|
KÜRESEL SORUNLAR ve TÜRKİYE
|
|
|
|
MERAKLISI İÇİN NOTLAR:
(1) Dünya Gıda Örgütü (FAO) 2000 yılı istatistiklerine göre kişi başına düşen ekilebilir alan konusunda Türkiye 148 ülke arasında 34üncü.
(2) FAO 2005 Su Kaynakları tablosuna göre, Türkiye'de kişi başına 3,171 metreküp yenilenebilir su düşerken, bugün 1400 metreküpe indiği, nüfusumuzun 2030larda 80 milyonu bulmasıyla da 1,100 metreküpe ineceği hesaplanıyor(WWF-Türkiye). FAO tablosunda bu oranlar Avrupa'da 10,655ken, en düşük olan Ortadoğu'da 1,505. Yağışlar tahmin edildiği gibi azalırsa, artan nüfusumuzla gelecek yarım yüzyılda su fakiri olabiliriz.
(3) Kendimizi doyurabilme özelliğimizi yitirmeye başlamışız. FAO 1991-93 ile 2001-03 yılları karşılaştırmasında kişi başına gıda üretimimiz yüzde 103.1 den 96ya düşmüş.
(4) Türkiye'nin bulunduğu enlemlerde, gün uzunluğu kışın kısalıp yazın uzuyor. Kutup çizgilerinin ötesinde 24 saat ile 6 ay arasında değişen uzunlukta olmak üzere, kışın sırf gece, yazın sırf gündüz olduğunu çoğumuz biliriz ama güneşli hayal ettiğimiz tropikal bölgelerde gece ile gündüz her zaman eşit olduğundan yaz-kış saat 18 civarında akşam olur.
(5) BM Çevre programı Biyoçeşitlilik 2005 tablosuna göre, Türkiye 8650 bitki türüyle Avrupa ve Ortadoğu'da birinci, 145 memeli türüyle Avrupa'da üçüncü ve Ortadoğu'da birinci. Kuş türünde, 436 türle ortalarda.
(6) Dünya Sağlık Örgütü (WHO), her yıl 20 bin kişinin yılan sokması sonucu hayatını kaybettiğini, rapor edilmeyenlerle rakamın 94bini bulacağını; akrep ve örümcek sokmasından ise daha az ölüm olduğunu tahmin ediyor. İki milyon kişi de sivrisineklerin yaydığı sıtmadan ölüyor. İnternette bazı kaynaklar ve gazete yazılarına göre, her yıl, akrep 2000, aslan 800, timsah 800, fil 500, hipopotam 150, köpekbalığı 100, kutu denizanası 100 kişiye kadar ölüme neden oluyor. Resmi istatistiklere ulaşılamadıysa da, gazete ve internet kaynaklarında Türkiye'de zehirli yılan ve akrep sokması nedeniyle ölüm sayısının yılda birkaç kişiyi geçmediği yazılıyor.
(7) Ultraviyolenin şiddeti, mevsim, güneş ışınlarının dikliği, bulunulan yükseklik, ozon tabakasının kalınlığı, bulut gibi faktörlerle değişiyor. Ayrıca toz bulutu ışınları keserken, kar yansıması artırıyor. Bu faktörleri, ozon ve uv dalga boyunu, insana zararını göz önüne alarak index tahminleri yapılıyor. NASA verilerine göre hazırlanan haritalarda, güney bölgelerimizde bulutsuz havada, öğlen saatlerinde UV bazen şiddetli olabilirken, 24-saat ortalaması çok şiddetli olan yerler var. Beyaz tenli nüfusuyla Avustralya cilt kanseri en yüksek ülke. Ozon düzeyinin 1985den sonra düşmeye başlamasıyla UV ölçümlerinde şiddetin arttığını gösteren araştırmalar var. Deliği tamir olmasının 2050leri bulacağı tahmin ediliyor.
(8) İçlerinde Global Energy Network Institute haritaları da olmak üzere, çeşitli güneş ve rüzgar enerjisi potansiyeli çalışmalarına göre, Türkiye, bulunduğu enlemler ve iklimiyle özellikle güney bölgelerinde güneş enerjisi potansiyeli İspanya gibi Avrupa'da en yükseklerden. Avrupa'nın okyanus kıyılarındaki kadar olmasa da rüzgar potansiyelimiz de yüksek gösteriliyor.
(9) Jeotermal kaynaklarımız, akademik tebliğler ve çeşitli kaynaklarda dünya 5icisi veya 7incisi olarak gösteriliyor.
(10) Çeşitli kaynaklarda Türkiyenin Bor rezervi dünya rezervinin yüzde 72-63ü arasında gösteriliyor. ABD de ikinci.
(11) BP Statistical Book of World Energy 2005 raporunda Türkiye kömür reservi dünyada 4üncü. Dünya rezervinin yüzde 6.5una sahibiz.
(12) BM iklim panelinin kurduğu modeller, ısınma ve azalan yağışlardan en çok Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Akdeniz bölgesinin etkileneceğini gösteriyor. Devlet Meteoroloji İşlerinin web sitesinden, Türkiye için IPCC model sonuçlarını değerlendiren bazı çalışmalara da ulaşılabiliyor.
(13) Birkaç yılı bulabilen kuraklıkların Anadolu'da olağan olduğu 800 yıllık ağaç halkalarından da görülebiliyor (Akkemik, Cumhuriyet Bilim Teknik 24.8.07).
Kuraklık konusunu daha detaylı ele aldığım, 18 Ağustos, 2007 Radikal'de yayınlanan, Kuraklık Paniği ve Su Kaynaklarımız yazıma bu sitede SU sayfasından ulaşılabilir.
(14) FAO 1991-93 ile 2001-03 yılları karşılaştırmasında kişi başına gıda üretimimiz yüzde 103.1 den 96ya düşmüş. Hayvani gıdadan sağladığımız kalori 2002de yüzde 9.5 (Dünya ortalaması 16.7 iken Avrupa'da 27.7). En az et yiyen ülke grubunda yer alıyoruz.
(15) BM 2004 nüfus/eğitim istatistiklerine göre, Türkiye'de okur yazarlık yüzdesi kadınlarda 80, erkeklerde 95. Avrupa ve gelişmiş ülkeler ortalaması yüzde 99. UNESCO 2003 eğitim istatistiklerine göre, Türkiye eğitim kriterlerinde çok gerilerde kalıyor (Örnek: yetişkin okuma yılı kriterine göre, 100 ülke arasında 61inci; zorunlu eğitim süresi 171 ülke arasında 90ıncı). OECD ülkeleri arasında ise en sonlardayız.
|
|
|
YEŞİL KRİZ ve TÜRKİYE
(Bilim Toplum'da KÜRESEL SORUNLAR, YEŞİL STRATEJİLER ve TÜRKİYE başlıklı yazımdan bölüm - link İKLİM sayfasında)
Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış Anadolu kuşkusuz yeryüzünde insan yaşamına en uygun bölgeler arasındadır. Elverişli iklim koşulları, yeterli ekilebilir alanı (1) ve suyuyla (2) Türkiye kendisini doyurabilecek potansiyele sahip şanslı ülkelerden de biri (3). Ama, giderek medeniyetlerin gelişmesini etkileyecek düzeye ulaşan küresel sorunlara iyi hazırlanmak zorunda.
Cennet Türkiye?
Ülkemizin önemli ayrıcalıklarını kanıksamışızdır. Örneğin, pazar yerlerimizi dolduran gıda bolluğu dünyanın büyük nüfusları için hayal bile edilemez. Dört mevsimi de yaşarız ve bulunduğumuz enlemde, yazın uzayan günlerimiz hiç ışıksız da kalmaz gecesiz de(4).
Deprem ve orman yangınlarından korkarız ama her yıl okyanus kıyılarını yerle bir eden tayfunlar, önüne çıkanı silip süpüren hortumlar, tufanlar yaratan muson yağmurları, kum fırtınaları, buz yağmurları, son yıllarda Pasifik kıyılarının korkulu rüyası tsunamiler, yanardağlar... tanıdığımız afetler değildir.
Bitki ve hayvan tür çeşitliliğimiz oldukça zengin olmasına karşın(5), denizlerimizde katil köpekbalıkları, ölümcül denizanaları; doğa alanlarımızda timsah, aslan, fil saldırıları; bağ bahçelerimizde ölüm saçan yılanlar, olağan tehlikelerden değildir(6). Çekirge sürüsü gibi böcek istilaları görülmez.
Dünyada her yıl milyonlarca can alan bulaşıcı, paraziter hastalıklar burada nadirdir. Ozon tabakasının incelmesiyle şiddeti artan ve özellikle güney yarıkürede tehlikeli düzeylerde olan ultraviyole ışınları ülkemizde genelde orta şiddettedir ve D vitamini almamıza yeterli düzeydedir(7).
