cevregundem.sitemynet.com

GÜNDEM
ÖZETLER
İKLİM
GIDA SORUNU
SÜRDÜRÜLEBİL
NÜKLEER
SU
EKOLOJİ
ATIKLAR
EKONOMİ
TÜRKİYE
MEVZUAT
KENT DOĞA
HAKKIMDA
Sitelerim
Linkler

MEVZUAT


ÇEVRE MEVZUATI

sporeprint.jpg

DEVLET BABA VE SANAYICI

14 Mart 1995 Yeniyüzyıl gazetesi
-
hazirlaniyor






TÜRKİYE'DE ÇEVRE MEVZUATI YENİDEN ELE ALINMALI
(17 Aralık 1995 YeniYüzyıl gazetesi)

Türkiye'de çevre konusundaki olumsuz gidişi trersine çevirebilmek için koruyucu önlemleri zamanı geçmeden alırken, anarşik büyümenin yerini de planlı bir gelişme almak zorundadır. Acil olan akılcı çevre politikalarının ve planların, hukuki ve fiziksel altyapıların bir an önce oluşmasıdır.

Son günlerde çokça duyduğumuz "sürdürülebilir kalkınma" kavramı 1992'deki BM Rio konferansında geniş anlamda benimseninceye kadar çeşitli çalışmalarda ele alınmıs, çeşitli biçimlerde tanımlanmış bir kavramdır. Kendisi de başlı başına çevre sorunları yaratan fakirlik, doğal kaynakları olumsuz şekilde etkileyen endüstriyel gelişme ve çevre üçlüsü arasında bir denge bulma çabasının ürünü olan bu kavramın en genel açıklaması, "bir toplumun şu andaki gelişmesini, gelecek nesillerin kaynaklarını tehlikeye atmadan sürdürebilmesi."

Biraz daha ayrıntılı bir tanım, eski Dünya Bankası ekonomistlerinden prof. Herman Daly'ninki. Buna göre, sürdürülebilir kalkınma: Su, orman gibi kendini yenileyebilen kaynaklar için: kaynağı kullanma oranının, kaynağın kendini yenileme oranını aşmaması; kömür gibi tükenebilen kaynaklar için: kaynağı yoketme oranının, o kaynağın yerini alabilecek alternatif başka kaynaklar bulma oranını geçmemesi; çevre kirliliğinin yaratılma oranının da bunların yeniden kullanım, zararsız hale getirme, vb. şekillerde bertaraf edilebilmeleri oranını aşmaması.

Türkiye bugün bu kavramlar çerçevesinde incelenecek olsa, oldukça olumsuz bir tablo ortaya çıkar. Bazı bölgelerimizdeki kirlilik temizlenebilirlik sınırlarını bile aşmıştır; pek çok akarsuyumuz kirlilik yüzünden endüstriyel kullanıma bile uygun olmaktan çıkmıştır. Denizlerimizdeki kirlenme balık kaynaklarını ve turizmi tehdit etmektedir; birinci derece tarım alanları erozyon, tarım dışı kullanım, şehirleşme vb.ye hızla kaybedilirken -yani ülkenin yiyecek üretme kapasitesini aşağı çeken etkenler çoğalırken, nüfus büyük hızla artmaktadır (GAP projesi gibi büyük projeler yeni tarım alanları kazandırsa da, yöre ekolojisini bu derece etkileyen projeler yepyeni çevre sorunları da yaratacaktır.)

