|
ÇARE YOK
Vaktin birinde bir doktorun yolu bir köye düşmüş... Bakmış köylüler dertli bir şekilde oturmuş düşünüyorlar, merak edip sormuş:
"Ne var? Nedir derdiniz?"
"Genç bir kadın var... Çok hasta... Ölüyor..."
Doktor:
"Bir de ben bakayım." demiş.
Alıp doktoru genç kadının evine götürmüşler. Doktor hastanın odasına girmiş. Herkesi dışarı çıkarmış. Genç kadını muayene etmiş. Kadının hastalığı basit bir soğukalgınlığı. Ancak ateşi çok yükseldiği için baygın halde kendinde değil... Doktor hemen bir iğne yapmış. O sırada kadının bacakları açılmış. Güzel de bir kadın... Doktor dayanamayıp kadının koynuna girivermiş. Ama o sırada köylüler, pencereden doktoru seyrediyorlarmış. Bir süre sonra doktor kadının odasından çıkmış.
"Yarın sabaha iyileşir." diye de köylüleri telkinde bulunmuş.
Gerçekten kadın ertesi sabah iyileşmiş. Doktor da birkaç gün sonra köyden ayrılmış.
Aradan bir yıl geçmiş doktorun yolu yine aynı köye düşmüş. Bakmış köylüler yine çok dertli.
"Ne oldu? Ne var?"
"Bizim ağanın karısı çok hasta ölüyor."
Doktor hemen "Bir de ben bakayım." demiş. Köylüler umutsuzca başlarını sallamışlar. "Hiç zahmet etme doktor bey, bütün köyün erkeklerine ağa emir verdi. Hepimiz sıra ile senin yöntemlerini uyguladık, ama nafile iyileşmiyor."
BU AŞK SADECE BİR ÇIKMAZ SOKAKTI!
Bizim de hüzüne çalan bir ayrılık vaktimiz varmış zamanını hiç hesaba katmadığımız ve gelip çatınca o vakit sessizliğin içinde ayaklarımızın parmak uçları üzerinde yürüyerek karanlığa gömüldüğümüz.
Yıllara yaydığımızı zannettiğimiz ama hep ayrılığa çalınmış çanlarımızın şiirlerin gölgesi ile betimleyerek bestelediğimiz sonrada hunharca harcadığımız.
Nasıl da tüketmişiz elimizde, avucumuzda ve yüreğimizdeki tüm bozuklukları, artık ne harcayarak bir yanımız kalmış maneviyatta nede maddiyatımızda bir kuruş…
Geri dönüşü olmayan bu yolculukta tükeniş gelip dayanmışken kapımıza hesap yapma zamanı değil sevgili!
Artık senden ne yüreğini ortaya koymanı nede kendinle hesaplaşmanı beklemiyorum.
Ayrılık alıp götürmüşken seni benden, beni senden, kimin ne kadar çok sevdiğinin de önemi yok artık.
Zaten riyasız, yalansız, çıkarsız, yarınsız, değildi sende ki aşk! hep kimsesizliğe oynadın beni ve sevgimi…
Şimdi avucumu açıyorum ve ne yazıkki sana dair bir damlacık sevgi bulamıyorum, tutunacak veya avunacak!
“Kim daha çok sevdi?” diyorsun ısrarla, artık anlamı varmı bu kaybediş telaşının? Tükenmişse yüreğimin derinliklerinde ve dökülüp ziyan olmuşsa aşkın son tılsımı! Artık bitmiş bir aşkın hesabını yapmakta yakışmıyor bize.
Eğer amacın sadece bendeki yerini bilmekse o zaman iyi dinle beni!
Bir kölenin hürriyeti, bir tutsağın özgürlüğü ve bir mültecinin vatanı kadar uzak oluşun değil sadece yüreğinden beni sürgün etmeyişindi istediğim!
Bana aşktan söz etme sevgili!
Senin aşkın; Elini suya batırdığında, parmağının ucundan süzülüp düşen su damlasından başka birşey değildiı…
Bu aşk sadece bir çıkmaz sokaktı…
Bunu böyle kabul etmelisin....
