cevregundem.sitemynet.com

GÜNDEM
ÖZETLER
İKLİM
GIDA SORUNU
SÜRDÜRÜLEBİL
NÜKLEER
SU
EKOLOJİ
ATIKLAR
EKONOMİ
TÜRKİYE
MEVZUAT
KENT DOĞA
HAKKIMDA
Sitelerim
Linkler

EKONOMİ


contrship.jpg

EKONOMİK KRİZE YEŞİL REÇETE
REFERANS gazetesi 1 Temmuz 2009

Dünyanın en büyük ülke-ekonomisinde yaşanan finans krizinin dalgaları ekonomileri sarsmayı sürdürürken, hükümetler peşpeşe kurtarma paketleri açıklıyor. Kimi uzmanlara göre dünya ekonomisi önümüzdeki yıl toparlanmaya başlabilir. Ama boyutları ekonomik krizden kat kat büyük olan ekolojik krizi aşmak çok daha zor ve bunun bilincinde olan toplumlar, ekonomilerini yeşil yatırımlarla canlandırarak, bir taşla iki kuş vurma hayalinde. Başarılı olabilirlerse, kriz sonrasında bizi oldukça farklı bir dünya, hatta yeni rekabet koşulları bekliyor olabilir. Altyapılarını, ekonomilerini dönüştürmeyi başaranlar da bu yeni düzenin kazananları olmaya aday.

Ekolojik krizin nedeni basit: nüfusu yedi milyara yaklaşan dünyada, tüketime-endeksli büyüme dünyanın doğal kaynaklarını silip süpürüyor, kirliliği yoketme kapasitesinin aşılmasına neden oluyor. Atmosferde biriken sera gazları iklimi değiştirirken kuraklık, sel ve fırtınalar şiddetleniyor, bulaşıcı hastalıklar ve parazitler ısınan bölgelere yayılıyor. Hızla çekilen yeraltı sularının tükenmesiyle dünyanın birçok bölgesinde kuyularla birlikte topraklar da kuruyor. Kalabalık nüfusların -üretmek için birkaç kat fazla tahıl gerektiren- et yemeye başlamasıyla ve tarımsal üretimde hayvan yeminin, biyoyakıtın paylarının artmasıyla, kişi başına düşen gıda-tahıl miktarı yıllardır küçülüyor. Hayvan yemi üretmek için ormanlar kesiliyor, tuzlanma, erozyon, şehirleşme ve kirliliğe sürekli toprak kaybediliyor. Ucuza üretim yapmak için giderek bir standard-düşürme yarışına dönen küresel serbest ticaretle, gelişmekte olan ülkelerde çevre ve sağlık sorunları çığ gibi büyüyor.

Hayati kaynaklarımızı, gereksinim bile duymadığımız malları üretip-taşıyıp-satıp-çöpe atmaya dayanan ekonomik büyüme modelinin artık sürdürülemeyeceği görülürken, hem kamu hem özel sektörün, ekoloji ve sosyal yapıyla dengeli bir ilişki kurabileceği sürdürülebilir ekonomik modeller geliştiriliyor. Küresel ısınmayı önlemek için sera gazı salınımlarını azaltmayı amaçlayan Kyoto Protokolü, emisyon azaltmaya ve orman dikmeye ekonomik değer kazandırıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programının ekonomik krizden çıkış reçetesi de ekolojik krize deva olma çabasında: temiz teknoloji ve (orman/toprak gibi) doğal altyapıları güçlendirme yatırımlarıyla, yeni istihdam yaratmak. Ekonomiyi canlandırma paketleriyle planlanan yeşil yatırımların büyüklüğünde ABD ve Çin başı çekerken, oranlarda ise yüzde 80le Güney Kore en önde.
Yeşil dönüşüm, fosil yakıtlara bağımlılıktan kurtulmak için de bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde birçok ülkede elektrikli arabaların yoğun kullanımı planlanıyor. Benzinci gibi akü değiştirme istasyonları ve sokaklarda şarj düzenekleri kuracak yeşil girişimciler ülkelerle anlaşma imzalamaya başladı bile. Gelecekte gelişmişlik göstergesinin kişi başına elektrik tüketimi değil, temiz elektrik tüketimi olması, ticarette ürünlerin -organik sertifika gibi- bir temiz enerji süzgecine tabii tutulması mümkün. Değişmekte gecikmek, yarışta gerilere düşmeyi göze almak demek.

Ülkemizde açıklanan ekonomiyi canlandırma paketleri ise maalesef tüketimi bir miktar özendirmekten öte, bir yeşil strateji ortaya koymayı başaramadı. Oysa bu kapsamda, farklı ölçeklerde iş ve istihdam yaratacak saymakla bitmez alan var: yenilenebilir enerji yatırımları yanında kullanımının da teşvik edilmesi, iletimde elektrik kayıplarının giderilmesi için şebekelerin yenilenmesi, toplu taşımacılığın artırılması, binalara ısı yalıtımı yapılması, su ve enerji kullanımında verimin artırılması, atıkların geri-dönüştürülmesi için altyapılar kurulması, atıklardan biyo-gaz üretimi için teknoloji geliştirilmesi, ekolojik tarımın desteklenmesi, iklimin değişmesiyle artacağı düşünülen orman yangınlarına karşı önlemler alınması, gibi. Hükümetimizden de daha fazla gecikmeden yeşil vizyonunu ortaya koymasını bekliyoruz.





EKONOMİK KRİZ ve YEŞİL DÖNÜŞÜM
Bilim Toplum 19 Ocak 2009

Dünyanın en büyük ekonomisinde yaşanan mali depremin dalgaları yayılırken, yeni bir küresel krizle karşı karşıyayız. Bu boyutta, benzeri bir ekonomik buhran belki daha önce hiç yaşanmadı. Önemli dersler çıkartılmaya şimdiden başlandığı kuşkusuz, işsiz/aç/açıkta kalacaklar pahasına. Ama dünyanın bu şer'den bir hayır'la çıkma olasılığı da hiç az değil. Bu krizi, hem tüketime-endeksli ekonomik modelden, hem de fosil yakıtlara bağımlılıktan kurtulmak için fırsat olarak görenler var, üstelik en büyük ekonominin dümenine yeni oturacaklar arasında bile. Kriz sonrasında dünya bambaşka olabilir, olmak zorunda.

Uzun yıllardır, kısıtlı kaynakları tüketerek, çoğu gereksiz malları üretip çabucak çöpe atmaya dayalı ekonomik modelin sürdürülemez olduğu tartışılıyordu. Dünya kaynaklarının kendilerini yenileyebileceğinin çok üzerinde hızlarda tüketildiği ve bu durumun sistemin çöküşünü getirebileceği kaygıları vardı. Taa 70'lerde çok satan Küçük Güzeldir'in ekonomist yazarına göre, doğal kaynaklar kapital yerine gelir olarak görüldüğü sürece tükenmeleri kaçınılmazdı. Ekolojik ekonomistlere göre de, ekonomik büyüme ve globalleşme, artık yarardan çok zarar veriyordu. Serbest dolaşan kapital, işgücü ucuz/çevre koruması az bölgelere kaymış; daha az çalışıp, kültür/sanata yönelmesi umulan refah toplumları, rekabet edebilmek için sosyal haklarından vazgeçer durumuna gelmişti. Ucuz üretim vahalarında ise yüksek çevre maliyetleri, işçi hak ihlalleri gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Dünya pazarında artan tahıl fiyatları, hasat bol olduğunda bile fakir Afrikalıları açlığa itiyordu. Üstelik, yaşamakta olduğumuz ekolojik krizin, ekonomik krizden çok daha büyük olduğu, son mali krizdeki kaybın, her yıl sırf ormansızlaşmaya kaybettiğimiz değerin yanında hala çok küçük kaldığı hesaplanıyordu.

Kısacası, global tüketim ekonomisi, gelecek kuşakların kaynaklarını bile şimdiden silip süpürürken, insanlara mutluluk da getiremiyordu. Artık maddi büyüme yerine, gelişme desteklenmeliydi; yani çok daha az ama kaliteli üretim ve daha eşitlikçi paylaşım. Fakat, ekonominin motoru olan tüketimin azalması, ekonomilerin durması demekti. Yani değişim, ekonomik/sosyal bunalımlar yaşanmadan gerçekleşemezdi. Derken... mali piyasaların oynadığı yanlış kumarın ateşlemesiyle, ekonomik kriz üzerimize çöktü. Sürdürülemezlik öngörüsü mü gerçekleşiyor? diye sorulabilir, hatta daha büyüğünü önlemek için, bunun bir kontrollü patlama olduğu tezi dahi öne sürülebilir. Ama, nedeni ne olursa olsun, ekonomik bunalım artık başladığına göre, dünya bunu değişim için bir fırsat olarak görmek zorunda. Hatta, belki de son fırsat.