Rüzgar ve güneş enerjisi potansiyelimiz (8) Avrupa'daki en yükseklerden, jeotermal kaynaklarımız (9) ve -geleceğin enerji teknolojisinde kullanılacak- bor madenimiz dünyadaki en zenginlerdendir (10). Karbon tutma teknolojileri gelişirse değerlendirilecek kömürümüz boldur(11).
Nüfusumuz gençtir ve artışı genelde kontrol altındadır. Kültür çeşitliliğimiz yaratıcı potansiyel açısından değerli bir sermayedir.
Küresel Sorunlar ve Türkiye'nin Durumu
Sera gazlarının neden olduğu düşünülen küresel ısınmanın, Akdeniz bölgesi ve Ortadoğu'yu oldukça fazla etkileyecegi tahmin ediliyor(12). Ülkemiz öncelikle, uğruna savaşlar çıkabilecek suyunu verimli kullanmak zorunda. Birkaç yılı bulabilen kuraklıklar Anadolu'da olağan(13) ama tahmin edildiği gibi yağışlar azalırsa tarımsal çıktılarımız düşecek. Son yıllarda zaten tarımsal üretimimizi artıramamışız, yetersiz beslenenlerin oranı büyümüş (14). Nüfusumuz ve düşük et yeme oranımızda beklenen artış da tahıl gereksinimimizi artıracağı halde fark belki hala kapatılabilir. Tarım alanlarımızı gözümüz gibi korumak, çiftçilerimizi ekolojik üretime yönlendirip desteklemek, tarımsal tür çeşitliliğimizi güçlendirmek, biyo-yakıtları atıklardan üretmeyi teşvik etmek... acil atılması gereken adımlar.
Kuraklık artışı, orman yangınlarını da tetikleyecek. Ormanlarımızı geliştirmek ve yönetiminde, tabandaki yanıcı birikintilerin temizlemesi gibi, yangına karşı önlemler almak şart. Atıkları azaltmak, sanayi veya enerji üretiminde yeniden değerlendirmek için fiziki/hukuksal altyapımızı güçlendirmek önemli.
Rüzgar yatırımlarıyla ivme kazanan yenilenebilir enerji üretimimizi çok daha artırmak, güneş ve dalga enerjisi gibi her türlü kaynağımızı değerlendirebilmek için araştırma ve yatırım yanında, kullanımı da teşvik etmek gerek.
Ortaya çıkan yeni hastalık, böcek ve parazitlerle mücadele için yatırımlar yanında, bir disiplin kültürü de geliştirmek; gümrüklerde daha sıkı denetim yapmak için gerekli altyapıyı oluşturmak; salgın hastalık risklerinin arttığı bir dünyada, aşı ve ilaçta dışa bağımlılıktan kurtulmak olmazsa-olmazlar.
Sonuç
İnsanlık bu güne kadar savaşlar, hastalıklar, açlık ve doğal afetlerle baş etmeyi başardı ve bugünkü medeniyet düzeyine ulaştı. Gelişmeyi yine sürdürebilir ve yüzyılın ortasında 9 milyarı bulacak nüfusunu -bugünün açgözlü beklentilerini karşılayamasa da- yeterli bir yaşam kalitesinde taşıyabilir. Ama bu sürecin mutlak kaybedenleri olacak, değişen koşullara adapte olabilecek teknik/mali altyapısı olmayan, bilgiyi kullanmayı bilmeyen, ekonomisini ve teknolojisini dönüştüremeyenler arasında.
Bunlardan biri olmamak için, bilgi üreten ve kullanan bir topluma dönüşmemiz gerekiyor ama OECD ülkeleri arasında eğitimde en sonlardayız(15), çoğu sınav hazırlığına indirgenmiş eğitim modelimiz gerçek eğitimden giderek uzaklaşıyor, bilgi veri tabanlarımız yok denecek kadar az, planlama yapan kurumlarımızı pasifize ediyoruz, kurumsal hafıza oluşturamıyoruz, siyasi çekişmeleri bir kenara bırakıp toplumsal çıkarımız için ortak akıl üretmeyi beceremiyoruz. Özetle, pek çok açıdan oldukça şanslı konumda olan ülkemiz kaybedenlerden olmamak için çok daha iyisini başarmak zorunda.
Mayıs 2009
|
|