|
ACILAR
Herkesin bir acısı vardı. Saklayamıyorlardı
içinde, tanımlamak istiyordu onu insanlar. Yorumlamak, açıklamak,
ne olduğunu bilmek istiyorlardı. Kimisi çektiği acıları
yalnızlığına bağlamıştı. Adının
baş harfini unuttururcasına yalnızlığa
hapsolmuştu o insanlar. Kimisinin acıları kaleminde
karamsarlık olmuştu. İnsanlar onları karamsar,
hayattan ve kendinden umudunu kesmiş sanıyorlardı.
Belki öyleydi, fakat o insanlarda acılarını böyle
tanımlıyor, böyle açığa çıkarıyorlardı.
Kimi zaman bunun adı karamsarlık olmuştur, kimi
zamanda umutsuzluk, yalnızlık
Kısacası acısını
dile getirmek içi kullandığı bir araçtı tüm
bunlar
Kimileri için bitmeyen bir otobüs yolculuğudur acılar.
Cama yanağını dayayıp her geride kalanı
seyretmek gibidir. Her geride kalanı seyrederek tüm geride
kalanları düşünmektir. Geride bırakılanları
acaba bir daha görebilecek miyim? sorusunu sorabilmektir
kimileri için.
Kimileri için çocukluğunu unutmak, çocukluğundan
vazgeçmekti, yaşamıyla ilgili tüm ayrıntılardan
vazgeçtiği gibi. Diğer çocuklar oyun oynarken yüreğindeki
acılarından dolayı oyun oynayamaması, oynadığı
oyundan haz alamamasıdır. Ve yine diğer çocuklar
oynarken onları uzaktan seyretmek, neden onlar gibi, çocuk
gibi çocuk olamadığını düşünmektir.
Kimileri için acı kelimesi dilini yakan acı bir
biberden başka bir manaya gelmiyordu. Onun için acı
kelimesi, acı denince biber kelimesini dile getirecek, kötü
bir espriye dönüşecek kadar bilinmezdi. Acıları
bilmiyordu o insanlar, çekmemişlerdi yürek yakan acıları
dil yakanı değil.
Kimileri için birisine yazdığı şiirleri,
ona gösterememesinden, okutamamasından, okutsa da onun için
hiçbir mana ifade etmeyeceği fakat kendisi için mananın
ta kendisi olduğundan dolayı yakmasıdır acılar.
Son sözünü söyleyemediği o platonik, melankolik, patojenik
gibi kavramların tanımlarında boğulduğu
birisine duyduğu sevgiyi nefrete dönüştürmekti.
Sevgisini nefrete dönüştürmeye mecbur olmaktı.
Kimileri için ihtimallerin, beklentilerin yok olması
idi acılar. Bir şeyler gerçekleşecek diye bekleyip,
gerçekleşmeyeceğinden emin olmadığı halde
yine de umutlu olabilmekti. Her ne kadar ümitli, umutlu olunursa
olunsun, tüm ihtimallerin teker teker tükenmesi idi.
Kimileri için eski bir fotoğraftı acılar.
Hasret fenerlerinin yüreklerinde sönmesinden sonra hatıraların
etrafını kuşatması idi. Her kareye sığıştırılan
anlık mutlulukların, anlık heyecanların ve anlık
tozpembe hayallerin, bütün bir ömür boyu süreceğini
sanariken aslında bir anlık olduğunun farkına
varmaktır. Acılar o fotoğrafları eskimiş
diye kimsenin inanmayacağı bir bahaneyle yakmaktır.
Kimileri için gökyüzünün yalancı maviliğinde
kaybolmak, kendini avutmaktır acılar. Gündüzleri kapkara
gökyüzünü masmavi gibi görmekti, aynı hayalleri, umutları
gibi
Fakat gece olunca perde kalkıyor, gerçekler ortaya
çöküyordu. Gerçeklerin kapkaranlık akşamlar gibi çöküvermesi
idi o insanların üzerine.
Kimileri için bir bayram sabahını yapayalnız,
soğuk ve rutubetli bir dört duvar arasında geçirmektir
acılar. Telefonların kapatılması ya da çaldığında
sesini duymazdan gelmektir. Çünkü telefondan gelen her sesle
annenin karşıya tebessüm ederek çıkması, babanın
buram buram kokusunun gelmesi idi. Elini uzatıp da hiçbir
zaman dokunamayacağını, anne tebessümünü hiçbir
zaman göremeyeceğini düşünmektir.
Her insanın bir acısı vardı ve bu acıları
tanımlamaya çalışıyorlardı. Acılar
zehre dönüşmüştü insanların düşüncelerinde,
panzehirinin de insanın içinde olduğunu bile bile
Acılar
hep vardı; çünkü acıların eksik olmayacağı
bir yerdi dünya. Eğer ki acıların bu denli yoğun
olduğu dünyaya endekslersek ömrümüzü, acıların
zehrini tüm damarlarımızda sonuna kadar hissedeceğiz.
Fakat tüm bu acıların biteceği, hiçbir zamanda karşımıza
çıkmayacağı bir yer vardı. Ne kadar uzak görünse
de aslında yakındı, uzaklığı
bilinmezliğinden geliyordu. Madem öyle bir yer vardı, o
halde acılara acı katacak sahte bir yere haddinden fazla
değer vermemek gerekiyordu. Değerini olduğundan çok
yükselttikçe, değerimiz olduğundan çok azalıyordu.
Hakikate varmak için, sahteyi kullanmak gerekiyordu, ta ki sahte
olan bizleri kullanmadan
|