AĞLAYAN GÖZLERİMDEN
Bir bir ağlayan gözlerimden, sonsuz bir iki çöl oluştu şimdi.Geceleri soğukluğundan donduran ve güneşinde bedenini ağlatan. Gecelerinde soğukluğuna isyan, güneşinde sıcaklığına..Kaçmaya çalıştıkça ucunu bucağını göremediğin yerlerde dahili olduğun kervanın içinde bir yabancısın yapayalnız. Ellerini düşündüğünde bir parmağının yetebileceğini düşündüğün ve neresinden tutacağını bilemediğin elleri. “Sen yine olduğun gibi kal “ dediğin çöl otlarıyla mutlu musun ? Mutluluk nedir mi ? Belki çölün ortasında bir duvarı gözünce boyamak. Umudu yitmemiş renklerle. Evet belki ; yabancı bir duvarı boyayabilmek umudu yitmemiş kendinle. Sonralarını düşündüğün çamura batmaktan aciz şimdilerdeki çölün için belki. Belkilerine duyduğun korkunun karşılığı olarak istediğin yağmursa eğer, tamamen karalayarak boyadığın her şeyin için yağmurun yağmasını da istemelisin artık, o karanlığa yakın karalamalara.
|
|
|
|
|
AYRILIGIN DAYANILMAZ HAFIFLIGI
Hayatin anlamini ariyorum. Ve gece içinde yagmur olmasa, hani söyle rüzgar odalarimin perdelerini havalandirmasa ve karanlik bir hayalet gibi ortalikta zamana karsi aglamasa anlayacagim. Ayrilik birbasina yalnizligi anlatiyor bana. Dinliyorum. Hani bir nokta bulur insan dalip gittigi yerde. O nokta ona konusuyormus gibi gelir. O anlatir sen hep ona bakarsin. Aklina takilmayan jenerik yoktur. Bir ucu yanik teknoloji mektuplarinin son duragidir ayrilik. Düsünürüm de hep ayni yerde durur. Biten her cümlenin en sonunda. Biri baslar biri biter. Ýçimden ne kuslar göçer oysa. Mevsimi darmadagin eden yaz gecelerinin terasta oturdugum ve yildizlarina karistigim cümleleridir ayrilik bana. Hüzün anlamsizdir oysa ki. Hep beklersin hayatinda birseyleri. Sanki o çok uzaklardan yollari katlayip sana gelecekmis gibi tatli bir tebessümle imzalar gözlerini. Her gece ayni yerde oturup seyrederim gecenin isiklarini. Ayrilmak, bitip gitmek midir acaba? Yitip yok olmak mi? Her gece perdelerimi uçuran rüzgar yoktur oysa. Oysa sabah yine ayni sabah, aksam yine ayni aksam. Kaldirimlarda kilometre tasina vurulan bedenimin katettigi yolculuklara alismasi gibi birsey bu. Alismak en zorudur düsündügüm. Alisirsin, kaptirir gidersin kendini yelkenlerine martilar konan teknelerin hizinda hayata. Dalgalari asip siginacak bir liman bulduysan sana umut vardir, ayriligi unutmaktan yana. Zaman ister bu. Sadece yasabilecegine emin olmak istedigin masum bir zaman. Ýlerisini hayal etmek istedigin ve paylasilmak kavramina kendini adapte edebildigin bir zaman. Psiko dengelerin alt alta, üst üste siralanip her yüzün kendisine ait olan odalarinda uykusuzluktur ayrilik. Bana öyle gelir ve dengelerin yarisi baslar, ne gece ne sabah dinlemeden. Yüregim aciya çoktan alismistir oysa. Aliskanlik zor dedirten ayriligin son noktasindadir. Bakar durur gözlerinin içine ama sen anlayamazsin. Kimse anlamak zorunda degil beni diye düsünürüm bende çogu zaman. Hem anlasa ne olur, anlamasa ne olur. Okusa da okumasa da unutulur gider insanin içinde o kendisini kabul ettirmek isteyen zamanin kabul edilemez dürtüsü. Bagirirsin ya belki duyan olur. Duysa ne olur onu da bana söyle. Kaç karis