Sınırlar aşıldığında geri dönüş yok

Bunlar "sürdürülebilirlik" sınırlarının aşıldığı ya da aşılmaya yaklaşıldığının işaretleri sayılabilir. Bu sınırlar aşıldığında da geri dönüş her zaman mümkün değildir ya da maddi ve toplumsal büyük maliyetleri vardır. Çevre mevzuatımıza gelince, gittikçe daha kapsamlı bir hale gelse de yürütmede ciddi sorunlar vardır; yetersiz bütçesiyle Çevre Bakanlığı hızlı örgütlenememektedir; politik nedenler karıştığından en büyük sorunlardan biri olan yetki kargaşasının çözümü zordur; cezalar caydırıcı olabilmekten uzaktır; yönetmeliklere açıklık getirebilecek yardımcı dokümanlar ya da bilgi alabileceğiniz telefon danışma hattı gibi olanaklar mevcut değildir. Bunların yanında, Türkiye'de kamu kurumlarındaki bilgilere bile ulaşmak kolay değildir; değişik kurumlardaki bilgiler biribirini tutmamaktadır.

Tehlikeli Atık Yönetmeliği

Bu arada olumlu bir adım Türkiye'nin sonunda bir Tehlikeli Atık Yönetmeliğine kavuşmuş olmasıdır. Eğer göstermelik şekilde Türkiye'ye bu yükümlülüğü getiren Basel antlaşmasının şartını kağıt üzerinde yerine getirmekle yetinilmezse, yeni yönetmelik sanayicimiz ve atıklarla ilgili olan bütün kuruluşlar için yeni bir çevre yaklaşımının başlangıcı olacaktır.

Bu konuda hazırlıksız olan sanayicilerimiz de bu yeni duruma hazırlanmak zurumundadır. Zira, mevzuatımız henüz açıklık getirmemiş ise de, "kirleten öder" ilkesi vardır ve pek çok kuralın şu anda kağıt üzerinde kalıyor olması, gelecekte sorumluluktan kurtulmak için gerekçe olamayacaktır.

Bu konuda ABD'deki uygulama sanayicimiz için aydınlatıcı olabilir. ABD'de tehlikeli atıkların biriktirilmesi, taşınması, bertarafı gitgide daha pahalı ve daha güç olmaktadır. Hele çevre kirliliğine neden olunmuşsa, temizlemenin maliyeti akıl almaz boyutlara ulaşabilmektedir. Bu yüzden de, sanayici, önceden önlem almakta çok titiz davranmakta ve maliyetlerini düşük tutarak, son tahlilde karlı çıkmaktadır.

AT ile kaynaşma sürecine girdiğimiz günümüzde, yabancı sermaye akışında bir sıçrama olabileceği yönünde belirtiler vardır. Unutulmaması gereken şudur: MAL ÜRETIMİNDEKİ HER ARTIŞ, KAYNAKLAR ÜZERINDEKİ BASKIYI KAÇINILMAZ OLARAK ARTIRACAK, VE EN TEMİZ TEKNOLOJİLER BİLE YENİ KİRLİLİK YÜKÜ GETİRECEKTİR. Önemli olan Türkiye'ye yeni yabancı yatırımcı gelmesini özendiriken, kaynaklarımızı~akılcı kullanımında ve dengelerin korunmasında ipleri elden kaçırmamaktır.

Fazla mevzuatla yabnacı sermayeyi kaçırma korkusu da bir yana bırakılmalıdır. ÇEŞITLI ARAŞTIRMALAR ÇOKULUSLU ŞİRKETLERİN MEVZUATIN ÇOK OLMASINDAN DEĞİL, BELİRSİZLİKTEN, KEYFİLİKTEN, VE İŞLEMLERİN YAVAŞ OLMASINDAN ÇEKİNDİKLERİNİ GÖSTERMİŞTİR. Kişisel deneyimimiz de aynı doğrultudadır. Çevre konusundaki olumsuz gidişi tersine çevirebilmek için koruyucu önlemleri zaman geçmeden alırken, anarşik büyümenin yerini de daha planlı bir gelişme almak zorundadır.

Acil olan akılcı çevre politikalarının ve planların, hukuki ve fiziksel altyapıların bir an önce oluşması ve devlet kurumları arasında koordinasyon sağlanmasıdır. Umarız bu doğrultuda hızlı adımlar atılar ve biz de gelecekte Türkiye'de başarılı bir 'sürdürülebilir' kalkınma örneğinden bahsedebiliriz.









nukcat@gmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın