cevregundem.sitemynet.com

GÜNDEM
ÖZETLER
İKLİM
GIDA SORUNU
SÜRDÜRÜLEBİL
NÜKLEER
SU
EKOLOJİ
ATIKLAR
EKONOMİ
TÜRKİYE
MEVZUAT
KENT DOĞA
HAKKIMDA
Sitelerim
Linkler

SU


splashfcan.jpg

KURAKLIK PANİĞİ VE SU KAYNAKLARIMIZ,
Radikal gazetesi 18.08.2007

En başta başkentimiz Ankara, ardından Avrupa kültür başkenti adayı -sularıyla ünlü- İstanbulumuz, yeşil Bursamız olmak üzere birçok büyük şehir susuzluk tehdidi altında. Doğanın gazabı gibi gösterilmeye çalışılsa da, göçlerle, gökdelenlerle, alışveriş merkezleriyle, havuzlu sitelerle sürekli büyüyen mega kentlerimiz bu plansızlığın görkemli bir cezasıyla karşı karşıya. Peki bu duruma düşmemizde küresel ısınmanın rolü ne? Ülkemiz aniden çöle dönüşmeye mi başladı? Bütün su kaynaklarımız bu şehirleri kurtarmak için seferber mi edilmeli?

Medyada da sıkça yer aldığı gibi, uzun vadeli iklim modelleri ülkemizin bazı bölgelerinde yağışların giderek azalacağını öngörüyor. Fakat içinde kaotik unsurlar olan iklim son derece kompleks sistemler içeriyor ve kısa dönemde bile iklim tahmini yapmak çok yanıltıcı olabiliyor. Bu yüzden bu öngörülerin amacı kehanette bulunmaktan çok planlamaya yardımcı olmak. Yıllardır da model sonuçları bize yağışların azalacağı uyarısını yapıyor, ama demek ki asıl planlamayla görevli kurumlarımız harekete geçmek için 'musibet' beklermiş.

Peki kuraklık öngörülerinin 2007 itibarıyla ne kadar gerçekleştiğine bakalım. Devlet Meteoroloji İşleri web sitesindeki verilere göre Türkiye'de toplam yıllık yağış bu yıl (1970lerden beri) en düşük düzeyde değil. Belki bölgesel olarak olabilir ama toplama bakıldığında, bırakınız planlamalarda göz önüne alınması gereken yüz-yıllık kuraklığı, on-yıllık kuraklık düzeyinde bile değil. Elbette sıcaklık artışı gibi etkiyi büyüten nedenlerden söz edilebilir ama bu yılki kuraklık çok olağandışı görünmüyor. Buna karşılık, kuraklık bahane edilerek ülkemizin su kaynakları adeta talana açılmaktadır. Elektrik üretimindeki düşüşler de öne sürülerek, akarsular satışa çıkarılmakta, yasama organlarınca durdurulmuş, sivil toplum örgütlerinin karşı çıktığı projelere yeşil ışık yakılmakta, kuralların baypas edildiği izlenimi doğmaktadır.

Stoklama sorunu ve yeraltı suları

Çöl ve yarı-çöl bölgeleri dışında kuraklık bir stoklama sorunudur. Doğada yağışlar kar ve buzullarda, göllerde, yeraltı sularında stoklanır. Yapay olarak da barajlar bu işlevi görür ve kuraklık şehirler için nispeten çözülebilir bir sorundur. Barajlarla, suyun yeniden kullanılmasıyla ve nihayetinde -üç tarafı denizle çevrili bir ülkede- denizden arıtmayla katkı sağlanarak kentlerin kaynak sorunu çözülebilir. Ama yağışlar düzensiz olduğunda yalnızca karların erimesiyle oluşan akarsularla yaşam bulan doğa için, ormanlar ve tarım için, çeşit çeşit canlı için, küçük yerleşimler için, bu kaynakların kesilmesi katliamdır, felakettir; uzun dönemde bu sularla beslenen yeraltı suyu kaynaklarının da bitmesi demektir. Bu suları alelacele bilinçsiz, plansız büyük şehirlere yöneltmek, üzerlerine santrallar kondurmak çok büyük riskler taşır.

Belki birkaç ay içinde şiddetli yağışlar sellerle geri dönecek ama bu arada su kaynaklarımızın katliamı için düğmeye basılmış olacak. İşte o durumda ülkemizin geleceği için gerçek kuraklıktan, gerçek çölleşmeden bahsedebiliriz. Bu tür yatırım ve uygulamaları dikkatle takip etmek, gereğinde mücadele etmek hepimiz için vatandaşlık görevidir. Çözüm ise ancak -diğer kaynaklarımız gibi- suyun sürdürülebilir kullanımı ile olabilecektir. Buna, içilebilir suyu sifondan çekmemek, az kirlenmiş suları yeniden kullanmakla ilgili yeni standardlar/kıstaslar getirerek, çatılarımızı güneş panelleriyle kaplayarak başlayabiliriz.

KURAKLIK konusundaki yazılarıma birkaç ek yapmak yerinde olur.

Kuraklığın şiddetini vurgulamak için hem ülkemizde hem dünyada birçok kurumuş akarsu ve gölden bahsediliyor ama bunların çoğu aşırı su çekilmesi yüzünden kurumakta olabilir. CBT'de (16.09.07) İlhami Ünver'in yazdığı gibi, bu durumu doğru analiz edebilmek için kullanılmayan acı/tuzlu su göllerini incelemek yerinde olur; böylece, kuraklıktan mı yoksa aşırı kullanımdan mı kuruyorlar anlayabiliriz.

Akarsulardan su temini için elbette en zararsız method suyun denize döküldüğü yerden alınması. Ama bu pek kolay değil. Hem uzaklık sorunu var (örneğin Ankara'ya kaynak olarak düşünülen Kızılırmak taa Bafra'dan denize dökülüyor), hem birçok akarsu denize ulaşmıyor. Üstelik de baraj ve gölet yeri seçerken yükseklik, lojistik, maliyet hesapları faktörleri var. Bir zamanlar Manavgat Çayı'nın denize döküldüğü yerden alınan suyu Israil'e satma planı vardı ama pahalıya geldiği için vazgeçildi, kurulan tesisler atıl durumda bekliyor.

Yer seçimi değerlendirmelerinde ekolojiyi hesaba katmayi yeni öğreniyoruz ve acil durumlarda da olsa bu incelemelerin lüks değil hayati olduğunu unutmamak gerekiyor.

KURAKLIK PANİĞİ
Bilim Toplum - ekoloji 19.9.07

(Radikal 18/08/2007 de çıkan "Kuraklık Paniği ve Su Kaynaklarımız" adlı makalenin genişletilmiş halidir)

Başkentimiz Ankara ve 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'un da içinde bulunduğu birçok büyük kentimiz susuzluk tehdidi altında. Gökdelenlerle, alışveriş merkezleriyle, çim alanlar ve havuzlu sitelerle büyüyüp şişen kentlerimizin yöneticileri sonbahar yağışları için avucunu göğe açmış beklemede. Endüstriyel kirlilik yüzünden birçok akarsu, göl ve yeraltı suyumuz da kullanım dışı kaldığından, suyu bol kentlerimiz bile bu krizden muaf değil. Peki bu duruma düşmemizin nedeni gerçekten küresel ısınma mı? 2050'ler sonrası için öngörülen çölleşme aniden ülkemizi etkisine mi aldı? Bütün su kaynaklarımız büyük şehirlerimizi kurtarmak için seferber mi edilmeli?

Kuraklık öngörülerinin 2007 itibarıyla ne kadar gerçekleştiğine bakarsak, bu yıl Türkiye'de toplam yıllık yağış 1970'lerden beri en düşük düzeyde değil. Bölgesel olarak ciddi kuraklıklardan bahsedilebilir ama toplama bakıldığında, on-yıllık kuraklık düzeyinde bile değil. Ağaç halkalarından yararlanarak daha eskilere bakan çalışmalar da bunu destekler nitelikte. Bu çalışmalar, son 900 yıllık dönemde içinde bulunduğumuza benzer kuraklıkların defalarca yaşandığını gösteriyor ve Türkiye'de kuraklığın genellikle 1 yıl, seyrek olarak da 2-5 yıl sürdüğünü gösteriyor (Akkemik, Cumhuriyet Bilim Teknik 24.8.07). İklim söz konusu olduğunda belirgin periyodlardan bahsedemesek de, istatistik verilere göre de ülkemizde değişen aralıklarla hafif, kuvvetli ve şiddetli kuraklıklar görülüyor. Yani bu yıl içinde bulunduğumuz kuraklık çok olağan dışı görünmüyor. Buna karşılık, kuraklık bahanesiyle ülkemizin su kaynakları adeta talana açılmakta, elektrik üretimindeki düşüşler de öne sürülerek akarsular satışa çıkarılmakta, yasama organlarınca durdurulmuş projelere yeşil ışık yakılmaktadır. Bu acelede kuralların gözardı edildiği izlenimi doğmaktadır.

