seven kalbimi
Bunu sakın unutma. gulum
ben urfalıyım dogoluyum
söz verdimmi sozumuzde duruz
((((ya aşık adam ne yapar ya benım gıbı şiir yazar yada oturup akşama kadar hıckıra
hıckıra aglar sıgarası yanar .
Dogan sönmez
Yine Yalnız İlkbahar...
bir adım hüzzam
bir adım hüzün şarkısı
notalara yükledim gözyaşımı
aldırmaz yüreklere verip duygularımı
girdim yine yalnız bir ilkbahara...
kimbilir ne şarkılar son buldu bu yürekte
ne hüzünler derya oldu aktı engine
ve kimbilir ben,
kaç leylim bahar ağladım buz gibi gözyaşımla....
ağlamak son mısrada saklı şarkıların
şiir kadar umut dolu duyguların
kimbilir kaç sabah yarınsız uyandım bu kentte
ve kaç bahar geçti yapayalnız....
ne olduğunu bilmediğim bişeyler yaşar içimde
anlatsam anlarmısınız bilmem:)
gün kadar aydınlık,gece kadar karanlık
ben bile bir anlıyor,bir kayboluyorum kelimelerde...
ve ağlıorum gene yanlız bir ilkbaharda
yalnız bir şehirde....
derken baktım ki gene kış gelmiş
umutlarım tek tek kaybolmuş karların altında
bembeyaz bir gelecek kaplamış duygularımı
beyaz kadar temiz ,buz kadar soğuk bir gelecek
artık şarkılarda bile bulamıyorum umudu
umudun adı nan gibi açıkta gizli
görünen sadece yalan....
ve yine yalnız ilkbahar
ben puslu bir gecede ağlarken
bu şehir köreltmiş duygularımı
alıvermiş apansız umutlarımı
güneşe buzla yazan ben adını
alaca karanlıkta yıldızı aydınlatan ben
sevdana yenik düştüm ey güzel
gel kurtar artık şu karanlıktan
duygularımı.....
Ve yine yalnız ilkbahar.....
Ahmet Rıza KORKUT
İKİ SEVDA
Bir gönülde iki sevda olamaz
yalan olabilir.
Şehrinde soğuk yağmurların
gece otel odasında sırtüstü yatıyorum
gözlerim tavana dikili
bulutlar geçiyor tavandan
ıslak asfaltı geçen kamyonlar gibi ağır
ve sağda uzakta ak bir yapı
yüz katlı belki tepesinde altı
iğne parlıyor.
Bulutlar geçiyor tavandan
karpuz kayıkları gibi güneş yüklü bulutlar
Oturmuşum cumbaya
yüzüme suların ışığı düşüyor
bir ırmak kıyısında mıyım
bir deniz kıyısında mı?
O tepsideki ne o güllü tepsideki
yer çileği mi kara dut mu?
Fulya tarlasında mıyım
karlı kayın ormanın da mı?
Gülüp ağlıyor sevdiğim kadınlar iki dilde
Dostlar nasıl bir araya geldiniz?
Birbirinizi tanımazsınız.
nerde bekliyorsunuz beni?
Beyazıt' ta Çınarlı Kahve' de mi Gorki parkında mı?
Şehrinde soğuk yağmurların
gece otel odasında sırtüstü yatıyorum
gözlerim yanıyor gözlerim alabildiğine açık
bir hava çalındı armonikle başladı utla bitti.
İçimde sarmaş dolaş karmakarışıktı
büyük uzak iki şehrin hasreti.
Fırlamak yataktan koşmak altında yağmurun
istasyona koşmak
Sür kardeşim
Makinist götür beni oraya.
Nereye?
NAZIM HİKMET
HOŞGELDİN KADINIM
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını basdın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.
NAZIM HİKMET
EYLÜL SONU
Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbalarları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...
İçtik bu nadir içki'yi yıllarca kanmadık...
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!
Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.
Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.
YAHYA KEMAL BEYATLI
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
YAHYA KEMAL BEYATLI
GÜLÜŞÜN
Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Sarılışında ne düşler,
Ne düşükler,
Sakınamazsın.
Aynı yolları,
Kimsesiz mekanları,
Birlikte özleme hasreti...
Yalnızlığımın dert ortağı gastrit...
Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Bütün iç savaşlarda,
Rehin alındı bu yürek
Kandıramazsın.
Hangi çekilişin
Büyük ikramiyesi bu,
En uzak sevişmelerin
Yeni yetme utancı.
Lakin aşk,
Biraz da utanmaktır yaşamaktan,
Sakınamazsın...
Yeni yetmelik işine gelince:
O zaten hepimizin gizli öznesi
Türkçede var.
Bazı dillerde yok.
Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Kime niyet kime felaket bu aşk,
Anlayamazsın.
Ödümüz patlıyor acı çekmekten
Oysa;
Biraz da acıdır,
Aşkın mayası.
Kaçınamazsın.
Gülüşündeki manayı saklayamazsın.
Tutunacak yerimiz yok,
Resmi tutanaklarda.
Gülüşünde bin yıllık hasret var,
Saklayamazsın.
Bu yazık karşılaşmanın
Alnımıza çakılıyor anafikri:
Aşka cesaretimiz yoksa
Başka zaman görüşürüz!
YILMAZ ERDOĞAN
ÖMRÜM ÖMRÜM
mum yanar mum ışıldar
kendileri yoktur gölgeleri oluşur
ferinden korkulsa da rahmetin
yenilmez toprağa can katmanın kudreti
bir ömre kaç hayat sığar
görülecektir....
mum aydınlar mum sınar
ayrılık acısı kadar seversin ve sevmenin coşkusu kadar koyar insana
aşk sözlüğünden ayrılmak
mum yaralanır mum sürer
kem göz sahibini sürükler
son çağındır artık fitil kokar
gövdende birikir senden eriyen parçalar
mum biter mum söner dibine hayatın
işte yaşadım dediğin
bir mum ömrüdür
eren ve eriten kendini....
YILMAZ ERDOĞAN
BEN BENİ VURAYIM SEN SENİ
İki sen iki ben,
Yeşil çuha kare bir masada boy ölçüşelim
Soyunalım sandalyelerin omuzlarına
Tedirgin elbiselerimizi.
Sen beni al karşına ben seni
Mekanizmaları işliyor zamanın
Organizmalarımız sancılı.
İktidarını kaybetmiş dünya
Katli vaciptir törpü pasına karışmış geçmişimizin
İki şarjör sürelim ortaya önce
Ben beni vurayım sen seni.
Gerçekleşmiş düşlerimizde olmasın kirli bedenlerimiz
Parmak damgası vurulmuş alınyazımızla
Yüz yüze kalalım.
Gri bir gökdelende olsun kaldığımız oda
Pis bir kükürdü üflesin şehir ciğerlerinden
Mendilini sersin gökyüzüne bulutlar
Tertemiz bir akordeon sesi yükselsin yanımıza
Çatılar düşsün ağır ağır ıslak kaldırımlara.
Gece geçsin geniş camları
Gezinsin duvarlarımızda şehrin ayna yansımaları
Adresini arasın köşe başlarında yalnızlıklar
Taksimetre tutarları hesabımıza yazılsın
Bir eğreti bitki eğsin başını gölgesini seyretsin
Komidinin cilalı maun uçurumunda
Beyaz; tütünün sarı solgunluğunda yorgan.
Kibrit tutuşmayı beklesin tablanın yanıbaşında.
Ola ki postacı gelirse gıcırdatmayalım kapıları
Yoksul çocukluğumuzun üzüncü göndermiştir o mektupları
Bizim burada olduğumuzu onlardan başka kim bilebilir ki
Yanlış telefonlara bakmasın ellerimiz
Çalacak gibi durursa da açık bırakalım ahizeyi
Sessizliğim seni dinlesin sen sesimi.
Necla Maraşlı
HER SEVGİ BENDEKİ KADAR MI?
Şimdi hangi kolların yalnızlığındasın bensiz?
Ağladığında gözyaşlarını öpen var mı?
Üşüdüğünde ısındığın tenden bir liman,
Her sevgi bendeki kadar mı?
Var mı kederlerini gizlice senden çalan?
Şimdi hangi kolların yalnızlığındasın bensiz?
Seninleyken sana hasretle coşan,
Çılgın kıyılarında dalgalarıyla taşan,
Yorgun sessizliğinde seni anlayan,
Bana gibi aktığın biri var mı?
Necla Maraşlı
KÖR İKLİMLER
Gözlerimde aşkın bandajı,
Tutup ellerimden,
Savurdun mahşerin ortasına.
Kör iklimlerin yaşandığı
Karanlıklarda...
Yabancıladım, yılmadım,
Seni göreyim diye.
Sen; saldın cellatları ruhundan,
Sende tanıdığım her ad adına
Bedel
Asıldım defalarca...
Acıyı her anlamdaki tadıyla
Ölümün bin manasında
Nefesledim.
Tutup yüreğimden tırnaklarınla
Söküldüm.
Fışkırdı avuçlarımdan kan,
Ciğerlerimden döküldükçe her parçam
Üredim...
Sızlanmadan yandım dört yandan
Sızılarla,
Güneşi görmek adına.
Savruldum her bir yana,
Aşktan yoğrulmuş et,
Aşktan yoğrulmuş kemik olmak adına,
Parçalandım defalarca...
Dört nala,
Kalakaldım kör iklimli karanlıklarda...
Necla Maraşlı
PAPATYANIN MEVSİMİ
Papatya falına bakacak zamanlar geçti,
Yağmur yağınca toprak kokmuyor.
Artık tükendim ben, gençliğim gitti,
Elim tutulunca kalbim durmuyor.
Damarlarımdaki kan dondu sanırım,
Deli gibi akıp birden coşmuyor.
Giysilerim gibi mat, karamsarım,
Yüzüm aynalardan bıktı, bakmıyor.
Sesim öyle çok çıkmıyor eskisi gibi,
Geleceğe ait düşlerim bitti.
"Ben onsuz ölürüm, yaşayamam ki",
Diye düşündüğüm dünler dönmüyor
Necla Maraşlı
GERİYE KALAN
Bir anahtar verdindi bana
Kabaran yüreğimi bilerek.
Kullanıp durdum onu gönlümce,
Aşkıma kenar süsü diyerek;
Aşındırdım dişlerini zamanla.
Geriye ben kaldım işte.
Yalan olur sevmedim dersem;
Ama yolcu yolunda gerek.
Ey ömrümün uğuldayan durağı;
Yanlış hesaptan dönerek,
Benli günlerini sil istersen.
Geriye sen kaldın işte.
METİN ALTIOK
YOKSUN
Yine yoksun burda.
Eş tutupta kendini göçmen kuşlara,
Dev bir kartal gibi havalanarak,
Bilmem kaç bin fersah kanat çırpışı,
Uzaklardasın.
Sen orda, dünyanın öbür ucunda
Bir denizde salınan yelkenli gibi,
Ben burda;
Bir yanım eksik gibi, bir yanım yarım.
Yokluğundan ezilen yüreğim daralarak,
Boynu bükük ardında, garip kalmışım.
Ve ben şimdi;
Dermanımdır diyerek, sığınıp anılara;
Avutmaya çalışarak korkularımı,
Tenimde kollarını, ellerini saçımda,
Verdiğin eşyalarda, izlerinde ararım.
Hadi gel desem;
Gittiğin yollar, gelinen cinsten değil bir solukta.
Korksam; çaresiz, korkularım avutur beni.
Dertlerim sarar derman diye gecelerimi.
Umsam; doğsa diye yine karanlık günlerime gözlerini,
Tükenmedi takvimin yaprakları daha.
Daha; yarısındasın dönülecek zamanı uzakların.
Ve sen şimdi,
Taa 100. boylamındasın dünyanın.
Adım gibi biliyorum oysa;
Bitecek sayılı günü, tarifsiz acıların.
Yine dökecek bulutların tenime, teninin yağmurlarını.
Yine sürecek hükmünü, gözlerin, kanımda en doyumsuz aşkları.
Geri getirecek seni, gizlice anlaştığımız o demirden kuş, ama;
Ne vakit kapasam gözlerimi,
Kınından çekilmiş hançerdir tarifsiz korkularım, endişelerim...
Ellerim yetmez; yorgan diye örterim üstüne yıldızları,
Memleket kuşlarını yarenliğe yollarım.
Yetmez; bir emanet türküsü salarım dağlara,
Toprağa, havaya, okyanuslara;
Ve yetmez daha, dualara kalkar ellerim,
Sığınırım Allah'a,
Kendinden kendinedir emanetim...
Öznur Karayumak
|
|
|
|
|
Tutkumsun
Sen hayal kurmayı bılırmısın be gulum
Ya geceler boyunca hasretınle yanmayı bılırmısın gulum
Oturup evın bır koşesınde benı hıc duşundunmu be gulum
Benı duşunurken hıc agladınmı be gulum
Ben ise senı duşunurken hep agladım be gulum
Belkı sen aglamayı bılmesın ama be gulum
Ben se aglamayi biliyorum ve sadece senin icin agliyorum be gülüm
İsyan ediyorum hayata seninle olamadigima be gülüm
İki damla gözyaşı degildir aglamak be gulum
Hayal etmek anılarları yaşamak be gülüm
İşte budur aglamak ve yannızlıgı yenıden yaşamak be gulum
Cesaretın varmı ölüme sadece ama sadece ölüme be gülüm
Doğan Sönmezsoy
NE BİLİRSİN
Bana aşktan hiç söz etme
Sen sevmeyi ne bilirsin
Bir aşk için ölesiye
Beklemeyi ne bilirsin
Düşündükçe içim yanar
Ders vermemiş sana yıllar
Taştan farksız kalbin mi var
Özlemeyi ne bilirsin
Ne gezer ki sende vefa
Aşk nerede sen nerede
Merhametsiz gecelerde
Yalnızlığı ne bilirsin
Sana kandım bunca zaman
Senden eyvah senden aman
Alev alev duman duman
Tutuşmayı ne bilirsin
Aldanmaktan yoruldun mu
Acılarla yoğruldun mu
Hiç sırtından vuruldun mu
İsyanları ne bilirsin
Ne bilirsin yağmur olup
Çağlamayı ne bilirsin
Kahkahalar savururken
Ağlamayı ne bilirsin
AHMET SELÇUK İLKAN
SEVEN GÖZLERİM
Sensiz günüm kara, gecemse zindan
İnan ki tükendim, kalmadı derman
Gönül sultanımsın, elinde ferman
Hep seni özlüyor, seven gözlerim.
Bastığın toprağım, gözün çatıda
Temel önemlidir; aşk'ta, yapıda
Ellerim semada, gözüm kapıda
Yolunu gözlüyor, seven gözlerim.
Verdiğin sözlerin, yalan çıkıyor
Aşk'a inancımı, bil ki yıkıyor
Gözyaşlarım, pınar olmuş akıyor
Bağrımı közlüyor, seven gözlerim.
Şükrü Soyarslan
SEN HİC OLÜM GOLGESINDE UZGURLUK YAŞADINMI
ZALIMINE KAHPESINE KURŞUN YAGDIRDINMI
BIR GARIBIN KULUNDAN TUTUPTA ŞU KAHPE DUNYAYA
REST CEKTINMI GULUM SEN LISE FAKULTE OKURKEN
BEN HAYAT MEKTEP MEZUNUYUM GULUM DEDIMYA GUZELIM
BU ALEMDE KRAL TANIMAM DINLEDINMI İSYANKAR ŞARKILARI
ÜCÜRÜMUN KENARINA OTURUP SIGARA SARMASINI İCMESINI BILIRIM GULUM BENIM HAYATIM AŞKTAN ESRARLA GECTI GULUM
DINLEDIGIM PARCALAR BENI PARCALAR SANKI OLMUŞUM
MEZAR TASINA BIR YAZI YAZIN TUM SEVIPTE KAVUŞMAYANLAR
TUM INSANLARA ORNEK OLSUN CANIM GULUM
Doğan Sönmezsoy
Yol
Bir yol düşün alabildiğine uzun.
Yok zerresi bir damla huzurun..
Arkadaşı yok.. yönü yok..
Yok bir damla mutluluğu.
Yollar gökyüzü gibi sanki bulutlu.
Kuşlar yoldaşım..
Yağmurlu çamurlu bu yol.
Öyle bir yol ki bu yol.
Kaybolmuşluğun, arayışın yolu
Söndürür, her türlü umudu.
Rüzgarı, atar kenara ruhumu.
Sarsar bir damla mutluluğumu.
Anlatır her insanın nasıl,
Kaybolduğunu, unutulduğunu.
Anlaşılır, her insanı nasıl vurduğu.
Sadece sen varsın yolcu..
Bir yol düşün yok bir çiceği.
Anası yok, babası yok..
Ne kaçacak yeri ne de bir dost eli.
Öyle bir yol ki bu yol,
Başı var sonu yok.
Yok bir dönüşü.
Unut o hayalinde ki saçma düşü.
Yok bir sahte gülüşü.
Yanlızlığın çığlığı,
Bir yalandır, kulağında çınlayan.
Yalan bu yol yalan,
İnsanı yerden yere vuran.
Esas sonudur, anlaşılamayan.
Kaan Bahtiyar
Bunları Yaşadın Mı?
Bir kibrit gibi rüzgara inat yaktım kendimi.
Atesim sonmeden dumanım sana geldimi
Rüzgarı bir kez olsun dinledin mi
Anlayabildin mi beni
Ben saten çözmüşüm bu denklemi
Sen oturup bir emek verdin mi
Tuttun mu hiç bir dostun elini
Dinledin mi hiç derdini
Onun için yaktın mı kendini
Yedin mi bir dost hançeri
Sen dert nedir bilemessin ki
Öyle bir dünya düşün ki
Senin kral olduğun, benimse bir asi.
Sığınıp bir köşeye düşündün mü
Ölümün soğuğuyla yaşarken
Hiç ateşlere düştün mü
Son sigaranı içipte hiç öldün mü
Karatoprak denilen mekana,
Canlı canlı gömüldün mü.
Guneşsiz bir güne açtın mı gözünü
Yakalayabildin mi hayalindekini
Farkettin mi beni bırakıp gittiğini
Ben hiç unutmadım, unutulduğumu.
Sen hiç yaşamadın bomboş odaların soğukluğunu
Ben hiç gormedim bir kelebeğin
Bir dikene konduğunu.
Yaşayamadım hakkım olan mutluluğu
Kimse bilmez bir yılanın beni soktuğunu.
Kaan Bahtiyar
KARLI KAYIN ORMANINDA
Karlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,elini ver, nerde elin?
Ayışığı renginde kar, keçe çizmelerim ağır.
İçimde çalınan ıslık beni nereye çağırır?
Memleket mi, yıldızlarmi gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında bir pencere, sarı sıcak.
Ben ordan geçerken biri Amca,dese gir içeri.'
Girip yerden selâmlasam hane içindekileri.
Eski takvim hesabıyle bu sabah başadı bahar.
Geri geldi Memed'ime yolladığım oyuncaklar.
Kurulmamış zembereği küskün duruyor kamyonet,
yüzdüremedi leğende beyaz kotrasını Memet.
Kar tertemiz,kar kabarık,yürüyorum yumuşacık.
Dün gece on bir buçukta ölmüş Berut, tanışırdık.
Bende boz bir halısı var bir de kitabı, imzalı.
Elden ele geçer kitap,
daha yüz yıl yaşar halı.
Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.
En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak:
Öleceğimizi bilip,
öleceğimizi mutlak.
Memleket mi, daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı?
Geceleyin, karlı kayın ormanında yürüyorum.
Karanlıkta etrafımı gündüz gibi görüyorum.
Şimdi şurdan saptım mıydı şose´tirenyolu,ova.
Yirmi beş kilometreden
NAZIM HİKMET
BİR BAŞKA TEPEDEN
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
YAHYA KEMAL BEYATLI
HATIRLATAN
Hicran, gün ortasında öten bir horoz gibi,
Seslendi pek vakitsiz... İçim yandı ansızın.
Mazi yosunla örtülü bir göl ki yok gibi,
Mevsim serin ve bahçede yaprak yığın yığın.
Hicran gün ortasında neden böyle seslenir,
Birden hatırlatır unutan kalbe sevgiyi?
Keskin bir özleyişle hayal ettiren nedir.
Bir devre varsa insanın ömründe en iyi?
Ey sevgi anladım bu uzakta seda ile,
Ömrün yegâne lezzetidir hatıran bile.
YAHYA KEMAL BEYATLI
MEVSİMLİK ŞARKI
Kanıyor takvimden gamsız ağaçsız
evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar
güvertesinde adresini şaşırmış
kayıp bir nisan yağmuru
ömrümün sol anahtarısın
hazan makamının kapısını açan
ne nisanlar gördüm ben
ilkbahardan kaçarken bir mızrap
tutunan ne bileyim ben
böyle bir şeydir herhalde
bir mevsimin şarkısı
ya da mevsimlik bir vivaldi sancısı...
ekim kasım işlerini öğrenirken bir keman
ağlamayı bir de,şarkıya söz yürür,
yeşile aldanır suyun kudreti
ve sen hiçbir zaman
sol anahtarı yaptıracak bir çilingir
bulamazsın bana kalırsa sen,
ömrümün sonuna kadar,
o şarkının kapısında kalacaksın!
YILMAZ ERDOĞAN
BAŞKALAŞAN AŞK
Adını anmak güzeldi,
dost ağızlarda sana dair cümlelerin
ıslatılması...
Adını anmak...
Yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel
avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...
Biraz gülünç, biraz sitemkar güzeldi...
Adının Türkçedeki yankısı özeldi...
Seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı,
Sülalesi Kandilli yoğurtçunun mekanında...
Denize amors durup, yüzüne
cepheden bakmak güneşli bir mavilikte güzeldi.İpe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak, yüzünde
Yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi...
Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum
şimdi...
Cümlelerimiz öznesiz...Umursayan yok,
Kanlıca'daki yoğurdu.ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir aşkın mührüdür artık...
YILMAZ ERDOĞAN
KAYIP YILDIZ
Sonbaharın serin esen rüzgarlarında
Sabahın güneşi, akşamın ayışığında
Arıyorum!
Kaybettim geceyi ve gündüzü
Yokluğun acıydı hançer misali
Sözlerin acıydı kurşun misali
Ahirette arar bulurum seni
Kendimi unutur unutmam seni
YILMAZ ERDOĞAN
MAVİLERE UYANMAK
yedi iklim geçer,
ağarıp solan güz ışıklarından
yalan pencerelere doğru...
uykularda olur ne olursa
yangınlar,
takvim ziyanları,
gömülü sevdalar...
iksir gibi yayılır
hücrelerimin rehavetine ıslaklığın
düş tüccarları ağır mesaidedir...
uykularda olur ne olursa, talanlar
ve beton serinliği inşaat halindeki aşkların...
uykularda ölür ne ölürse,
kıpırdayan su
gülümseyen yel...
yedi iklimin oralarda
kavalını kırmış bir çobandır gökyüzü,
aklında new orleans heybesinde caz!
yedi iklimin
bar olduğu yerdedir uykunun
alkol imparatorluğu
kalabalık avındadır bakışlar...
uykularda olur ne olursa,
bitmez efkar kırları
bazı saçlarda
ve ölüm gibi suskunluklar açar
derin kuyularda ve şaka gibi
ve sarsak sarsak ve kımıl kımıl
bir yaşamaktır MAVİLERE UYANMAK
en kesif karanlıklara kafa tutan
gözlerinin mavisine kuşanmak...
senin kanatların var,
benim köylü yüreğim...
operada tezek kokusu
bu şehirdeki varlığım! ..
beni taşıyacak vesaitim yok
bu caddeüstü sevdada
ellerinden gayrı..
'gayrı dayanamam ben bu hasrete'
ya beni de yitir
ya sen de git
beni götürdüğün yere...
türküleri sev
yalan kahkahalardan uzak dur
canımın suyuyla yıka ellerini..
aklımın maharetiyle giydir
en mavi yerlerini...
senin adın buzul mavisi!
çünkü mavilerde uyur,
benden sana geçen
sende beni kalkındıran ne varsa!
sevdiğim, açlığımın uzak ufku,
her sabah;güneşten ne zaman işaret alırsan
ne zaman dar gelirse soluğun
böyle uzun sarılmaklara,
fikrini kurcalarsa eğer
açık korkular, işte o zaman mavilere,
mavilere uyandır beni...
YILMAZ ERDOĞAN
AŞKIMIZ
Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı;
gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.
Hiç düşündün mü belkiyi
Belki, eline en yakışan takı benim elim.
Belki de en belli olacak yalan, benim söylediğim...
Belki sen ve belki ben...
Yoksulluk, kirden rengi tanınmayan
bir beyaz tutsaklık...
İnsan kendine iltica edebilir mi?
Ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri..
Ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.
YILMAZ ERDOĞAN
SONDEYİŞ
Dolaştım yıllardır şurda burda,
Ucuz otellerde kaldım.
İğne iplik taşıdım yanımda,
Bir düzen tutturamadım.
Kadınlar da oldu elbet yaşamımda,
Biri hariç hepsini bağışladım.
Sınadım kendimi karşılıklı acıyla,
Ben hep ölüme ve aşka inandım.
Bir şey var dokunur bana;
Yüzüme uymayan iğreti adım.
METİN ALTIOK
AŞK DENİZİ
Biz iki balıktık, aşk da bir deniz.
Yüzerdik koylarda gamsız, kedersiz.
Bıraktık sularda gümüşten bir iz.
Keskin kancalara taktılar bizi,
Çırpındık kıyıya çektiler bizi.
Şimdi gözlerimiz cam gibi parlar;
Üstümüze gelir; evler, duvarlar.
Nerde aşk denizi, sonsuz dalgalar?
Keskin kancalara taktılar bizi
Çırpındık, kıyıya çektiler bizi...
Orhan seyfi Şirin
|
|
|
|