|
AŞAĞIDA ÖZETLENEN YAZILARIMA SOLDAKİ LİSTE BAŞLIĞINDAN ULAŞILABİLİR.
|
|
KÜRESEL GIDA KRİZİ
DÜNYAYI DOYURABİLMEK HAYAL Mİ OLUYOR?
Bu yıl dünya piyasalarında oluşan tahıl kıtlığının nedenleri tartışıladursun, 2008 üretiminin rekor düzeyde olacağı tahmin ediliyor. Ama sevinmek zor; dünya gıda örgütü tahminlerine göre, yıl sonunda tahıl stokları 25 yılın en düşük seviyesine inecek. Teknoloji iyimserleri arasında bile, dünyanın herkesi doyurmaya devam edebileceği inancı giderek zayıflıyor.
.....
Ülkemiz, dünya ortalamasının üzerinde kişi başına ekilebilir alanı ile, bolca temiz enerji kaynağıyla, kontrollü büyüyen nüfusuyla oldukça şanslı durumda, ama bilgiyi akılcı kullanmak ve planlarını çok iyi yapmak, ekonomisini, yeni iş imkanları da yaratarak, dönüştürebilmek şartıyla.
2008
EKONOMİK KRİZ
KRİZDEN FIRSAT YARATMAK
Ekonomik krizi hem fosil yakıtlara bağımlılıktan kurtulmak, hem de tüketime dayalı ekonomik modeli değiştirmek için fırsat olarak görenler az değil. Üstelik de, dünyanın en büyük ekonomisinin dümenine oturmak üzere olanlar arasında bile. Bu süreçte adapte olamayanlar tasfiye olacak. Yeni enerji ekonomisine geçemeyen ülkeler gelişmişlikte gerilere düşecek. Yenilenebilir enerji zenginliğinin hala farkında olmayan ülkemiz hızla bir strateji geliştirebilir ve atağa kalkabilirse, bu dönüşümü yaparken yeni iş imkanları da yaratabilecek.
2008
KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
İKLİM TARTIŞMALARI
Uzak geçmişte dünyamızda çok farklı iklimler hüküm sürmüş olsa da, bizi ilgilendiren medeniyetlerin iklimdeki ufacık değişimler karşısındaki kırılganlığı. Sera gazlarının, en azından artmaya başlayan sıcaklığı körüklediği bilindiğinden, ülkeler emisyonlarını kontrol altına almak için organize oluyor. Ama bu sürecin hayati bir önemi daha var. Geliştirilen temiz teknolojiler, ekonomik mekanizmalar, hatta kültürel değişim, medeniyetimizin karşı karşıya olduğu esas krizin çözümüne de katkı sağlayabilir.
Küresel iklim değişikliği semptomlardan yalnızca biri. Temeldeki büyük kriz dünyanın kaynaklarını, ve dolayısıyla kirliliği yoketme kapasitesini aşmakta olduğumuz.
2009
KIYAMETE ÇEYREK KALA ?
Yazıda şu noktalar vurgulanıyor:
1. Küresel ısınma bir kıyamet habercisi olarak değil, dünyanın kaynaklarını aşırı kullanmamızın bir göstergesi olarak algılanmalı (Kirliliği yoketme kapasitesini aşmamız). Başka bir örnek stratosferdeki ozon deliği.
2. İklim modelleri mükemmel olmaktan uzak, hatta temel varsayımları bile tartışmalı. Fakat, bugün bilimin geldiği düzeyi yansıtıyorlar. Üstelik beklemek riskli.
3- Diğer yandan, kıyamet tahminleri yapmak bilimsel de değil, yapıcı da.
4- İyimser olmak için nedenler var. Çözümleri biliyoruz, esas gereken şey politik irade. Danimarka'dan Çin'e başarılı olmuş sürdürülebilir ekonomi modelleri var.
5- Bireysel katkılar hiç de önemsiz değil.
2007
KYOTO PROTOKOLÜ
Küresel ısınmanın gerçekliği, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının iklimi değiştirdiği artık tartışılmıyor. Yeni kanıtlar iklim değişikliğinin tahminlerden çok daha hızlı geliştiği yönünde ve bu süreçte iklim felaketleri katlanarak artacak.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve sözleşmesi 1992'de imzalandı ve bunu uygulamaya koyan Kyoto protokolü 2005'de yürürlüğe girdi. Şu an 141 ülkenin imzalamış olduğu bu protokolle, gelişmiş ülkelerden başlayarak sera gazı emisyonları sınırlandırılacak. En büyük sera gazı üreticisi ABD imzalamadığı için ölü-doğduğu sanılan protokol, eyalet ve şehir yönetimlerinin kararlarıyla, pratikte ABD'nin biçok bölgesinde de yürürlüğe giriyor. Buna karşılık Çin, birkaç yıl içinde en büyük sera gazı salan ülke olacak.
Kyoto'yu gereksiz, yetersiz bulunlar, hatta komplo olarak görenler oldu. Ama, dünyayı değiştirmeye başladı bile. Yeşil baskılar artarken, yerel yönetimler ve hatta büyük sermaye de ayak uydurmaya başlıyor.
Kyoto çok önemli bir adım. Epey iyimser bir bakışla, Kyoto'nun yarattığı ivme dünyadaki sosyal/ekonomik bazı dinamikleri değiştirmeyi başarabilirse, belki de bir yeşil teknolojik devrimin başlangıcındayız. Belki de insanoğlu, ürkütücü küresel sorunların bile üstesinden gelebilecek kadar akıllıdır...tabii eğer çok geç kalmadıysa.
2007
|
|
NÜKLEER ENERJİ
KÜRESEL ISINMAYA ACI REÇETE
İklim değişikliği nedeniyle dünyamız ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya. Sera gazlarını sınırlayan Kyoto protokolü ile çözüm yolunda ilk adım atıldı ama daha radikal değişiklikler gerekecek. Dünya meta üretim/tüketimine dayalı kalkınma modeline alternatifler bulmak zorunda. Sera gazı emisyonu olmayan nükleer enerjinin yeniden göndeme gelmesi bir çaresizlik göstergesi; ölümcül hastaya riskli tedavi uygulamak gibi. Henüz nükleer atıklar için bertaraf yöntemi yok. Nükleer enerjinin gerçek maliyetleri çok yüksek. Fakat, bir çok maliyet devlete bırakıldığı için hesaplara katılmıyor. Konu nükleerse, küçük kazalar bile tüm dünyayı etkileyebiliyor. Güvenlik ciddi bir sorun; güvenlik kültürü oluşturmak hemen olmuyor. Oysa, çok daha düşük maliyetle enerji fazlası yaratılabilir. Ülkemiz de alternatif enerji açısından çok zengin.
2007
TEMİZ ENERJİ (Mİ?)
Nükleer santral konusu yeniden gündemimize girdi. Ama temiz enerji olduğu öne sürülen nükleere çevrecilerin neden karşı çıktığı, atık meselesinin niçin bu kadar önemsendiği, niçin "sürdürülebilir kaynak" olarak kabul edilmediği kamuoyuna pek anlatılamadı. Birinci yazının amacı bu.
Ülkemiz, nükleer silahlanma yarışına bulaşmamış olması sayesinde radyasyon "tecrübesi" pek olmayan "şanslı" bir ülke. Örneğin ABD'de tazminat ödenmekte olan topluluklar var ve acısını çekmiş toplumlar bu teknolojiye karşı çıkıyor. En önemli sorunu da, nükleer atıklar için nihai bertaraf yöntemi bulunamamış olması. Bu atıklar başka atıklara benzemiyor, "şişede durduğu gibi durmuyor." Dünyanın ilk bertaraf tesisi olarak, ABD'nin Nevada çölündeki Yucca dağında 300 metre derinliğe planlanan yer, onlarca yıldır, milyarlarca dolar harcanmasına rağmen gerçekleşemedi ve eyalet halkı orada bir "yanardağ" yaratılmasına şiddetle direniyor. Kömürü olmadığı için nükleer santrallere ağırlık vermiş Fransa da, diğerleri gibi bu atıkları biriktirip duruyor.
Küresel ısınma nükleer santralleri yeniden gündeme getirdi ama bilim çevrelerinden destek bulamadı. Sera gazı salmasa da, soğutma amacıyla su kullanıldığından bol miktarda su buharı çıkarıyor ve yine sera etkisi yaratıyor. Ayrıca, parasal/çevresel maliyeti örneğin rüzgar enerjisinin çok çok üzerinde olduğu için. Ama gelecekte, teknolojik gelişmelerle sorunlarını çözerse, belki bir alternatif olabilir, şimdi değil.
2004
NÜKLEER ENERJİ: GEREKÇELER ve çok yönlü GERÇEKLER
İkinci yazı enerji politikaları ile de ilgili.
Doğal gaz kullanarak elektrik üretmenin yanlışlığı konusundaki çeşitli kişi ve kurumların bütün uyarılarına rağmen yapılmaları ve bunun sonunda beklendiği gibi krize dönüşmesi, ülkemizde kurumsal aklın oluşamadığının/oluşturulmadığının göstergeleri.
Elektrik konusunda planlı yaklaşımlar yok. Daha talep tahminleri bile tartışmalı. Enerji bakanlığı, DPT, Elektrik Mühendisleri odası, TUSIAD gibi sivil toplum kuruluşlarının tahminleri arasında büyük farklar var.Var olan elektrik santrallerimizın çoğu kapasite altında çalışıyor. Yanlış teknoloji/hatalı yer seçimi gibi sorunlar çözümsüz.
Nükleer teknolojide geri kalmamak, uluslararası stratejiler vb. gerekçeler uzmanlık konumuz değil ama fayda/zarar analizleri yapılırken bütün risk ve maliyetler göz önüne alınmalı. Amaç bunları ortaya koymak.
Ayrıca, yeni santral kurmanın çok altındaki maliyetlerle enerji fazlası yaratılabilir: endüstride/elektrikli aletlerde verimi artırarak, iletim kayıplarını önleyerek, peak talebi zamana yayacak teşvikler getirerek.
2000
2005de bir gelişme de yaşandı; Yenilenebilir Enerji yasası çıktı. Güneş ve rüzgar zengini ülkemiz, şüphesiz bu teknolojilerin gelişmesiyle en fazla kazanç sağlayacak ülkelerden biri olacak, ama şeffaf ve akılcı yönetimlerle.
|
|
|
Aşağıdaki yazı diğer yazılarımda detaylı ele alınan konuları özetliyor denebilir:
(Türkiye için detaylı değerlendirme, meraklısı için
notlarla birlikte TÜRKİYE sayfasında)
KÜRESEL SORUNLAR, YEŞİL STRATEJİLER, TÜRKİYE
Yedi milyara yaklaşan dünya nüfusuna her gün ikiyüzbinden fazla insan ekleniyor (1). Nüfusun ve mal tüketiminin katlanarak büyümesi dünyanın kaynaklarını bitirirken, kirliliği yoketme kapasitesini aşıyor. Örneğin, balık üretiminin artması artık imkansız sayılıyor(2), atmosferde biriken sera gazları iklimi değiştiriyor (3). Bu süreçte şiddeti artan kuraklık, sel, fırtınalar; yayılan bulaşıcı hastalık, parazit, istilacı türler; ve çevre kirliliği ile mücadele için ülkeler giderek daha çok kaynak ayırıyor.
Kalabalık nüfusların -üretmek için birkaç kat fazla tahıl gerektiren- et yemeye başlamasıyla(4) ve tarımsal üretimde hayvan yeminin, biyo-yakıtın paylarının artmasıyla, kişi başına düşen gıda-tahıl miktarı yıllardır küçülüyor, stoklar azalıyor. Üstelik bütün dünyada ekilen tahıl türlerinin tektipleşmesi gıda güvenliğimizi büyük riske sokuyor. Dünyayı doyurabilmek için üretimin artması gerekirken, tersine, küresel ısınma ve kuraklık yüzünden azalacağı hesaplanıyor (5). Şehirleşme, erozyon ve tuzlanmaya kaybedilen topraklar da cabası.
Yenilenemez yeraltı sularını bitirmekte olan Hindistan ve Çin, yüzyılın ortasına gelindiğinde Himalayalardaki buzların da kurumasıyla dünya tahılının dörtte birini üreten tarlalarını kaybederlerse kıtlık kaçınılmaz, hatta savaşlar da. Mali kaynakları bol Çin, Japonya gibi ülkeler dünyada tarım alanları kiralamaya başladı bile. Yükselen tahıl fiyatları şimdiden yoksul ülkeleri açlığa itiyor, siyasi düzenler bozuluyor, mülteci sorunu büyürken hepimiz için güvenlik riskleri artıyor. Kendini doyurabilmenin stratejik değeri artıyor, sınırlarını koruyabilmenin de önemi.
Sıcaklığın artması kadar, salınımların büyümesi de ürkütücü. Yarım asırda Avustralya'nın ortalama sıcaklığı bir dereceden az arttı ama güneydoğusundaki son sıcak dalgasında üçyüzden fazla insan öldü, verimli çiftlikler terkedildi, normalde orman ekolojilerinin parçası olan yangınlar afete dönüşürken kasabalarıyla birlikte ikiyüz kişi yokoldu, sayısız canlı telef oldu. Orada yaşananlar, ısınan dünyada olacaklara örnek gösteriliyor.
Isınan bölgelere yayılan yeni hastalıklar, parazitler, istilacı türler insan sağlığını ve ekolojileri etkiliyor. Her yıl birkaç milyon ölüme yol açan sıtma, Batı Nil virüsü gibi hastalıklar sivrisineklerle birlikte kuzey yarımküreye yayılıyor, bitkilere yeni parazitler dadanıyor.
Küresel Çözümler
Öte yandan, dünyada daha tokgözlü ve paylaşımcı bir kültür gelişiyor. Mal tüketimine dayanan ekonomik büyüme yerine daha az ama kaliteli üretim, temiz enerji, atıkların yeniden kullanımını içeren sürdürülebilir ekonomik modeller ortaya çıkıyor. Sera gazı emisyonlarını azaltmak için ülkeler organize oluyor ve Kyoto Protolükünün yarattığı karbon ekonomisi -henüz iyi işlemese de- karbon emisyonunu ekonomi denklemlerine sokmayı başarıyor ve örneğin ormanları korumaya mali değer kazandırıyor. Su ve enerji kullanımında verimi artırmak, hayvan yemi/biyoyakıt üretiminde tahıl yerine atık kullanmak, dayanıklı türler yetiştirmek için teknolojiler geliştiriliyor. Tarımsal türlerin çeşitliliğini korumak için dünyada onlarca gen bankası kuruluyor, yerel türler yeniden ekilmeye başlanıyor.
Türkiye'nin Durumu (6)
Kuraklıktan en çok etkileneceği tahmin edilen bölgenin kıyısında yer alan ülkemiz, öncelikle uğruna savaşlar çıkabilecek suyunu verimli kullanmak zorunda. Birkaç yılı bulabilen kuraklar Anadolu'da olağan ama yağışların azalmasıyla tarımsal çıktılarımız düşebilecek. Son yıllarda zaten tarımsal üretimimizi artıramamışız, yetersiz beslenenlerin oranı büyümüş. Nüfusumuz ve düşük et yeme oranımızda beklenen artışa rağmen fark belki hala kapatılabilir. Tarım alanlarımızı korumak, çiftçilerimizi ekolojik üretime yönlendirip desteklemek, tarımsal tür çeşitliliğimizi güçlendirmek, biyo-yakıtları atıklardan üretmeyi teşvik etmek, acil önlemlerden bazıları.
Rüzgar yatırımlarıyla ivme kazanan yenilenebilir enerji üretimimizi çok daha artırmak, güneş ve dalga enerjisi dahil her türlü yenilenebilir kaynağımızı yoğun şekilde değerlendirmek için araştırma, yatırım yanında kullanımı da teşvik etmek zorundayız.
Sıcaklık ve kuraklık artışı orman yangınlarını da tetikleyeceğinden ormanlarımızı geliştirirken, orman tabandaki yanıcı birikintilerin temizlenmesi gibi önlemler almak, araştırma ve yatırımlar yapmak gerekiyor. Atıkları da hammadde olarak veya enerji üretiminde değerlendirmek şart.
Ortaya çıkan yeni hastalık, böcek ve parazitlerle mücadele için yatırımlar yanında, bir disiplin kültürü de geliştirmek, gümrüklerde daha sıkı denetimler yapmak; ve salgın hastalık risklerinin arttığı bir dünyada, aşı ve ilaçta dışa bağımlılıktan kurtulmak gerekiyor.
Sonuç
İnsanlık bu güne kadar savaş, hastalık, açlık ve doğal afetlerle baş etmeyi başardı ve bugünkü medeniyet düzeyine ulaştı. Gelişmeyi yine sürdürebilir ve yüzyılın ortasında dokuz milyarı bulacak nüfusunu -bugünün açgözlü beklentilerini karşılayamasa da- uygun bir yaşam kalitesinde taşıyabilir. Ama bu sürecin mutlak kaybedenleri olacak: değişen koşullara adapte olabilecek teknik/mali altyapısı olmayan, bilgi kullanmayı ve plan yapmayı beceremeyen, teknolojisini ve ekonomisini dönüştüremeyenler arasında. Bunlardan biri olmamak için öncelikle, bilgi üreten ve kullanan bir toplum olmayı başarmak gerekiyor.
Mayıs 2009
NOTLAR:
(1) Dünya nüfusu 6.7 milyar ve her gün 230bin kişi, artarak, ekleniyor. 2050de yüzde 60ı Asya'da olmak üzere 9.2 milyarı bulacağı hesaplanıyor.
(2) Dünya Gıda Örgütü istatistiklerine göre kişi başına düşen balık 2000lerde artık artamıyor. Balık Kaynakları 2006 Raporuna göre, dünya balık stoklarının yüzde 6sı tükendi, 16sı aşırı avlandı, 44ü ağır şekilde kullanılıyor, 23ü normal kullanılıyor. Yalnızca yüzde 9u kapasitesinin altında kullanılıyor ve yüzde 3 iyileşme yolunda. Giderek gıda zincirinde daha düşük balık türleri avlanıyor. Çiftlik balıkçılığında da esas yem olarak balık kullanıldığından, atıklardan vb yem üretmeyi başaramazsak çiftlik üretimin de artması mümkün değil.
(3) BM iklim paneli IPCC ve pek çok bilim insanın yaptığı çalışmalar, son 30 yılda dünyanın ortalama sıcaklığının arttığı ve bunun insan kaynaklı sera gazı emisyonu nedeniyle olduğu konusunda hemfikir.
İklim değişikliği konusunu daha detaylı ele aldığım, Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknoloji Dergisinde 13 Nisan 2007de yayınlaman Kıyamete Çeyrek Kala? Başlıklı yazıma bu sitede İKLİM sayfasından ulaşılabilir.
Güneşteki patlamaların etkisi gibi iyi araştırılmamış konular olsa da, bu ani sıcaklık artışının atmosferdeki aşırı sera-gazı birikmesinden başka nedenle açıklanamayacağı görüşü benimseniyor. Büyük volkan patlamarının güneş ışınlarını kesmesi, güneş aktivitesinin ani değişmesi gibi nedenlerin iklim üzerinde belli süreliğine sıcaklığı azaltıcı etkileri olsa da, geçerli olan bilimsel görüş dünyamızın giderek ısınacağı yönünde. IPCC modeller kullanarak, farklı senaryolara göre bu değişimin ne kadar olacağını tahmin etmeye çalışıyor. Değişim sürecinde salınımların da artması bekleniyor.
(4) Bir kilo et üretmek için gereken tahıl miktarı, otlak veya çiftlikte beslenme gibi faktörlere bağlı olarak 5-7 kilo tahıl olarak hesaplanıyor. Yani 5-7 kat daha fazla tahıl gerekiyor. WWFnin hesaplarına göre, et yerine tahılla doyduğumuzda, yüzde 90 daha az su ve enerji kullanıp, daha az atık yaratıyoruz. Ayrıca, Dünya Gıda Örgütüne göre, kabaca dünya yüzeyinin 5te biri hayvan otlatmaya ayrılıyor, ekim için ayrılanın iki katı.
Dünyayı Doyurabilmek Hayal mi Oluyor? başlıklı yazımda bu konular daha detaylı ele alınıyor. Sitemdeki GIDA sayfasından ulaşılabilir.
(5) Çeşitli çalışmalarda birkaç derecelik artışın, (karbondioksitin gübreleme özelliğinin de etkisiyle) tarımsal üretimi fazla düşürmeyeceği hatta yer yer artırabileceği ama 3 derecenin üzerindeki ısınmanın, büyük düşüşe neden olabileceği belirtiliyor. Adapte olacak kaynak/teknolojiden yoksun, gelişmekte olan ülkelerde kayıpların daha büyük olabileceği düşünülüyor.
(6) Türkiye ile ilgili daha fazla bilgi bu sitede TÜRKİYE sayfasında bulunuyor.
|
|