Uzun vadeli iklim modelleri zaman içinde ülkemizin bazı bölgelerinde yağışların giderek azalacağını tahmin ediyor. Küresel iklim değişikliğinin etkisiyle, sıcaklık ve yağışlardaki iniş çıkışların da şiddetlenmesi bekleniyor. Fakat iklim, içinde kaotik unsurlar içerdiği için, kısa dönemli tahminler bile çok yanıltıcı olabiliyor. Bu yüzden de bu öngörülerin doğru kullanımı, kehanetten çok, değişmesi olası koşulların belirlenip, uyum planlarının hazırlanmasına yardımcı olmak. Değişen iklime, azalacağı tahmin edilen yağışlara uyum sağlamak için, yalnız şehirler değil, özellikle tarım gibi yaşamsal olduğu kadar kırılgan bir sektör için, titiz planlamalar yapmak gerekiyor. Bilgi ve deneyim birikimi sağlayamayan, bilgiyi doğru kullanamayan toplumların iklim değişikliğinin getireceği afetlere uyum sağlaması mümkün görünmüyor. Oysa ülkemizde tam tersine bir süreç yaşanmakta; planlamayla görevli kurumlarımız gitgide devre dışına itiliyor. Bunun vahim sonuçlarını bu yılki kuraklık paniğiyle yaşamaya başladığımız söylenebilir.

Yağışların düzensiz olduğu bölgelerde kuraklık bir stoklama sorunudur. Su doğada kar ve buzullarda, göllerde, yeraltı sularında stoklanır. Yapay olarak da barajlar bu işlevi görür ve kuraklık şehirler için nispeten çözülebilir bir sorundur. Barajlarla, gölet ve sarnıçlarla, suyun yeniden kullanılmasıyla ve denizden arıtmayla katkı sağlanarak kentlerin su kaynak sorunu çözülebilir. Oysa, yalnızca karların erimesiyle oluşan akarsularla yaşam bulan doğa için, ormanlar ve tarım için, çeşit çeşit canlı için, küçük yerleşimler için, bu kaynakların kesilmesi bir felakettir; uzun dönemde bu sularla beslenen yeraltı suyu kaynaklarının da kuruması ve afet demektir. Bu yüzden akarsuları alelacele bilinçsiz, plansız büyük şehirlere yöneltmek ya da yeterince inceleme yapmadan üzerlerine santraller kondurmak büyük riskler taşır. Hele uzun sürelerde oluşan ama gelecekte, uzun kuraklık dönemlerinde, hayati önem kazanacak olan yeraltı suları, en son çare olarak ve ancak kendini yenileme hızının altında kullanılmalıdır.

Belki birkaç ay içinde yağışlar geri dönecek hatta sellere neden olacak, ama bu arada su kaynaklarımızın yıkımı için düğmeye basılmış olursa işte o zaman ülkemizin geleceği için gerçek kuraklıktan, gerçek çölleşmeden bahsetme zamanıdır. Su kaynaklarımızı etkileyebilecek her türlü yatırım ve uygulamayı dikkatle izlemek, gereğinde karşı durmak, ve yağışlar geri döndüğünde de su kaynaklarının önemini unutmamak zorundayız. Gerçek çözüm ise ancak -diğer kaynaklarımız gibi- suyun da sürdürülebilir kullanımı ile mümkün olabilecek. Buna, az kirlenmiş suları yeniden kullanarak, yağmur sularını toplayarak, suyu israf etmeyerek, ve çatılarımızı güneş panelleriyle kaplayarak başlayabiliriz.


nukcat@gmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın