CEVHER'İN EDEBİYAT DÜNYASI

ÜNLÜ YAZARLARDAN

...Fakat tüm bu acıların biteceği, hiçbir zamanda karşımıza çıkmayacağı bir yer vardı. Ne kadar uzak görünse de aslında yakındı, uzaklığı bilinmezliğinden geliyordu...

 

 ACILAR

       Herkesin bir acısı vardı. Saklayamıyorlardı içinde, tanımlamak istiyordu onu insanlar. Yorumlamak, açıklamak, ne olduğunu bilmek istiyorlardı. Kimisi çektiği acıları yalnızlığına bağlamıştı. Adının baş harfini unuttururcasına yalnızlığa hapsolmuştu o insanlar. Kimisinin acıları kaleminde karamsarlık olmuştu. İnsanlar onları karamsar, hayattan ve kendinden umudunu kesmiş sanıyorlardı. Belki öyleydi, fakat o insanlarda acılarını böyle tanımlıyor, böyle açığa çıkarıyorlardı. Kimi zaman bunun adı karamsarlık olmuştur, kimi zamanda umutsuzluk, yalnızlık… Kısacası acısını dile getirmek içi kullandığı bir araçtı tüm bunlar…

      Kimileri için bitmeyen bir otobüs yolculuğudur acılar. Cama yanağını dayayıp her geride kalanı seyretmek gibidir. Her geride kalanı seyrederek tüm geride kalanları düşünmektir. “Geride bırakılanları acaba bir daha görebilecek miyim?” sorusunu sorabilmektir kimileri için.

      Kimileri için çocukluğunu unutmak, çocukluğundan vazgeçmekti, yaşamıyla ilgili tüm ayrıntılardan vazgeçtiği gibi. Diğer çocuklar oyun oynarken yüreğindeki acılarından dolayı oyun oynayamaması, oynadığı oyundan haz alamamasıdır. Ve yine diğer çocuklar oynarken onları uzaktan seyretmek, neden onlar gibi, çocuk gibi çocuk olamadığını düşünmektir.

      Kimileri için acı kelimesi dilini yakan acı bir biberden başka bir manaya gelmiyordu. Onun için acı kelimesi, acı denince biber kelimesini dile getirecek, kötü bir espriye dönüşecek kadar bilinmezdi. Acıları bilmiyordu o insanlar, çekmemişlerdi yürek yakan acıları dil yakanı değil.

      Kimileri için “birisine” yazdığı şiirleri, ona gösterememesinden, okutamamasından, okutsa da onun için hiçbir mana ifade etmeyeceği fakat kendisi için mananın ta kendisi olduğundan dolayı yakmasıdır acılar. Son sözünü söyleyemediği o platonik, melankolik, patojenik gibi kavramların tanımlarında boğulduğu “birisine” duyduğu sevgiyi nefrete dönüştürmekti. Sevgisini nefrete dönüştürmeye mecbur olmaktı.

      Kimileri için ihtimallerin, beklentilerin yok olması idi acılar. Bir şeyler gerçekleşecek diye bekleyip, gerçekleşmeyeceğinden emin olmadığı halde yine de umutlu olabilmekti. Her ne kadar ümitli, umutlu olunursa olunsun, tüm ihtimallerin teker teker tükenmesi idi.

      Kimileri için eski bir fotoğraftı acılar. Hasret fenerlerinin yüreklerinde sönmesinden sonra hatıraların etrafını kuşatması idi. Her kareye sığıştırılan anlık mutlulukların, anlık heyecanların ve anlık tozpembe hayallerin, bütün bir ömür boyu süreceğini sanariken aslında bir anlık olduğunun farkına varmaktır. Acılar o fotoğrafları “eskimiş” diye kimsenin inanmayacağı bir bahaneyle yakmaktır.

      Kimileri için gökyüzünün yalancı maviliğinde kaybolmak, kendini avutmaktır acılar. Gündüzleri kapkara gökyüzünü masmavi gibi görmekti, aynı hayalleri, umutları gibi… Fakat gece olunca perde kalkıyor, gerçekler ortaya çöküyordu. Gerçeklerin kapkaranlık akşamlar gibi çöküvermesi idi o insanların üzerine.

      Kimileri için bir bayram sabahını yapayalnız, soğuk ve rutubetli bir dört duvar arasında geçirmektir acılar. Telefonların kapatılması ya da çaldığında sesini duymazdan gelmektir. Çünkü telefondan gelen her sesle annenin karşıya tebessüm ederek çıkması, babanın buram buram kokusunun gelmesi idi. Elini uzatıp da hiçbir zaman dokunamayacağını, anne tebessümünü hiçbir zaman göremeyeceğini düşünmektir.

      Her insanın bir acısı vardı ve bu acıları tanımlamaya çalışıyorlardı. Acılar zehre dönüşmüştü insanların düşüncelerinde, panzehirinin de insanın içinde olduğunu bile bile… Acılar hep vardı; çünkü acıların eksik olmayacağı bir yerdi dünya. Eğer ki acıların bu denli yoğun olduğu dünyaya endekslersek ömrümüzü, acıların zehrini tüm damarlarımızda sonuna kadar hissedeceğiz. Fakat tüm bu acıların biteceği, hiçbir zamanda karşımıza çıkmayacağı bir yer vardı. Ne kadar uzak görünse de aslında yakındı, uzaklığı bilinmezliğinden geliyordu. Madem öyle bir yer vardı, o halde acılara acı katacak sahte bir yere haddinden fazla değer vermemek gerekiyordu. Değerini olduğundan çok yükselttikçe, değerimiz olduğundan çok azalıyordu. Hakikate varmak için, sahteyi kullanmak gerekiyordu, ta ki sahte olan bizleri kullanmadan…  

www.risaleforum.com Cemil YÜZER

Ana Sayfa   l   Ben Kimim?   l   Nasıl Başladım?  |  Ünlü Yazarlardan   l  Sizin Sesiniz  |  İletişim |