büyürsün bu hayata? Kaç karis mezarin olur? Hersey gözlerimin önünde iste. Duvarlarin yalnizligi, isiklarin anlamsizligi, karamsarligin yüregine saplanan bir biçak gibi yalpalayip duruyorum kendi cümlelerimin içinde. Bu kadar karamsar olma demek, hayat devam ediyor diyebilmek yarina sen de kimsin demekten baska birsey degildir oysa. Anlayan varsa cümlelerin basina geçsin. Ayrildim demek zor ve bir o kadar ayriliyorum, bitiriyorum demek. Bunu baslarken düsünmek ya da düsünememek daha zor aslinda. Bakiyorum da nelerle ugrasiyorum ben. Dünya almýs basini gitmis, yer yerinden oynuyor bense hala askin aglarina takilmis bir sevda kusunu oynuyorum. Yaþamak nedir hadi anlatin kendinize. Cümlelerin ardina siginarak aglayin hayata. Seviyorum deyin, yarin nefret edin. Bugün yasiyorum deyin, yarin yasamaktan biktim deyin. Ne derseniz deyin ben de anlarim sizi. Kendimi anlamadigim kadar. Siirlerde yazilarda kuralsizligi yükleyin sirtiniza çikin yollara bakalim. Hep ayri bir yüzde ayisigi, hep ayni yüzde ayriligi tadacaksiniz. Yasadikça bu korkunun içine sürüklenip aciyi ellerinden tutacaksiniz. Mutlaka vardir bir yerlerde, herhangi bir cümle arkasinda, alalade bir kelimenin kimsenin farkina bile varamadigi baslangicinda.
SEVMEKTEN UTANMA YÜREĞİM! SEVGİYİ KARALAYAN UTANSIN!
Bana yüreğimi sığdıramadığım farklı bir hayatı bıraktın isteyerek ya da istemeyerek, oysa ben hiçbir zaman çizmedim aramızdaki mesafelerin sınırını sen hep ulaşılmayacak kadar uzaklardaydın yanı başımda dururken vakitsiz saatlerin yelkovan değirmeninde.
Sana hep ıslak gözlerle baktım o bitmeyen yolculukların ardından, bir kadın çizdim göğsümün sol kafesine ve indirdim hayat perdelerini gözlerimin miyop belleğine.
Üzümün üzüme bakarak kararmasını hatırlatıyorsun durmadan bana çünkü beni görmeyen gözlerine baka baka kendimi göremez oldum.
Dalgaların savurduğu kum taneciklerinden başka bir şey değildim ben hayatında, dilediğince savurdun beni bir o kıyıya bir bu kıyıya, ellerinden küçük bir oyuncak olmaktan kurtaramadım bir türlü kendimi, nasıl ki her dilde çocuğun ağlaması aynıysa benimde hala duygularım değişmedi aslında.
Gerçekten sevenlerin hepsi aynı sever. Hiçbir sevenin sevgisi diğer birinden farklı değildir aslında, bir türlü anlatamadım yüreğimin kabuk bağlayan yanını, sende acımadan deştin yaramı, söktün bütün kabukları azdırdın tuzladın iyileşmesi zor olan sol yanımı.
Gittin; artık ne İstanbul eski İstanbul nede benim burada yaşamaya gücüm kaldı.
Haldun Taner tiyatrosu da yetim artık bütün buluşma merkezleri senin yasında ve Modanın arka yüzünden görülen adaların o muhteşem görüntüsü de boyandı kara bulutlara, gözlerim şimşek çakmayı senden öğrendi, artık alıştım yanaklarımdan dalgalar devirmeye bu yüzden deniz kıyılarını sevmiyorum artık, sen yinede git, sana asla kal diyemediğim gibi dönüşünü de beklemeden kendimce yaşamaya çalışırım bu sevdayı.
Kimseye bir şey ispatlamak zorunda değilsin yüreğim, şakaklarına bir ömür dayanmış ki büsbütün yalnızlık, bir yanda yüreğin bir yanda gözlerin karanlığa merhaba derken, artık kıvranmanın alemi yok! Dik ol! Sevmek ayıp değil, sevgiyi karalayan utansın…
|
|
|
|