İyi haber ise, henüz yetersiz de olsa, değişimin çoktan başladığı. İklimi değiştiren sera gazlarını sınırlayan Kyoto protokolü, Avrupa Birliğinin öncülüğünde bir karbon ekonomisi ortaya çıkartmayı başardı. İngiltere, 2050'ye kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 80 azaltacağını yasasına koyan ilk ülke oluyor. Çin 8 gigawatlık kirli kömür santrallerini kapatırken, kalabalık nüfusuna temiz enerji sağlama yolunda da hızlı adımlar atıyor. Büyük tüketici ABD'de bir enerji devrimi yaşanıyor. Petrol zengini Teksas, rüzgardan elektrik elde etmede ülkenin başını çekerken, 2050'lere gelindiğinde tüm ülkenin elektrik gereksiniminin yüzde 69'unun güneş enerjisinden sağlanabileceği hesaplanıyor. Kaliforniya'da hibrid arabaları satın almak için sıralar oluşuyor. Elektrik arabalarının 2010'dan itibaren satışı bekleniyor. Bir yandan da, Bush yönetimi imzalamadığı halde Kyoto hedeflerine uyacağını vadetmiş eyaletlerden üçü, Endonezya ile dünyanın ilk karbon kredisi antlaşmasını imzalıyor; yani, ormanlarını koruması karşılığında bu ülkeye para ödeyecek. ABD'nin yeni seçilmiş başkanı Obama, temiz enerji yatırımlarının milyonlarca iş yaratmasını öngörürken, otomobil üreticilerine, yeni enerji ekonomisi konusundaki planlarına baktıktan sonra yardım eli uzatılacağını vurguluyor. Sanayide bir evrimleşme/seçilim başlıyor. Kendini adapte edemeyenlere kimse acımayacak.

Dünyada yeni yeni iş kolları, yeşil girişimciler ortaya çıkıyor. Geçen yıl İspanya'nın kurduğu 60 MWlık güneş santralının ardından, 11 MWlık yeni santralını devreye alan Portekiz, 2011'de elektrik arabalarının yoğun kullanımı için otomobil üreticileriyle anlaşıyor, 1300 şarj istasyonu planlıyor. Sokaklarda ya da evinizin önünde elektrikli arabanızı fişe takabileceğiniz düzenekler, benzinci yerine (geceleri temiz elektrikle şarj yapacak) akü değiştirme istasyonları planlayan girişimciler, Danimarka, İsrail ve Avustralya ile anlaşma imzalıyor. Petrolün ucuzlaması ve finansman kaynaklarının kıtlaşmasından etkilenmesi beklense de, İtalya'da yeni açıklanan 2.6 milyar dolarlık Japon ortaklı güneş enerjisi yatırımı, krizin bu sektörde fazla yavaşlamayacağının sinyalini veriyor. Belçika'da, yalnızca ekolojik projelere kredi vermeyi hedefleyen ekolojik etik banka, mevzuata devlet garantisinin sınırlı olmasından da yararlanarak, müşteri çekmeyi başarıyor. Gelişmişliğin bir göstergesinin, kişi başına elektrik tüketimi değil, kişi başına temiz elektrik tüketimi olması uzak değil. Üstelik, ürünlerin organik sertifika gibi bir temiz enerji süzgecine tabi tutulması da mümkün. Değişmekte hızlı davranamayan ülkeler, gelişmişlik sırasında çok gerilere düşecek.

Yenilenebilir kaynak bolluğunun hala farkında olmayan ülkemize gelince: öncelikle bir yeşil enerji stratejisinin acil olarak saptanması gerekiyor. Elektrik üretmek için, gitgide kıtlaşan su kaynaklarımızı bile tehlikeye atan projeler yerine, boşa akıp giden güneş ve rüzgarın bereketini yakalayabilirsek, ithal yakıtlara bağımlılıktan kurtulurken, geniş iş imkanları da yaratabileceğiz. Yeni santral kurma maliyetinin çok daha azına, örneğin İspanya veya Almanya gibi, kendi evlerinde temiz enerji üretmesi için insanlara teşvik vermeye başlayabilirsek, yeni konutlara zorunluluklar getirebilirsek, bunun yaratacağı ekonomik canlılık ve istihdamı hayal etmek bile güç.

Büyük krizlerin büyük değişimlere gebe olduğu söylenir. Evet, ekonomik krizin kara bulutları arasından da geleceğe umutla bakmak için somut nedenlerimiz var. Ama değişimi gerçek bir seferberliğe dönüştürebilmek için, hükümeti ve muhalefetiyle güçlü siyasi irade, ve en başta meslek örgütleri, iletişimciler, akademisyenler, sanatçılar, hatta din adamları olmak üzere, hemen her kesimin destek ve heyecanına gereksinim var.

Ocak 2009


nukcat@gmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın